Aşılar ve Komplo Teorileri – Bölüm 2: Dr. Andrew Wakefield ve Aşı Karşıtı Hareket

Birinci bölümde Aşılar, Bulaşıcı Hastalıklar ve Bağışıklık Sistemimiz ile ilgili genel bilgilerden bahsetmiştim. Bu bölümde Aşı Karşıtı Hareket, bu hareketi tetikleyen kişi olan Dr. Andrew Wakefield ve bu grubun öne sürdüğü “Aşılar otizme neden oluyor!” iddialarını inceleyeceğiz.

Andrew Wakefield’in İngiltere’de başlattığı aşı karşıtı kapmanya, ABD’de Jenny McCarthy desteği ile yayılıyor.

Aşılara ilişkin şüphe ve korkuların kaynağı taa 1800’lü yıllara uzanıyor. Zaman içinde dini, hijyenik veya politik pek çok aşı karşıtı akım doğmuş. Bu akımlıların günümüzde en etkin olanları aşıların otizm hastalığına neden olduğunu ileri sürüyor. Aşılar ve otizm hakkındaki iddialar aslında bağımsız iki noktadan başlamasına rağmen günümüzde birbiri ile iç içe girmiş, kaynaşmış halde. Bunlardan ilki Dr. Andrew Wakefield’in başlattığı MMR ( Kabakulak, Kızamık ve Kızamıkçık) aşısı ile ilgili kaygılar ikincisi ise aşılara eklenen koruyucu bir madde olan Timerosol hakkındaki şüpheler.

Dr. Wakefield, MMR aşısı ve Timerosol ile ilgili detaylara girmeden önce, bilimin ve bilimsel çalışmaların nasıl yapıldığını anlamak ve otizm hastalığının ne olduğunu kısaca anımsamakta fayda var.

Bilim Nasıl Çalışır?

Bilim, yapısı gereği şöyle işler:
  • Bir bilim adamı, araştırdığı konuyu önce gözlemler.
  • Daha sonra bu gözlemler doğrultusunda, gözlediklerini açıklayacak bir hipotez ortaya atar.
  • Ardından bu hipotezi test eder.
  • Hipotezini teyit ettiğinde bunu akademik yayınlar aracılığı ile akamedik çevrelere aktarır.
  • Daha sonra dünyanın başka yerlerindeki başka bilim adamları aynı hipotezi kendi yaptıkları çalışmalarla tekrar tekrar test ederler. Zira bilimsel olarak geçerliği kanıtlanan bir hipotezi tesadüfi bulgudan ayıran en önemli özelliği tekrar edilebilir, ve tekrar edildiğinde aynı sonucu veriyor oluşudur.
  • Yapılan yeni çalışmalar ilk hipotezi destekledikçe hipotez sağlamlaşır ve teori haline gelmeye başlar.
  • Aksi bir durum olduğunda, yani hipotez yapılan tekrarlanan deneylerle çürütüldüğünde, iyi bir bilim adamının yapması gereken şey geriye bir adım atmak, hipotezini gözden geçirmek ve meslektaşlarının bulguları ışığında gözden geçirmek ve düzeltmek, ya da o hipotezin yanlış olduğunu kabul edip bir başka hipotez ileri sürmektir.
  • Hipotezler teoriye dönüştüklerinde bile farklı bilim adamlarında tekrar tekrar denenenerek sınanırlar. Zira bilimsel gerçeklerin en önemli özellikleri, tekrarlanan deneylerde aynı sonucu veriyor olmalarıdır.
  • Tekrar tekrar onanan teoriler, artık bilim çevreleri tarafında oybirliği ile doğru kabul edilen bilimsel gerçekler olarak kabul edilirler.

Bilim nasıl çalışır?

Aşı karşıtı hareketin iddialarını değerlendirirken, bilimsel yöntemin nasıl işlediğini aklınızda tutmanızda yarar var.

Otizm ve Benzer Sendromlar

Otizm,  diğer insanlarla iletişim azlığı, azalmış sosyal etkileşim, empati yoksunluğu, zayıflamış iletişim yetileri ve terarlayan davranış paternler ile kendisini gösteren nörolojik bir gelişim kusuru.

1960’lı yıllara dek tek bir hastalık kabul edilen otizm, son yıllarda benzer belirtilerle seyreden Asperger Sendromu, Rett Sendromu ve benzer hastalıklar ile birlikte Yaygın Gelişim Bozuklukları (Pervasive Developmental Disorers-PDD) hastalık grubunun içinde yer alan bir varyant olarak kabul ediliyor. Klasik otistik çocukların yaklaşık yarısında zeka ve konuşma gerliği gözlenirken, otizmin hafif bir formu olan Asperger Sendromu’unda bu oran oldukça düşük.  Asperger sendromlu kişiler içine kapanık, insan ilişkileri zayıf egzantirik kimseler olarak algılanıyorlar, bu nedenle de tanı konması oldukça güç bir durum. Bu grup hastaların bir kısmında savant özellikler denilen ileri matematiksel veya diğer yetiler mevcut olabiliyor. Ünlü bilim adamı Nikola Tesla, aktör Dan Akroyd, Daryl Hannah ve Wikileaks’in kurucusu Jullian Assange Asperger Sendromu olduğu söylenen ünlü üsümler arasında geçiyor.

Otizm konusundaki spekülasyonların artmasının başlıca nedeni  1980’lerde 1000 çocukta 0.47 olarak izlenen otizm sıklığının 1990’larda 150 çocukta 1 gibi yüksek bir orana yükselmiş olması. Bilim adamları bu artışın bir nedeninin daha önce tanı konamayan Asperger Sendromu gibi hafif otizm spektrumunda yer alan ve önceleri sadece egzantirik ve çekingen olarak algılanan kişilerin artık otizm hastları içinde sayılması olduğunu sanıyorlar.

Her ne kadar otizm hakkında yapılan çeşitli çalışmalar, hastalığın nedenlerini genetik ve biyokimyasal ve gebelik sürecinde fötüsün karşılaştığı fiziksel  faktörler üzerine odaklanmış olsa da, henüz otizm’e neden olan faktörlerin tam olarak bilinememesi, hastalığın bebek doğduğunda anlaşılmayıp tanının 4-5 yaşında konabiliyor olması ve artan yaygınlık otizm hakkında sıklıkla karşımıza çıkan çok sayıdaki komplo teorisinin nedeni.

Ancak şu konuda tüm tıp ve bilim dünyası hemfikir: Aşılar ve otizm bağlantısını ilk ortaya koyan kişi İngiliz hekim Dr. Andrew Wakefield.

Dr. Andrew Wakefield

Artık “Dr.” ünvanı kalmamış olan Andrew Wakefield

Bir İngiliz gastroenteroloji ( mide-barsak sistemi hastalıkları) uzmanı olan Dr. Andrew Wakefield, 1998 yılında 12 çalışma arkadaşı ile birlikte, dünyanın önde gelen tıp dergilerinden birinden olan Lancet dergisinde MMR ( Kızamık, Kızamıkşık Kabakulak karma aşısı) aşısı ile otizm arasında bir bağlantı olma ihtimalini öne süren  bilimsel bir bir makale yayınladı. Bu makalede, MMR aşısınındaki canlı virüsün barsak mukozasının geçirgenliğini artırarak kana, oradan da beyine geçtiğini, ve böylelikle otizme neden olduğunu iddia ediyordu. Bu iddianın dayanağı olarak da makalenin yazıldığı klinik çalışmada yer alan 12 çocuğun (evet, sadece 12!) hepsinde de otizm bulgularının MMR aşılamasından bir ay sonra ortaya çıktığı, hepsinin barsak biyopsilerinde ortak bulgular olduğu gösteriliyordu.

Wakefield ve arkadaşlarının çalışmasında ciddi metodoloji problemleri vardı ve bu nedenle bilimsel çevreler tarafından şüphe ile karşılandı. Her şeyden önce çalışma sadece 12 çocuk üzerinde yapılmıştı. O yıllarda İngiltere’de ayda 50.000 çocuk MMR aşısı olurken, bu bağlantının sadece 12 çocukta gösterilmesi verilerin tesadüfi olma ihtimalini düşündürüyordu. Çalışmada, bilimsel deneylerde altın kriter sayılan  kontrol grubu yoktu, bulgular MMR aşısı olmayan çocuklardan alınan örneklerle karşılaştırılmamıştı. İlaveten makale yazarlarının teorisinin kaynağında yatan barsaktan kana, oradan da beyine geçen zehirli maddler saptanmamış veya MMR aşısına ait kalıntılar saptanmamıştı. İlerleyen yıllarda başka bilim adamları tarafında yapılan  otizm’in olası genetik nedenleri üzerine yapılmış daha güvenilir çalışmalar mevcuttu ve araştırmalarda hastalığın genetik olduğu ihtimalini güçlendiren bazı verilere rastlanmıştı.

Makaledeki bu zayıf noktalara rağmen, sansasyonel bir konu olduğu için, medya organları makale bulgularını haber yapmaya başladılar. Anne -babalar arasında yayılan endişe ve ardından panik dalgası nedeniyle  1998 -2003 yılları arasında İngiltere’de MMR aşılanma oranları %92’den %80’e geriledi.

İzleyen yıllarda, en başta bahsettiğimiz bilimin çalışma şekli nedeniyle Wakefield ve ekibinin vardığı sonuçları tekrar etmeyi hedefleyen pek çok birbirinden bağımsız bilimsel çalışma yapıldı, ama Wakefield’in sonuçlarını bir daha  tekrar etmek mümkün olmadı.

Yapılan çalışmaların, yazılan makalelerin sayısı yüzlerce. Bu konuyu merak ediyorsanız dünyadaki tıbbi çalışmalara ait makalelerin derlendiği Amerikan Ulusal Tıp Kütüphanesi PubMed web sitesine gidip tüm makalelere bakabilirsiniz.  Anahtar kelimelere “aşılar ve otizm” yazdığınızda 500’den fazla makale geliyor, ki bu sadece başlangıç. 

Ancak sanıyorum Wakefield’in çalışmasındaki 12 örnek vaka ile karşılaştırmak adına yapılmış en kapsamlı çalışmalara değinmek yerinde olacak:

  • Danimarka’da yapılan 1991-1998 yılları arası doğan 500.000 çocuk üzerinde yapılan bir çalışma “MMR aşıları ile otizm görülme sıklığı arasında bir ilinti olmadığını, hastalık sıklığının aşılanmış ve aşılanmamış çocuklarda aynı olduğunu” saptadı.
  • Finlandiya’da 1982-1996 yılları arasında yapılan ve 1.8 milyon çocuğu kapsayan çok geniş kapsamlı bir çalışmada MMR aşısı olan 1.8 milyon çocuktan 174 tanesinde çeşitli yan etkiler görülmesine rağmen  -ki bunlar enfeksiyon ve benzeri otizmle ilgisiz yan etkiler-, aşılama ile otizm arasında bir bağlantı bulunadığı saptandı.
Liste uzatmayayım, merak ediyorsanız daha yüzlercesini kendiniz bulabilirsiniz. Şurada da yapılan tüm çalışmaları tablo halinde özetleyen bir makale mevcut. 

 

Wakefield’in düşüşü

2004 yılında Wakefield’in orjinal çalışmasının altında yatan bazı gerçekler gün ışığına çıktı. Hepsi son derece ciddi etik sorunlar ve çıkar çatışmaları içeren bu gerçeklerin en belli başlılarına bakalım:

  • Bu tip bilimsel çalışmalarda örnek vakaların rastgele seçilmesi gerekirken, Wakefield’in üzerinde çalıştığı 8 çocuktan 5 tanesi aşı üreticilerine toplu dava açan aynı avukatın müşterileri idiler.
  • Bilimsel çalışmalarda, etik olarak, her tür maddi desteğin çalışmalanın tarafsızlığını korumak için ilan edilmesi gerekirken, Wakefield’in bu çalışma sırasında bu 5 çocuğun avukatından 50.000 İngiliz Sterlini para kabul ettiği ve bu maddi yardımı çalışma ile ilgili hiç bir yerde beyan etmediği saptandı.
  • En önemlisi, bu araştırma sırasında Wakefield’in aslında bir rakip Kabakulak aşısının patenti için başvuruda bulunduğu, yapılan çalışmanın kullanmakta olan aşıyı karalama ve Dr. Wakefield’in ortağı olduğu firmanın aşısını piyasa sürmek amaçlı olduğu saptandı.
2004 yılında ortaya çıkan bu detayların üzerine, çalışmada Wakefield’in ekibinde yer alan 12 doktordan 10 tanesi çalışmadan çekildiklerini açıkladılar. 2010 yılında Lancet dergisi kamuoyuna bir açıklama yaparak etik dışı uygulamalar ve sonuçların çarptırılması nedeniyle makaleyi yayından çektiğini açıkladı.
Wakefield’in düşüşü sadece makalenin geri çekilmesi ile bitmedi. Yaptığı çalışmanın sansasyonel hale gelen sonuçlarının İngilere ve Dünya halk sağlığına olumsuz etkisi,  Wakefield’in içinde bulunduğu karmaşık ve kirli çıkar ilişkileri Birleşik Krallık Tıp Konseyi’nin dikkatini çekti ve konseyin etik komitesi 24 Mayıs 2010 tarihinde yayınladığı bir genelge ile ciddi mesleki suistimaller ve etik dışı uygulamlar yaptığı tespit edilen Andrew Wakefield’in “Doktor” ünvanını geri aldı ve doktorluk yapmasını yasakladı:
…Panel, Dr. Wakefields’in araştırmaları sırasında pek çok etik sınırı aştığını tepit etmiştir. Halk sağlığı üzerine doğrudan etkisi olabilecek bir araştırmanın  sonuçlarını yayınlarken dürüst davranmamış ve bilimsel verileri meslektaşlarından gizlemiştir. Araştırmada kullanılan LAB fonlarını açıklamamış ve bu konuda yanıltıcı beyanatlarda bulunmuştur. Daha da önemlisi araştırmaya ödenek sağlayan kişilere olan sorumluluğunu yerine getirmemiş ve bu ödenekleri kendi çıkar ilişkileri doğrultusunda yönetmiştir. Bir doğum gününde çocuklardan kan alırken son derece duyarsız davranmış ve mesleği ile bağdaşmayacak kadar saygısız bir şekilde küçük çocukları strese sokmuş ve onlara ızdırap vermiştir….
… tüm bu hususlar göz önüne alındığında, Dr. Wakefield’in adının tıbbi kütükten silinmesine karar verilmiş olup….

2011 yılında dünyanın önde gelen prestijli tıp dergilerinden British Medical Journal’da, Wakefield vakasındaki karmaşık dolandırıcılığı tüm detaylarına kadar inceleyen iki bölümlük bir makale yayınladı. ( Birinci ve ikinci bölümleri okumak için tıklayın.)

Artık doktor olmayan Andrew Wakefield, şu anda Amerika’da yaşıyor ve  halen aşı karşıtı lobi üzerinden geçimini sağlıyor.

Amerika’daki Aşı Karşıtı Hareket

Amerika’daki aşı karşıtı hareketin güçlenmesinde Andrew Wakefield’ in neden olduğu sansasyona ilaveten başka nedenler de var.

Amerika’da aşılarda 1930’lardan beri civa kökenli bir bileşik olan Timerosal koruyucu olarak kullanılıyordu. 1997 yılında İngiltere’deki MMR aşısı histerisinden bağımsız olarak FDA, 6 aylık bebeklere yapılan aşılar sonucunda bu bebeklerdeki kan Timerosol değerlerinin 187.5 mikrogram’a çıkabileceğini duyurdu. Artık civa’nın olası toksik etkileri bilindiği için, Amerika Pediatri Akademisi (AAP) ve Amerika Halk Sağlığı Enstitüsü ortak karar alarak o tarihe kadar zararlı bir yan etkisi saptanmamış olsa da Mart 2001 tarihinde  önlem olarak grip aşısı haricindeki aşılardan Timerosol maddesini çıkardılar.

Her ne kadar AAP’nın önlem olarak yaptığı bu girişim tamamen olası bir yan etkiye karşı önlem amacıyla yapılmış olsa da, MMR ile ilgili haberlerin arttığı zamanda yapılan bu uygulama halkta genel bir huzursuzluk ve endişe yarattı ve anne babalarda aşıların yan etkileri konusunda şüphe tohumları ekmeye yetti.

Jenny McCarthy

ABD’deki aşı karşıtı hareket önderi eski Playboy modeli Jenny McCarthy: kendi deyimi ile “Google Üniversitesi’nden mezun” olarak herhangi bir tıp eğitimi olmaksizin otizm hakkında bir kitap yazdı.

İngiltere’de lisansını kaybeden ve doktorluk yapmaktan men edilen Andrew Wakefield’in ABD’ye yerleşmesi ile eş zamanlı olarak, otistik bir oğlu olan eski playboy modeli Jenny McCarthy otizm konusunda bir kitap yazmaya karar verdi. McCarthy, bu kitabın yazmadan kısa bir süre öncesine kadar oğlunun otistik olduğu gerçeğini red ediyor ve oğlunun telepati vb gibi doğa üstü güçleri olan bir “İndigo Çocuk” olduğunu iddia ediyordu. Hatta Indigo çocukların doğa dışı akıllı varlıkların dünyadaki re-enkarnasyonu olduğunu iddia eden bu bilim-dışı doğaüstü akımın öncülüğünü yapmış ve indigomoms.com isimli bir web sitesi kurmuştu. Otizm ile ilgili yazdığı kitabın tanıtımından hemen önce bu web sitesi yayından kaldırıldı. Kitap tanıtımı için Amerika’nın en çok izlenen programlarından biri olan Oprah Show’a  çıkan Jenny McCarthy, kendi ifadesi ile “Google’da arama yaparak kendisini eğitmiş -her fırsatta Google üniversitesinden mezun olduğunu ifade ediyor-, anne içgüdüleri ile çocuğuna gereken tedaviyi hissetmiş ve buğday ile süt içermeyen bir diyet yardımı ile oğlunun otizmini tedavi etmiş“. 

Jenny McCarthy, aşılar ve otizm arasında bir ilinti olmadığını ispat eden milyonlarca vaka üzerinde yapılan çalışmalara rağmen halen Amerika’daki Dr. Wakefield sempatizanlarının başında geliyor. Ancak son yıllarda sayıları gittikçe artan ve aşıların güvenilirliğini tekrar tekrar kanıtlayan bu çalışmalara rağmen 12 kişilik etik olmayan bir çalışmayı kamuoyuna “gerçek” diye dayattığı için de epey ciddi eleştirilere maruz kalmakta.

 

Dr. Mark Gier ve Dr. David Geier

Dr. Mark Geier ve oğlu David Geier

Aşılar ve otizm ilintisini popüler medya, komplo teorisyeni ciddiyetsiz web siteleri veya bilimin yanında batıl inancın kol gezdiği forumlar haricinde ciddi tıbbi kaynaklar ve PubMed kütüphanesinden okumak istediğinizde aşıların otizmle bir ilgisi olmadığı sonucuna varmış binlerce çalışmanın yanısıra, bunun aksini iddia eden az sayıda çalışma bulacaksınız. Biraz dikkat ederseniz çok da güvenilir olmayan bu çalışmaların  büyük sıklıkla Dr. Mark ve Dr. David Geier’la ait olduğunu görebilirsiniz. Eğer biraz aşı karşıtı web sitesi okursanız  bu ikilinin Wakefieldin yanısıra referans alınan iki doktor olduğunu görebilirsiniz. Bu yaygınlık ve bol referans gösterilme nedeniyle kısaca Dr. Geier’lerin kim oldukları ve şu an ne yaptıklarına da değinmekte fayda var.

Baba-oğul olan Dr. Mark ve Dr. David Geier’in dosyaları da Dr. Wakefield’dan farklı değil. Dr. Mark Geier, hekim olmasına rağmen pediatri, endokrinoloji veya otizm üzerine uzman bir hekim değil. Oğlu David Geier ise doktor olmamasına ve sadece biyoloji bölümünden mezun olmasına rağmen yakın zamana kadar Dr. ünvanını gayet rahatlıkla kullanıyor ve yasalara karşı gelerek hasta muayene ediyordu. Bu ikili yazdıları birkaç makalede testosteronun civayla bir bileşik oluşturduğu, ve bu bileşiğin kan beyin bariyerini geçerek beyinde birikerek otizme neden olduğunu iddia ettiler. Onlara göre otistik çocuklar aslında çok fazla testerteron salgılayarak erken ergenliğe giriyorlar, aşılardan aldıkları Thimerosol maddesindeki civa ile hormonları etkileşime geçiyor ve bu nedenle de otizme yakalanıyorlardı.

Bu desteksiz iddialarla yola çıkan Dr. Geier ikilisi, Lupron isimli bir ilacın otizmi tedavi ettiğini iddia ederek bu tedaviyi oldukça çok sayıdaki otistik çocuğa uygulamaya başladılar. Sorun şu ki, kullandıkları ilaç olan Lupron, prostat kanseri hastalarına veya ciddi hormonal bozukluğu olan ergenlere verilen, hipofiz salgısını baskılayan çok güçlü bir ilaç ve geri dönülmez kimyasal kastrasyon ( hadımlık) yapabiliyor. İlaç, bu yan etkisi nedeniyle genelde cinsel taciz suçlularına cinsel dürtülerini kalıcı olarak bastırmak için kullanılıyor.

Baba-oğul Geier’ler bu bilimsel herhangi bir destekleyici verisi olmayan, hiç bir tedavi protokolünde yeri olmayan ve dahası onaylanmamış  kendi uydurdukları bu tedavi yöntemini çok sayıda çocuk üzerinde denediler. Bu işlemi onay ve lisansları olmadan kendi bodrumdan bozma “kliniklerinde” yaptılar.

Dahası da var. 

Bilimsel literatürde “peer review” denen bir kavram vardır. Bilimsel bir çalışmayı anlatan makalelerin, bir bilimsel dergide yayınlanmadan önce makale konusunda yetkin diğer bilim adamları veya bir kurul tarafından onaylanması gerekir. Makaleler, ancak bu onaydan geçerlerse yayınlanabilirler. Bu mekanizmanın amacı abuk subuk, bilimsellikten uzak çalışmaların uluslarlarası bilim yayınlarını meşgul etmesini engellemek ve yayınlanmaya değer bulunan çalışmaların en azından belirli güvenilirlik ve bilimsellik standartlarına sahip olmasını sağlamaktır. Peki bu mekanizmaya rağmen Dr. Mark ve David Geier’in makaleleri nasıl oldu da seçkin bilimsel dergilerde yayınlandı?

Bunun cevabı Lupron tedavisi ile ilgili açılan araştırma sonunda açıklığa kavuştu. Dr Geier ve oğlu’nun makalelerinin hepsini onaylayan Instutitional Review Board of Chronical Illness isimli komite’nin Dr. Mark Geier tarafından kurulmuş düzmece bir komite olduğu, Mark Geier’ın komite başkanı olarak kendisini atadığı ve IRB kurulunun adresinin de Dr. Geier’ın ev adresi olduğu ortaya çıktı! 

Kişinin kendi yazdığı bilimsel çalışmanın bilimselliğini gene kendisinin onaylaması kulağa pek de etik gelmiyor, değil mi?

Sonuçta, tüm bunları göz önünde bulunduran Maryland Eyaleti Tıp Kurulu, Mart 2011’de bir genelde yayınlayarak Dr. Geier’in hekimlik yapma lisansını lağvetti ve kendisine ve doktorluk yapma lisansı olmadan hasta tedavi eden oğlu David Geier’e ağır yaptırımlar uyguladı. Bu karara zemin hazırlayan 9 hastanın detaylı tedavileri ve Dr. Geier’ın yaptığı etik dışı diğer uygulamaların detaylı dökümü için Maryland Tıp Kurulu’nun ilgili karar tutanağını okumanızı öneririm.

Bu bölümde Aşı karşıtı hareketi başlatan ve destekleyen isimler ve bu isimlerin yetkinliklerinden bahsettik. Bu kişiler herkesin okumasına açık olan bilimsel verileri  göz ardı edip hala ellerinden tutarlı ve geçerli veri olmadan aşıların otizm yaptığını iddia ederek kamuoyunu ve anne-babaları yanlış bilgilendirmeye devam ediyorlar. Bu isimlerin ortak özellikleri ise çok bariz: ya konu ile ilgili eğitim ve bilgi birikiminden yoksunlar, ya da içinde bulundukları çıkar ilişkileri nedeniyle bilimsel gerçekleri görmezden geliyorler ve hatta etik dışı uygulamalara başvurmaktan da çekinmiyorlar. 

Bir sonraki bölümde sıklıkla karşılaştığımız Aşı Karşıtı İddialar ve bu iddiaların bilimsel yanıtlarını işleyeceğiz.

Bizi izlemeye devam ediniz! 

Kaynaklar:

  1. Hviid et al. (2003). Association Between Thimerosal-Containing Vaccine and AutismJournal of American Medical Association.
  2. American Academy of Pediatrics. (2011).
  3. Begley, S., & Interlandi, J. (2009, March 2). Anatomy of a ScareNewsweek.
  4. Center for Disease Control. Immunization Safety and Autism- Thimerosol and Autism Research Agenda.Retrieved from CDC Website: http://www.cdc.gov
  5. Department of Health and Human Services Center for Disase Control. (2011). Vaccines & Immunizations.Retrieved from Center for Diesae Control (CDC) Web site: http://www.cdc.gov/vaccines/
  6. Fombonne, E. (2009). Epidemiology of pervasive developmental disordersPediatric Research, 65(6), 591-8.
  7. Fombonne, E., Zakarian, R., Bennett, A., Meng, L., & McLean-Heywood, D. (2006). Pervasive Developmental Disorders in Montreal, Quebec, Canada: Prevalence and links with immunizationsPediatrics.
  8. Geier, D. A., & Geier, M. R. (2003). A Case Series of Children with Apparent Mercury Toxic Encephalopathies Manifesting with Clinical Symptoms of Regressive Autistic DisordersJournal of Toxicology and Envionmental Health.
  9. Glazer, S. (2003, Jun 13). Increase in AutismCQ Researcher.
  10. Gross, L. (2009, May). A Broken Trust: Lessons from the Vaccine-Autism WarsPublic Library of Science, 7(5).
  11. Halsey, N. A., & Hyman, S. L. (2000). Measles-Mumps-Rubella Vaccine and Autistic Spectrum DisorderReport From The new Challenges in Childhood Immunizations Conference . Oak Brook, Illinois.
  12. Horton, R. (2004). A Statement by the editors of the LancetThe Lancet, pp. 820-821.
  13. Kaiser Research Institute. (2004, Feb 25). Letter from Kaiser Research Institute to Mark Geier M.D.
  14. Koch, K. (2000, Aug 25). Vaccine ControversiesCQ Researcher.
  15. Madsen, K. M., Hviid, A., Vestergaard, M., Schendel, D., Wohlfahrt, J., Thorsen, P., . . . Melbye, M. (n.d.). A Population Based Study of Measles, Mumps, and Rubella. Vaccination and Autism. (2002) New England Journal of Medicine.
  16. Mutter, J., Naumann, J., Schneider, R., Walach, H., & Haley, B. (2005). Mercury and Autism: Accelerating evidence? Neuroendocrinology Letters.
  17. Offit, P. A. (2008). Vaccines and Autism revisited: The Hannah Poling CaseNew England Journal of Medicine.
  18. Offit, P.A. (2010) Autism’s False Prophets: Bad Science, Risky Medicine and the Search for a CureColombia University Press.
  19. Omer, S. B., Salmon, D. A., Orenstein, W. A., deHart, P. M., & Halsey, N. (2009). Vaccine Refusal, Mandatory Immunization, and the Risks of Vaccine-Preventable DiseasesNEJM.
  20. Park, A. (2008, June 2). How Safe Are Vaccines? Time.
  21. Parker, S. K., Schwartz, B., Todd, J., & Pickering, L. K. (n.d.). Thimerosal-Containing Vaccines and Autistic Spectrum Disorder: A Critical Review of Published Original Data. Pediatrics.
  22. Patja A, Davidkin I, Kurki T, Kallio MJ, Valle M, Peltola H. (2000). Serious Adverse Events After Measles-Mumps-Rubella Vaccination During A Fourteen-Year Prospective Follow-Up. Pediatr Infect Dis J. 
  23. Schecter, R., & Grether, J. (2008). Continuing Increases in Autism Reported to California’s Developmental Service System: Mercury in Retrograde. Arch gen Psychiatry.
  24. Smith, M. J., Ellenberg, S. S., Bell, L. M., & Rubin, D. M. (2008). Media coverage of the MMR vaccine and Autism controversy and its relationship to MMR immunization rates in the USPediatrics.
  25. Sugarman, S. D. (2007). Cases in Vaccine Court – Legal Battles over Vaccine and Autism. New England Journal of Medicine.
  26. Sutcliffe, James S. (2008). Insight into the pathogenesis of Autism. Genetics.
  27. The Collage of Physicians in Philadelphia. (2011). The History of Vaccines. Retrieved from The History of Vaccines:
  28. World Health Organization. (2007). Prevent. Protect. Immunize.

About isil_arican

Yalansavar'ın kurucusu, San Fransisco'da yaşayan bir Tıp Doktoru. Stanford Üniversitesi Çocuk Hastanesi'nde Klinik Bilgi İşlem Direktörü. Bay Area Skeptics Yönetim Kurulu Üyesi. Boş zamanlarında sözde bilimle savaşıyor, Yalansavar'a ve Trepanasyon'a yazıyor, TED çevirileri yapıyor, kedi seviyor, evde bira kaynatıyor, bir de bu aralar The Witcher oynuyor.

37 Yanıt to “Aşılar ve Komplo Teorileri – Bölüm 2: Dr. Andrew Wakefield ve Aşı Karşıtı Hareket”

  1. tekrar merhaba Isil ..

    malum fazla uzun yazamiyoruz yorumlar kismina ve maalesef yazinin ilk bolumunde yonelttigin sorulara dair cevabi linkler ve calismalar birikmis olmasina ragmen kisisel nedenlerden dolayi o bolumu daha sonra revisit edecegim gibi duruyor ..

    bu yazinda degindigin (ve kaynakcanda bulundurdugun) konu, kurulus, arastirma ve isimlerle ilgili (madem cikar/para iliskisi ve ahlak disi davranislara sahip kisi ve kuruluslarin calismalarina guvenmemiz gerekiyor; art niyetleri ve davranislarinin ardinda bilimdisi motivasyon kaynaklari bulunduruyor ve sahtekarliga kadar goturebiliyorlar isi) asagidaki bilgilendirici yazinin konuyu olmasi gereken perspektife oturtmada faydali olacagini dusunuyorum.

    http://www.robertfkennedyjr.com/docs/ThimerosalScandalFINAL.PDF

    yine yazinin altinda cite edilen Paul A. Offit ve the new england medical journal icin kaleme aldigi “Vaccines and Autism Revisited — The Hannah Poling Case” adli yaziyi ve implikasyonlarini bu “yeni” bilgi isiginda tekrar okumani rica ediyorum. Bu kisi kimdir, hangi asinin patentine sahiptir, ilac ve ecza endustrisi ile baglari nelerdir, cocuklarin ayni anda 100,000 asi olabilecegini soylerken (ki bu rakami daha sonra (very graciously) 10,000’e indirmistir) sence yukarida verdigin semaya uygun bir bilimsel arastirma mi yurutmustur yoksa daha ziyade cuzdaninda bulunmasini arzuladigi para miktarini dusleyerek mi boylesi bilimdisi soylemlerde bulunabilmistir? Uzmani/yoneticisi oldugu alanda su ana kadar tek bir hasta kabul etmisligi ve tedavi etmisligi var midir? Tam olarak hangi sebeple bu kisinin gorus ve yorumunu dikkate almaliyiz?

    Ilac ve asi endustrisi ile devletin saglik kuruluslari/tip okullari ve karar alma mekanizmasindaki hukumet gorevlileri arasidaki su gecirmez baglar nelerdir ve tek bir otizm davasi icin bile haklarinda suc hukmu bulundugu takdirde kapilarinda yiginla bekleyen diger davalar sonucu bu kisi ve kuruluslarinin ugrayacagi maddi kayip ne olacaktir? .. cevabi halen tam verilememis bir diger soruyu da beraberinde getiriyor aslinda bu: asiyi vuran doktor/hemsire ve asiyi saglayan firmalar neden yasal kovusturmadan muaftir?

    bir de senden ricam, amerika ve dunyanin geri kalan populasyonlarinda otizm (ve tabii diger norolojik hastaliklarin) gorulme oranlarini karsilastirmak ve nedenleri konusunda fikir sahibi olmak babinda, amerika’da uygulanan asi takvimi ve adedi (etken maddelerinin dozajinin karsilastirmasi) ile diger ulkelerin uygulamalarini da ekleyebilir misin siteye? .. hatta meshur civanin dunya capinda hangi ulkelerde hangi tarihlerde yasaklanmis oldugunu da belirtirsek belki amerika’da gorulen yuksek oranli norolojik dosorder’lar konusunda daha iyi bir fikrimiz olur…ha tabii bir de amish’ler gibi asi uygulanmamis toplumlar uzerinde yapilan karsilastirmali arastirmalar varsa (ki var) bunlarin sonuclari da belki okuyucularin ilgisini ceker..

    bir de, asilar gibi cevresel faktorleri hic suclamamiz gerekiyor ya, otoriteler bir baglanti yok diyor bize, e o zaman onlarin asilari bozuk degilse olsa olsa bizim genetigimiz bozuktur, tam olarak hangi gendir bu hastaliga neden olan? .. bu bir predisposition mi yaratir hastalik icin yoksa predetermined midir bu hastaliklar? .. yoksa belki “epigenetic effect” denilen bir baska unsuru da mi denkleme eklememiz gerekir?

    bir de belki son olarak tip doktorlarinin hipokrat yeminini yayinlarsak, bugunku asi uygulamalarda ve ozel olarak da “herd immunity” cabalarinda tip mesleginin ilkeleriyle celisen noktalari hatirlamis oluruz.

    idealist yaklasimin ve emegin icin tekrar tesekkurler, sevgi ve selamlar ..

    Beğen

    • Merhaba Asena,

      Yorum ve görüşlerin için teşekkürler. Bir önceki WordPress’in spam olarak algılayıp uşurduğu yorumun için üzgünüm, ama daha önce de ilettiğim gibi çok uzun yorumlar genelde spam filtresine takılıyor. Zaten yorum, tanımı gereği üzerine yazıldığı yazıdan kısa olmalı, yoksa zaten adı blog yazısı olurdu 😉

      Paul Offit hakkında birkaç soru sormuşsun. Kendisi çok yakından tanıdığım bir isim. Aşı karşıtı cephenin iddia ettiği gibi öyle süper zengin para içinde yüzen ve “daha çok bebek ölsün ki ben de daha zengin olayım” diye ellerini ovuşturan kötücül bir bilim adamı değil. Kısaca detaylandırayım:

      Uzmanı/yöneticisi olduğu alanda şu ana kadar tek bir hasta kabul etmişliği ve tedavi etmişliği var mıdır?

      Offit bir Tıp doktoru, hatta Enfeksiyon hastalıkları, Immunoloji ve Viroloji Profesörü. Dünyanın en saygın tıp merkezlerinden biri olan Pensilvanya Üniversitesi Çocuk Hastalıkları bölümünde hekim olarak çalışıyor. Aynı zamanda Philadelphia Çocuk Hastanesi’nin Bulaşıcı Hastalıklar Ana Bilim Dalı Başkanı. Hastane, ABD’de en iyi çocuk hastanesi seçildi, Dünyada da en iyi ilk 10 hastane sıralamasında.) İlaveten Otizm Bilim Vakfı (ASF) kurucusu. Sanırım epey hasta muayene etmiştir 😉

      Tam olarak hangi sebeple bu kisinin gorus ve yorumunu dikkate almaliyiz?

      İşte tam yukarıdaki saydığım bu nedenlerle (Tıp doktoru geçmişi, deneyimi ve çalıştığı kurumlar ve gördüğü hasta sayıları nedeniyle) görüş ve yorumlarının epey değerli olduğunu düşünüyorum. En azından her tür dolandırıcılığı belgeleri ile ortaya çıkan Wakefield, veya Google Üniversitesi mezunu Jenny McCarthy’den daha iyi bir otorite benim için. 🙂 Ayrıca Offit, ömrünün 25 yılını, yılda 500.000 (yazı ile beşyüz bin) çocuğun ölümüne sebep olan çok ciddi ishale neden olan Rotavirüs isimli hastalığın aşısını bulmak için harcadı ve bu aşı sayesinde dünyanın her yerinde -ABD dahil- Rotavirüs’e bağlı çocuk ölümleri azaldı.)

      İlave bir nokta da şu “elinde aşı patenti tutan kötücül bilim adamı prototipi”. Eğer aşı karşıtı lobi web sitelerinin dışına çıkar ve “rotavirüs patenti” konuusnda bağımsız kaynaklarda biraz araştırma yaparsan, aslında tek bir rotavirüs aşı patenti olmadığını, Offit, hastanesi ve ekibi dışında pekçok bilim adamı kurum ve kuruluşun farklı rotavirüs aşıları için sayısız patente sahip olduklarını görebilirsin. ( Gooogle patent arama motorunda kendin deneyebilirsin.)

      Eğer Offit’in kitaplarını okumadıysan ve bu adı sadece Aşı karşıtı iddia yayınlarındaki suçlamalardan biliyorsan (ki kendisinin uzmanlık alanını tam olarak bilmemenden ve aşı karşıtı söylemlerde sıklıkla geçen prototipleri dile getirmenden öyle olduğunu düşünüyorum) mutlaka kitaplarını okumanı öneririm. Fikrini değiştirmese bile, en azından Offit’in hangi gerekçelerle bu konunun arkasında durduğunu son derece açık, yalın ve kaynak destekli olarak kendi ağzından okuyabilirsin. Zira benim gördüğüm, genelde aşı karşıtı web siteleri adamcağızın konuşmalarından bir cümleyi cımbızlayıp yayınlıyorlar. Genel akış içinden kopunca cümle son derece manipulatif bir hale geliyor.

      Biraz ilgisiz belki ama Offit’in 2009 model Toyota Camry kullandığını ve standart Amerikan evlerinin olduğu bir banliyo mahallesinde sıradan bir yaşantı sürdüğünü de belirtmeden geçemeyeceğim.Bebekleri öldürüp ellerini ovuşturarak çok ama çok para kazanıyorsa epey iyi saklıyor kazandığı paraları. Yaşantısında bildiğim tek sıradan olmayan şey, vaccine court sırasında vermiş olduğu bilirkişi görüşü sonrasında aşı karşıtı fanatiklerinin kendisine ve ailesine rutin olarak ölüm tehditleri gönderiyor olması ve buna karşı önlem olarak kapısında polis beklemesi.
      25 yıl çalışıp hayat kurtaran bir aşı geliştirip, binlerce çocuk ölümünü engelleyip ölüm tehditlerine maruz kalma konusu ise ayrı bir ironi. 😦

      Sorduğun diğer soruların detayına şimdi girmiyorum, zira yazının üçüncü (ve son, söz valla!) bölümünde bunların çoğunu “Aşı Karşıtı İddialar” başlığı altında mercek altına alıyor olacağım. Aynı şey otizmin şu anki bilinen/ düşünlen nedenleri için de geçerli. Aslında üçüncü bölümü şimdiye dek çoktan yayınlamayı düşünüyordum, ama benim de kişisel bazı işlerim nedeniyle arası çok uzadı, senin nezdinde tüm okuyucu kitlesinden özür diliyorum. En kısa zamanda son bölüm geliyor.

      İlgi ve katkın için ben teşekkür ederim. Konunun genişliği nedeniyle bazı yazacaklarımı unutuyorum, senden yorum gelince hatırlıyorum iyi oluyor böyle. Ayrıca benim bu yazıları yazma amacım zaten sizlerin kafasındaki soru işaretlerinin biraz olsun önüne geçebilmek, o nedenle emek verip yorum yazdığın için ayrıca teşekkürler, sevgiler. 🙂

      Beğen

  2. “ha tabii bir de amish’ler gibi asi uygulanmamis toplumlar uzerinde yapilan karsilastirmali arastirmalar varsa (ki var) bunlarin sonuclari da belki okuyucularin ilgisini ceker..”

    Yukaridaki cumle ile bilimin en temel ilkelerinden birisini yerle bir etmis durumdasiniz.

    Iki olay arasinda neden-sonuc iliskisi oldugunu soylemek icin en azindan diger tum parametrelerin sabit/benzer kalmasini saglamak durumundasiniz. Istatistiksel olarak anlamli bir neden-sonuc iliskisi ararken diger ozellikleri ayni olan iki grup karsilastirilir. (bkz http://en.wikipedia.org/wiki/Confounding ), birbirinden son derece farkli iki grubu karsilastirip cikan sonucu keyfinizin istedegi farka (asi olmama) yoramazsiniz.

    Zaten genlerin son derece onemli rol oynadigi bilinen bir hastaligin asilara bagli olup olmadigini sorgularken dunyadaki en kapali gen havuzlarindan birisi ili karsilastirma yapamazsiniz. Isterseniz yaparsiniz tabi ama cikan sonuc son derece anlamsiz olmakla birlikte haliyle bilim de degildir. ( Bkz: http://en.wikipedia.org/wiki/Correlation_does_not_imply_causation )

    Ayrica -var ama- diyelim ki otizmde genetik yatkinlik yok,bu durumda Amish halkinin az otistik cocuga sahip olmasini -yasam sekilleri geri kalan populasyonlara gore o kadar farkli iken- nasil oluyor da gidip “sadece asi olmamalarina” bagliyorsunuz? Bunun adi cimbizlamaktir. Mesela evde bilgisayar kullanmadiklari icin de olabilir, ya da TV sayretmedikleri icin, ya da cocuklara karsi otoriter davranip dayak attiklari icin.

    Sizin mantikla firefox kullanimi da cadiliga neden oluyor :o) http://xkcd.com/111/

    Gercegin/dogrunun pesinde kosarken gelen verileri objektif olarak irdelemek lazim ancak insan beyni malesef boyle calismiyor; insan malesef once cok az veri ile bir seye inaniyor ve sonra da bu inancini destekleyecek verileri aramaya girisiyor bu arada da bu inancini curuten verilere gozlerini kapiyor. Insan tam da bu zayifligini gidermek icin bir arac gelistirmis: bilim. Iyi bir bilim adami kendi teorisini curutmeye calisir ve ve o yonde veri toplamaya cabalar. Eger teorisini curutebilecek kaliteli bir veri bulursa fikrini degistirmeye hazirdir. Eger tersini yapar da kalitesine bakmadan teorisini destekleyecek veri ararsa emin olur ki cok gecmeden bulacaktir. Sizin Amish veriniz malesef asi karsitlari tarafindan tam da bu sekilde ayiklanarak secilmis cok tipik bir ornek malesef.

    Insan beyninin nasil inandigini irdeleyen su kitabi siddetle tavsiye ederim: http://www.dr.com.tr/Kitap/Inanan-Beyin/Michael-Shermer/Bilim/Populer-Bilim/urunno=0000000376017

    Beğen

    • Aslında Amish konusuna bir sonraki bölümde girecektim ama madem konusu geçti ben de iki cümle edeyim 🙂

      Amish’lerde Otizm görülmediği doğru değil. Bu iddiayı ilk defa Age of Autizm adlı web sitesi kurucularından Dan Olmstead attı. Herhangi bir kaynağı ve dayanağı olmadan Olsted’in web sitesinde uydurduğu bu iddiaya göre “Amishler aşılanmıyorlar bu nedenle de bu toplumda hiç otizm görülmüyor.

      En tehlikeli bilgi edinme yöntemi ödünç alınan bilgidir. Ne yazık ki bunu tüm komplo teorilerinde ve elbette de aşı karşıtı harekette de sıklıkla görüyoruz. Birisi ortaya bir iddia atıyor, verilerle desteklemeden. Sonra bu iddia web sitesinden siteye kulaktan kulağa “mişli geçmiş zaman” kipiyle dolanıyor. Bu nedenle benim herkese önerim okuduğunuz bir bilginin doğruluğundan emin olup, öyle inanmaları. İnternette araştırın, sadece kendi görüşünüzle uyan web sitelerinin işaret ettiği kaynakları değil, diğer kaynakları da inceleyin. Ancak bu şekilde doğru bilgilere ulaşabilirsiniz. Yoksa dogmatik şekilde empoze edilen, verilerle desteklenmeyen hurafeleri yaymak için bir araç haline gelirsiniz. Bu sitenin zaten esas kuruluş amacı bu. 🙂

      Şimdi şu meşhur iddiaya geri dönelim:

      “Amishler aşılanmıyorlarmış, bu nedenle de otizme de yakalanmıyorlarmış.”

      İddiada iki adet hata var. Birincisi Amishler aşılanıyorlar. Olmstead’in uydurmasının aksine, düzenli aşılanma oranları %84’lerde. Hiç aşılanmayan çocuk oranı ise %4 civarında.

      Gelelim ikinciye, Amishlerde de otizm görülüyor. Görülme oranı yapılan şu çalışmada 1/271 olarak bulunmuş. Farklı çalışmalar da benzer oranlar mevcut. Daha da önemlisi ise Amish’lerin bazı kollarında kapalı gen havuzu nedeniyle genetik hastalıklar genelde daha sık görülüyor ve sık görülen bu hastalıkların bazılarında otizm de ilave bir problem olarak ortaya çıkıyor.

      Hatta daha da çarpıcı ve bir o kadar da ironik olanı, Amish’lerin en yoğun yaşadıkları bölgelerin birinin tam ortasında, sıklıkla Amish çocuklarını tedavi eden ve otizm vakalarına da bakan kocaman bir özel klinik olması. 🙂

      Yukarıda da belirttiğim gibi, ödünç bilgi ile hükme varmak tehlikeli. Bilgiye ulaşmak o kadar da zor değil, tek yapılması gereken bilgi kaynağının güvenilirliğini kontrol etmek, referansları incelemek ve aksini ispat eden referans olup olmadığını aramak. Bunu yapmadığımız sürece komplo teorisyenlerinin çılgın teorileri yaymakta kullandığı araçlar olmaktan kurtulamayız.

      Beğen

  3. 🙂 .. onceki yorumumun ucmasi tamamen benim daha once hicbir bloga yorum yazmamis olmamdaki deneyimsizlikten kaynakli teknik bir hata, durumu rectify etmeye calisiyorum gordugun uzere kisa tutmaya calisarak .. ne kadar basarili olabilicem, bakalim 🙂

    yalniz, burada tum bu tartismalar arasinda gozden kacirdigimiz bir nokta var Isil, ki bu isin bilimsel tarafini da torpuluyor gibi .. dedigin gibi milyonlarca ailenin ve milyarlarca cocugun sagligini ilgilendiren bir konuda olayi 2 kampa: “asi yanlilari”, “asi karsitlari”na indirgeyip, asilarin guvenilirligi konusundaki zafiyetleri maalesef ilk elden tecrube etmeye zorlanmis, inandigi-guvendigi ve tip dunyasi ve hukumetlerinin bunca ovdugu ve yararlarina ikna ettigi asilar kendi cocuklarina zarar verdiginde ve bazi durumlarda insanlar cocuklarini kaybettiklerinde insanlar soru sormaya baslayip haklarini ve sorumlululari aradiklarinda karsilarinda celikten bir duvar bulup, bizim dedigimiz hersey dogrudur bak laboratuvarda calisma yaptik, asilarimizda sorun yok, siz anne-babalar olarak fazla duygusal davraniyorsunuz ve cocugunuzda gorulen yan etki de olsa olsa tesadufidir gibi acimasiz, medical intimidation iceren ve nedense fazlasiyla agresif bir savunma mekanizmasiyla karsilasip karsilarina binbir turlu engel cikariliyor, guvendikleri doktorlar asiyi yapana kadar cocugun yaninda herhangi bir ters etkside ise hicbir liability kabul etmeyip savunmada ise burada bir sorun var demektir .. insanlarin doktorlari ile iliskisinde guven bence ilk sirada gelir ve malesef bu guvenin kirilmasi yonunde hukumetler, politikacilar ve saglik endustri adeta elele verip onyillardir ugrasiyorlar .. asi “magdurlarinin” (dikkatini cekerim, burada magdur olan X doktor Y doktor degil, gunahsiz cocuklar ve hayatlari onanmaz sekilde degisen ailelerdir) tam da bu noktada hukumetlerinin ve doktorlarinin expertizine yardimina ihtiyaci varken, offit’in bahsi gecen makalesinde de belirttigi gibi, magdur aileler isler yolunda gitmediginde karsilarinda bir muhatap bulamiyor, federal mahkemede hukumete karsi dava aciyor (devlet, korumaya aldigi asi firmalarinin yerine magdurlarla mucadele ediyor ve kendi aldigi kararlarin, verdigi onaylarin kokusmuslugunu da ortbas etme cabasina giriyor) ve tum musluklarin basini tutmus, lifeline’ini bigpharma’ya baglamis birtakim ana akim tip doktorlarinin (fix edildigi belgelenmis) arastirma ve raporlarinin istisnasiz hepsi “otorite biziz, asiyla gorulen durum arasinda bir baglanti da yoktur, hadi simdi siz bu olmadigini belgeledigimiz bagi, magdur aile olarak avukatinizla kanitlayin bakalim kanitlayabiliyorsaniz” gibi bir rasyonelle karsilarinda yer aldiklarinda, yapilmakta olan haksizligin ne tip ilkeleriyle (ortada bir sorun varsa bunu yadsimak yerine cozum arayisina gitme sorumluluguna ne oldu?) ne mesleki veya genel ahlakla ne de insanlikla bir alakasi kalmiyor..

    yine uzatiyorum, kisaca, burada konunun asil odagi ne offit ne wakefield ne mccarthy olmamali, esas magdurlarin kim oldugu gozden kacmamalidir ..

    ve fakat yine belirtmeden gecemiyecegim ama belli ki yakidan tanidigin Offit’i kendine otorite olarak belirlerken ayni cumle icerisinde yine wakefield’e atifta bulunmus ve maalesef otizmli bir cocugun annesi, cocugu icin verdigi mucadele ve bu mucadeleyi kazanmis olmasi gibi ozelliklerinden once “eski playboy guzeli” oldugunu vurguladigin (asi karsiti olmakla itham edilen kisilerin ozellikle amerikan medyasinda bir pattern olarak mutlaka belden asagi, ad hominem ve strawman fallacy’ye ve pesin onyargilara neden olan ve kisinin ne dediginden ziyade kim oldugu uzerinden hedef sasirtmaya calisan bir yaklasim sozkonusu), mumkunse bu iki “evil” sahsin da en begenilmeyecek (wakefield’i zombi gibi gosteren bir fotograf) ve hatta credibilitesini en aza indirgeyecek (mccarthy fotografi) fotograflara yer verdigin goze carpiyor .. bu iki kisinin sahsinda da “asi karsitlarini” yargilayip mahkum etmis gozukuyorsun ..

    offit ve wakefield ile ilgili de bir seyler soylemek istiyorum ama bunu bir post edelim bakalim .. uzuyor yine ..:)

    (to be continued) ..

    “ABD’deki aşı karşıtı hareket önderi eski Playboy modeli Jenny McCarthy: kendi deyimi ile “Google Üniversitesi’nden mezun” olarak herhangi bir tıp eğitimi olmaksizin otizm hakkında bir kitap yazdı.”, derken, farkinda misin bilmiyorum ama kendi cocugunun uzmani/koruyucusu olan her anne-baba gibi (cocugun otistik, ishaller kramplar normaldir, kafasini duvara vurabilir normaldir, al bu ilaclari bi guzel sedate et, faturalarini da nasil oduyorsan ode artik diyen doktorlarin yapmadigini yapip) cocugu icin kendi cabalariyla bilgi edinip, cocugu icin dogru olduguna inandigi yontemleri buyuk bir ozveriyle gelistirip uygulayip sonucunda da cocugunun sagligini improve eden bir ANNE modelini bu sekilde asagilamakla, yine ayni “medical intimidation”, hor gorme yontemini diger anne-babalar ve tip egitimi almamis olmasina ragmen cocugunun sagligi icin konuyla ilgili arastirmalarini senelerdir “google”dan yapan benim gibi anneleri de zan altinda birakiyorsun ..

    Beğen

    • Asena,

      Öncelikle ‘aşılar zararlı’ iddialarıyla başlayan tartışmamız, ‘olayın psikolojik boyunu da önemli’ seviyesine geldiyse bu iyi bir şey. Ancak bu noktadan sonra aslında bu blogun ana kurulum nedeni olan ‘verilerle desteklenmeyen, asılsız ve içi boş iddiaları çürütmek’ amacının da dışına çıkmış oluyoruz. Bu serinin amacı ne otizme çare bulmak (keşke o kadar kolay olsaydı), ne de otistik çocuk sahiplerine psikolojik destek vermek. Bu konularla ilgilenen pekçok profesyonel ve bilimsel site mevcut. Konunun o kısmını bu sitelere bırakıyorum.

      Ancak işin duygusal kısmından bahsetmişken, diğer duygusal konuları da unutmayalım. Evet, otistik çocuk sahibi olmak gerçekten çok büyük bir yük, ve duygusal etkisi azımsanamaz. Ama başka duygusal boyutu olan durumlar da var. Mesela, aşı karşıtı bir ailenin aşılanmadığı için kızamık olmuş çocuğundan hastalık kapıp, SSPE geçiren ve ömür boyu zihinsel özürlü olacak bu çocuğun annesi var. Ya da çocuğunun otistik olmasını onu aşılatmasına bağlayıp kendini suçladığı için depresyona giren ve çocuğunu yastıkla boğarak öldüren şu anne var. Ya da üç yıldır çocuk felci görülmediği halde aşılama programını korkarak terk eden Nijerya’da çocuk felci nedeniyle ölen ve sakat kalan çocukların anneleri var. Ya da İsveç’te anneleri aşılanmadığı için 30 yıldır ilk defa ortaya çıkan doğumsal Kızamıkçık sendromu nedeniyle kör ve sakat kalmış bebekler var…..

      Gelelim Ad Hominem konusuna…
      Eğer Wakefield ve McCarthy hakkında herhangi bir veri sunmadan aşılar konusundaki görüşlerinin güvenilmez olduğunu sadece koyduğum resimlerle iddia etmiş olsaydım, o zaman belki Ad Hominem atak diyebilirdin. Ancak her ikisi ile de ilgili neden bu insanların sözlerine güvenilmemesi gerektiğini son derece detaylı açıklamış durumdayım. Bu nedenle herhangi bir Ad Hominemlik durumu yok. Resim seçimime gelince, Wakefield’in resmi adını yazdığında karşına çıkacak ilk beş resimden biri. Hemen hemen tüm haber kanallarının doktor lisansının elinden alınması haberinde kullandığı resim. Resimi seçim nedenim ise hem çözünülürlüğünün iyi olması, hem de arkadaki aşı karşıtı afiş. ‘Zombi gibi görünme’ konusunda sana katılmıyorum, bence aksine bitkin ve yorgun görünüyor. Mc Carthy’ye gelince, farkındaysan onun iki resmi var. İlk resmi son derece aktivist bir resim, hatta blogun ana resmi. İkinci resim ise McCarthy’nin mesleki uzmanlık alanını simgeliyor. Kendisi bildiğin gibi fotomodel, o resmi de fotoşoplamış değilim. Kendisinin bilerek, isteyerek verdiği bir poz. ( Ayrıca Google araması yaparsan kendisinin herhangi bir bloga konabilecek resminin ne kadar az olduğunu da göreceksin.)

      Google üniversitesi’ne gelince… Sana şöyle bir örnek vereyim.

      Diyelim ki ben hiç bir fizik bilgim, eğitimim ve birikimim olmadığı halde ‘Kuantum Mekaniği ve Higgs Bozonu’ ile ilgili bir kitap yazdım. Hatta alternatif fizik kongresi düzenledim. Soranlara da dedim ki ‘ Ama ben google da acaip vakit geçirdim, bu işi çözdüm. Dünyadaki, hatta CERN’deki fizik profesörleri yalancı, benim dediğim doğru.’

      Sence beni kimse ciddiye alır mı? Yoksa komik mi olurum?

      Jenny McCarthy’nin de otizmle ilgili olarak yaptığı şey aynen bu. Kendisini herhangi bir şekilde aşağıladığım yok, bir anne olarak deneyimlerini yazsaydı itirazım da olmazdı. Ancak tıbbi eğitimi SIFIR olan bir insanın ‘internetten öğrendim’ diyip tıpla ilgili bir kitap yazmasını, binlerce hasta görmüş bilim adamlarının sunduğu verileri, milyonlarca çocuğu içine alan bilimsel çalışmaları yok varsayması ve elinde hiçbir kanıt olmaksızın karalaması ve bu kitabı para karşılığında insanlara satmasını son derece etik dışı buluyorum. Kitabında vermiş olduğu hiçbir bilimsel kaynağı olmayan saçmasapan önerilere uyan anne babaların gerek bu öneriler için harcadıkları lüzümsuz paralara, gerek çocuklarını tabi tuttukları muhtelif işkencelere (acaip derece kısıtlayıcı diyetler, çocukları kalıcı olarak hadım eden hormon tedavileri, veya böbrek yetmezliğine sokan şelasyon tedavisi vs vs) ayrıca üzülüyorum.

      Anne babalar Google’da elbette araştırma yapabilirler. Ama tıbbi konularda öneri aldıkları kişi Jenny McCarty’nin web sitesi ise bu işte bir yanlışlık var.

      Kısa bir gözlem aktarmak istiyorum son olarak. Benim gördüğüm kadarıyla ‘Ad Hominem’ ve ‘Strawman’ taktiklerini esas sen uyguluyorsun. Bir dizi iddiada bulunuyorsun, çoğu tamamen subjektif yorum, varsayım veya ‘anectodal evidence’ e dayalı iddialar. İlaç endüstrisinde zaman zaman görülen etik dışı uygulamalar olması nedeniyle aşıların zararlı olduğunu iddia ediyorsun, elinde veri/kanıt yok. Offit patent sahibi olduğu için rüşvet aldığını varsayıyorsun, elinde veri ya da kanıt yok. ‘Amishlerde otizm yok‘ diyorsun, oysa iki dakikalık bir Google taraması ile bunun doğru olmadığını görmek mümkün. Bu iddiaları ortaya dayanaksız olarak atıyorsun, ben veri ve kaynak göstererek aksini kanıtlıyorum. Hemen ardından ilk iddialarını tamamen bir kenara bırakıp yepyeni, alakasız ama yine desteksiz iddiaları ardarda sıralıyorsun. Bir şekilde kendini aşıların kötü olduğuna ve her nasılsa otizmle ilgili olduklarına ikna etmişsin, ama aşıların nasıl/neden zararlı olduğuna ilişkin verilerle destekleyebildiğin bir fikrin yok, daha çok bir hissiyata sahipsin.

      Onaylama Önyargısı (Confirmation Bias) diye bir kavram var: İnsan, psikolojik olarak genelde önce bir fikir oluşturur, daha sonra bu fikri destekleyecek verileri toplar. Fikriyle çelişen verileri görmezden gelir, fikrini destekleyenleri ise benimser.

      Confirmation bias, bir konuda fikir oluştururken içine düşebileceğimiz en tehlikeli durumlardan biri. Çünkü bizi kısırdöngüye sokar ve alternatif görüşlere gözlerimizi kulaklarımızı kapamamıza, uçlara sürüklenmemize neden olur. Ben mümkün olduğunca gerek bu konuda gerek merak ettiğim diğer konularda her iki cepheden de oldukça çok kaynak okuyup, sunulan verilerin kalitesini inceleyip bir fikir oluşturma çabası içindeyim. Sana da önerim, sağlıklı ve manipüle olmamış bir görüş oluşturmak istiyorsan aynısını yapman. Daha önceki yorumlarından anladığım kadarıyla sadece çok kısıtlı bir zümrenin sunduğu bilgi ve verileri okuyorsun. Bu konuya ilgiliysen kendi görüşünü onaylayan web sitelerinin, kitapların dışına çıkmanı, konuyu daha geniş perspektiften incelemeni öneririm. Ancak o zaman sağlam dayanaklara oturan, üzerinde iyi düşünülmüş bir görüş oluşturabilirsin. Aksi takdirde internette sesi çok çıkan ancak ellerinde veri olmayan ve birbirlerini referans olarak gösteren üç-beş grubun görüşlerini tekrar etmekten öteye gidemezsin.

      En tehlikeli şey bilime duyguların ve önyargıların yön vermesidir. Bu nedenle ortaçağ’da binlerce kişiyi kazığa bağlayıp yaktılar zamanında.

      Bilim niteliği itibariyle insanların isteklerinden, içinden geçenlerden bağımsız çalışmak zorundadır. Bilimsel veriler ne gösteriyorsa odur, bazı insanlar buna üzülüyor veya alınıyor diye bilimsel gerçekler değişmez.

      Carl Sagan’ın nefis bir lafı var, diyor ki “Bizler, Evreni gerçekte olduğu gibi kavramalıyız. Bunu yaparken, onun nasıl işlemesini istediğimizi bir kenara bırakalım.”

      Beğen

  4. çok önemli bir hata dışında güzel bir yazı bu hata ise liseden kalma teori onaylanırsa kanun olur kısmı. teori bir olguyu açıklar kanun ise formulize eder. yerçekimi kanunu matematikseldir, teorisi ise nasıl işlediğini anlatır. bu hatadan en çok anti evrimciler memnundur sanırım.

    Beğen

  5. British LaMedıcal Journal Lanset dergisine üye olmak istiyorum.Türkiyede nereden bağlantıya geçmem gerekir.Yardıma ihtiyacım var? Telefon ve adres konusunda bilgi verirseniz sevinirim.Teşekkürler

    Beğen

    • Her iki derginin de internet sitesi mevcut. Buradan ikisine de abonelik basvurusu yapabilirsiniz.

      http://www.bmj.com/
      http://www.thelancet.com/

      Beğen

      • Işıl hanım ,
        Öncelikle cevap verdiğiniz için çok teşekkür ederim. Verdiğiniz siteler yabancı.Türkiyede dağıtım yapan bir merkez varmı? Yayınları türkçe takip edebileceğim ve telefonla yada türkçe web den ulaşabileceğim.?
        Sevda

        Beğen

      • Isil_arican 21 Haziran 2012 17:28

        Yayinlarin Turkceleri oldugunu zannetmiyorum. Uyelik ucreti vermek istemiyorsaniz, coguna Tip Fakulteleri kutuphanelerinden ulasabilirsiniz.

        Beğen

  6. Isil Hanim,
    Yazilariniz kadar yorumlariniz da son derece bilgilendirici. Cok tesekkur ediyorum.

    Beğen

    • Rica ederim, begendiginize sevindim. İşinize yaradıysa, kafanızdaki sorulara biraz olsun cevap verdiyse ne mutlu! 🙂

      Beğen

      • Aslina bakarsaniz sizin verdiginiz bilgilere hakimdim. Hic bir zaman asi karsiti olmadim. Simdiye kadar sizin bu yazi diziniz kadar duzgun ve sade bilimsel anlatima Turkce kaynaklarda rastlamamistim. Ayrica belirtmeliyim, yorumlariniz da en az yazilarinizla ayni kalitede.

        Elimden geldigince yazilarinizin okunmasini saglayacagim 🙂

        Beğen

      • Isil_arican 27 Temmuz 2012 02:21

        Teşekkürler 🙂

        Beğen

  7. dedelere takke Cevapla 27 Ocak 2013 19:57

    Aşı karşıtı değilim fakat yönetimlerin ilaç ve aşı konusunda yeteri kadar denetim sahibi olduklarını düşünmüyorum. İlaç ve aşılar kötü niyetli insanların elinde çok tehlikeli bir silaha dönüşebilir. Ayrıca Türkiye’de çocuğu hafif terlese 2 çeşit hap üstüne 1 tane şurup peşine nane limon vb. içiren anneler tanıyorum.

    Beğen

  8. benim yorumum yazıyla ilgili olmaktan ziyade yazının sonunda kendinizi tanıttığınız bölümle ilgili.Yani tıp doktoru yazmak yerine uzmanlık alanınızı yazsanız daha açık olur.Doktor dediğimizde zaten tıp ile ilgilenenler akla geliyor değil mi?

    Beğen

  9. Ben neden tartisildigin cok iyi anlayamiyorum. Bu neden bir tartisma konusu onu da anlayamiyorum. Ben kizim asidan zarar gordu. Ben sadece sunu soyluyorum, “bana neden secme sansi vermiyorsun, bu benim bedenim, ben cocugumun bedeni. Ben sorumluyum. Hukumetler degil. Diger cocuklari tehlikeye atiyorsun konusa da aci aci guluyorum sadece.
    Gecenlerde yine onume cikti, cok seviyorum neden Dan Burton’a hayir mercury/thiemersalin konuyla bir baglantisi yok HAYIR diyemiyorlar. Neden diyemedikleri bir urunu hala asilarin icinde tutuyorlar. Neden tek asinin icine koymak gerekmiyorsa tek asi uretmiyorlar. En zarar edilen donemde kar eden bir sektorken asi sektoru, neden bu kadar kiymetli fizibilite konusu? Bu is keske sadece gonulveren doktorlarin arastirmalari, buluslari, ve uygulamalariyla sinirli olsaydi.

    Beğen

    • Sevgili Araştıran Anne,
      Yorumun için çok teşekkür ederim. Yönelttiğin soruların detaylı cevapları üç bölümlük bu yazı dizisinde kaynakları ve tüm verileriyle mevcut. Ama gene de bazı hususların tekrar altını cizmenin faydalı olduğunu düşünüyorum.
      Bu konunun neden tartışıldığını ben de anlayamıyorum doğrusu. 🙂 Yazıda da belirttiğim gibi milyonlarca ( evet milyonalrca) çocuğu kapsayan çalışmalarda, ne aşılarla otizm arasında bir bağlantı saptandı, ne de thimerosal maddesinin otizm veya bir başka probleme neden olduğu bulundu. Milyonlarca defa ispatlanmış bu durumun hala tartışılması bence de son derece abes. Hem hepimizin zamanını alıyor, hem bence otizm hastalığının gerçek nedenlerinin araştırılması için harcanabilecek kaynakların defalarca ispatlanmış bu konuya harcanmasına neden oluyor, hem de aşı karşıtlığı hareketin nedeniyle milyonlarca çocuğun aşı ile önlenebilir hastalıkardan korunmasını engelliyor, hastalanmaları ve ölmelerine neden oluyor.

      Aşılanma konusunun bireysel bir tercih olamayacağını, grup bağışıklığı başlığında detaylı olarak anlatmıştım. Eğer, çocuğunu aşılatmamayı seççiyorsan, bu senin bireysel tercihin olarak kalmıyor. Çocuğun, yuvada, okulda başka çocuklarla temas kurduğu sürece, onun aşılanmayarak herhangi bir mikrop taşıması, bu mikrobu başka bir hastalık nedeniyle başığıklık sistemi düşük bir çocuğua bulaştırması söz konusu. Bu nedenle dağ başında, diper insanlardan izole yaşamadığımız sürece, aşılanma bireysel bir karar değil. Şöyle bir örnekle sanıyorum daha iyi anlaşılabilir: “İçki içmek benim bireysel tercihim, istediğim kadar içer, araba da kullanırım. Kaza yaparsam kendi sorumluluğumda” diye düşünemeyiz. Zira bu durumda, içki içen ve araba kullanan kişinin başka insanlara çarpma ve onları yaralama hatta öldürme riski var. Benzer şekilde, siz çocuğunuzu aşılatmayarak, diyelim ki kızamık hastalığı olma riskini almayı doğru buluyor olabilirsiniz. Ama sizin çocuğunuzun aşılanmadığı için taşıdığı kızamık virüsü, aşılanamayacak lösemi hastası bir çocuğa geçer ve onun ölümüne neden olursa, o zaman bu artık sizin bireysel tercihinizi aşar.

      Yorumunuza eklediğiniz Dan Burton videosuna gelince… kendisi sadece aşı karşıtlığı değil pekçok sözde bilimi savunmayı pek seven bir politikacıdır. Politikacıların söylediklerini genelde sansasyon yaratma ve oy kaygısı çerçevesinde değerlendirmenizi öneririm. Politikacıların kürsüden atıp tutmaları, elimizdeki yüzlerce biliminsanı tarafından, milyonlarca çocuktan elde edilmiş veriler ışığında vardığımız sonuçlardan üstün değildir. Üstelik bu videoda Dan Burton’Un çok ciddi hatalı iddiaları var. En basitinden, thimerosol bugün pekçok açının içeriğinde yok. Ama söz konusu politika oluncaü çok dürüst veya kanıta dayalı olmanın da gereği yok, malum.

      Size önerim, bu denli hayati bir konudaki kararınızı verirken, gerçekten güvenilir kaynaklara gitmeniz ve propaganda ve politika içerikli verilerdense somut verilere bakmanız. Bu blogdaki konu ile ilgili yazılar ve ekindeki referanslar,hiçbir tıp veya benzer eğitimi almayıp, tek vasfı hasbel kader senator seçilmiş olmak olan (ki aslen emlakçıdır) bir kişinin politik rating uğruna yaptığı manevralardan daha objektif bilgiler edinmenizi sağlayacaktır.

      (Not: Dan Burton’un özellikle ısrarcı olduğu bir diğer yasa tasarısının da parlemento binasının etrafına şeffaf bir pleksiglas duvar ördürmek -senatorleri surikasttan korumak amaçlı olduğunu iddia ediyor- olduğunu bilmek, belki bu kişinin iddialarını farklı bir gözle değerlendirmenize yardımcı olabilir. 🙂 http://voices.washingtonpost.com/sleuth/2009/06/_rep_dan_burton_r-ind.html

      Sevgiler,

      Beğen

      • Dan Burton’i ilk seyrettigimde esim bu adami hala vurmamislar mi diye sormustu :)) Demek buymus nedeni 🙂 Isil’cigim Ironi yaptigim yerleri de ciddiye alip cevaplamissin, gercekten tesekkur ederim. Ben senin gibi Amerika’da yasama sanssizligina sahip degilim (SF’ya bayilmakla beraber) :)Kanada’da yasiyorum. Burda mecburiyetler yok, rahat rahat gidip imza attigin exemptionlar var. Sanirim Turkiye gibi asi basina doktorlar para almiyor olsa gerek ki, aile doktorumuz da kararima son derece saygi duyuyor. Aile hekimligi yapan, her gun sabahtan aksama hasta goren doktorumuz bir gun bana senin soyledigin “sen asilanmazsan dger cocuklara zarara verirsin” cumlesini kurmadi. Aile hekimi haricinde gordugumuz naturapath’imiz (ki kendisi aslen Cekoslovakya’da tip doktoru iken buraya gelince naturapati diplomasi almis) ve chiropractor’imiz da son derece karsi asilara. Birseyler oluyor gerek??? Senin anlattigin gibi saf ve basit olmasa gerek bu isler. Iyisi mi ben arastirmaya devam edeyim 🙂
        Sevgiler, iyi calismalar dilerim…

        Beğen

  10. Bazen gercekler yalanlanan iddianin icindedir tesekkurler.
    Amishler tarzi bir yasama meyletmektense,gun gormeyen binalarda kalalim, gerek var mi yok mu sorgulamadan asi olalim ,ayrica dr larin insan+hayvan asilamasindan ek ucret aldigini(duygusal kismi) gormezden gelelim oyle mi?
    Meslekten ihrac edilen bu dr un sucu ;itiraz etmesi dogru mudur?
    onca yil okudugu ama arastirmaya,itiraza hakki yoktur oyle mi?
    Bir kadin ahlaksiz bir ise bulasti ama dusunme hakki yoktur oyle mi?
    Filozoflar cozemedi ama mutlak dogrunuza ulasmissiniz!
    bu topraklarda ve dunyada halklar 90,100 yasini gorurken bugun 6 yasinda kalp krizi gecirme noktasina gelmistir,bu elbette sadece asiya maledilemez ama asinin bir etmen oldugunu gozardi da etmez saniyorum.
    Bir onsan acliktan olurken derman olmayan devletler firmalar, falanca dagin en ucrasina asilamaya gidiyorsa soru isareti dusmezmi akliniza.
    Oturun ve aklinizi bir yana inandiklarinizi bir yana koyun ve adil olun asilama asla tek cozum degildir
    Eger buna inaniyorsaniz bu inanc ancak dogma inanclarinizin sonucudur
    Fakat uretmek yerine yalansavarlik yapmak dusunmemize engel olmayacak.
    cocuklarimizi bizden cok dusunuyorsaniz birakin akillari basina gelince ozgur iradeleriyle karar versinler,tabi onlarin haklari olduguna inaniyorsaniz!

    Beğen

    • Ayrica isil hanimin son yorumunda suni gordum milyonlarca cocuk deneyinde….. yazisiyla baslayan kisimdan bahsediyorum
      Bebeklerde ve cocuklarda deney yapmak etik degil ve yasak yanlis mi biliyoruz
      Ayrica bu cocuklar kim,nerde ve rizasi alinmis bebek! Ve cocuklar ! Mi? Bu nasil bir gaftir boyle
      Son sorum siz dunya bir araya gelip sizi ikna etse yavrunuza asi veya ilac deneyi yaptirir misiniz ?

      Benim cevabim yan komsum,en basitinden ekmek yapip getirse de temiz kadinmi,dikkat eden biri mi diye dusunmeden tuketmem..kaldi ki basinda dr-prof olmasida bu dusuncemi degistirmez

      Beğen

      • Isil_arican 14 Mart 2013 09:35

        Zeynep hanım,
        Yorumda çocuklara deney yapıldığı ile ilgili bir ifade yok. Deney (experiement) ve çalışma (study) birbirinden farklı kavramlardır. Aşı ile ilgili yapılan çalışma ve araştırmalarda, çocuklar üzerinde “deney” yapılmaz. Aşılanmış veya aşılanmamış çocuklar bulunarak, bu çocuklara ait veriler birbiriyle karşılaştırılır, bu çocukların gelişim süreci ve sağlık durumları izlenir. Yoksa sizin sandığınız gibi çocuklara deney amaçlı herhangi bir girişim yapılması ya da ilaç verilmesi söz konusu değil. Zaten ne yazıda ne de yorumda, deney ifadesi geçmiyor.

        Beğen

      • Isil Hanim asilar onaylanmadan once denemeler kimin uzerinde yapiliyor ?
        Calismalar neyle karsilastirililyor. Mesela DPaT asisinin kontrol grubu kimler ? MMR asisi olanlar mi, yoksa hic asi olmayanlar mi ?
        Bu arada ben sizi maalesef tanimiyorum, tip okudugunuzu gordum profilinizde, bransiniz neydi acaba ?

        Beğen

      • Işıl hanım’a sormuşsunuz ama O cevap verene kadar ben USA’deki aşı geliştirme aşamalarını anlatan İngilizce bir link vermek istedim (CDC’nin önerdiği bir link). Bu link değişik adımları kısaca ve yaklaşık süreleri ile açıklıyor. Bir aşının satılması için yaklaşık 10-15 yıllık bir süreç gerekiyor. Bu link ayrıca sizin sorunuz olan çocuk aşılarının hangi aşamada kimde denendiğini de açıklamış:
        http://www.historyofvaccines.org/content/articles/vaccine-development-testing-and-regulation

        Dilerseniz Google Translate ile Tarzan Türkçesine çevirebilirsiniz 🙂
        http://translate.google.com/translate?hl=en&sl=en&tl=tr&u=http%3A%2F%2Fwww.historyofvaccines.org%2Fcontent%2Farticles%2Fvaccine-development-testing-and-regulation

        Beğen

      • Yok gerek yok Kanada’dayim ingilizcem var. Simdi bakacagim. Bu arada 10-15 yil yapilan arastirmalar neden Gardasil icin gecerli olmadi. FDA’in onayindan en kisa zamanda gecen asi unvanina sahip kendisi, Bunun altyapisi nedir?

        Beğen

      • Isil_arican 14 Mart 2013 23:39

        Sanıyorum bu sorunuzla, aslında Gardasil aşısının yeterince araştırma yapılmadan piyasaya sürüldüğünü ima etmeye çalışıyorsunuz. 🙂

        Bu bilgi/kanıya nereden ulaştınız bilemiyorum ama bu doğru değil. Gardasil de diğer tüm aşılar gibi benzer süreçlerden geçtikten sonra onaylandı. Yapılan ilk klinik deneyler 1998 yılına dek gidiyor.

        ABD’de yapılan tüm klinik deneylerin kayda alınma zorunluluğu var. Gardasil ile ilgili olan tüm klinik çalışmaları da US NIH (ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü) Klinik Deneyler veri bankasından bulabilirsiniz:

        http://clinicaltrials.gov/ct2/results?term=gardasil&pg=1

        Beğen

  11. Araştıran Anne’ye yazdığınız cevaptan yola çıkmak istiyorum. Verdiğiniz örnekler bile dikkat ederseniz birilerinin cebine para girene kadarla sınırlı. Neden diyeceksiniz, içki veya sigara içmeyin demiyor çünkü onların üzerinden ciddi gelirler elde ediliyor. Burada bizi bizden fazla düşünen bir devlet baba inancı yerleştirilmiş. Bilim de aynı sizin yaptığınız gibi kendi dinini yaratabilir! Aşı olmayanların bu hakkı olmadığı, aşı olmadan okullara alınmayacakları…Aşı olmayanlar aşı olanları neden bu derece korkutuyor? İlk sorum bu. Siz zaten hastalıklara bağışıklık geliştirmek için aşı olmuyor musunuz yoksa? Bağışıklık sistemi zayıf olanlara gelince…Eğer herkes aşı olmaz ise o zaman bağışıklığı zayıf olanlar korunamaz gibi ciddi münazara konusu olabilecek kıvamda bir soru…Siz şimdiye kadar aşı yapılmadan önce hangi çocuğun bağışıklığı kuvvetli veya zayıf testinin yapıldığını gördünüz? Yeni yapılan araştırmalardan birini okudum her 500 Amerikalı çocuktan birinin bağışıklığı zayıf! İlginç değil mi? Benim gördüğüm bir makinanın dişlileri ya da bir fabrikadan çıkan ürün misali herkese ama herkese aşı vurulduğu. Eğer buna bakılacak olsaydı ilk önce doğumdan saatler sonrasına denk gelen Hep B aşısının ilk olarak annenin hepatit durumuna bakılarak yapılıp yapılmamasına karar verilmeliydi. Dolayısıyla buradaki Türkçe anlayan okuyucuya bahsettiğiniz sorgusuz sualsiz kendisine boyun eğmesini bekleyen Amerika’nın ve onun öncülük ettiği tıp camiasının aldığı kararla hareket etmesini bekliyorsunuz. Çok beklersiniz! Maalesef insanlar okuyor ve araştırıyor, bilim yalnızca devlet destekli bilim değildir, verdiğiniz bütün kaynaklara gidin FDA, sevgili CDC ve diğerleri…Herd Immunity denilen insan hakları suçunun iki kolu var. Birincisi İnsan bedeninin bütünlüğü ve kendisine uygulanacak tıbbi işlemler konusunda seçme özgürlüğüdür. İkincisi ise dünya üzerindeki her bireyin okuma, okula gitme ve bu haktan yararlanma özgürlüğünün ihlal edilmesidir. Aşılanan çocukların aşılanmayan çocuktan korkmaması gerekir zira o yüzden aşılanmıştır zaten. Aşılanmayan çocuk da hastalığı doğal yollardan geçirip hayatı boyunca bağışıklık sağlama, gelecek sakatlığı ya da ölümü (bunlarda istatistiklerde mecut ve günümüzde eskiden geçirip de on günde ayağa kalktığımız bir çok hastalığın aşısına dayatılma yapılmaktadır) seçme özgürlüğüne sahiptir. Sen neden ölümü seçiyorsun ya da bu hastalığa yakalanıp sakat kalabilirsin buna hakkın yok gibi bir anlayışa ancak gülüyorum. Aşıların hayat boyu bağışıklık sağladığı gibi bir yanılgıya da kapılıyor insanlar sayenizde. Ya da hiçbir yan etkisinin olamayacağına…Aşıların içeriğindeki civa değil yalnızca dert olan, bir sürü diğer maddeler var, kimyasal bir çorbayı daha bağışıklığı gelişmemiş bebeklere azıcıktan bir şey olmaz mantığıyla kakalayan bir fabrika. Milyonlarca kanıt ama kaynaklar objektif mi? Bağımsız araştırmalar hep cici FDA, CDC gibi kurumların tersini söylüyor. Ha, bu arada belki duymuşsunuzdur FDA GMO ya da safe diyor :))) Türkçe okuyucuya açayım…Genetiği değiştirilmiş besinler. Bir de ne var biliyor musunuz? Dünyadaki hiçbir kuvvet çocuğu hasar almış ya da aşının yan etkisi olarak ölmüş bir anne babanın karşısında duramaz. Bilime din gibi tapanlar, hükümetlerin milyon dolar akıtıp da yaptığı araştırmayı bu böyledir ben ne dersem odur diye dayatanlar bile…Kaldı ki PAsteur’e de bakmak lazım, mikrop teorisi üzerine yapılandırılmış, 200 yıllık geçmişte kalmış bir TEORİ den bahsediyoruz. Kanunlaşmış mı? Üzerinde nasıl bu kadar da 2 artı 2, dörttür kıvamında konuşuyoruz?

    Beğen

    • Kanunlaşmış mı? Hah? … İlginç şekilde, teoriler hakkında verilen örneklerde çoğu zaman bulunur, “hastalıkların mikroplar vs yüzünden olduğuna karşıt bir kanıt yok” vs gibi. Teorilerin kanunlarda farklı olduğu ve aralarında ast üst ilişkisi bulunmadığı, teorilerin gayet kanıtlanmış, güvenilir ve pamuk helvadan yapılmış olduğunu söyleyen yerlerde sıkça rastlarsınız. Tabii, sn madde tamamen uykusuzluk kaynaklı, ona takılmayın, ironi falan değil. Ama olsa da yesek yani şimdi…

      İşin ilginç yanı, teoriyi 200 yıl geçmişte kalmış bir TEORİ(namı diğer: öcü?) diyerekten lanse etmeniz. Anayasanın ilk 3 maddesi değil ki, teori. Sürekli giren çıkan değişen yenilenen veriler olur. 200 geçmişte yapılıp bırakılmış bir şey değil. Bazı eski kaleler falan gibi düşünün, gelişti, restore edildi, elektrik sistemleri telefonlar alarmlar falan eklendi. Kameralar, kartlı geçişler belki. Gelişiyor hocam, öyle “girilmez, tehlikeli” falan tabelası konacak şeyler değil bunlar.

      Ahan da bakın, Evrim Teorisi, mesela Darwin ilk ortaya attığında neydi şimdi ne. Modern Evrimsel Sentez, Darwin+Mendel, neden? Darwin genetik olaylarından bihaberdi. Gelişiyor hocam bunlar takmayın fazla.

      Beğen

    • İlginç olan, yorumumu yapamamış olmam. Off, şevkimi çok kırıyor. Kopyalamayı da çok geç akıl ettim…

      Neyse, özetle teoriler kanun olmaz dedim. Sen teoriyi ne sanıyorsun ki abi? Abir de 200 yıl geride kalmış diyor… Gelişiyor hocam bunlar, aynı kalmıyorlar. Bak, önceki sefer daha nazik belirttiğim gibi, eski kaleler nasıl restore edilip geliştiriliyorsa onlar da yeni bulgularla geliştiriyor, dogma değil ki bunlar, hep aynı kalsın, kalmaya zorlansın. Hayır yani iki şey okuyorsunuz netten, sonra karşıt şey görünce saldırıyorsunuz. “Benim inancım böyle dokunma tamam mı” diye gezin ortalıkta.(msg konusunda kısa bir konuşma ardından duyduğum cümle. E iyi inan, ama gdip yanındakine gerçekmiş gibi anlatma)

      Beğen

  12. Yenidogan bebeklere yapilan asilarin durumu ile ilgili bilgi verecek biri var mi? Kan beyin bariyeri gelismemis bebekleri risk tayini yapmadan asilamanin mantigi nedir?

    Beğen

    • Merhaba,
      Sorunuz “yanlis varsayim” iceren yuklu bir soru. Soyle ki, sorunuzun icinde asli olmayan iki varsayim gizli:
      1. Bebeklerde kan beyin bariyeri gelismemis oldugunu varsayiyosunuz.
      2. Asilarin kan beyin bariyerini gectigini ve risk tayinlerinin yapilmadigini varsayiyorsunuz.

      Iki varsayim da oldukca asilsiz. Kisaca yanitlamaya calisayim.
      1. Cocuklarin kan beyin bariyerleri daha anne karninda olusuyor ve gebeligin 28. haftasinda olusumunu buyuk olcude tamamliyor.
      2. Bahsettiginiz risk analizi milyonlarca cocugu iceren calismalarda yapilmis ve asilarin herhangi bir risk olusturmadigi kesin olarak saptanmis durumda.

      Gercekten merak ettiginiz icin sordugunuzu varsayiyorum, umarim verdigim baglantilari incelersiniz.

      Beğen

  13. Daha önceki yorumum yayınlanmadı ama olsun, yine de yazayım. Işıl hanım neden bu kadar çaba gösterdiğinizi anlayamıyorum doğrusu, aşı lobileri zaten yeterince güçlü ve işlerini gayet ‘iyi’ yapıyorlar. Size ihtiyaçları yok ki bizleri ikna etmek! için. Nasılsa bizim iç güdülerimiz, samimi endişelerimiz, sponsorlu, çok masraflı, ama bir şekilde ‘biz’lerin iyiliği için yapılan çok bilimsel araştırmalar tarafından çürütülüp, çok güvendiğimiz gazeteciler ve doktorlar tarafından ikna ediliyoruz. O yüzden vaktinizi daha tartışmalı meselelere (zira bu konuda tartışacak ne bilgi var biz de ne de bizim endişelerimizi giderebilecek samimiyette ve dürüstlükte bilim üreteni…) mesela GDO, mesela hazır gıda üreticilerini savunmak için harcamanızı öneririm. Çünkü onlara karşı artık daha ‘bilimsel’ anti tezler geliştirilmekte.
    Saygılarımla
    Mustafa, Ankara

    Beğen

    • Mustafa Bey,
      Daha önceki yorumunuz yayınlandı, ancak bu makaleye değil, serinin son makalesi olan 3. bölüm altına yorum yazmışsınız. Onun için burada göremiyorsunuz, bilginize.

      Beğen

  14. Teşekkürler.

    Beğen

Trackbacks/Pingbacks

  1. haydi cocuklar asiya! (klişelikten öldüğüm an) | Skinny Mom - 29 Ekim 2015

    […] tam da ikna olmaya baslamisken, tamamen bilimsel arastirmalarla donanmis bir yazi dizisiyle¹ ² ³ karsilastim ve bu benim icin donum noktasinin basi oldu. sitedeki makalelerin altina yaptigim […]

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: