Sık Rastlanan Aşı Karşıtı İddialar -1: Aşıların lüzum ve etkinliği

Uzun zamandır okurlarımızdan gelen talepler doğrultusunda herkese rehber olabilecek nitelikte yeni bir yazı dizisine başlıyoruz. Toplam üç bölüm olacak bu yazı dizisinde, aşı karşıtlarının sıklıkla öne sürdüğü iddiaları tek tek ele alacak ve kaynakları ile inceleyeceğiz. İlk bölümde konumuz aşıların lüzum ve etkinliğine ilişkin iddialar.

Aşılar, son 300 yıl içinde yapılmış ve hepimizin yaşam kalitesini yükseltmiş, çocuk ölüm oranlarını tüm dünyada azaltarak ortalama yaşam beklentisini artırmış en önemli tıbbi buluşlardan biri. Çok değil, bundan iki nesil geriye gidip anneannelerimize anılarını sorduğumuzda o dönemlerde yaşamış hemen her annenin ya kendi çocuğu ya da ailesinden birini bugün aşı ile önleyebildiğimiz bulaşıcı hastalıklardan biri nedeniyle kaybettiğini öğreniyoruz. Sapasağlam çocukların cocuk felcine yakalanıp ömür boyu sakat kaldığı, ateşlenip ölen  küçük bebeklerin erken yaşta toprağa verildiği geçmiş o kadar da uzak değil.

Ancak, son yıllarda aşıların bu denli başarılı olmasının bir de beklenmedik etkisini  gözlemliyoruz.

Artarda güvenliği kanıtlanan ve aşılama programlarına dahil edilen çocukluk çağı aşıları sayesinde eskiden etrafımızı saran hastalıkları bugün neredeyse unuttuk,  bu hastalıkların ciddi komplikasyonlarını görmedikçe de hafife alır hale geldik.1 Bu unutkanlık, sadece Türkiye’yi değil, tüm dünyayı da içine alan anti-entelektüelizm akımı ve yaygınlaşan komplo teorilerine inanma meyli ile birleşince uzun vadede sonuçları ölümcül olacak aşı karşıtlığı hareketine neden oluyor.

Medyatik olmak için sansasyonel söylemlerle TV ekranı ve gazetelerde boy gösteren korku tüccarlarının sayısının artması ile daha önce aşı karşıtı olmadığı halde kafalarına asılsız soru işareti sokulan anne baba sayısı gün geçtikçe artıyor.  İnternet ortamındaki kalitesiz ve yalan yanlış bilgilere maruz kalan bu kafası karışık anne babalar komplo teorisi yayan bu sitelerdeki eksik, hatalı hatta bazen düpedüz yalan bilgilerle aşılara düşman oluyorlar ve çocuklarını, hatta toplum sağlığını bilmeden riske atıyorlar. Hepimiz her gün gitgide artan sayıda anne babanın çocuklarını aşılatmaya çekindiğini görüyoruz.

Aşı karşıtlığı hareketi, Türkiye’de birkaç farklı koldan ilerliyor. Bunların ilki çok eskiden beri özellikle kırsal kesimde yaygın olan batı kaynaklı tıp ve tıbbi girişimlere şüpheyle bakmaktan kaynaklanan inançlar.  Aşı karşıtlığının daha yeni bir biçimi ise, Avrupa ve ABD’de yükselen aşı karşıtı hareketin ithal edilmesi sonucunda yakın zamanda ortaya çıktı.2  Bu ithal kaynaklardan gelen iddialar, doğallığa yönelme odaklı anne grupları tarafından birebir kopyalanarak hızla yayılmakta. TV ve gazetelere asılsız bilgilerle sorumsuz demeçler veren medyatik doktorlar bu iki grup arasında köprü kuruyorlar, bu şekilde komplo teorileri iyice dallanıp budaklanıyor.

Temel olarak baktığımız zaman, aşı karşıtı argümanların birkaç ana grupta toplandığını görebiliriz. Bu yazı dizimizde bu  gruplara giren sık karşılaştığımız iddiaları kanıtları ile birlikte irdeleyeceğiz.

  1. Aşıların lüzum ve etkinliğini sorgulayan iddialar
  2. Aşı içerisindeki maddelerin veya hazırlanma süreçlerinin güvenilirliğine yönelik iddialar
  3. Aşıların yan etkileri ile ilgili iddialar
  4. Aşılarla ilgili diğer komplo teorileri

1. Aşıların lüzum ve etkinliğini sorgulayan iddialar

Aşı karşıtlarının öne sürdüğü iddiaların başında, bulaşıcı çocuk hastalıklarının aslında medya ve tıp otoritelerinin iddia ettiği kadar kötü ve tehlikeli olmadığı, çoğu çocuğun bu hastalıkları geçirdiği ve bir sorun yaşamadığı geliyor. Gene bununla ilintili olarak aşıların aslında bu hastalıklara karşı koruma sağlamadığı iddiası da sıklıkla karşımıza çıkıyor. Bunlarla kısmen bağlantılı bir diğer iddia da net aşı karşıtı gibi görünmese de mevcut aşılama takvimini sorgulayan ve çocukların çok erken zamanda çok fazla aşıya maruz kaldığı ve bunun hem gereksiz hem de çocuklara zararlı olduğu iddiası.

“Bulaşıcı hastalıkların çoğu ölümcül değil, aşılar gereksiz.”

Aşı karşıtları bulaşıcı hastalıkları normal çocukluk sürecinin bir parçası olarak görüyorlar. Onlara göre çocukların aşılanmasındansa bu hastalıkları geçirip yenmeleri daha ‘doğal’. Bu inanç çerçevesinde ‘suçiçeği’, ‘kızamık’ vs. partileri düzenliyor, hasta çocuklar izole etmek yerine bilerek ve isteyerek sağlıklı çocuklarla bir araya getiriyorlar.

Bulaşıcı hastalıkların tehlikesiz olduğu sanrısı bizi yanıltan zayıf hafızamızın bir ürünü. Bu hastalıkların ciddi ve ölümcül komplikasyonlarını görmüyor olmamızı başarılı aşı kampanyalarına borçluyuz.3

Bugün, kızamık geçiren çocukların %20’sinde kızamık komplikasyonları hastaneye yatmayı gerektirecek kadar ciddi seyredebiliyor.  Hastaların %6’sında zatürre, her 1500 çocuktan 1’inde ise ansefalit (akut beyin enfeksiyonu) gelişiyor. Kızamık ölüm oranı hala 1000 kişide bir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) kızamık aşısın yapılmadığında yılda 2,7 Milyon çocuğun kızamık komplikasyonları nedeniyle öleceğini öngörüyor. 4

Kabakulak, aşılama programlarına dahil olmadan önce yılda yarım milyon çocuğun ölümüne neden olurken bu sayı bugün 80 bin civarında.5

“Aşılar bulaşıcı hastalıklara karşı koruma sağlamıyor.”

Aşı karşıtlarının en sık kullandığı bu iddianın aslı sadece birkaç dakikalık bir Google araması ile çürütülebiliyor olmasına rağmen kafası karışmış ebeveynlerden en sık duyduğumuz endişelerden biri. Bunun nedenlerinin en başında aşı karşıtı yayın yapan web sitelerinin kullandığı dilin tıbbi makalelere göre daha yalın olması, daha çok okuyucu çekmesi ve Google aramalarında daha üstlere çıkması yatıyor. Bu nedenle doğru bilginin yalın bir dille, anlaşılır şekilde anlatıldığı kaynaklar yaratmak önemli.

Ekteki tabloda, muhtelif hastalıklar için aşı öncesi yıllık morbidite rakamları (hastalığa tutulan kişi sayısı) ve aşılama sonrası ortama yıllık vaka sayıları karşılaştırılmalı olarak gösterilmiş durumda.6

Muhtelif hastalıklar için aşı öncesi yıllık morbidite (hastalığa tutulan kişi) sayısı ve aşılama sonrası ortama yıllık vaka sayıları

Kimi aşı karşıtı sitelerde bu rakamların düşmesinde aşılardan çok iyileşen ve gelişen tıbbi bakım, antibiyotiklerin keşfi, hijyen kavramının gelişmesi ve düzelen sosyoekonomik statü gibi gerekçeler gösteriliyor. Bunların toplum sağlığı için çok önemli gelişmeler olduğu yadsınamaz ancak çoğu, hastalığın görülme sıklığını azaltmaktan ziyade hastalanan kişilerin daha çabuk iyileşmesini sağlayacak, ya da ilave komplikasyonları engelleyecek değişiklikler.

Buna karşılık aşıların uygulamaya alındığı yılları takiben bu hastalıkların görülme sıklığında çok ciddi azalmalar gözlemliyoruz.7 Benzer şekilde aşılama oranları düştüğünde de neredeyse ortadan kalkmış olan bulaşıcı hastalıklar acımasız bir şekilde geri geliyorlar.

Tycho projesine ait bu grafikte, 1930’dan beri ABD eyaletlerinde görülen kızamık vaka sayıları, ve bu rakamların rutin kızamık aşısını takiben nasıl değiştiği net olarak görülüyor.

Örneğin, özellikle küçük bebeklerde ölümcül seyredebilen boğmaca hastalığına yönelik aşı 1940’larda geliştirildi. Bu tarihten önce ABD’de her yıl ortalama 200 bin boğmaca vakası görülüyor, bunların 9 bin kadarı ölümle sonuçlanıyordu. Aşının rutin uygulanmaya başlamasının  ardından bu sayı 200 binden yılda 2 bin hasta seviyesine çekilmişti. Ne yazık ki son yıllarda artan aşı karşıtlığı sayesinde bu rakam on kat artarak yılda 20 bin vakaya ulaştı. 2010 yılında, aşı karşıtı hareketin yaygın olduğu ABD California eyaletinde son 70 yılın en büyük boğmaca salgını oldu. 9.143 kişi boğmacaya yakalandı, bu vakalardan çoğu bebek olan 10 tanesi ölümle sonuçlandı.8

ABD’de görülen boğmaca vakalarının aşının rutin uygulamaya başlamasıyla ne kadar çarpıcı bir şekilde azaldığı ortada. Benzer şekilde, aşı karşıtı hareketin popülerliği ile vaka sayılarında artış olduğunu da çok net görebiliyoruz.

“Çocuk benim çocuğum değil mi, ister aşılatır ister aşılatmam.”

Aşılanmak başta bireysel bir karar gibi görülse de toplum bağışıklığına olan etkileri nedeniyle hepimizi etkiliyor.

Bir toplumda herhangi bir salgının önünü kesmek için toplum bağışıklık eşiğine ulaşmak gerekiyor. Ancak bu şekilde herhangi bir salgının kişiden kişiye atlayarak aşılanması mümkün olmayan kişilerin hastalanmalarını önleyebiliriz.

Sürü bağışıklığı nasıl çalışır?

Bağışıklık sistemi yetmezliği olanlar, kanser tedavisi görenler, organ nakli hastaları, çok yaşlılar, hamileler, çok küçük bebekler gibi aşılanamayan riskli popülasyonları olası bir salgında korumak için gereken toplum bağışıklığı eşikleri %80-95 arasında değişiyor. Aşılama oranları bu rakamların altına düştüğünde o toplumda salgınlar baş göstermeye başlıyor. Özetle, çocuğunuzu aşılatmama kararı sadece sizin çocuğunuz için değil, toplumdaki birçok farklı insan grubu için de sağlık tehdidi oluşturuyor.

Başlıca bulaşıcı hastalıklar için toplum bağışıklık eşiği. Tablodaki Ro değeri, her bir hastalanan kişinin, kaç kişiyi hasta edebildiğini (hastalık etkeninin bulaşıcılığını) gösteriyor. Örneğin her bir difteri hastası, 7 kişiyi daha hasta ediyorken, boğmaca için bu sayı 17 kişi. Toplum bağışıklık eşiği ise, bu hastalıkların yayılmasına mani olmak için toplumun ne kadarının aşılanması gerektiği.

Toplum bağışıklığı konusu bir kenara, anne baba olmak insanın çocuğuna her istediğini yapacağı, yapabileceği anlamına gelmiyor. Her anne baba çocuğuna bakmak, korumak, gözetmek, onu bedensel ve ruhsal olarak hırpalamamak ve sağlığını gözetmekle yasal olarak da yükümlü ve bunları yerine getirmediğinde çocuk istismarı yapmış kabul ediliyor. Benzer şekilde hem çocuklarının hem de toplumun önlenebilir bulaşıcı hastalıklardan korunmasını sağlamak da ebeveynliğin temel görevlerinden biri.

Yazı dizimizin bir sonraki bölümünde aşılar içerisindeki maddelerin ve hazırlanma süreçlerinin güvenilirliğine yönelik iddiaları inceleyeceğiz.

**Bu makale, ilk olarak Toplum ve Hekim dergisinde (Cilt 33, Sayı 3, Mayıs-Haziran 2018, sayfa 195-206) yayınlanmıştır.

 

Kaynakça:

1. McNeil DJ. Measles Deaths Fall to a Record Low Worldwide – The New York Times. New York Times. https://www.nytimes.com/2017/12/26/health/measles-deaths-vaccination.html?_r=1. Published 2017. Accessed January 9, 2018.

2. Arıcan I. Aşılar ve Komplo Teorileri – Bölüm 2: Dr. Andrew Wakefield ve Aşı Karşıtı Hareket. Yalansavar. https://yalansavar.org/2011/11/17/asilar-ve-komplo-teorileri-bolum-2-dr-andrew-wakefield-ve-asi-karsiti-hareket Published 2011.

3. Van Panhuis WG, Grefenstette J, Jung SY, et al. Contagious Diseases in the United States from 1888 to the Present. N Engl J Med. 2013;11(28):369. doi:10.1056/NEJMms1215400.

4. National Center for Immunization and Respiratory Diseases. Vaccines: What Would Happen If We Stopped Vaccinations. https://www.cdc.gov/vaccines/vac-gen/whatifstop.htm. Published 2017. Accessed January 15, 2018.

5. WHO. Measles Fact Sheet. WHO. 2017. http://www.who.int/mediacentre/factsheets/fs286/en/. Accessed January 14, 2018.

6. Center for Disease Control (CDC). Ten Great Public Health Achievements – United States, 1900-1999. MMWR Morb Mortal Wkly Rep. 1999;48(12). https://www.cdc.gov/mmwr/PDF/wk/mm4812.pdf. Accessed January 15, 2018.

7. DeBold T, Friedman D. Battling Infectious Diseases in the 20th Century: The Impact of Vaccines – WSJ.com. Wall Street Journal. http://graphics.wsj.com/infectious-diseases-and-vaccines/. Published 2015. Accessed January 14, 2018.

8. CDC. Pertussis | Whooping Cough | Surveillance | Cases by Year | CDC. Pertussis (Whooping Cough). https://www.cdc.gov/pertussis/surv-reporting/cases-by-year.html. Published 2017. Accessed January 15, 2018.

9. Gerber JS, Offit PA, Offit PA. Vaccines and Autism: A Tale of Shifting Hypotheses. Clin Infect Dis. 2009;48(4):456-461. doi:10.1086/596476.

10. Baylor NW, Egan W, Richman P. Aluminum salts in vaccines–US perspective. Vaccine. 2002;20 Suppl 3:S18-23.

11. Agency for Toxic Substances and Disease Registry (ATSDR). Toxicological profile for Aluminum. U.S. Department of Health and Human Services, Public Health Service. https://www.atsdr.cdc.gov/ToxProfiles/TP.asp?id=191&tid=34. Published 2008. Accessed January 9, 2018.

12. Exley C. Human exposure to aluminium. Environ Sci Process Impacts. 2013;15(10):1807-1816. doi:10.1039/C3EM00374D.

13. Agency for Toxic Substances & Disease Registry. Public Health Statement: Aluminum. Toxic Substances Portal. https://www.atsdr.cdc.gov/phs/phs.asp?id=1076&tid=34. Published 2008. Accessed January 14, 2018.

14. Mitkus RJ, King DB, Hess MA, Forshee RA, Walderhaug MO. Updated aluminum pharmacokinetics following infant exposures through diet and vaccination. Vaccine. 2011;29(51):9538-9543. doi:10.1016/j.vaccine.2011.09.124.

15. Heck HD, Casanova – Schmitz M, Dodd PB, Schachter EN, Witek TJ, Tosun T. Formaldehyde Concentrations in the Blood of Humans and Fischer-344 Rats Exposed to Under Controlled Conditions. Am Ind Hyg Assoc J. 1985;46(1):1-3. doi:10.1080/15298668591394275.

16. Mitkus RJ, Hess MA, Schwartz SL. Pharmacokinetic modeling as an approach to assessing the safety of residual formaldehyde in infant vaccines. Vaccine. 2013;31(25):2738-2743. doi:10.1016/j.vaccine.2013.03.071.

17. The College of Physicians of Philadelphia. Human Cell Strains in Vaccine Development. History of Vaccines. https://www.historyofvaccines.org/content/articles/human-cell-strains-vaccine-development. Published 2018. Accessed January 10, 2018.

18. Islamic Organization for Medical Sciences. The Judicially Prohibited and Impure Substances in Foodstuff and Drugs. Islam Organ Med Sci. 1995. http://www.immunize.org/talking-about-vaccines/porcine.pdf. Accessed January 10, 2018.

19. A J Wakefield, S H Murch, A Anthony, J Linnell, D M Casson, M Malik, M Berelowitz APD, M A Thomson, P Harvey, A Valentine, S E Davies JAW-S. Ileal-lymphoid-nodular hyperplasia, non-specific  colitis, and pervasive developmental disorder in children. Lancet. 1998;351(9103). http://briandeer.com/mmr/lancet-paper.htm.

20. Taylor LE, Swerdfeger AL, Eslick GD. Vaccines are not associated with autism: An evidence-based meta-analysis of case-control and cohort studies. Vaccine. 2014;32(29):3623-3629. doi:10.1016/J.VACCINE.2014.04.085.

21. Gadad BS, Li W, Yazdani U, et al. Administration of thimerosal-containing vaccines to infant rhesus macaques does not result in autism-like behavior or neuropathology. doi:10.1073/pnas.1500968112.

22. Hurie MB, Saari TN, Davis JP. Impact of the Joint Statement by the American Academy of Pediatrics/US Public Health Service on Thimerosal in Vaccines on Hospital Infant Hepatitis B Vaccination Practices. Pediatrics. 2001;107(4):755-758. doi:10.1542/peds.107.4.755.

23. Schonberger LB, Bregman DJ, Sullivan-Bolyai JZ, et al. Guillain-Barre syndrome following vaccination in the National Influenza Immunization Program, United States, 1976–1977. Am J Epidemiol. 1979;110(2):105-123.

24. Baxter R, Lewis N, Bakshi N, Vellozzi C, Klein NP. Recurrent Guillain-Barre Syndrome Following Vaccination. Clin Infect Dis. 2012;54(6):800-804. doi:10.1093/cid/cir960.

25. Baxter R, Bakshi N, Fireman B, et al. Lack of Association of Guillain-Barre Syndrome With Vaccinations. Clin Infect Dis. 2013;57(2):197-204. doi:10.1093/cid/cit222.

26. Lasky T, Terracciano GJ, Magder L, et al. The Guillain–Barré Syndrome and the 1992–1993 and 1993–1994 Influenza Vaccines. N Engl J Med. 1998;339(25):1797-1802. doi:10.1056/NEJM199812173392501.

27. Offit PA, Hackett CJ. Addressing parents’ concerns: do vaccines cause allergic or autoimmune diseases? Pediatrics. 2003;111(3):653-659.

28. Wraith DC, Goldman M, Lambert P-H. Vaccination and autoimmune disease: what is the evidence? Lancet (London, England). 2003;362(9396):1659-1666. doi:10.1016/S0140-6736(03)14802-7.

29. Smith MJ, Woods CR. On-time Vaccine Receipt in the First Year Does Not Adversely Affect Neuropsychological Outcomes. Pediatrics. 2010;125(6):1134-1141. doi:10.1542/peds.2009-2489.

30. Offit PA, Quarles J, Gerber MA, et al. Addressing Parents’ Concerns: Do Multiple Vaccines Overwhelm or Weaken the Infant’s Immune System? Pediatrics. 2002;109(1).

31. Duff Wilson. Merck to Pay $950 Million Over Vioxx – The New York Times. New York Times. http://www.nytimes.com/2011/11/23/business/merck-agrees-to-pay-950-million-in-vioxx-case.html?_r=1&ref=vioxxdrug. Published 2011. Accessed January 13, 2018.

32. US Department of Justice. #09-038: Eli Lilly and Company Agrees to Pay $1.415 Billion to Resolve Allegations of Off-label Promotion of Zyprexa (2009-01-15). https://www.justice.gov/archive/opa/pr/2009/January/09-civ-038.html. Published 2009. Accessed January 13, 2018.

33. World Health Organization 9WHO). Vaccine Market. WHO. http://www.who.int/immunization/programmes_systems/procurement/market/individual_vaccine/en/. Published 2015. Accessed January 13, 2018.

34. Greenwood B. The contribution of vaccination to global health: past, present and future. Philos Trans R Soc Lond B Biol Sci. 2014;6(19):369. doi:10.1098/rstb.2013.0433.

About isil_arican

Yalansavar'ın kurucusu, San Fransisco'da yaşayan bir Tıp Doktoru. Stanford Üniversitesi Çocuk Hastanesi'nde Klinik Bilgi İşlem Direktörü. Bay Area Skeptics Yönetim Kurulu Üyesi. Boş zamanlarında sözde bilimle savaşıyor, Yalansavar'a ve Trepanasyon'a yazıyor, TED çevirileri yapıyor, kedi seviyor, evde bira kaynatıyor, bir de bu aralar The Witcher oynuyor.

5 Yanıt to “Sık Rastlanan Aşı Karşıtı İddialar -1: Aşıların lüzum ve etkinliği”

  1. Gerçi bunun devamı olacakmış herhalde ama Işıl Hanım’a yanıtlaması gereken bazı sorularda biz soralım. Bu sorular ve akabinde ortaya koyacağımız argümanları açıkçası Işıl hanımın bildiğine pek ihtimal vermediğim için diğer yazıları beklemeden hemen yazayım dedim. Gerçi muhtemelen diğer yazılarım gibi bu da dehşetli bir kendine güvensizlikle yayınlanmayacaktır ama en azında benden Işıl Arıcan’a bir mesaj olsun!

    Verdiğiniz istatistikler ve bilgiler inandırıcı değil. Çünkü en başta “hayatın olağan akışıyla” çelişiyor! Neden nüfus oranlarının aşının yaygın bir şekilde uygulandığı Avrupa’da değil de hiçbir şekilde kullanılmadığı ve reddedildiği Çin ve Hindistan’da olduğuyla çelişiyor mesela. (Bu konuda çocuk doğum oranlarının oralarda Avrupa’ya göre çok daha fazla olduğu, aslında yüksek oranda çocukların öldüğü ama inanılmaz miktarda çocuk doğduğu için Avrupa’dan daha fazla nüfus artışı olduğuyla ilgili iddiaların da nasıl kof çıktığını aşağıda ele alıyorum.)

    Öncelikle sonda yazacağım şeyi başta yazayım. İnsanoğlu’nun aşı ya da Modern Tıbbın uygulamaları sayesinde nüfusunun çoğaldığı, ölüm oranlarının azaldığı, bulaşıcı hastalıklardan kurtulduğu vb şeklinde tezleri dünya nüfusu konusunda yapılmış en kapsamlı çalışma olan Fernand Braudel’in 3 ciltlik devasa eseri “Maddi Uygarlık, Gündelik Hayatın Yapıları” kitabının 1. cildinde kesin olarak çürütülmektedir. Orada şu soruyu sorar Braudel:

    “Batının nüfus ilerlemesini kentsel ölüm hadlerinin düşmesine (ki bunlar çok yüksek olarak kalmaya devam etmişlerdir), sağlık ve tıptaki ilerlemelere, çiçek hastalığının gerilemesine, içme suyunun daha iyi dağıtılmasına, çocuk ölümlerindeki belirleyici düşüşe, artı ölüm hadlerindeki genel bir düşme ile ortalama evlenme yaşındaki düşüşe bağlamakta ısrar eden hekimlerin, buna benzeyen veya aynı ağırlıkta olan açıklamaları, şu veya bu şekilde Batı’dan başka bir yerde daha bulmaları gerekmektedir. Oysa evliliklerin her zaman “erken ve verimli” olduğu Çin için ortalama evlilik yaşında ne bir düşme, ne de doğum oranlarında bir sıçrama ileri sürülebilir. Kentlerin sağlığına gelince, 1793’ün muazzam Pekin’i, bir İngiliz seyyahın anlattıklarına göre 3 milyon kişiye sahipti; ve bu göz kamaştırıcı rakamın çok uzağında kalan Londra’dan daha az yer kaplamaktaydı. Basık evlerdeki ailelerin yığılması inanılmaz bir şekildeydi. SAĞLIK BURADA HİÇ BİRŞEY ELDE EDEMEZDİ. (Peki bu insanlar nasıl ayakta kaldı? Bırakın ayakta kalmayı nasıl olup da nüfus arttı?)

    Aynı şekilde, Avrupa’dan dışarı çıkmaksızın, tabip ile cerrah kıtlığına ve kentlerde hiçbir sağlıklı koşul olmamasına rağmen, Rusya nüfusunun hızlı yükselmesini (1722-1795 arasında katlanarak 14 milyondan 29 milyona çıkmıştır) nasıl açıklamalı?

    Ne tabibin ne de özellikle dikkat çekici bir sağlığın olduğu -örneğin sarı hummanın düzenli ziyaret ettiği ve tüm İspanyol Amerika’sında olduğu gibi, frenginin için için işleyerek hastaları “kemiklerine kadar” çürüttüğü, Anglosakson veya İspanyol-Portekiz Amerika’sında – ki 1763’den beri bunlar Brezilya’nın Başkenti olan Rio de Janerio’da kesinlikle yoktu- XVIII. yüzyıldaki nüfus artışını nasıl açıklamalı?” Sf: 42-43
    Eee hani aşılar ve antibiyotik sayesinde insan ırkı kurtulmuştu? Bu kadar kötü ve sağlıksız koşullarda bile insanlar nasıl çoğalmayı başarabildi ve nüfus arttı?

    Aslında burada,gördüğümüz, başta Evrim Ağacı olmak üzere Yalansavarcıların da evrim konusundaki akıl almaz cehaletleridir. Sorulara devam edelim:

    1) Peki o zaman Vebanın kökü nasıl kazındı? Veba aşısı mı vardı? Neden insanlar şimdi Veba olmuyor? Aşılanmıyoruz diye kızamık hastalığı yeniden hortluyorsa Veba neden hortlamıyor?

    2) Kızamık gibi bulaşıcı hastalıklar insanlar tarım toplumuna geçtikten sonra – Yaklaşık M.Ö. 12 binde- ortaya çıktı. Aşının yaygın kullanımı ise 18. yüzyıl. Madem bu kadar öldürücüydü dünya nüfusu gün geçtikçe neden sürekli arttı? Neden neslimiz mikroplar yüzünden tükenme tehlikesiyle yüz yüze kalmadı?

    3) Aşı 18. yüzyılda bulundu ve Avrupa’da yaygınlaştı. Peki o tarihten itibaren neden nüfus aşının hiç bilinmediği, dolayısıyla uygulanmadığı Çin ve Hindistan’da Avrupa’nın 4 katına çıktı? Çin ve Hindistanda ki çocuklar neden ölmedi? (Kaynak: Fernand Braudel: Maddi Uygarlık: Gündelik Hayatın Yapıları. Sf: 34’deki şemaya bakın lütfen)

    Modern Tıbbın en önemli palavralarından biri geçmişteki salgın hastalıkları tamamen kendilerinin bitirdiği iddiasıdır. Jared Diamond “Tüfek, Mikrop ve Çelik” de yalnızca bu iddianın geçersizliğini değil, aynı zamanda Modern Tıbbın evrimin nasıl işlediğiyle ilgili cehaletini de anlatır:

    “Avustralya tavşanlarının yakalandığı miksomatosis hastalığı sırasında olup bitenleri ayrıntısıyla biliyoruz. Brezilya tavşanlarının yaban bir türüne ait olan miksovirüsün, Avrupa’nın farklı bir tür olan evcil tavşanları arasında öldürücü bir salgın hastalığa yol açtığı gözlendi. Bunun üzerine virüs 1950’de bilerek Avustralya’ya sokuldu, amaç kıtaya 19. yüzyılda düşüncesizce sokulmuş olan Avrupa tavşanı belasının kökünü kurutmaktı. Birinci yıl miksovirüs, hastalığa yakalanan tavşanlarda % 99,8 gibi (Avustralya çiftçileri açısından) memnuniyet verici bir ölüm oranına yol açtı. İkinci yıl, çiftçilerin hiç de hoşuna gitmeyecek
    bir şekilde ölüm oranı % 90’a, sonunda da % 25’e düştü, böylece Avustralya’daki tavşanların kökünü kazıma umutları suya düştü. Sorun şuydu: Miksovirüs bizim ve tavşanların çıkarlarından farklı olan kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde evrimleşmişti. Virüs değişmişti, daha az tavşanı öldürüyor, ölümcül mikrobu almış tavşanların daha uzun bir süre yaşadıktan sonra ölmelerine izin veriyordu. Sonuç olarak daha az öldürücü bir miksovirüs, son derece öldürücü olan ilk virüse göre daha fazla tavşana yayılıyor.

    İnsanlardaki benzer bir örnek olarak frenginin şaşırtıcı evrimine göz atmak yeterli olacaktır. Bugün frengi denince aklımıza ilk gelen şey cinsel organlarda yaralar ile çok yavaş ilerleyen
    bir hastalıktır, tedavi görmeyen pek çok kurbanın ancak uzun yıllar sonra ölümüne yol açar. Oysa kayıtlara göre Avrupa’da firengi 1495’te ilk görüldüğünde insanların kafasından dizlerine kadar tüm vücudunda benekler kaplar, yüzlerinden et parçaları dökülür, insanlar bir kaç ay geçmeden ölürdü. 1546’ya gelindiğinde frengi bugün bizim çok iyi bildiğimiz belirtileri gösteren bir hastalığa evrilmişti. Anlaşılan frengi mikrobu, daha sonra kurbanların daha uzun süre yaşamasına izin vererek kendi döllerini daha fazla kurbana yayacak şekilde evrimleşmişti. (…)

    1485 ile 1552 yılları arasında Avrupa’yı kasıp kavuran “İngiliz terleme hastalığı” ile 18. ve 19. yüzyıllarda Fransa’da görülen “Picardy teri” hastalığının sorumlusu olan mikropları saptama yöntemleri ÇAĞDAŞ TIP GELİŞTİRMEDEN ÇOK ÖNCE SİLİNİP GİTMİŞ OLAN PEK ÇOK SALGIN HASTALIKTAN YALNIZCA İKİ TANESİDİR” sf: 268-270

    Anlaşılsın diye büyük harflerle yazdım! İşte neyi kavrayamadığınızı anlayabildiniz mi? (Evrim ağacı da hâlâ evrimin nasıl işlediğini kavrayabilmiş değil!) Yani mikrop canlısının amacı sizi beni öldürmek değil – çünkü biz ölürsek kendi de ölüyor- mümkün olduğunca çoğalmak ve konağını da hayatta tutarak kendi yaşamını devam ettirmek. Yeni çıkan mikrop önce ortalığı kasıp kavururken aslında kendi de çok az hayatta kalıyor. Bu onun içinde kötü bir hayatta kalma stratejisi. Ve süreç içinde o da öğreniyor ve gitgide bizim için daha az tehlikeli oluyor . Ve sonunda bağırsaklarımızda bulunan trilyonlarca mikrop gibi (onlar iyi huyluymuş!!!) ilişkimiz simbiyotik bir ilişkiye dönüşüyor. Bu yüzden kızamık gibi eski hastalıklar yeniden hortlasa bile -hortlamanın birinci şartı sağlıksız ortamdır- eskisi gibi öldürücü olması en başta evrimi inkâr etmektenbaşka bir şey değildir!

    Bu arada şunu da ekleyelim. Dünya’da aşı karşıtlığının (Çocuk aşılarından bahsediyorum) öncülüğünü yapan ülke Fransa’dır. Biri, immün sistem virüsü keşfiyle Nobel ödülü alan virolog Prof. Dr. Luc Montaigner, bir diğeri, kanserle mücadelede ulusal madalyalı Prof. Dr. Henri Joyeux: İkili, ‘Aklıselime çağrı’ başlığı altında bir bildiri yayımladı. “2 yaşından küçük çocukların çok sayıda ve sistematik olarak aşılanmasına karşıyız” açıklamasıyla başlayan metinde, Hepatit B aşısının sadece ebeveynlerden birinin virüs taşıyıcı olması şartıyla ve ergenlik sonrası yaşadığı ya da çalıştığı ortam risk taşıyorsa, 15 yaşından sonra yapılması gerektiği vurgulanıyor. Menengogok ile kızamık aşısı gibi bazı aşıların da ancak salgın durumunda uygulanması savunuluyor. Bu çok ayrıntılı bildiriyi, yarıya yakını doktor olan, 8 bin kişi imzalamış bulunuyor. Le Point dergisinin yayımladığı bir kamuoyu yoklaması, Fransız halkının yüzde 41’inin aşı olgusuna tümden karşı olduğunu gösteriyor.

    Beğen

    • Ahmet Bey,
      Prensip olarak yayınlanan yazıdan daha uzun ve birden fazla soru içeren yorumlara cevap vermiyorum, çünkü takdir edersiniz ki her yorumdan sonra makale yazacak kadar vaktim yok. Ama sizin için bir istisna yapacağım ve bu dizi bittikten sonra tüm sorularınza ayrı bir yazı olarak ) yorumlar altında değil) cevap vereceğim. Tahminim sorduğunuz soruları düşünen ve muhtelif yanlı ve yanlış bilgilere maruz kalmış başka okurlarımız da vardır, bu vesileyle sadece sizin değil onların kafalarındaki soruları da cevaplamış oluruz. O nedenle seri bitene kadar sabretmenizi rica ediyorum. Sevgiler.

      Beğen

  2. Çok harika bir makale. Komplo teorileri ile ilgili önce ki yazılarınızı da okumuştum.
    Aslında referans bir makale olmuş. Hani “kesip saklayın” türde yazılar vardır ya aynen o şekilde…

    Çok öğretici ve yanlış yolda olan ailelerin doğru yolu bulmasını sağlayacak bir yazı.

    Beğen

  3. Işıl Hanım,
    iskra kullanıcısının 04 Şubat 2019 20:37 deki yazısına neden henüz cevap vermediniz?

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: