C Vitamini: mucize mi yoksa safsata mi?

C vitamini

Çaya, çorbaya limon….

Yine bir kış mevsimi ve grip dalgası ile yine C vitamini furyası geçip gitti.  Büyük bir market veya eczaneye yolunuz düştüyse, raflarda sıra sıra boy gösteren bitkisel ve diğer destekleyici grip önleyici veya grip tedavi edici ürünleri mutlaka görmüşsünüzdür. Bu tip ürünler sayısız web sitesinde, dergi sayfalarında, TV programlarında boy gösteriyor.  Bu destek ürün furyası içinde, belki de en yaygın olarak kullanılanı ise C vitamini.

C vitamini, tek başına tablet olarak satıldığı gibi, vitamin katkılı meyve sularından sakızlara, sabah kahvaltısında yediğimiz mısır gevreğinden bitkisel çaylara, hatta  güzellik kremlerine kadar sayısız üründe kullanılıyor. İlaç firmaları, alternatif tedavi firmaları, gıda sektörü, kozmetik sektörü hep aynı sihirli cümlelerle ürünlerini pazarlıyor: “C vitaminin anti-oksidan etkisi ile gribe son!”, “C vitamini ile bağışıklık sisteminizi güçlendirerek kanserden korunun! ”, C vitamini ile kollajen yapımını artırıp kırışıklıklarından korunun!”

Ben de, yakın zamana dek bu konuyu çok araştırmadan önce, C vitamininin mucizevi etkisine inananlardandım. Hem kendim günlük olarak kullanıyor, hem de eşe dosta kullanmalarını öneriyordum. Ancak, eleştirel düşünce / skeptisizm bakış açısına sahip oldukça, aslında C vitamininin işe yarayıp yaramadığına ilişkin elimde herhangi bir veri olmadığını, sadece çevremde gördüklerim ve bana sunulanlarla hareket ettiğimi fark ettim ve bu kanserden girbe kadar pekçok şeye iyi geldiği söylenen vitamini biraz araştırmaya karar verdim.

Gelin bu mucizevi maddeye birlikte biraz yakından bakalım: C vitamini gerçekten bu iddia edilen mucizevi özelliklere sahip mi, yoksa bu da bir başka safsata mı?

C Vitamini Nedir?

C vitamini, ya da diğer adıyla askorbik asit, yaşayan canlılar için hayati öneme sahip, pek çok biyolojik fonksiyonun sürdürülmesini sağlayan, suda eriyen bir vitamindir. C vitamini, ağırlıklı olarak kaslarımızda, kemiklerimizde, kıkırdak ve diğer bağ dokularımızda ve kan damarlarında bulunur.  Vücut içinde oldukça önemli süreçlerde kullanılır: bağ dokumuzun ana yapı taşı olan kollajen sentezi, yara iyileşmesi, demir emilimi, tirozin amino asidinin sentezlenmesinde görev alır.  İlaveten, güçlü bir antioksidan madde olduğundan, canlı dokulardaki ortaya çıkan serbest oksijen radikallerinin (SOR) dokudan uzaklaştırılmasını sağlar. (Serbest Oksijen Radikalleri -SOR, metabolik süreçler sırasında ortaya çıkan, kimyasal olarak oldukça saldırgan bileşiklerdir. Her ne kadar rutin metabolik süreçlerin birer ürünü de olsalar, hücre içindeki miktarları arttığında hücre ölümü, yangısal(*) değişiklikler  ve hücre yaşlanmasına neden olurlar.[1].

Page from the journal of Henry Walsh Mahon showing the effects of scurvy, from his time aboard HM Convict Ship Barrosa.

Henry Walsh Mahon’un 1841’de Barrosa gemisi ile çıktığı yolculukta gözlediği iskorbüt vakalarını betimleyen çizimleri.  (Wikicommons)

Pek çok bitki ve hayvan C vitaminini glukoz kullanarak kendisi sentezleyebilir. Ancak yarasalar, kobaylar ve içinde insanların da bulunduğu bir grup primat, C vitamini sentezleme yeteneğinden yoksundur.  Bu nedenle, insanlar C vitaminini yedikleri besinlerden almak zorundadırlar.  Günlük alınması önerilen C vitamini miktarı, sağlıklı bir yetişkin için günde 75- 90 mg’dır [2].

Kendimiz sentezleyemesek de, gerekli olan C vitaminin besinlerle almamız oldukça kolay, zira yukarıda belirttiğim gibi birkaç hayvan türü dışında hemen tüm hayvan ve bitkiler zaten C vitamini sentezleyebilirler. Her ne kadar en bilinen C vitamini kaynağı limon, portakal gibi narenciyeler ise de, pek çok meyve ve sebze C vitamininden oldukça zengin. Narenciyelere ek olarak kuşburnu, kavun, karpuz, kiraz, çilek, domates, biber, bezelye, lahana ve maydanoz yüksek miktarda C vitamini içerir. C vitamini, bitkisel besinlerin yanısıra, daha düşük oranda da olsa hayvansal gıdalarda da bulunur. Çiğ et, karaciğer ve süt C vitamini içeren hayvansal gıdalardandır.  Ancak, C vitamini, pişme işlemi sırasında büyük oranda kaybolur, bu nedenle hayvansal gıdaları çiğ tüketmediğimiz sürece önemli birer C vitamini kaynağı olarak kabul edemiyoruz. Bu durum, neredeyse hiç sebze tüketmeyen Eskimolarda neden C vitamini eksikliği olmadığını açıklıyor: Eskimo diyetinin oldukça önemli bir kısmını çiğ balık ve diğer deniz ürünleri oluşturuyor.

C vitamini eksikliğine İskorbüt Hastalığı denir. C vitamini eksikliğinde, kollajen sentezi sekteye uğradığı için yara iyileşmesi gecikir, deride açık yaralar oluşur, diş etlerinde kanamalar görülür. Diş dökülmeleri, felç ve kimi zaman ölüm görülen komplikasyonlardandır.  İskorbüt, denizciler tarafından tarih öncesi çağlardan beri bilinen bir hastalıktır. Uzun deniz yolculuklarında taze sebze ve meyve taşımak mümkün olmadığından, bu yolculuklarda gemi mürettebatının çoğunun hastalanması ve hatta ölmesi epey alışılageldik bir durumdu. 18. yüzyılda, limon ve lahana turşusu gibi basit ve taşınabilir besinlerin iskorbüt hastalığını engellediği fark edilince, bu gıdalar uzun yolculuklara çıkan gemi kilerlerinin demirbaşı haline gelmişti. İşte bugün, limon ve diğer narenciyelerin, C vitaminin simgesi haline gelmiş olmalarında bu uygulamanın etkisi var. Zira limon, uzun gemi yolculuklarında kolayca depolanan ve bozulmayan bir alternatifti.

1933 yılında, bir Macar tıp doktoru olan Albert Szent Györgyi, C vitamini molekülünü keşfetti ve bu buluşuyla 1937 Nobel Tıp Ödülü‘ne layık görüldü.

Bir Bilen Safsatası: Linus Pauling

Linus Pauling, iki defa Nobel ödülüne layık görülmüş, oldukça tanınmış bir isim. 1954 yılında Nobel kimya ödülünü, 1962 yılında ise Nobel barış ödülünü kazanmış. Ancak bugün, bu başarılarından çok, yüksek doz C vitamininin,  grip ve diğer hastalıklara karşı koruyucu olduğuna dair geliştirdiği teori ile anılıyor.

Pauling, 1970 yılında “C Vitamini ve Grip” isimli bir kitap yazarak, yüksek dozda C Vitamini almanın, grip görülme sıklığını %45 oranında azaltacağını öne sürdü. Bu kitapta, C vitamininin, bir ilaç değil bir besin maddesi olduğunu iddia ediyor ve bir besin maddesinde doz aşımı gibi bir durum olamayacağını, bu nedenle de yüksek doz C vitamini almanın herhangi bir olumsuz etkisi olmayacağını savunuyordu.  Kitap kısa sürede çok satanlar listesine girdi. Akademik çevrelerin, Pauling’in kitabındaki iddiaları kabul etmemesine rağmen kitap genel okuyucu kitlesinde oldukça popüler oldu ve böylece  mega doz C vitamini efsanesi (**) başladı [3] .

Pauling, daha sonra 1976 ve 1978’de, Dr. Ewan Cameron ile “ Kanser hastalarının destek tedavisinde askorbik asidin yeri: Son dönem kanser hastalığında hayatta kalma süresinin uzatılması” konulu iki makale kaleme aldı. Bu makalelerde vardığı sonuç şuydu: “Son dönem, tedaviye cevap vermeyen kanser hastalarına günde 10 g ve üzeri C vitamini verilmesi, bu hastaların hayatta kalma süresini ortalama 300 gün uzatmaktadır. Daha yüksek dozlar, hayatta kalma süresinin daha da uzamasına neden olabilir.”  [4].

Bu çalışmalar, bilimsel çevrelerde oldukça yankı getirdi.  Zaman içinde pek çok bilim insanı, bu çalışmalarda bahsedilen etkileri tekrar etmeye çalıştılar. Gelin, Pauling dışındaki bilim insanlarının C vitamini ile ilgili yaptıkları araştırmaların sonuçlarına kısaca bakalım.

Kanıtlar ne diyor?

Pauling’in çalışmalarına ilk cevap, dünyaca ünlü Mayo Kliniklerinden geldi. Mayo Kliniğinde görev yapan bilim insanları, Pauling’in iddialarını test etmek için birbirinden farklı, üç adet kontrollü çift-kör çalışma düzenlediler. Toplam 367 hastayı içeren bu çalışmalar sırasıyla 1979, 1983 ve 1985 yılında yapıldı. Çalışmaların tamamında, yüksek doz C vitamini tedavisinin plaseboya göre herhangi bir farkı olmadığı saptandı. [5] Dahası, çalışmalara katılan bazı hastalarda, yüksek doz C vitaminine bağlı akut okzalat nefropatisi (böbreklerde okzalat kristali birikmesine bağlı fonksiyon bozukluğu)  ve buna bağlı böbrek yetmezliği gözlendi.” [6].

Diğer akademik çevreler ve bilim insanları, Pauling’in çalışmaları tekrar edip aynı sonuçlara ulaşıp ulaşmayacaklarını araştırmaya devam ederken, Ulusal Kanser Enstitüsü’nün klinik araştırmalar branşı şefi Dr. William D. DeWys, Pauling’in yaptığı araştırmayı örnekleme hatası (selection bias) ve standardizasyon eksikliği nedeniyle ciddi anlamda eleştirmişti. Pauling ve Dr. Cameron’un ortak yaptıkları çalışma sırasında hastalar rastgele kontrol ve tedavi gruplarına atanmamış,  yerine, tamamen bilinçli ve taraflı bir şekilde hasta grupları oluşturulmuştu. Pauling ile birlikte araştırmayı yürüten Dr. Cameron, kendi hastalarını yüksek doz C vitamini alan hasta grubuna yerleştirmiş, diğer doktorların tedavilerini üstlendiği hastaları ise kontrol grubuna dahil etmişti. Ardından bu iki hasta grubundaki hastalarının hastalığı ilerleyen ve artık ¨tedavi edilemez son dönem kanser hastası¨ aşamasına gelenlerin hayatta kalma süreleri karşılaştırılmıştı.  Ancak, Dr. DeWys, Dr. Cameron’un kendi hastalarını çok daha erken aşamada ¨tedavi edilemez son dönem kanser hastası¨ grubuna dahil ettiğini saptadı.  Yani, Dr. Cameron’un yüksek C vitamini alan hastaları,  C vitamini almayan ve plasebo uygulanan kontrol grubundaki hastalardan çok daha sağlıklı durumda hastalardı, doğal olarak da hayatta kalma süreleri daha uzundu [7].

Tüm bunlar olurken, Pauling’in eski bir öğrencisi olan Arthur Robinson ortaya çıktı ve Pauling’in yüksek doz vitamin araştırmaları ile ilgili perde arkasında kalmış detayları göz önüne serdi. Robinson, yüksek doz C vitaminin farelerdeki kanser gelişimine etkisi üzerine bir çalışmada, Pauling’in asistanlığını yapmıştı. Robinson, deneyler sonucunda ilginç sonuçlar elde etmişti: “Yüksek doz C vitamini desteğinin, farelerdeki skuamöz hücreli kanser oluşumunu hızlandırıcı etkisi tartışmaya yer bırakmayacak dek barizdir. Günlük 3 ila 6 gr C vitamini alan deneklerde de, günde kilogram başına 3 gr C vitamini alan deneklerde de artan oranda kanser oluşumu gözlenmiştir.” (**) [8] Robinson, bulgularını Pauling ile paylaştıktan kısa bir süre sonra görevinden uzaklaştırıldı ve Pauling’in emriyle denek olarak kullandığı fareler öldürüldü [9].

Tıbbi ve akademik çevreler, yüksek doz C vitamininin faydalı mı zararlı mı olduğunu saptamaya çalışadursun, C vitaminin soğuk algınlığı ve gribe iyi gelip gelmediğine ilişkin yapılmış ilk büyük inceleme Cochrane Collaboration tarafından 2004 yılında yayınlandı.  Yapılan inceleme kapsamında, 65 yıllık bir süre içinde 10.000’den fazla deneği içeren 55 makale incelendi. Makalenin yazarları, bu kapsamlı inceleme sonucunda “Toplum bireylerinin, soğuk algınlığı ya da gripten korunmak için aldıkları yüksek doz C Vitamin desteğinin işe yaradığına dair herhangi bir kanıt bulunmamıştır.sonucuna vardılar [10].

Geçtiğimiz ay, Cochrane Collaboration, bu incelemeyi güncelledi ve C vitamininin grip ve soğuk algınlığına etkisi olup olmadığını , daha yeni tarihli çalışmaları esas alarak tekrardan inceledi. Varılan sonuç  benzerdi: “Gripal enfeksiyonlarda tedavi amaçlı alınan yüksek doz C vitamininin, hastalığın süresini kısaltmak veya semptomların şiddetini azaltma üzerinde net bir etkisi saptanmamıştır.” [11].

Cochrane çalışmaları C vitamini ile soğuk algınlığı arasındaki ilişkiyi üç açıdan incelemiş:

  1. Düzenli C vitamini kullanmanın, soğuk algınlığına yakalanma ihtimali üzerine etkisi.
  2. Düzenli alınan C vitamininin iyileşme süresine etkisi.
  3. Hasta olduktan sonra alınmaya başlayan C vitaminin iyileşme süresine etkisi.

Bu çalışmadan çıkan sonuçlar şöyle:

  1. Düzenli alınan C vitamininin, toplum genelinde soğuk algınlığına yakalanma ihtimalini azalttığı yönünde bir bulgu yok. Sadece, aşırı fiziksel aktivitede bulunan kişilerde ihtimalde bir azalma gözlenmiş.  Ancak buradaki fiziksel aktivite tanımı, sınırları ciddi zorlayan aktivitelerden bahsediyor: maraton koşucuları, kutuplarda eğitim gören askerler, kayak sporcuları….  Bu gruptakiler dışındaki kişilerde, destek amaçlı C vitamini alıyor olmanın soğuk algınlığına yakalanma ihtimalini azalttığına ilişkin herhangi bir olumlu etki görülmemiş.
  2. Düzenli C vitamini kullanan yetişkinlerde, iyileşme süresinde ortalama %8 bir azalma gözlenmiş, bu rakam  çocuklarda biraz daha yüksek: % 14. ( 1-2 gr C vitamini kullanan çocuklarda ise %18, yani grip belirtileri 10 gün yerine 8 gün sürüyor.)
  3. Hastalandıktan sonra alınmaya başlanan C Vitaminin ise soğuk algınlığının iyileşme sürecine herhangi bir etkisi olduğu saptanmamış.

C vitamininin soğuk algınlığı ve gribe etkisi olup olmadığını araştıran çalışmaların yanı sıra, kanser ve diğer hastalıklara karşı koruyucu olup olmadığını araştıran başka çalışmalar da yapılmış.  Bu çalışmaların büyük bir çoğunluğu, C vitaminin kanser ve diğer hastalıklara karşı herhangi bir koruyucu etkisi olduğunu ispatlayamamış. Hatta, kimi çalışmalar, yüksek doz C vitamini almanın tümör büyümesini hızlandırdığı, böbrek yetmezliğine neden olabildiği hatta kemoterapi ilaçlarının etkisini azalttığı gibi olumsuz etkileri olabildiğini göstermiş.

Bazı örnekler verecek olursak:

  • C Vitamininin, insan kanser hücrelerinde, bir kemoterapi ajanı olan proteasome inhibitörü PS-341’in etkinliğini azalttığı tespit edilmiş [12].
  • Uzun süre C vitamini, E vitamini ve Folik asit (B9 Vitamini), kullananların akciğer kanserine yakalanma oranlarında, kullanmayanlara göre herhangi bir  fark gözlenmemiş [13].
  • 1997 yılında başlamış ve 31 Ağustos 2007 tarihinde bitirilmiş Doktorlar Sağlık Araştırması II isimli bir çalışmada, düzenli C ve E vitamini kullanmanın kalp ve damar hastalıklarına olan etkisi araştırılmış. Basit tesadüfi örnekleme ile yapılan, çift kör ve plaseobo grubu içeren bu çalışmada, çalışmaya dahil olan 14.641 erkek Amerikalı doktor, 10 yıl boyunca günde 500 mg C vitamini ve günaşırı 400 IU E vitamini kullanmışlar. 10 yılın sonunda yapılan analizde, vitamin kullanan ve kullanmayan grup arasında anlamlı bir fark gözlenmemiş. Verilerin incelenmesi sonucunda, E ve C vitamini desteğinin, orta yaş ve üzerindeki erkeklerde kalp ve damar hastalıklarını önleyici bir rolü olmadığı sonucuna varılmış [14].
  • C vitaminin bazı antineoplastik (kemoterapi) ilaçlarının etkilerini azalttığı saptanmış [15].
  • Sağlıklı insanların, C vitamini desteği yapmasının DNA’daki oksidatif hasarlara herhangi bir etkisi olmadığı saptanmış. Çalışmada, C vitamininin, düzenli kullanan kişilerde herhangi bir anti-oksidan etkinliği olmadığı gözlenmiş [16].
  • 7625 kadın üzerinde yapılan, oldukça büyük bir araştırma olan Kadınlardaki Kalp Damar Hastalıkları’nda Antioksidantların Yeri adlı çalışmanın sonucu da benzer:  “ C veya E vitamini, veya beta karoten kullanımının, kanser olma riski veya kanserden bağlı ölüm oranları üzerinde herhangi bir olumlu etkisi gözlenmedi.” [17].

Peki ne yapmalı?

C vitamini, yukarıda da bahsettiğim gibi hayati öneme sahip bir vitamin. Ancak yapılan çalışmaların sonucu ortak: destek amaçlı C vitamini kullanmanın sağlığa kayda değer olumlu bir etkisi yok.  C vitamininin  iddia edilen muhtelif faydaları (gribi önlemesi, bünyeyi ve bağışıklık sistemini güçlendirmesi, antioksidan ve kanser önleyici etkileri) yapılan çalışmalarda net olarak kanıtlanamamış durumda. Kısaca, eğer sağlıklı besleniyorsanız, yani günlük diyetiniz yeterince taze sebze ve meyve içeriyorsa, fiziksel olarak bedeninizi zorlayan bir ortamda veya aktivite içinde de değilseniz, muhtemelen C vitamin kullanmanıza gerek yok. Zaten, besinlerinizden ihtiyacınız olan miktarı alıyor olmalısınız.

“Yok, ben illa C vitamini kullanmaya devam edeceğim, bence işe yarıyor.” diyenlere de son kez anımsatalım:

Aldığınız yüksek doz C Vitamini, sizi soğuk algınlığı ve kanserden korumayacaktır, ama bunca kanıt yokluğuna rağmen hala para verip idrarınızın rengini turuncuya boyamak veya yakalandığınız gribin süresini 8 günden 7 güne indirmek istiyosanız, karar size kalmış. 🙂

Notlar:

Bu yazının amacı, Linus Pauling’in savunduğu ve önerdiği, sağlıklı insanların grip ya da kanser gibi durumlara karşı düzenli ve koruyucu olarak kullandığı megaz doz C vitamini tedavisini incelemektir. Mega doz tedavisi, genelde C vitamini eksikliği olmayan kişilerin kanser ve grip gibi hastalıklardan koruduğuna inanarak yüksek doz C vitamini ( günlük 1000 mg ve üstü) kullanması olarak tanımlanabilir. Elbette, çeşitli hastalıklar veya kısıtlı diyetler nedeniyle C vitamini eksikliği olan kişilerin bu açıkları kapanana kadar dışarıdan C vitamini alması uygun bir tedavi yöntemidir.

Bu yazıda, sadece C vitamininden bahsedilmekte olup, yukarıda yazılanlar diğer vitamin ve destekleyici tedaviler için geçerli olmayabilir. Lütfen okuduklarınızı tüm vitamin ve destek ürünlere yansıtacak şekilde genellemeyiniz. 

(*) Yangı, ya da diğer adıyla enflamasyon (ing. inflammation) canlı dokuların her tür canlı, veya cansız yabancı etkene, iç veya dış doku hasarına verdiği fizyolojik yanıtlar bütünüdür. Yangısal tepki, hücrelerde olan zedelenme sonrasında, bir grup bağışıklık sistemi hücresi ve muhtelif hücrelerden salgılanan özel kimyasal maddeler tarafından oluşturulur. Yangısal süreçlerle ilgili detay bilgiyi Vikipedi’deki Yangı başlığından okuyabilirsiniz.

(**) Linus Pauling’in asistan Arthur Robinson’un yukarıda bahsedilen çalışmasının, çok güvenilir bir çalışma olduğunu düşünmüyorum. Bu yazıda, söz konusu çalışmaya yer vermemin amacı, bu çalışmada Robinson’un elde ettiği verilerin güvenilirliğinden ziyade, anlatılan olayların, Linus Pauling’in kendi teorisiyle çelişen herhangi bir görüşe karşı ne kadar tahammülsüz olduğunun altını çizmek içindir.

Kaynaklar:

  1. Duarte TL, Lunec J. (2005). Review: When is an antioxidant not an antioxidant? A review of novel actions and reactions of vitamin C. Free Radical Research, July 2005; 39(7):671-686
  2. Institute of Medicine (IOM) . (2004). Dietary reference index (DRI) tables.
  3. Dunitz J. Biographical Memoirs: Linus Carl Pauling. In The National Academic Press. Retrieved May 28, 2010, from http://www.nap.edu/readingroom/books/biomems/lpauling.html
  4. Cameron E, Pauling J. (1978) Supplemental ascorbate in the supportive treatment of cancer: Reevaluation of prolongation of survival times in terminal human cancer. Proc. of the National Academy of Sciences, 1978 May; 75:4538-4542
  5. Creagan ET, Moertel CG, O’Fallon JR, Schutt AJ, O’Connell MJ, Rubin J, Frytak S. (1979). Failure of high-dose vitamin C (ascorbic acid) therapy to benefit patients with advanced cancer. A controlled trial. N Engl J Med. 1979 Sep 27;301(13):687-90.
  6. McAllister CJ, Scowden EB, Dewberry FL, Richman A. (1984). Renal failure secondary to massive infusion of vitamin C. JAMA. 1984 Oct 5;252(13):1684.
  7. Barrett, Stephen.  High doses of vitamin C are not effective as a cancer treatment. In Quackwatch. Retrieved May 29, from:http://www.quackwatch.org/01QuackeryRelatedTopics/Cancer/c.html
  8. Arthur R. Robinson, Arnold Hunsberger, Fred C. Westall. (1994). Suppression of squamous cell carcinoma in hairless mice by dietary nutrient variation. Mechanisms of Ageing and Development. 76 (1994) 201-214
  9. Goertzel T, Goertzel B.  Linus Pauling: A Life in Science and Politics.  New York: basic Books, 1995.
  10. Douglas RM, Hemilä H, Chalker E, Treacy B. (2004). Vitamin C for preventing and treating the common cold. Cochrane Database Syst Rev. 2004 Oct 18;(4):CD000980.
  11. Hemilä H.,  Chalker E. (2013) . Vitamin C for preventing and treating the common cold SO: Cochrane Database of Systematic Rev. 2013
  12. Zou W, Yue P, Lin N, He M, Zhou Z, Lonial S, Khuri FR, Wang B, Sun SY. (2006). Vitamin C inactivates the proteasome inhibitor PS-341 in human cancer cells. Clin Cancer Res. 2006 Jan 1;12(1):273-80.
  13. Slatore CG, Littman AJ, Au DH, Satia JA, White E. (2008). Long-term use of supplemental multivitamins, vitamin C, vitamin E, and folate does not reduce the risk of lung cancer. Am J Respir Crit Care Med. 2008 Mar 1;177(5):524-30. Epub 2007 Nov 7.
  14. Howard D. Sesso, ScD, MPH; Julie E. Buring, ScD; William G. Christen, ScD; Tobias Kurth, MD, ScD; Charlene Belanger, MA; Jean MacFadyen, BA; Vadim Bubes, PhD; JoAnn E. Manson, MD, DrPH; Robert J. Glynn, ScD; J. Michael Gaziano, MD, MPH. (2008). Vitamins E and C in the Prevention of Cardiovascular Disease in Men. JAMA. 2008;300(18):2123-2133.
  15. Heaney ML, Gardner JR, Karasavvas N, Golde DW, Scheinberg DA, Smith EA, O’Connor OA.(20080. Vitamin C antagonizes the cytotoxic effects of antineoplastic drugs. Cancer Res. 2008 Oct 1;68(19):8031-8.
  16. Herbert KE, Fletcher S, Chauhan D, Ladapo A, Nirwan J, Munson S, Mistry P. (2006). Dietary supplementation with different vitamin C doses: no effect on oxidative DNA damage in healthy people. Eur J Nutr. 2006 Mar;45(2):97-104. Epub 2005 Jul 18.
  17. Lin J, Cook NR, Albert Christine, Zaharris E, Gaziano MJ, Van Denburgh M, Buring JE, Manson JE. (2009). Vitamins C and E and beta carotene supplementation and cancer risk: A randomized controlled trial. J Natl Cancer Inst 2009;101:14-23

About isil_arican

Yalansavar'ın kurucusu, San Fransisco'da yaşayan bir Tıp Doktoru. Stanford Üniversitesi Çocuk Hastanesi'nde Klinik Bilgi İşlem Direktörü. Bay Area Skeptics Yönetim Kurulu Üyesi. Boş zamanlarında sözde bilimle savaşıyor, Yalansavar'a ve Trepanasyon'a yazıyor, TED çevirileri yapıyor, kedi seviyor, evde bira kaynatıyor, bir de bu aralar The Witcher oynuyor.

97 Yanıt to “C Vitamini: mucize mi yoksa safsata mi?”

  1. Bu yazı için çok teşekkürler. Aydınlandım, çok da şaşırdım doğrusu. “C vitamini” kelimesi çok sempatik geliyordu kulağıma. Artık eski önemi yitirdi gözümde. İyi güzel, para vermeyiz C vitamini desteği haplara, tozlara fakat C vitaminin hastalıklara iyi geldiğine inanmak psikolojik olarak iyi geliyordu. Grip olmuş yatarken C vitamini takviyesi yapmış olmanın beni içine alan -şimdi anlıyorum ki- plasebo etkisi hoşuma gidiyordu. Neyse artık, günlük ihtiyaç duyulan miktarı bünyeye almak için meyve sebze yemeye devam, bizi kandırıp cebimizden paraları hortumlamaya çalışan ilaç firmalarının lagalugalarına inanmaya son…

    Beğen

    • C vitamini ve bağışıklık sistemi arasında bir bağ yok demek kesinlikle yanlıştır. Bağışıklık sistemi hücrelerinin karşılaştıkları mikroplara spesifik antikor üretebilmelerini sağlayan somatik hipermutasyon olayını gerçekleştiren enzimlerin co-enzimi C vitaminidir ve gereklidir. C vitaminini hastalık öncesinde ve sonrasında almak bağışıklık sistemi hücrelerinin karşılaştıkları mikroba karşı daha çabuk antikor üreterek karşı koymasını sağlayacağından hastalıktan korur ya da daha hızlı kurtulmamızı sağlar. Ancak gereğinden fazla alındığında vücutta depolanmayıp atıldığı doğrudur.

      Beğen

      • Deniz hanım böyle bir çalışma var mı? C vitamini gereksiz denilmiyor zaten. Demir hemoglobinin için çok gereklidir o zaman demir ilacı alalım demek gibi yazdığınız. Kanıtınız çalışmanız varsa buyrun, ben hissediyorum var bir etki diyorsanız siz bilirsiniz.

        Beğen

  2. Tesekkuler.. iyi oldu bu yazı. belki okumasam hala 20 lik redoxon efervesan tabletlerden almaya devam edecektim. E vitamini konusunda da aydınlatıcı yazılarınızı bekleriz.

    Beğen

  3. C: windows format … bütün bildiklerimiz sil baştan 🙂

    Beğen

  4. Ben yıllardır alerji rahatsızlığım nedeniyle hiç bir turunçgili yiyemiyorum. Portakal, limon, mandalina, greyfurt ayrıca domates… Sandoz, hap ta kullanamıyorum, hatta multivitamin gibi haplarda. Şampuan, sabun vs…Yıllardır da grip olmadım(Maşallah). Yabancı sitelerde, sitrik asit alerjisi diye bir ton yazı olmasına rağmen, Türkçe herhangi bir kaynak bulamadım.

    Beğen

  5. Yazı için teşekkürler .Faydalı olmuş.
    http://orkunblog.wordpress.com

    Beğen

  6. C vitamininin katabolizma üzerindeki etkilerine dair bilgi verebilir misiniz lütfen?

    Liked by 1 kişi

  7. merhaba böyle yazılarınız çıkınca savma etkinizin yalanlaramı yoksa doğrulara mı diye düşünmeye başlıyorum tabiki dediklerinizde belkide siz haklısınızdır fakat yazdıklarınıza şahsen ikna olmadım küçük emrah tribine girmek gibi olmasın ama akademik bir kariyerim olmadığı için size akademik kariyeri olan güvendiğim bir doktor olan Prof.Dr. Ahmet Aydın ın bu konuda daha önce yazmış olduklarıyla karşıt görüş belirtmeye çalışacağım

    Linus Pauling teorilerine safsata diyorsunuz ama bence yinede bu kayaktaki yazıya bir gözatılabilir: http://beslenmebulteni.com/bes/index.php?option=com_content&view=article&id=1697%3Aki-nobelli-tek-bilim-adam-olan-prof-dr-linus-pauling-bir-uydurukcu-mu&catid=293%3Avitamin&Itemid=542

    Prof. Dr. Linus Pauling eski tıp dergilerini incelereken şu çalışma gözüne çarpmış.

    C vitamininden ve kolesterolden fakir yem verilen 27 kobayın 11’inde 21 ile 30 gün içinde aterom plaklarının (damar sertliği) geliştiği gösterilmiştir.

    Kolesterolden fakir yem verilen fakat diyetine C vitamini ilave edilmiş 12 kobayın hiçbirinde 42 gün içinde ateroskleroz gelişmemiştir.

    Willis GC. The Reversibility of Atherosclerosis. Canad MAJ 1957; 77: 106-9

    Bu yazıdan sonra Pauling literatür taramasında 34 çalışmanın 30’unda günde 500 mg’dan fazla alınan C vitamininin kalp krizi riskini azalttığı saptanmıştır.

    Bunun üzerine Pauling ünlü kalp hastalığı-C vitamini teorisini geliştirdi ve kitabında yazdı.
    How to Live Longer and Feel Better, 1986

    Finlilerin yaptığı bir çalışmada günde iki kez alınan 91 mg (136 IU) E vitamini (d-α-tokoferol) ve 250 mg C vitamininin karotis (şah) damarındaki intima-media kalınlığını (damar daralması) azalttığını göstermişlerdir.

    Salonen JT, Nyyssonen K, Salonen R et al Antioxidant Supplementation in Atherosclerosis Prevention (ASAP) study: a randomized trial of the effect of vitamins E and C on 3-year progression of carotid atherosclerosis. J Intern Med. 2000; 248: 377–386

    Pauling ve milyonlarca yandaşı ömürlerinin sonuna kadar 10-20 gram C vitamini kullanmışlar. Çoğu da 90-100 yıl yaşamışlardır.

    Tabii ki sadec C vitamini ile uzun ve kaliteli yaşayamazsınız. bir enfeksiyon hastalığının akut evresinde ya da kanser tedavisine yardım için damar yolu ile alınmalıdır.

    C vitamini normal dokularda ve oksijenli ortamda bir antioksidandır (serbest oksijen radikallerini temizleyerek doku tahribini engeller). Fakat Kanser dokusunun farklı metabolizması nedeni ile yüksek dozdaki C vitamini hücre içindeki bakır ve demir ile reaksiyona girerek prooksidan (oksijen radikali oluşturucu) haline geçer. Bu reaksiyonlar sonucunda küçük miktarlarda hidrojen peroksit denilen serbest radikal oluşur. Kanser hücresinde katalaz denilen antioksidan miktarı çok düşüktür. Bu nedenle peroksitler kanserli hücrelerde oluşan hidrojen peroksiti nötralize edemez ve onları tahrip ederler (1). Normal dokularda yeteri kadar katalaz olduğu için hidrojen pereoksit sağlıklı hücreleri tahrip edemez.

    Sonuç olarak C vitamini gibi antioksidanlar farklı metabolizmaları nedeni ile kanser dokusunda nitelik değiştirerek oksidan olurlar. Yani serbest radikal oluşturarak kanser hücrelerini öldürürler. Halbuki sağlam dokularda antioksidan olup onları tahribattan korurlar. Anlayacağınız tam bir nokta atışı…

    1. orthomolecular.org/library/ivccancerpt.shtml, Ron Hunninghake, Intravenous Vitamin C And Cancer http://orthomolecular.org/library/ivccancerpt.shtml

    Sonuç:
    C vitamininin patenti yok, kanser ilaçlarının ise var. 1’e mal ettikleri patentli ilaçları 100’e satıyorlar. Patenti olmadığı için C vitaminini herkes yapabiliyor. Tekel olmadığı için fiyatı oldukça düşük kalıyor.

    İlaç sanayi silah sanayiinden de karlı bir alan. Amaç insan sağlığı değil karları maksimalize etmek.

    İlaç sanayi sadece kanserde değil diğer hastalıklarda da aynı oyunu oynuyor.

    Saygılar…

    Beğen

    • Merhaba Umut Kemal,
      Burada yazılanlara şüphe ile yaklaşmanıza sevindim. Yalansavar olarak bizim amacımız tek tek konuları irdelemek yanında insanlara sağlıklı bir şüphecilik alışkanlığı da aşılamak. Sağdan, soldan, Yalansavar’dan, gazeteden, sizin favori doktorunuzdan, TV’den, nereden gelmiş olursa olsun yeni bilgileri bir akıl süzgecinden geçirip eski bildiklerimizle karşılatırmak iyi bir şüpheciliğin temel taşı.

      Bu karşılaştırma sonucunda eğer yeni gelen bilgi eski bilgiler ile çelişiyorsa, bunlardan hangisinin (daha) doğru olduğunu bulmamız gerekir. İnsan beyni çalışma şekli itiabarı ile hali hazırda inandığı bilgiye torpil geçme eğilimindedir (confirmation bias). Bu eğilimin üstesinden gelmek için çelişen bilgileri mümkün olduğunca objektif şekilde karşılaştırmaya çalışmak gerekir.

      Örneğin sizin yorumunuzdaki kobay deneyi yazıda 14 numara ile referans verilen çalışma ile çelişiyor, birisi C vitamini takviyesinin damar sertliğini önlediğini söylerken diğer işe yaramadığı sonucuna varıyor.

      Şimdi çalışmalara bakalım:

      Sizin referans verdiğiniz çalışma:
      – yıl: 1957
      – Denek: kobay faresi
      – Denek sayısı: 77
      – Deney süresi: 4 hafta
      – yöntem: tüm fareler iskorbüt hastalığına yakalanmalarına neden olacak bir diyete tabi tutulurken en kalabalığı 25 fare olan değişik gruplara ayrılıp değişik zaman ve sürelerde C vitamini takviyesi yapılıp damar sertliği gelişimi gözlenmiş.

      Bu yazıdaki 14 nolu referanla gösterilen çalışma:
      – yıl: 1997-2007
      – Denek: yetişkin erkek insan
      – Denek sayısı: 14,641 (yazıda yanlışlıkla 641 yazılmış, düzelteceğiz)
      – Deney süresi: 520 hafta
      – yöntem: bilimin altın standardı olarak bilinen randomize, plesebo kontrollü çift-kör deney.

      İyi bir şüpheci bakış açısı 50 yıl daha eski olan, denek sayısı 190’da biri olup deneklerin de başka bir tür organizmadan seçildiği, 130 misli kısa süren bu deneye yeni yapılan daha kapsamlı çalışma karşısında pek şans tanımaz. (Eğer tartıştığımız konu iskorbüt hastası kobaylara C vitamini takviyesi yapıp yapmamak değilse tabi 🙂 ). Ancak ileride 14 nolu çalışmanın hatalı olduğu ortaya çıkar ya da benzer kalitede başka bir çalışma aksi bir sonuca verirse o zaman konuyu yeniden gözden gecirmek gerekir.

      Bu arada olaydan kimin para kazanıyor olduğu belki şüphelenmek için iyi bir başlangıç noktası olabilir ancak birilerinin para kazanıp kazanmadığı bir şeyin doğru olup olmadığını tek başına gösteremez. Ayrıca bu argümanı yaparken vitamin endüstrisinin de yabana atılır bir büyüklükte olmadığını göz önünde bulundurmak gereklidir (yine objektiflik açısından). Sanırım Dünya genelinde 60 milyar dolarlara varan bir marketten bahsediyoruz. Ama dediğim gibi bu yazının konusu olan C vitaminin soğuk algınlığı ya da kansere iyi gelip gelmediğini direk etkileyen şeyler değil market büyüklüğü.

      Saygılar

      Beğen

      • Merhaba,
        Yazılanları hayretle okuduğumu söylemem gerek.Bu kadar önemli bir hastalık için konuşurken ve nobel ödüllü bir bilim adamının iddiası önümüzde dururen kayda değer bir tane ciddi araştırmanın yapılması.( eğer doğruysa 14.641 kişi üzerinde yapılan) Neden geniş kapsamlı çalışmalar yapılmaz.Yani karşımızda bir su birikintisi var ve bir grup: -Bu su çok derin burada transatlantik yüzer diyor, diğer grup: – Bu su çok sığ 5 mt lik kayık bile yüzemez diyor.
        Bu kadar mı ?
        Siz karşı argüman olarak vitamin endüstrisinin de yabana atılır olmadığını söyşemişsiniz.İst-Eminönü’ndeki firmada 500 gr askorbik asit sanırım 6 TL gibi.
        Benim aklıma ticari tıbbın bu konuyu bilerek kurcalamaması geliyor.Bu araştırmaları kamu ya da üniversitelerin yapması gerek.Ama maalesef şu ana kadar yapan da yok.Bence bu C vitamini efsanesinin (!) araştırılması gerek.Sizin bu kadar sığ bilgi ile devasa bir konuda kesin sonca ulaşmanızı da manidar buldum.
        saygılar

        Beğen

      • isil_arican 13 Ocak 2015 08:37

        Salih bey,

        Aşağıdaki cümlenizde yaptığınız varsayımlar ne yazık ki oldukça eksik/hatalı.

        Benim aklıma ticari tıbbın bu konuyu bilerek kurcalamaması geliyor.Bu araştırmaları kamu ya da üniversitelerin yapması gerek.Ama maalesef şu ana kadar yapan da yok.Bence bu C vitamini efsanesinin (!) araştırılması gerek.Sizin bu kadar sığ bilgi ile devasa bir konuda kesin sonca ulaşmanızı da manidar buldum.

        Tek tek bakacak olursak:
        1. C vitamini ve gerek kanser gerek grip ile ilişkisi son 30 yıldır Tıp dünyası tarafından en çok araştırılmış konuların başında geliyor. Bugün itibarıyle sadece Pubmed üzerinde 5000 civarında araştırma, makale olarak özetlenmiş ve sonuçları bilim dünyasıyla paylaşılmış.

        2. Sığ bilgi ile yola çıkmış değiliz, bu yazı yayınlanan makalelerin önde gelenlerinin tamamı okunarak hazırlanmış bir makale. Ekinde de son derece detaylı kaynakçası mevcut.

        3. Bilim literatürünü inceleyip bu yazıyı yazdım. Siz hangi verilere ve sığ olmayan bilgi dağarcığına dayanarak bunun bir komplo olduğu konusunda bir yargıya vardınız merak ediyorum. Kaynaklarınızı paylaşırsanız sevinirim.
        Yok, elinizde bir kaynak yoksa ve sadece kalbinizin sesi ile bu sonuca vardıysanız, elimizde veri olmadan varılan sonuçların son derece yanıltıcı olabileceğini anımsatmak isterim.

        Beğen

  8. Selim İmamoğlu Cevapla 12 Mart 2013 00:46

    Eskiden köy efsaneleri vardı, “kocakarı ilacı”, “hurafe”, “safsata” gibi sıfatlarla yerle yeksan oldular. Aktarlarda hala yaşayanları var ama gerçek eczacılar ağır basmak üzere…
    Şimdi ise şehir efsaneleri tek tek yıkılıyor, ama en acı vereni ıspanakla ilgili olanı idi. Kardeşime küçükken ıspanağın içinden neden demir çıkmadığını molekülleri kavratarak anlatmaya çalışmıştım. Şimdi o da yıkıldı, C vitamini de…İnanacağımız birşeyler lazım, bilimciler, yetişin!

    Liked by 1 kişi

  9. Bir de B vitamini efsanesi var, uygun bir zamanda ona da el atarsanız sevinirim.

    Liked by 1 kişi

  10. Oldukça uzun bir yazı… Konuyu takip etmeyen ve bilmeyenleri istemeden yanıltacak bilgilerde içeriyor…Ne yazık ki…

    Öncelikle bu konu ciddi anlamda tartışılan bir konu. Biri doğru ya da diğeri yanlış demek çok kolay değil. Tüm dünyanın, bilim adamlarının tartıştığı bir konuda “Bir bilen safsatası” gibi başlıkları doğru karşılamadığımı belirtmeliyim…

    Linus Pauling ve diğer yüksek doz C vitaminin kanser ve birçok hastalıkta vücut direncini arttırıcı ve toksinleri yok edici özellikleri olduğunu savunanlar, sizin ortaya koyduğunuz iddiaları büyük ihtimalle kabul ederler. Çünkü ortaya koyduğunuz Mayo kliniğinin yapmış olduğu araştırmada dahil, çalışmaların çoğu, Linus pauling ve diğerlerinin savunduğu c vitamini alma yönteminden farklı olarak C vitaminini ağız yoluyla alınması durumunu test etmişlerdir.

    C vitamini suda eriyen bir vitamin. Siz ne kadar C vitamini alırsanız alın, aldığınız vitamin hücre içerisine yani asıl görev yapacağı alana ulaşmadan, idrarla atılır. Bardaklarca C vitamini zengin gıda içseniz, bunun damarlarınızda dolaşması, dolaştıktan sonra hücre içine ulaşması çok zordur. Çok düşük bir oranda c vitamini hücre içine girebilir. Bu nedenle Mayo kliniğinin yaptığı araştırmada olduğu gibi C vitamini ağız yoluyla alırsanız, elde edeceğiniz hüsrandır. Bunu hemen hemen tüm yüksek doz C vitamini, savunanlar kabul ediyor. C vitamini ancak damar yoluyla ya da daha da iyisi LypoSpheric olarak adlandırılan yöntemle (bir nevi c vitamini molekülü etrafına yağ kesecikleri yerleştirme yöntemi) ile alındığında savunucuların iddia ettiği sonuca ulaşılabilir. Kısacası Mayo kliniklerinin ortaya attığı iddia doğrudur, ama bu başlıkta ele alınan C vitamininin faydalı etkisini açıklamada anlamsızdır.

    Bunlarla ilgili kaynak vs. bulmak çok zor değil. Notlarım arasında vardı ama şu aralar biraz meşgulum ve müsayit değilim… Bence C vitaminini safsata diyerek bir kenara bırakmayın. Muhakkak araştırın… Özellikle damar yoluyla (intravenous – vitamin c intravenous olarak aratın) ya da Lypo-Spheric Vitamin C (bir farklı ve etkin yöntem)… Thomas E. Levy isminide araştırın derim…

    Beğen

    • Sevgili Gökhan,
      Yorumun için çok teşekkür ederim. Öncelikle şunu belirteyim ki, bu yazının konusu, koruyucu veya destek amaçlı ( özellikle soğuk algınlığı ve kanserden korunmaya yönelik) takviye niteliğindeki C vitamini kullanımı. Bu nedenle de yazıda senin belirttiğin damardan uygulanan yüksek doz C vitamini uygulamalarına değinmedim.

      Sanıyorum, bahsettiğin kansere yönelik damar içi yüksek doz C vitamini uygulamaları Mark Levine ve ekibinin yaptığı çalışmalar. Bu çalışmaların ilkinde laboratuvar ortamında, petri kabındaki kanser hücrelerine çok yüksek oranda C vitamini verilmiş ve hücrelerin öldüğü gözlenmiş. Bu çalışma ilginç bir çalışma olmasına rağmen şöyle bir sorunu var. Cam bir petri kabındaki kanser hücrelerini yüksek doz herhangi bir madde ile öldürmek oldukça kolay. Mesela çok yoğun tuzlu su bile hücrelere damlatılsa, bu hücreler ölebilir. Ama bu veriden yola çıkarak hastalara damardan tuz verilmesinin kansere iyi geldiğini varsaymak yanlış bir çıkarım olur. Bu tip uygulamalarda, özellikle de yüksek dozda madde kullanılıyorsa, vücut içinde bu konsantrasyona ulaşmak mümkün olmayabilir. Ya da ulaşmanın mümkün olduğu durumlarda, bu konsantrasyonlar hasta için toksik konsantrasyonlar olabilir.

      Levine ve ekibinin yaptığı ikinci yayın ise üç adet hastayı içeren bir vaka analizi. Bu makalede, yüksek C vitamini uyguladıkları üç ayrı hastayı analiz etmişler. Üç hastada da tedaviyi takiben tümör boyunda küçülme olduğunu saptamışlar. Bu yayına bir klinik deney diyemeyiz, zira bu uygulamayı kaç hasta üzerinde yaptıklarını ve kaç kişi arasından bu üç hastayı seçtiklerini bilmiyoruz. Seçilmeyen hastalara ne oldu, onlarda da iyileşme mi oldu? Kötüleştiler mi? Böbrek yemezliğine mi girdiler? Bilmiyoruz. Ayrıca yayınlanan üç vaka da, C vitaminin yanısıra başka kemoterapi ve destek tedaviler uygulanan hastalar, yani hastaların tümörlerindeki küçülmenin C vitaminine bağlı olduğuna karar vermek oldukça zor.

      Aynı ekip tarafından yapılan bir üçüncü çalışma, bu defa fareler üzerine. bence bu ekibin yaptığı en derli toplu çalışma bu. Ancak farelere verilen c vitamini dozu o kadar yüksek ve toksik doza yakın ki, bu vakalara uygulanan tedaviyi aslında bir nevi kemoterapi olarak değerlendirmek gerekir. İnsanlarda aynı doz kan C vitamini konsantrasyonuna ulaşmak için 560 g C vitamini vermek gerekiyor! Bu dozlardaki c vitaminin ciddi toksik etkilerinin de olduğunu biliyoruz. İlaveten bu çalışmada, uygulanan C vitaminin tümör boyutunu küçültmediği, sadece büyüme hızını azalttığı gözlenmiş.

      Bu verilerle yüksek doz C vitaminin kanseri tedavi ettiğini iddia etmek pek mümkün değil. Zira tek başına kanseri iyileştirecek gibi görünmüyor. Söz konusu dozlarda da zaten artık masum C vitamininden değil, toksik etkileri olma ihtimali olan güçlü bir antioksidan maddeden bahsediyoruz. Elbette, belki daha fazla araştırma yapıldıktan sonra bu uygulama kanser tedavisine destek olarak kullanılır hale gelebilir.

      Thomas E Levy’nin kitabını okumadım doğrusu. Ama hakkında yaptığım incelemnin sonuçları pek iç açıcı değil. Doktorluk yapmayı 1980’lerin ortasında bırakarak avukat olmuş. O tarihten beri de aslında Avukatlık yapıyor. 15’e yakın kitap yazmış C vitamini ve diğer alternatif tedavi yöntemleri ile ilgili. Ama son 15-20 yıldır hiçbir bilimsel çalışmaya imza atmamış. Elbette bunlar Levy’nin söylediklerinin yanlış olduğunu tek başına ispatlamaz. Ama bilgilerinin güncel olmayabileceğini ve iddialarını destekleyecek deneysel çalışmaları yapmadığını gösterir. Bir ufak bilgi daha, Levy’nin kendi cv‘sinde 1999 yılından beri Asistan profesörlük yaptığını belirttiği Alternatif Tıp üniversitesi, 2006 yılında saptanan yolsuzluk ve hak etmeyen kişilere akademik ünvan dağıttığı için kapanmış. Bu nedenle Levy’nin iddialarını bu bilgiler ışığında değerlendirmeni öneririm.

      Sevgiler

      Beğen

  11. C vitamini çılgınlığını tartışmaya açtığınız için çok teşekkürler! Yazarın referans verdiği son yapılan çalışmaya[11] merakımı gidermek için baktım. Sonuçlar kısmında şöyle bir cümle yer alıyor:
    “Thirty-one comparisons examined the effect of regular vitamin C on common cold duration (9745 episodes). In adults the duration of colds was reduced by 8% (3% to 12%) and in children by 14% (7% to 21%). In children, 1 to 2 g/day vitamin C shortened colds by 18%. The severity of colds was also reduced by regular vitamin C administration.”
    Yani günlük olarak vitamin C kullanımı soğuk algınlığı süresini küçük de olsa kısaltmış. Bu oran çocuklarda biraz daha fazla.
    Ek olarak makalenin özet kısmında şöyle bir cümle yer alıyor:
    “Regular ingestion of vitamin C had no effect on common cold incidence in the ordinary population, based on 29 trial comparisons involving 11,306 participants. However, regular supplementation had a modest but consistent effect in reducing the duration of common cold symptoms, which is based on 31 study comparisons with 9745 common cold episodes.”
    Elbette bunlar C vitamini muhteşem bir şey her gün alınız demek için yetersiz kanıtlar, ancak gene de belirtmekte fayda olabilir. Belki bu küçük grup içindeki insanların soğuk algınlığına bağışıklığı da olabilir.
    Bir de söylemeden geçemeyeceğim halk sağlığını ilgilendiren bir konuda yayınlanan makalenin erişiminin açık olmaması çok üzücü.

    Beğen

    • Uyarınız için teşekkürler. Makaleyi fazla özet geçince, yanlış anlaşılmaya meyilli olmuş. yazıdaki ilgili bölümü biraz daha detaylandırdım. Umarım şimdi daha net olmuştur.

      Beğen

  12. “şüphecilik alışkanlığı da aşılamak, yeni bilgileri bir akıl süzgecinden geçirip eski bildiklerimizle karşılaştırmak iyi bir şüpheciliğin temel taşı “bu bakış açınızı dile getirmeniz bir okuyucunuz olarak beni çok sevindirdi İnsan beyni çalışma şekli itibarı ile hali hazırda inandığı bilgiye torpil geçme eğilimindedir (confirmation bias).bu yadıklarınız gerçekten doğru hepimiz için geçerli sizin örnek olarak vermiş olduğunuz “denek sayısı yanlış yazılmış” olan yeni olduğu için ve daha güvenilir olması gerektiğini düşündüğünüz plesebo kontrollü çift-kör deney.de günümüz de kolesterol ilaçlarının üreticilerinin sponsorluğunda yaptırılan ve her seferinde kolesterol ilaçlarının ne kadar gerekli olduğu sonucu çıkan ve bu konuda kolesterol düşürücü statin ilaçlarının ne kadar ölümcül ve yan etkisi olan bir ürün olduğunu bağımsız araştırmaların bize gösterdiği bir dönemde yaşadığımız duygulara benzettim ayrıca yeri gelmişken yalansavarın kolesterol ilaçlarıyla ilgili görüş yazısını okumak isterim c vitamini tüketimi konusunda daha güvenilir olduğunu söylediğiniz deneklerin günlük c vitamini tüketimini biliyor musunuz ? 50 yıl daha yeni olan bir araştırmada bunu belirtmişlerdir sanırım

    yetersiz C vitamini genellikle belli bir iyileşme sağlayamaz. Pauling’in kitabında belirtilen literatür taramasına göre en az günde 1000 mg kullanarak yapılan 38 çalışmanın 37’sinde C vitamininin üst solunum yolu enfeksiyonunda belirtileri hafiflettiği yazılmaktadır(2).

    Aslında Linus Pauling (1) ve Irving Stone’un (2) kitaplarında belirttikleri tedavi edici günlük doz az önce belirtilen rakamların çok üzerinde olup günlük 10,000 ile 50,000 mg arasında değişmektedir .

    Dünya genelinde 60 milyar dolarlara varan bir market dışından da C vitamini tozunun gramı 2-4 kuruş, kilosu 20-40 YTL’den satılıyor. Örneğin günde 10 gramdan 3 gün kullansanız hastalığın tedavisi için 60 ile 120 kuruş harcayacaksınız. Hap formları doğal olarak biraz daha pahalı. C vitamininin ucuz olmasının başlıca nedeni patent hakkının yıllar önce ortadan kalkması. (C vitamini, askorbik asit adı altında gıda kimyasalları dükkanlarında kilo ile satılmaktadır. Istanbul’da daha çok satıldığı yerler Sirkeci, Mısır Çarşısı ve Tahtakale üçgenidir)

    Birçok hastalığın C vitamini gibi çok ucuz bir vitaminle tedavisi ilaç firmalarının karını azaltıyor ve negatif enformasyon vermeye başlıyorlar. Amaç etkileri son derece kuşkulu olan grip ilaçları aşılarının satışlarını artırmak. Birçok hekim ise bilerek ya da bilmeyerek bunlara kanabiliyor. Bu iddiaları yapanlar, Pauling ve diğer C vitamini savunucuların orijinal eserlerini incelemeden, sadece C vitamini muarızlarının söylediklerine bakıyorlar. Yani yeterli bilgi sahibi olmadan fikir beyan ediyorlar. Karşıtları grip tedavisinde günde en az 10,000 mg C vitamini kullanılması gerektiğini söylüyor. Onlar ise bu miktarın ellide birinin (200 mg) etkili olmadığını söylüyorlar! Tabii ki çıkış noktası yanlış olan çalışmaların sonucu da yanlış olacaktır!!!(3)

    1-Pauling L. How to Live Longer and Feel Better. Avon Books, 1986.
    2-Stone I. The Healing Factor: Vitamin C against Disease. Grosset & Dunlap. 1972.
    3- http://beslenmebulteni.com/bes/index.php?option=com_content&view=article&id=1697%3Aki-nobelli-tek-bilim-adam-olan-prof-dr-linus-pauling-bir-uydurukcu-mu&catid=293%3Avitamin&Itemid=542&limitstart=1

    Beğen

    • Sayın Umut Kemal
      Israrla Linus Pauling’den referans veriyorsunuz, ancak kısa bir literatür taraması yaparsanız, Pauling’in önerdiği dozların, iddia ettiği etkileri göstermediği ve bu çalışmaların sonuçlarının tekrar edilemediğini görebilirsiniz.
      Bir şeyin işe yarayıp yaramadığını anlamanın yolu, onu uygun şekilde test etmektir. Bir iddianın doğruluğunu ise, ancak o iddiayı tekrar test ederek kanıtlayabiliriz. Pauling’in iddiaları, başka bilim insanları tarafından test edildiğinde aynı sonuçları vermiyor.
      İlaveten, literatür taramalarını, bu iddiayı ortaya atan yazarın kitabından değil, tarafsız meta- analiz yapan kurumların çok sayıda çalışmayı içeren analizlerinden takip etmeniz, bu konuda daha yansız bilgiye ulaşmanıza yardımcı olabilir.

      Beğen

  13. Isıl Hanım” Pauling’in iddiaları, başka bilim insanları tarafından test edildiğinde aynı sonuçları vermiyor”. diyorsunuz bunu dediğinize göre Pauling’in önerdiği C vitamini uygulama yöntemi nin verdiğiniz örnekler de ve aynı dozlarda uygulanmış olması lazım dır bu konu da siz emin misin gerçekten Pauling i çürütenler onun uygulamalarını aynen test etmişler mi ?

    -Linus Pauling kitaplarında belirttikleri tedavi edici günlük doz günlük 10,000 ile 50,000 mg arasında değişmektedir böyle bir çalışma varmı sizin verdiğiniz örneklerde

    -1000 mg kullanarak yapılanC vitamininin üst solunum yolu enfeksiyonunda belirtileri hafiflettmediğne ne dair

    -Soğuk algınlığı ya da gribal enfeksiyonun ilk işaretlerinde saatbaşı 1 gram vitamini alınması semptomlarınız hafiflemediği durumlar da saatlik miktarı 2-4 grama çıkartılması ” 2-3 gün”….

    Beğen

    • Umut Bey,
      Elbette ki Pauling’in öne sürdüğü iddialardaki dozları kapsayan pekçok çalışma var. Yazıda da geçen 5 ve 6 no’lu referanslarda Mayo Klinikleri tarafından yapılan çalışmalar, özel olarak Pauling’in önerdiği dozların test edilmesi için yapılmıştı. Bu dozlarda, C vitaminin herhangi bir faydası gözlenmediği gibi, böbrek fonksiyonu bozuk olan hastalarda böbrek yetmezliğine neden olduğu da saptanmış.

      Pubmed üzerinde Pauling’in iddialarındaki dozlar üzrine yapılmış daha yüzlerce benzer çalışmaya ulaşabilrsiniz. Arama kriteri olarak ¨Vitamin C megadose¨yazmanız yeterli.

      İlginizi çekebileceğini düşündüğüm bazı örnekleri aşağıda listeledim:

      – Creagan ET and others. Failure of high-dose vitamin C (ascorbic acid) therapy to benefit patients with advanced cancer. A controlled trial. New England Journal of Medicine 301:687-690, 1979.
      – Creagan ET and others. Failure of high-dose vitamin C (ascorbic acid) therapy to benefit patients with advanced cancer. A controlled trial. New England Journal of Medicine 301:687-690, 1979.
      – Tschetter L and others. A community-based study of vitamin C (ascorbic acid) in patients with advanced cancer. Proceedings of the American Society of Clinical Oncology 2:92, 1983.
      – McAllister CJ and others. Renal failure secondary to massive infusion of vitamin C. JAMA 252:1684, 1984.
      – Lawton JM. Acute oxalate nephropathy after massive ascorbic acid administration. Archives of Internal Medicine 145:950-951, 1985.
      – Wong K and others. Acute oxalate nephropathy after a massive intravenous dose of vitamin C. Australian and New Zealand Journal of Medicine 24:410-411, 1994.

      Not: Yorumunuz spam filtresine takıldığı için kesilmiş, o nedenle tamamı görüntülenemiyor.

      Beğen

  14. Verdiğiniz bilgiler ve açıklamalar için teşekkürler…

    Yalnız Linus Pauling ve onunla aynı görüşü paylaşanların damar yoluyla C vitamini verilmesi konusundaki önerileriyle, mayo kliniklerinin aynı testi ağız yoluyla yaptıkları gerçeği sanırım çok dikkat çekmedi… Aralarında kanımca ciddi farklılıklar var… Daha önce belirttiğim gibi kimse ağız yoluyla alınacak C vitaminin kanser vb. hastalıklara karşı etkili olduğunu iddia etmiyor…

    Bende tıp eğitimi görmedim. Hatta konuyla alakam, annemin rahatsızlığı sebebiyle, internette ve pubmed’de yaptığım araştırmalardan öteye geçmiyor… Kimseyi yanıltmak istemem. Ama C vitamininin faydası konusu bence, kolayca göz ardı edilebilece, hele Mayo kliniklerinin araştırmasına bakılarak karar verilebilecek bir konu değil. Kanımca C vitamini ve diğer antioksidanların, insan sağlığına faydaları, bu ürünlerin bioavalibitysinin arttırılmasıyla daha da artacak… Bu yazıyı referans alıp, c vitamininin etkisiz, faydasız görülmesi doğru değil…

    Not: bioavailability’den kasıt alınan vitamin ya da desteğin, hedef hücre ya da dokuya ulaşmasını ifade eden bir terim. C vitaminini ağız yoluyla aldığınızda, suda çözünen bir vitamin olduğundan, hücre konsantrasyonu istenen bir düzeye ulaşmadan idrarla atılır. Ama yeni yöntemlerle (damar ve lypospheric vs. yöntemler) hücre içi konsantrasyonunu arttırmak mümkün olmakta. Aynı şekilde kanserde çok etkişi olduğu söylenen zerdeçal’ın etken maddesi olan curcumin’i ağız yoluyla istediğiniz kadar alın, hücreye çok az bir bölümü ulaşır..Yine internette araştırırsanız, curcumin’in bioavailabilitysi arttırılarak, özellikle kanserde başarılı sonuçlar alındığını görmek mümkün…İlerde bu tür vitamin ve desteklerin daha da çok kullanılacağına, özellikle kemoterapiden çok daha iyi sonuç alınacağına inanıyorum… İlgilenen arkadaşlar, hastalar, her konuyu araştırıp, doktorlarına danışıp hareket etsinler…

    Beğen

    • Evet, yazıdaki tartışma ağızdan alınan C vitamini çerçevesinde. Yapılan damar yolu ile olan uygulamaları zaten daha önceki yoruma cevaben detaylı şekilde yazmıştım. Uzun vadede kemoterapiye destek olarak kullanılıp kullanılamayacağı belli olacak. Ama şu anki çalışmalar ışığında çok büyük bir etkinliği olacakmış gibi durmuyor. Birlikte göreceğiz.

      Beğen

      • Linus hastalara damardan vermiş deniyor yalnız, yazıya yapılan eleştiri bu yönde. İddiayı ortaya atanlar damardan Mayo klinikleri ise ağızdan vermişler deniyor.

        Beğen

  15. Sizin gibi iki zeki insanin Isil ve C.ozdas, bu tur islere zekanizi veriyor olmaniza gercekten, yurekten uzuluyorum. Asilar, c vitaminleri, homeopati. Sadece sizin savundugunuz tip kaldiginda dunya daha iyi, yasanilir bir yer mi olacak mi saniyorsunuz? Butun yorumlari okudugumda sadece sunu goruyorum. Ne olursa olsun, karsindakini onemseme, onemli olan curutmek, fikri curutmektir. Zekani fikri curutmek icin kullan. Yukarda bir arkadas cok guzel soylemis insan inancina gore proses eder bilgiyi. Insan bilincini bu kadar hice saymaniz cok buyuk bir kayip! 3000 tane izleyiciniz var keske faydali isler yapmak icin ugrassaniz da, herkes de aydinlansa sayenizde!

    Liked by 1 kişi

  16. Sayin Arastiran Anne,
    İlginiz ve kaygınız için teşekkür ederiz. Ancak yalansavarın diğer 8 yazarına haksızlık etmişsiniz, onlar da en az bizim kadar zekiler, zekalarını ve zamanlarını en az bizim kadar “bu boş faydasız işe” harcıyorlar. Onları liste dışında tutmak olmaz 😀

    Bu arada “Onay yanılgısı” (confirmation bias) konusundan bahseden arkadaş sanırım benim, açıklamayı beğendiğinize ve faydalı bulduğunuza sevindim.

    Sevgiler

    Beğen

  17. Aa evet evet 🙂 hatta okurken de neden surekli kendi yapmalari gereken seyleri baskalarina soyluyorlar diye dusunmuslugumden aslinda bunu yazmistim. Ama sizin gibi profesyonel degilim kusura bakmayin, sadece kalbimden geceni soylemek istemistim. Diger yazarlarinizi okumadim, benim ilgilendigim konulari okudum, haliyle sizleri taniyorum. Ben vaktinizi bosa harciyorsunuz demedim ki. Keske vaktinizi iyi olana harcasaniz dedim. Neyse bu son yorum sanirim biraktigim, herkes kendi dunyasini yaratiyor, uzulmek son derece yersiz. Supheli dunyanizda basarilar diliyorum.
    Sizi okuyup C vitamin icmeyeceklere, asi olacaklara ve homeopatiye asla inanmayacaklara da bol ilacli gunler diliyorum. Bu sektor sizi cok seviyor!!

    Sevgiler,

    Beğen

    • Bu sitede neden bu kadar aşı karşıtlığından söz ediliyor diyordum ben de. Aşı karşıtlığı düşündüğümden de yaygın olduğunu gördüm biraz bakınca. Özellikle çoğu da alternatif tıpçılarmış. Bitkisel ilaçlar vs’yi savunan çoğu kişi aşı karşıtı mı acaba? Sanırım sizin bu konuda çevreniz daha geniş olduğundan size sorayım?

      Beğen

      • 24 kişilik sınıfta su çiçeği hastalığı 18 kişide ortaya çıktı aşılanmayan çocuk yoktu geçelim lütfen

        Beğen

  18. Onay yanılgısının hepimiz için geçerli olduğunu sizde çok iyi biliyorsunuz sayın cozdas sonuç olarak “Doğruların kötü bir huyu vardır, eninde sonunda ortaya çıkarlar” madem c vitamini sizlerin deyimle bir “safsata” ise kesin bir gerçek varsa Mayo Kliniğin çarpıtılmış c vitamini çürütme çalışmaları gibi yıllardır farklı çalışmlarla bunu niye ispat etmeye çalışıyor ve kesin olarak sonuç alamıyorlar ışıl hanımda “Uzun vadede kemoterapiye destek olarak kullanılıp kullanılamayacağı belli olacak” derken aslında bu durumun safsata olmadığınının farkında sanırım bilimsel tıp bize kemoterapi tedavisinde başarı oranını açıklayıcı bir çalışmasını varsa görmek isterim tabi finansal açıdan değerleriyle birlikte birazda bu açıdan yalan savmak isterim

    Beğen

  19. Merhaba, eşimle aramızda tartışma konusu olan bir soru sormak istiyorum, bilen varsa cevaplarsa sevinirim:
    Mesela portakal suyu sıktınız, sıkıldıktan hemen sonra içilmezse portakal suyunun içindeki C vitamini kaçar mı? Eşim kaçar diyor, ben de nereye kaçar diye soruyorum, cevap veremiyor. Havaya mı karışıyor? Bazen bardağın ağzını kapatıp kaçmaya çalışan vitamcikleri hapseder gibi yapıp onu kızdırıyorum.

    Beğen

    • Kaçar 🙂

      C vitamini antioksidandır. Yani oksijenle tepkimeye girer. Havadaki serbest oksijenle tepkimeye giderek kayıp olur. Bu nedenle antioksidan özellikli vitamin kaynakları, taze ve soğuk (ısıtmadan) içilmelidir.

      Beğen

      • Ahmet AÇAN 13 Şubat 2015 21:28

        Kesinlikle yanılıyorsunuz. Hastalandığımda 1-2 gr Toz C vitaminini kaynar suyun içinde eriterek içiyorum. 1 saat içinde hastalığımdan eser kalmıyor…

        Beğen

  20. bu konu çok enteresan gerçekten..
    şunu söylemek isterim sadece: ben gribal enfeksiyonda, ciddi ciddi burnum akarken ve hapşırırken, gayta yumuşayana kadar saat başı 1 gr kullandığımda fayda görüyorum. ailemde de denedim bunu. semptomları ilaçlar gibi kısa sürede baskılıyor. bir tecrübeyi aktarayım istedim 🙂

    Beğen

  21. Sektörün üç yanlışı bir doğruyu götürmesin.. C Vit mucizedir.

    Beğen

  22. C vitamini ayrıca çok pahalı bir üründe değildir. Toz askorbik asit ilaç depolarında veya kimya depolarında çok ucuza satılmaktadır.

    Beğen

  23. Düzenli kullanmıyorum ama grip gelir gibi oldugunda gunde 3-4 gr agizdan aldigim C vitamininin ise yaradigini saniyorum, artik yarari psikolojik mi degil mi bilemem ama yataga dusmeden atlatiyorum.

    Caf cafli arastirmalari maalesef suphe ile karsiliyorum, once bilimsel suphe ile sonra duygusal suphe (Cem Yilmaz gibi). Cunku C vitamini ucuz ve bol, homeopatik tedavi ve ilaclar da ucuz. Asilar bazi hastaliklari sildi ama yerine daha beterleri cikti.

    Mevcut saglik sektorunun en onemli tasarim hatasi hastaliktan parayi kazaniyor olmalari, yani kimse hasta olmazsa para kazanamiyorlar. Ve hastalik ne kadar beterse o kadar cok para kazaniyorlar. Yillik maliyetleri 12.000 Euro olan kanser ilaclari var mesela. E, hal boyleyken, ucuz bir alternatif cikarsa baltalamak icin ellerinden geleni yapmalari normal. Cunku vicdani olan durust insanlar var, para kazanmak icin her seyi yapabilecek insanlar var. Invention of Lying filmindeki gibi kimsenin yalan soylemedigi utopik bir dunyada yasamiyoruz. O yuzden ucuz ve etkili bir tedavi ortaya ciktiginda bunu karalayanlara cok dikkat etmek gerekiyor maalesef.

    Elbette bundan her ucuz tedavinin etkili oldugu anlami cikmaz. Sarlatanlar, dolandiricilar her devirde oldular. Soylemeye calistigim sey maalesef dogru bilgiye ulasmak icin sadece teorileri, bilgileri, verileri degil cikar iliskilerini de analiz etmemizin gerekli oldugu. Bu tur haberlere surekli rastlar olduk: FDA’da bir yetkilinin aslinda bir ilac sirketiyle bagi oldugu ortaya cikiyor. Bir fikri savunan bir unlunun (doktor, bilimci vb) daha sonra savundugu sirketle mali cikar iliskisi icinde oldugu veya pahali hediyeler aldigi anlasiliyor. Devir maalesef bir kere degil, iki kere dikkatli olma devri.

    O yuzden bir oneri ucuzsa, para kazandirmiyorsa, guvenilir olma sansi biraz artiyor, cunku eger kimse bundan para kazanmayacaksa niye yalan soylesinler (bu mantik da sorgulanabilir elbette) dedirtiyor.

    Liked by 1 kişi

    • Merak ettiğim şey, mesela burada C vitamini konusunda yapılan araştırmadaki metot eleştiriliyor; peki vicdanlı ve imkanlı insanlar çıkıp daha uygun metotlarla tekrarlamıyorlar mı?

      Beğen

  24. Kemoterapi ilaçlarının başarı oranı % 2.3 tür.Uygulananlara yan etkisi ve milyonlarca dolar maliyetli olması onu safsatalıktan kurtarıyor Safsatalık herkesin çok daha ucuza mal edebileceği gariban C vitamini kalıyor

    Beğen

    • Umutkemal,
      Soz konusu istatistik tamamen sizin uydurmaniz. Lutfen rakam one suruyorsaniz kaynagini gosterin. Aksi takdirde bu uydurma yorumu silmek zorunda kalacagim.
      Ayrica gariban dediginiz C vitmini endustrisinin rakamlarina da daha iyi bakmanizi oneririm. C Vitamini ureticileri evlerinde ilac hazirlayan zavalli insanlar degil, o begenmediginiz kemoterapi ilaclarini ureten firmalarin ta kendileri.
      Gecen yil, C Vitamini pazari ABD’de 23 MILYAR dolardi!
      Bu da kaynak: http://online.wsj.com/news/articles/SB10001424127887324392804578362073624344816

      Beğen

      • Başarı yüzdesi Amerikada % 2.3 Avustralyada %2.1 Kaynak: http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/15630849 Ayrıca 1 kilo toz askorbikasit(cvitamini) fiyatı şuan 23 TL ye alabiliyorsunuz ayrıca piyasa maliyeti vermişken Kanser ilaçları (kemoterapi gibi) bunlarında miktarını yan etkileriyle verirseniz ne güzel olur

        Beğen

      • isil_arican 06 Şubat 2014 10:20

        Umut Kemal,

        Sizin bu konudaki fikrinizin oldukca sabit olduğunu ve değiştirmenin mümkün olmadığını önceki tartışmalardan biliyorum. O nedenle cevabım aslında size degil, daha çok verdiginiz yanıltıcı literatürü yanlış anlayacak diger okurlara yönelik. Ama belki size de biraz olsun konuyu yeni bir değerlendirme boyutu sağlar.

        Öncelikle verdiğiniz istatistikten başlayalım. Verdiginiz bağlantı, tek bir calışmayı içeren, 10 yıl önce yazılmış bir makale. Gönderdiüiniz bağlantıdaki makalenin tamamını okuduğunuzu sanmmıyorum, muhtemelen içeriğine tamamen inandığınız bir başka sitede verilen referansı buraya aktarmış durumdasınız. Zira bu konuyu gerçekten araştırmış olsaydınız, bu makalenin bu konudaki tek calışma olmadığını, ilerleyen 10 yil içinde farklı oranlar içeren pekçok başka calışmanın da yapılmış olduğunu bilirdiniz.

        Kanser tek bir hastalık değildir, farklı kanser türlerinin niteliği ve kemoterapiye verdiği cevap birbirinden çok farklı olabilir. Bugün, kemoterapiye hiç cevap vermeyen kanser türleri oldugu gibi, kemoterapi ile tamamen iyileştirilen kanser türleri de var. ( Örneğin Hodgkin hastalığı bundan 10 yıl öncesine dek ölüm fermanı iken, artik hastaların hemen tamamı iyileşip normal yaşamlarını sürdürebiliyorlar.) Bu nedenle tüm kanser ve kemoterapi vakalarını birleştirip anlamlı bir istatistikmiş gibi sunan bir çalışmanın güvenilirliğine ikna olmuş değilim. Mesela Lancet dergisinde yayınlanan ve 100.000 kadın üzerinde meme kanseri hakkında yapılan şu çalışmada kimi kemoterapi protokollerinin, kanser ölüm oranlarını %25 oranında azalttığı da bulunmuş.

        Dönelim C vitamini konusuna, yukarıdaki oranları doğru kabul etsek bile ( ki zaten iddiam herkes kemoterapi alsın değil, faydası olmayacak hastalar elbette almasın) kemoterapi ilaçlarının etkin olması veya olmaması C vitamini ile ilgili elimizdeki verileri değiştirmiyor. Siz, C vitaminin mucizevi etkisine olan inancınız nedeniyle, non sequitor (yanlış sebep safsatası)’na düşüyorsunuz.

        Şöyle ki:
        Bu yazının konusu C Vitamini’nin, iddia edildiği gibi mucizevi grip ve kanserden koruma etkileri olup olmadığı. Elimizdeki tüm veriler, bu iddiaların asılsız olduğu yönünde. O zaman makul olan, bu iddiaları, elimizde net destekleyen veri olmadıkça asılsız kabul etmektir.

        Kemoterapinin ne kadar etkin olduğu, kaç para olduğu, C vitaminin kaç para olduğu, kanser ilacı ile maliyet karşılaştırması gibi argümanlar, sonuçları ne olursa olsun C Vitaminin etkin olmasını sağlamıyor. Veriler değişmiyor, sadece konuyu saptırıyor.

        C vitamini bedava dağıtılsa bile, bu onun etkin olduğunu göstermez.

        Konudan daha da saparak anti-kemoterapi propagandası olan videoyu eklediğiniz diğer yorumunuzu, yazı ve C vitamini tartışmasına herhangi bir katkısı olmadığı için onaylamadım. Bilginize.

        Beğen

  25. Sizin gibi düşünenlerin bilimsel olmaya bakışınız ve yaklaşımınız sadece sizin söyledikleriniz olursa “bilimsel” oluyor sanırım aynı düşünceyle c vitaminine safsata diyerek bilimsel bir yaklaşıma sahip olabiliyorsunuz sizin bizlere sunduğunuz araştırma sonuçları sadece sizin konuyla ilgili kişisel görüşlerinizle örtüşen çalışmalardan oluşuyor diyorsunuz ki kemoterapi tedavisinin başarı oranının %2 dir oranı sizin uydurmanız dır kaynak verebilir misiniz? kaynak verdiğimde bu eski çalışma geçerli değildir Halbuki olaylara bilimsel yaklaşılması kemoterapi tedavisinde başarısızlıkların gösterildiği bu çalışmayı da belirtebilirdiniz ayrıca daha önce ki yaklaşımları safsata ta diye tabir ettiğiniz c vitamini tedavilerinin “başarılı olup olmayacağını zaman gösterecek” diyerek kendinizle çelişkiye düşüyorsunuz Kendinizi dünyanın öküzün boynuzları üzerinde durduğunu zanneden cahil insanlara güneş sistemini anlatan ama cahillikleri yüzünden anlamak istemeyen pozitif bilimlere sadık bahtsız bir bilim insanı olarak olarak görüyor olabilirsiniz sürekli aynı şeyleri düşünerek aydınlatmaya çalıştıklarınız durumuna düşme ihtimalini kendinizde hiç görmüyorsunuz “Bilimin sunduğu bütün bilgiler değişime ve eleştiriye açıktır” lafı herkes için geçerli

    “Bir çiftçiye ve bir profesöre ahlaki bir durumu anlatın. Çiftçi, durum hakkında, en az profesör kadar iyi, hatta genellikle daha da iyi karar verecektir, çünkü yapay kurallarla yoldan çıkmamıştır.” (Thomas Jefferson)

    Beğen

    • Sayın Umut Kemal,

      Big Pharma hamlesinden sonra “Bilim insanları açık fikirli değil” hamlesini oynayarak beni şaşırtmadınız. Zaten bu hamleyi bekliyordum, ne yalan söyleyeyim.

      Bilim insanlarının açık fikirli olmadığı iddiası doğru değil. Öyle olsalardı, bugün daha önce bildiğimiz ve inandığımız leyleri neredeyse tamamen değiştiren kuantum fiziği veya karanlık madde gibi kavramlar bilim dünyasında yerini almamış olurdu. Ancak bu denli tuhaf ve daha önce bildiklerimizle çelişen iddialar bile yeterli kanıt ile desteklendiğinde bilim dünyasında yerini alıyor.

      Evet, “bilimin sunduğu bilgiler değişmeye ve gelişmeye açıktır”, ancak bu değişim kanıt ve veriler aracılığı ile olur. Bir şeyin doğru olmasını istemek ( bu örnekte ucuz ve kolay üretilen bir maddenin her hastalığın çaresi olması) ile o şeyin verilerle doğru olduğunu kanıtlamak (bu maddenin gerçekten de işe yaradığının ispatı) aynı şey değil. Bu tartışmanın başından beri C vitaminin olumlu etkilerini gösteren bir veri sunmuş değilsiniz. Birkaç sıradığı fikri olan biliminsanının verilerle desteklenmeyen iddialrından öteye gitmedi görüşünüzü destekleyen kanıtlar. Haliyle, sizin iddianızın aksini gösteren çok fazla miktarda veri varken, bu iddiaların geçerli olduğunu düşünmek mümkün değil.

      Ben de, pekçok mecrada insanlara öğütlediğim gibi veriler karşısında bildiğim ve inandığım şeyleri yeniden değerlendirlenmeye sonuna kadar açığım.Daha önce yapmadığım bir şey değil. Hatta kısa zaman öncesine kadar medyadaki pompalama nedeniyle ben de C vitaminin mucizelerine inanıyordum, hem kendim yüksek doz alıyor hem yakınlarıma aldırıyordum. Bu konuda fikrimi değiştiren şey incelediğim veriler oldu. Şu an savunduğum konumun aksini kanıtlayan güvenilir veri gelsin, inceleyip tekrar görüş değiştirme konusunda hiç bir çekincem yok. Zira bu konuya duygusal olarak bağlı değilim. Ancak şu ana dek ortaya çıkan veriler artan şekilde C Vitamini hayalinin asılsız olduğu yönünde. her geçen gün de bu yöne giden araştırmalar artıyor.

      Thomas Jefferson’un cümlesi, sizin de belirttiğiniz gibi “ahlaki durum” (moral values) üzerine sarf edilmiş bir cümle. Ayrıca Jefferson’un fikrinin bu olması bu bakış açısını evrensel bir gerçek yapmaz, bakış açısıdır sadece.
      İlaveten, her ne kadar bu alıntı ile Jefferson’u bilim insanlarına karşı negatif göstermeye çalışmış olmanıza rağmen, diğer okuyuculara Jefferson’un aslında bir bilim savunucusu ve ABD’de bilimsel yaklaşımı ilk kuran ve destekleyen kimse olduğunu belirtmekte yarar var. Bilimi öven pekçok alıntısı mevcut. En kayda değerlerinden biri de şu sanırım:

      “Onlar, bilimin ilerlemesinden korkuyorlar. Aynı gün ışığından korkan cadıların, onların bütün varlıklarını bağladıkları sahtekarlıklarını ortaya dökecek ve onları ele verecek ışığa kızgınlıkla bakmaları gibi.”

      Not: Safsata terimini kullanışımı yanlış anlamışsınız. Safsata terimini, mantıksal argüman hatası (fallacy) kelimesi yerine kullandım. Hakaret etme gibi bir niyetim yok, ancak daha önce pekçok Türk felsefeci tarafından fallacy kelimesine karşılık safsata kullanıldığı için o kelimeyi seçmiştim. Belki yerine “mantık yanılgısı” yazsam daha net olurdu.

      Beğen

  26. Isıl hanım yazdıklarınızdan vardığınız sonuçlarda hep eleştirdiğiniz bakış açılarındaki mantıkla bir yerlere varmaya çalışarak sürekli çelişkili mesajlar veriyorsunuz bu durum sizinde dediğiniz gibi hep şablon bir “hamle” beklentinizdeki gibi bir cevap veren olmasını istediğinizdendir, vermek istediğiniz mesaj benim bilim insanlarına karşı negatif duygulu tamamen mucizevi ürünlerin gücünü savunan bir Gandalf olarak sunarak kendinize ortaçağ karanlığını bitirmek isteyen aydınlanma çağının en önemli temsilcileriyle oluşturulan bir voltran imajı yaratmaya çalışıyorsunuz yazdıklarımda bilime değil bilimi dogmalaştıran,gelişime kapalı hale getiren reçetelerine kayıtsız bağlı kalan zihniyete yapıyorum yada tüm bunları bilim olarak kabul edenlere öyleki teorisini (yanlışlıkla) safsata olarak nitelediğiniz bilim dışı olan kişi nobel kimya ödülü olan kuantum kimyageri ve biyokimyager ayrıca kristalografer, moleküler biyolog olan Linus Pauling kendisi bilim adamı(insanı) dır c vitaminin kansere karşı etkisi %100 değil dir ama kemoterapi karşısında çok güçlü bir alternatiftir ve maliyeti düşük ve herkes tarafından uygulanabilir olması onun olumlu özelliğidir ve böyle bir olasılık varsa da bu konu üzerinde çalışmlar yapılmalı tabiki araştırmaları yapanların sponsoru kanser ilaçları yapan şirketler olmamalı ….yapılan araştırmalardan bahsederken kemoterapinin yan etkilerini başarı oranlarını gösteren geniş kapsamlı bir araştırma sonucu vermeden benim bu tedavinin başarısızlığını veren oranlarıma kafadan atma diye nitelendirip ne kadar “duygusal” olmadığınızı gösterdiniz kemoterapinin de asılsız olduğunu gösteren haber görmek istiyorsanız yüce google a”cytotoxic chemotherapy to 5-year survival in adults was estimated to be 2.3% in Australia and 2.1% in the USA” .. yazıp ne kadar çok paylaşım olduğuna bakabilirsiniz , bilim bireyin resmi tez ve kalıpları ezberlemesinden ibaret olmasın zira eğitim kariyeri en başarılı ve uzun olanlarımız analitik, bütünlüklü ve sistematik düşünme hatta sadece düşünme melekelerini en çok yitirmiş olanlardan çıkıyor

    Beğen

    • Linus Pauling’in kimyada pekçok buluşa imza atmış olması, her dediğini doğru kabul etmemizi gerektirmiyor. Bilimsel metodolojinin güzel tarafı da budur, iddia sahibinin kim olduğu tek başına önemli değildir, ne dediği ve iddiasını nasıl verilerle de desteklediği önemlidir. Pauling’in iddiarının temelsizliğini zaten yazıda uzun uzun anlatmıştım, tekrar buraya yazmayı gereksiz buluyorum. Açık Bilim dergisinde de konu ile ilgili Nobel Hastalığı adı altında Çağrı Yalgın’ın kaleme aldığı güzel bir makale yayınlanmıştı, merak eden oradan da okuyabilir.

      Bu tartışmayı daha fazla uzatmayı anlamlı bulmuyorum, zira bir yere varamıyoruz ve konudan uzaklaşıp ad hominem ataklara başlamış durumdasınız. Yorumları okuyanlar kendi çıkarımlarını yapabilirler. Yeterince veri hem yazıda hem de ekindeki yorumlarda mevcut. İyi günler.

      Beğen

      • Merhaba isil_arican,
        Yukarıdaki yazıyı ve yorumları okudum. Son yorumunuzda birisinin size karşı ad hominem yaptığını söylemişsiniz fakat ifade ettiği/sunduğu veriyi “kendi safsatası” olarak değerlendirerek ad hominem yapan kişi siz olmuşsunuz. Verinin güncel olmadığını düşünüyorsanız, ad hominem yapmadan da belirtebilirdiniz. Kurumsal bilime ben de çoğunlukla karşıyım. Çünkü birçok tutarsızlık ve kibir bu kurumsallaşma içinde de mevcut. C6H8O6 molekülüne/kombinezonuna gelecek olursak; bu molekülün vücut içinde ne gibi işlevler için gerekli olduğunu yazınızda zaten belirtmişsiniz. Aşırı doz C vitamini kullanımı savına ben de katılmıyorum çünkü vücut için önemli olan somatik yapısına uygun/dengeli bileşeni kullanması. C vitamininin kanser hücresi yok etmekte/kanser hücresi tedavisinde kullanılabileceği fikri kanıtsızdır. Kanser tedavisini basit bir işlem haline getirebilmek için alanlarında uzman birçok kişi çalışmalarını sürdürmektedir. Teknolojinin de gelişmesine paralel olarak kanser tedavisi için daha az yan-etki ile kesin tedaviye doğru yol alınmakta. Kanser tedavisinde birincil öneme sahip olan durum, kanser hücrelerinin net tespiti ve yalnızca bu hücreleri yok edecek yöntemler geliştirmektir. Bununla ilgili bir gelişme:
        http://www.engadget.com/2014/02/12/washington-university-cancer-glasses
        Selam.

        Beğen

      • isil_arican 19 Şubat 2014 20:22

        Yorum ve uyariniz icin tesekkur ederim.

        Evet her insan gibi benim de sabrimin bazen bir siniri var ve ben de zaman zaman mantiksal safsatalara dusebiliyorum, ozellikle insan tekrar tekrar ayni argumanlara cevap vermekten yoruldugunda bazen beyni kisa devre yapip kendisi de mantiksal hatalara ve tartisma safsatalarina dusebiliyor.

        Sonraki yorumlarda ben de farkina vararak sunulan argumanin neden gecersiz oldugunu safsata yapmadan aciklamaya calistim. Ama gene de uyari ve hatirlatma icin tesekkurler. 🙂

        Beğen

  27. Sayın umut kemal adlı yorumcu arkadaşımız ve onun gibi düşünen/düşündüğünü savunan kişileri betimlemek için kullandığım güzel bir analoji var:
    Okyanusun ortasındaki bir volkanik adada yaşayan halk volkandan dumanlar tütmeye ve ada hafiften sarsılmaya başlayınca paniğe kapılır. Tesadüf bu ya o sırada bilimsel bir araştırma için bölgede bulunan bir jeolog da adayı farkeder ve oradaki insanları uyarmak için adaya gider.
    Ada halkının bilge(!) açık fikirli, herşeyin doğalını savunan, ne varsa eskilerde var diye düşünen olay ve olguları öyle hep bilimle/akılla/mantıkla açıklamayan, hatta hiç açıklamayan ruhani lideri volkanın patlamasını engellemek adına içine bakire bir genç kız atma önerisi getirir.
    Ama materyalist, ateist, kalb gözü kapalı, gönlü bilimin ışığıyla kararmış, gerçeği aramayı hayatının amacı edinmiş bilim adamımız buna karşı çıkar ve adayı tahliye etmeyi (en azından bir süreliğine) önerir.
    Elbette bu iki karakter ve önerileri arasında bir tartışma başlar. Bilim adamı, volkan denen şeyin ne olduğunu, içine atılan bakirenin, eğer patlayacak kadar basınç birikmişse bunu durduramayacağını DELİLLERİYLE İSPAT ederek anlatır.
    Bu noktada kutsiyet atfettikleri volkanın aslında ne olduğunu anlayan bir kısım kişi bilim adamının önerisini kabul eder. Bir kısım ise aynen umut kemal arkadaşımızın yaptığı gibi “eğer basınç tam da bir bakirenin vücut sıvılarının yaratacağı soğuma ve kütlesinin yaratacağı aksi yönde baskı ile dengelenecek seviyedeyse patlamaz” şeklinde savunmaya geçer. Bilim adamımız bunun mümkün olabileceğini ama çok küçük bir olasılık olduğunu anlatır. Teorik olarak haklı olabilecekleri konusunda bilim adamının tarafsız yaklaşımından cesaretle “o zaman biz de daha şişman bir bakire atarız!” derler bu “açık fikirli” arkadaşlar. (bkz. Ağızdan almakla olmaz hatta damardan almakla da olmaz, bizzat kendin C vitamini olacaksın çekirge!)
    Hatta daha ileri gidip bilim adamımızın bakireleri kendisine saklamak isteyen bir sapık olduğu yönünde komplo teorileri üretirler. (bkz.C vitamininin kemoterapik ilaçlardan ucuz olduğu için ilaç firmalarınca kötülenmesinde olduğu gibi…)
    Hatta bundan yıllar evvel deniz kazası nedeniyle adaya düşen bir bilim adamını, tanrıları Volkan’ın huzuruna çıkardıklarında tapınağın çevresindeki sarı metallerle çok ilgilendiğini hatta tanrılarıyla telepatik yolla konuşup bu sarı metalden bir kısmını almasına izin verdiğini hatırlatırlar. Dolayısıyla volkan gerçekten de tanrı olmalı ve hangi tanrı bakirelerden hoşlanmaz ki? Kazazedenin adı kesinlikle Linus Pauling değildi bu arada 😉
    Kısacası tarafsız, bilimsel bir bakış açısıyla sırf gerçekleri anlamak için yola çıkan bilim insanlarıyla, görünürde bilimsel olup aslında karanlık bir bağnazlıkla sarmalanmış insanlar arasındaki tartışma birgün güneşimiz patlayana dek devam edecek gibi görünüyor. Nasa’nın astronot olmak isteyen kadınlardan bekaret testi istediğini biliyor muydunuz?
    “Cahilden değil yarı cahilden kork.”
    -anonim-

    Beğen

  28. Bayan ışıl ! Bence gereksiz polemik yapıyorsunuz…Kemoterapinin tamamen para tuzağı olduğunu başınıza geldiğinde anlarsınız..Vucudu çökerterek aklı sıra kanseri durduracağını zannedenlerin altta yatan düşüncesi uçuk paralar kazanmak olduğu bugün yaşayanlar tarafından açığa çıkmıştır…İnsanın sağlığı doğallık ve doğru beslenmeyle sağlanabilir…Vucudun ihtiyacı olan vitamini minerali vermenin yanlışlığı ancak o durumdar kar edememektir…İlaç piyasasının içinde çalışan bir kişi olarak neler döndüğünü anlatsam ilaçlara dokunmak dahi istemezsiniz…Uzaktan davulun sesi hoş geliyor her duyduğunuza ve her önünüze sürülene sazan gibi atlamayın…Ben fda denetlemesi dahi geçirmiş bir ilaç firmasında çalışıyorum ve neler yaşadığımızı anlatmak istemiyorum…Ama bu iş sırf para için yapılıyor bunun arkasında insan veya hayvan sağlığı yok ! BURADAN DOSTLARA TAVSİYEM VİTAMİN VE DOĞAL BESİNLERİ KULLANIN…TABİ YARDIMCI MADDELER İÇEREN KORUYUCU AMAÇLI OLANLARDAN KAÇININ…DOĞAL OLSUN…

    Beğen

    • İlaç sektöründen çalışan ve ilaçlardan uzak durun sağlık hiç düşünülmeden üretiyorlar diyen ama hala sektörde çalışan kendi deyimiyle insanların sağlıklarının düşünmeden kar edilmesine katkı sağlayan birisiniz? Ama yine de doğal olun diyorsunuz. İlginç

      Beğen

  29. c vitamini bence de abartılan bir şey, yani gripten koruduğuna falan inanmıyorum ama, cilt bakımında gerçekten işe yarıyor. Özellikle melazmanın azaltılması noktasında çok etkili.

    Beğen

  30. İlk olarak ben ve tüm ailem soğuk algınlığı ya da gripte C vitamininden çok başarılı bir şekilde faydalanıyoruz, şifa buluyoruz. Bu bizim açımızdan tartışmaya meydan vermeyecek netlikte. Gelelim diğer meseleye:

    Bugün Türkiye’de hastalarına klasik tedavinin yanında damardan IV C vitamini uygulayan tek onkolog Prof. Dr. Can Feza Sezgin. Can Feza sitesinde buna karşı çıkanları cehaletle suçluyor:

    Bu yorum editör tarafından kısaltılmıştır.
    Tartışmaya bir katkısı bulunmayan ve alternatif hizmetler pazarlayan sitelerden alınıp bire bir yapıştırılmış metinleri yorum olarak değerlendiremiyoruz. Merak eden yukarıdaki doktorun ilgili web sitesinden buraya yapıştırılmak istenen iddiaları okuyabilir.

    Beğen

    • Yanıt veremediğimiz yorumları siliyoruz desenize şuna! Peki yukarıda doktorun ilgili web sitesi nerede? Prof Dr. Can Feza Sezgin Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde 2006 yılından beri öğretim görevlisi! Lütfen Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığına alternatif hizmetler pazarlayan bu şahsı ihbar eder misiniz!

      Beğen

      • isil_arican 21 Şubat 2015 23:27

        Ahmet Bey,
        Sitemizi okuduysanız elle tutulur her yorumu yanıtlamaya çalıştığımızı görmüş olmalısınız. Ancak takdir edersiniz ki insanların internette her gördüklerini yapıştırarak yorumları doldurmalarına izin verirsek bunları tek tek cevaplamaya ne vaktimiz ne yerimiz yeter. Zaten bunları yapıştırma amacınız da sorunuzun yanıtlanması değil.

        Yukarıdaki yazıda zaten C Vitamini ile yapılan pekçok çalışmada iddia edilen etkinliklerin henüz bulunmadığına ilişkin bağlantı ve referanslar mevcut. Bunları tekrar tekrar her yorumun altına yazmayı manalı bulmuyoruz.

        Dr. Can Feza Sezgin’i şahsen tanırım, kendisi okul arkadaşım. Sadece C Vitamini uygulamıyor, beraberinde her hastasına sizin etkisiz olduğunu düşündüğünüz kemoterapi de uyguluyor.

        Her hekim kendince uygun gördüğü tedaviyi hastalarına önerebilir. Bir hekimin uygulamayı seçtiği yöntem o yöntemin genel olarak geçerli ve kabul görmüş olduğunun göstergesi değildir. Bu tip alternatif uygulamaları kabul eden hastalar olası yan etkilerin sorumluluğunu da üstlenmek durumunda.

        Kaldı ki site olarak mücadelemiz asla kişiler bazında olmadı. Yapmaya çalıştığımız, muhtelif iddiaların bilimsel destekli olup olmadığını göstermek, insanlara veri nasıl irdelenir, bir iddianın bilimsel temeli ve teyit eden verisi olup olmadığı nasıl anlaşılır onu öğretmek. Bu nedenle hiç kimseyi şikayet etmek gibi bi nosyonumuz olmadı, olmayacak.

        Bizler, desteksiz olarak ortaya atılan iddiaları inceleyerek bunları tıpta çoğunluğun verilerle mutabık kaldığı çerçevede okurlarımıza aktarmaya çalışıyoruz. Siteyi takip eden yetişkinlerin bunları okuduktan sonra ne tercih edecekleri, neye inanacakları kendilerine kalmış. İsteyen modern tıbba güvenmeyi seçer, isteyen aktara gider, isteyen üfürükçüye…

        Saygılarımızla.

        Beğen

  31. yıllar önce her kış en az 3 defa grip olurdum c vitamini almaya başladıktan sonra 1 kere bile grip olmadım..amerikadaki komoterapi tröstlerini ki -içinde mayo klinikte olan-araştırın kemoterapi pazarlamacılarını selamlıyorum..

    Beğen

    • Yalansavarcılar samimi değilsiniz ve meseleleri özellikle çarpıtıyorsunuz.

      Samimi olmamanızın en bariz örneği ise C vit uzmanı Dr. Mark Levine’nin c viti yıllar önce savunmaktan vazgeçtiğini ve avukatlığa başladığını iddia etmeniz. Halbuki Dr. Levine i böyle tanımlayan Amerikan “yalansavar” siteleri de “yalancı” durumuna düşmülerdi. Levine, c vitamini benzer uygulamalardaki yasal sorunları aşmak için hukuk ta okumuştu. Hala bir klinikte çalışıyor ve deli gibi c vit üzerine klinik çalışmalar yapıyor, yazılar yazıyor. Son yıllarda popüler hale gelen Liposamal c vit in de standart bir meta haline gelmesinde, uygulamasında öncü bir rol oynuyor. Sanırım 2010 yılında Yeni Zelandalı bir çiftçinin ölümcül kuş gribi ve zatüryeden reanimasyon servisinde yatarken C vit ile kurtulmasında öncülük ederek bütün dünya televizyonlarına çıkmıştı.

      Beğen

  32. bu sayfaya uzun zamandır bakmamıştım bir arkadaşa c vitamini tavsiyesi vermek için, bak kardeşim bunun aksini söyleyenlerde var bunu da oku derken “ömer kırat” bey kardeşimizin Alis heyecanlı Daniel Defoe, Lewis Carroll,Pierre Culliford gibi büyüklerimizden derledikleriyle bir kıssadan hisse yaparak ortodoks tıbbı savunan Elf büyüklerine güzellik yapmış yine tarzını belli etmiş bilimsellik adına tek yönlü ve dar bakışıyla cehaleti eleştiren bana yönelik yazısını gördüm kardeşimin, kemoterepi konusunda da aynı duyarlılıkla yaklaşım olsa saygı duyacağım ama yok işte pozitivist abi takmış kafaya c vitamini gibi bir ürün okadar paralar sarf edilip milyonlarca insanda milyonlarca dolar harcanarak en bilimsel teknoloji uygulanan tedavi merkezlerinde kullanılan kemo ilaçlarına nasıl denk gösterilir nasıl bir tutulur bu ne yobazlıktır tepkiselliği ama eleştirirken bunların piyasadaki ekonomik değerlerinden ve hastalarda başarı derecesini gösteren hiçbir bilgi ve oran gösterilmiyor bunun kötüye kullanılma ihtimalınden bile bahsedilmiyor ancak vitamin sekteründeki para tuzağı haline getirlen ve çok pahallıya satılan vitamin ilaçlarına gelince bu hassasiyetlik birden bire kendini gösteriyor ki bu sektörde yapılan üç kağıtçılıklarıda kabul ediyorum ama c vitamini özelinden alırsak bu takviyeyi çok ucuza kimya Laboratuvarlarında satıldığınıda biliyoruz burada benim en çok tuhafıma giden şey olaylara bakış tarzında “Cahilden değil yarı cahilden korkan.”ama yine eleştirdiğinden farklı olmayana dönüşen fikirler ,herbert spencer soyal bilimci bir abimiz pozitivizmi kendine şiar edinmiş dünya tarihini açıklamada büyük katkısı olan darwinizmi sosyal darwinciliğe çevirmiş ama geldiği nokta yoksullara, güçsüzlere yapılan desteklere karşı çıkan sonuça vardırmış.evrim temelli ırkçı teorisyenlerine ilham vermiştir.tıp alanında da alternatif olana safsata deyip kestirip bilimdışılıkta afaroz edilmek istenişi ortodoks tıbbın en belirgin özelliği bende buna huylanıyorum be sayın ömer kırat 😉 son olarak güzel bir alıntıyla saygılar diliyorum” İki çeşit tıp var; konvansiyonel tıp ve fonksiyonel tıp. Piyasaya hakim olan konvansiyonel tıptır. Bu tıbbın ana felsefesi hastalığın ana nedenlerini değil belirtilerini tedavi etmektir. Bunu yaparken yan etkileri olan bir yığın sentetik ilaç kullanır. Ana nedenlere yönelik olmadığı için etkisi geçicidir; hastayı süründürür. Ama sağlık sektörüne iyi de para kazandırır. Bu nedenle konvansiyonel tıbba rantiyeci tıp da denmektedir. Fonksiyonel tıbbın ana felsefesi ise, hastalığın belirtilerini değil ana nedenlerini tedavi etmektir. Tedavide, sentetik ilaçlar ile sınırlı kalmayıp, diyet, beslenme, bitkisel tedavi ve başka birçok doğal tedavi yöntemlerinden istifade eder. Konvansiyonel tıp sivrisinekleri öldürürken, fonksiyonel tıp bataklığı kurutur; konvansiyonel tıp gibi pisliği halının altına süpürmez.”

    Beğen

  33. merhaba ışıl hanım. bu yazınızı çok önceden okumuş ve beğenmiştim. bu sıralar okuduğum bir kitapta bu konu geçtiği için yazma gereği duydum.prof. dr. ahmet aydın ın 7 den 7 e taş devri diyeti kitabında kanserden korunma bölümünde yukarıdaki yazdığınız ile çelişen bilgiler mevcut. ahmet aydın c vitaminin kanseri önlediğini anlatmış. göz atmanızı tavsiye ederim. iyi günler. “12. baskı 7 den 70 e taş devri diyeti”

    Beğen

  34. C vitaminin herhangi bir antioksidan etkinliği olmadığı gözlenmiş diyor, arkadaşım gel de gülme buna şimdi. Yazı baştan sona C vitaminine ufak büyük demeden atıp tutmak için özellikle büyük bir çaba ile hazırlanmış resmen. Sadece bir yazı okuyup hemen asıp kesiyorsunuz hemen kalem kırıyorsunuz ya hayret ediyorum.

    Beğen

  35. Işıl hanım yazı için teşekkürler.
    Ülkemizde özellikle 1980 sonrası cahilliğe çok yatırım yapıldı.Meyvelerini veriyor.Televizyonlara bakın insan sağlığı ile ilgili seçenek tedavileri sunanların büyük çoğunluğu hekim değil.Ziraat mühendisi bile var.Aslında hepsinin ortak amacı üç gulhuallahu bir elham okuyun geçere götürmek işi ama,bunu utangaç bir biçimde yapıyorlar.
    Şimdi bu vitamin mucizesini savunan arkadaşlara soruyorum çevrelerinde beriberi,pellegra,skorbüt,gece körlüğü gibi hastalardan kaç tane görmüşler.Ben içtim iyileştim kadar basit mi? Peki ben içiyorum ama hiçbir yararını görmedim desem yararsız mı olacak?
    Size Prof.Dr.Utkan Kocatürk’ün Farmakoloji kitabının 2621. sayfasından bir alıntı sunmak istiyorum:
    “Günde 10 mg gibi düşük miktarda askorbik asid içeren diyetle 14 ay beslenen deneklerde belirgin bir patolojik bozukluğun ortaya çıkmadığı görülmüştür.Aynı incelemede C vitamininden tümüyle yoksun diyetle beslenen diğer bir denek grubunda 17 nci haftadan itibaren giderek artan bir şekilde eksiklik belirtilerinin ortaya çıktığı saptanmıştır.Bu olguları günde 10 mg gibi, normal bir kişi için tavsiye edilen günlük miktarın çok altındaki dozda vitaminle tedavi etmek mümkün olmuştur.”
    Yine aynı kitabın 2629.sayfasındaki vitamin suistimali bölümünde:
    ” Askorbik asidin en sık görülen bir hastalık türü olan nezle ve gribe karşı etkili olduğu,ve sinir siteminin metabolizmasında önemli fizyolojik rolleri bulunan tiamin ile B12 vitaminin ağrıya ve diğer bazı nörolojik belirtilere iyi geldiği şeklindeki yanlış iddialar da vitamin suistimaline yol açarlarBu yanlış inanışın somut bir kanıtı olan <> içeren müstahzar çeşitleri piyasada bol miktarda vardır ve bazı hekimler tarafından reçeteye yazılmaktadırlar.
    Gerçekte vitamin eksikliğine bağlı olmayan çeşitli hastalıkların tedavisinde, yüksek dozda vitamin kullanılması diye tanımlanan megavitamin tedavisi geçmişte pek çok hastalık türüne karşı denenmiş ve yararsız bulunmuştur.”

    Belki yazı biraz uzun oldu.Ama ben okulda okuduğum bilimsel bir farmakoloji kitabından alıntı yaptım.İnternete bağlantısı belki vardır,bilmiyorum.
    Vitamin konusunda C vitamininden sonra en büyük yalanın diyabet hastalarına reçete edilen,ikili,üçlü B vitamini kombinasyonları olduğunu düşünüyorum.

    Yazı için tekrar teşekkür ederim

    Beğen

  36. Yazarın adını yanlış yazmış olabilirim.Eğer Utkan Kocatürk yazmışsam düzeltin lütfen: Oğuz Kayaalp olacak

    Beğen

  37. Buradaki konudan biraz farklı olarak, Alerjik Rinit için C vitamini kullanımı ile ilgili kendi deneyimlerimden bahsetmek istyorum:

    Çocukluğumdan beri Alerjik Rinit hastasıyım. Bununla alakalı 3-4 sene süren bir aşı tedavisi uygulandı ama semptomlar benim gözlemlediğim kadarıyla en fazla %20-%30 azaldı. Antihistaminik ilaçlar bir noktaya kadar etki edebiliyor fakat yan etkileri de hayatımı olumsuz etkiliyor (aşırı uyku hali, iştah, kilo… vb.)

    Geçtiğimiz yıl, semptomların artmaya başladığı mevsimlerde günlük 500 mg C vitamini aldım. Belki sadece benimle alakalı bir durum olabilir, zaten dediğim gibi kendi deneyimlerim bunlar, ama semptomlar nederedeyse sıfırlandı. Günde en az 30 defa hapşıran, durmadan gözleri yanan sulanan birisi olarak, C vitamini aldıktan sonra bunların hiçbirini yaşamadım. C vitamininin farklı bir yararı olark bundan bahsetmek istedim. Konuyla alakasız olmuşsa affola 🙂

    Beğen

    • Tuğrul bey

      Bize komedi geliyor bu başlık zaten. Mesela zaten Beslenme Bülteni internet sitesi takipcileri yıllardır başarılı bir şekilde C vitaminiyle hastalıklardan korunuyor. Ben evde liposomol C vitamini yapıyorum. tüm ailemle kışları hastalıksız atlatıyoruz. Abim hayatında ilk defa bir kışı bu sayede hasta olmadan geçirdi. Hasta olanlarsa hızla iyileşiyor. O yüzden maskaralık geliyor bu iddalar bize, bayağı bayağı gülüyoruz yani…

      Beğen

      • Songül Önsöz 25 Ocak 2016 19:33

        Ben de C vitamini mucizesi ile 10 sene önce tanıştım. Çok yakın bir arkadaşım göğüs kanseri oldu ve tedavisini günlük Toz C vitamini ile yaptılar ve beraberinde antikanserojen Gıdalarla beslenip bu hastalığı atlattı.. Bundan 2 yıl öncede profesör bir arkadaşım da doğrulayınca C vitamini mucizesine iyice inandım.
        2 yıldır ailemizde hiçkimse gribe yakalanmıyor. Hastalanacağımızı hissettiğimizde 1 büyük çorba kaşığı dolusu toz C vitaminini sevdiğimiz bir meyve suyu veya su ile karıştırıyoruz ( biraz sıcak su koyup iyice eritiyoruz ve sonra üstünü meyve suyu ile tamamlayıp içiyoruz) . Normalde 1- 1,5 saat sonra etkisini gösteriyor ve diare olmuş bir şekilde dışarı atıyorsunuz. En fazla 3 kez dışarı atılım oluyor. Yani hiçbir mikrop vücudunuzda barınmadan dışarı atıyorsunuz. Diyelimki ilk içiminizde diare olmadınız. O zaman yaklaşık 10-12 saat sonra tekrar içiyorsunuz, anlayacağınız diare olana kadar 10-12 saat arayla içiyorunuz.
        Ailemde hiç kimse İki senedir bırakın antibiyotik kullanmayı grip ilaçları bile kullanmıyoruz.
        Bu arada size tavsiyem ingiliz karbonatını (sodium bi carbonate )ve gümüş suyunu (colodial silver) da araştırmanız… Okuduklarınıza ve mucizelere inanamayacaksınız.
        Ayrıca 30 yıl önce başlayan gastrit rahatsızlığım son zamanlarda da reflü olarak değişim gösterdi. Kullandığım mide ilaçlarının çokluğunu tahmin edebilirsiniz ( proton pompası inhibitörü- famodin – pankreoflat vs.) 2 senedir hergün 1 bardak kendi mayaladığım kefirden içiyorum ve bu sayede kullandığım bütün mide ilaçlarımı çöpe attım.
        Insanların bilinçlenmesi tabiki ilaç firmalarının hiç işine gelmez.. Her ilaç çok pahalı ama kanser ilaçları , kemoterapiler insanlara servet harcatır… Rakamları ve rantları siz düşünün..

        Sağlıkla kalın…😍

        Beğen

  38. Kuantum mekaniğinin kimya üzerindeki etkileri konusuna öncülük etmiş, kimya, Metalürji, psikoloji, radyoaktivite, kuantum mekaniği gibi konularda pek çok eseri olan, Nobel kimya ve Nobel Barış ödüllerine layık görülmüş, en önemlisi protein molekülünün sarmal yapıda olduğunu açıklamasıyla aslında bir kaç yıl sonra DNA molekülünün sarmal yapısının keşfine ön ayak olmuş bir bilim adamının ve onun çalışmalarının safsata olarak nitelendirilmesini çok etik bulmadığımı belirtmek isterim. sonuçta kimyasal bağların yapısını ve moleküllerin üç boyutlu yerleşim düzenini açıklamış biri.. Şu anki Tıpta ve genetikte gelinen seviyede onunda büyük katkısı tartışılmaz. Çalışmaları hala kıymetli ve literatür açıdan temel oluşturacak yöndedir.
    Nükleer silahsızlanmanın bilim dünyasındaki öncüsü olması gibi sosyal alanlardaki etkinliğine hiç girmiyorum.
    Dolayısıyla karşıt iddia olarak yazılmış yazıda kullanılan uslüp bence yakışıksız olmuş.

    Beğen

  39. vitaminler ya da mineraller mucize değildir sadece enzimlerin yapısına katılır ve tepkimeleri katalize eder grip gibi hastalıklar virütik olduğu için vitaminle iyileşmez ama vitamin bağışıklığı kuvvetlendireceğinden vücudumuza yardımcı olur ve hastalığı daha çabuk yenmemizi sağlar yani diyeceğim şu ki vitamin ne mucizedir ne de safsata vitamin katalizördür katalizör 😀

    Beğen

  40. 1986 yılında Londra ya 1 yıllığına gitmemle birlikte kesintisiz 30 YIL,bugüne kadar günde 500 mg C vitamini kullandım ve bu 30 yılda ekstra salgınlardan dolayı bir(Bir) defa ateşli Grip ile iki defa hafif nezle oldum.Sözkonusu ateşli gripte 2.gün ateş 36,5 C dereceye indi.1986 yılından önce kışları yılda en az 2-3 şiddetli nezle olurdum.31 yıl günde 1 paket sigara içmeme rağmen(4 yıl önce bıraktım ve C vitamini üzerindeki olumsuz etkisi malumdur.)59 yaşıma dek başka bir sağlık problemimde bulunmamaktadır.30 yıllık kişisel deneyimime ve ailemdeki günlük C vitamini alınmasında oluşan aksamalar sonucunda gözlemlenen gripal vak’alar ışığında C vitaminin,özellikle kış aylarında bir gün dahi aksatılmaksızın günde en az 250 mg. alınmasının son derece gerekli olduğu sonucuna varılmaktadır.Halkımızın yüksek menfaatlerine bu bilgiyi uzun soluklu kişisel deneyimlerime dayanarak arz ederim.

    Beğen

    • Orhan Bey, deneyiminizi paylaştığınız için çok teşekkür ederiz ancak ne yazık ki kişisel deneyimler pekçok faktöre (sizin genetik yapınız, diğer yaşam stiliniz, beslenme alışkanlıklarınız vs) bağlı olduğu için bireysel deneyiminize bakıp bunun nedeninin C vitamini alıyor olmanız olduğu sonucuna varmak doğru bir yaklaşım değil.
      Benim dedem 9 yaşında sigaraya başlamış, günde 2 paket filtresiz Bafra sigarası içerdi. 80 yaşında öldü. Şimdi bu örneğe bakıp “dedem 71 yıl günde iki paket filtresiz sigara içerdi, akciğer kanseri olmadı. Demek ki sigara kansere neden olmuyor.” çıkarsamasını yapamazsak ve hatta yapmamalı isek, sizin bireysel deneyiminizden varacağımız genel kanı da doğru olmaz.
      Bu nedenle çok kişiden toplanan sonuçları bir arada derleyen bilimsel çalışmalar önemli, bu çalışmalar da sizin bireysel deneyiminizi desteler nitelikte değil.

      Beğen

    • Bende Orhan Bey’e katılmıyorum. Günde 500 mg çok az! Günde en az 2-3 gr alsa o geçirdiği gripleri de geçirmezdi. Hele de emilimi %90’ların üzerine çıkan liposomol c vitamini alırsa meseleyi tamamen çözecektir. Binlerce insan, kimseye kulak asmadan kendi deneyimleriyle zaten bu vitamini kullanmaya devam ediyor. Bu işten pek para kazanamayacağını anlayan ilaç sektörü bakalım bu inkarını ne kadar uzun boylu sürdürebilecek, hep birlikte göreceğiz…

      Beğen

  41. Kemoterapi ilaçlarının başarı oranı % 2.3 tür.Uygulananlara yan etkisi ve milyonlarca dolar maliyetli olması onu safsatalıktan kurtarıyor Safsatalık herkesin çok daha ucuza mal edebileceği gariban C vitamini kalıyor bu dogru mu ?

    Beğen

    • Tembel Pragmatist Cevapla 16 Aralık 2016 13:43

      mademki yok o bireysel deneyim bunu kanıtlamaz yok dedemde sigara içiyodu ama akciğer kanseri olmadı o zaman sigara zararlı değildir diyemeyiz gibi mantıkdışı ölçüsüz karşılaştırmalarla sırf karşıdakinin hiçbir çıkar gözetmeksizin halkın yararına paylaştığı düşünceyi sadece ve sadece çürütmek için uzun uzadıya bir ton yazılar yazıp okuyanların zamanını çalmaktan vazgeçmeyeceksiniz; o zaman sonuca ulaşmak için benim bir teklifim var bu belli bir kesimin çıkarına hizmet edebilme potansiyeli oldukça yüksek tartışmayı kimsenin çıkarına olma ihtimali neredeyse olmayan bir yöntemle test ederek çözüme ulaştıralım.

      Lütfen okuyan herkes en azından dediğimi yapmak suretiyle normalde farketmeden besinlerimizden aldığımızdan sadece cüzzi miktarda gram hesabıda yapmaksızın biraz fazladan c vitamini bünyesine katıp kendini gözlemlesin ve sonucu buraya yazsın.

      bu yöntemle c vitaminini toz veya tablet halinde almayacağımızdan vitamin sektörüde yok abd de şu kadar milyar dolar yok o vitaminleri üretenlerde evde üreten garibanlar değil gibi karşı savlarıda saf dışı etmiş olabiliriz.

      Arkadaşlar ben dokuz eylül üniversitesi iktisat bölümü mezunu genelde muhasebe finansla uğraşan biriyim. Çiftçi de değilim , manavım da yok , senelerdir inatçı tekrarlayan sinüzitim var, burun etlerimin sürekli şişik kalarak solunum kalitemi ciddi anlamda bozan allerjim var. peki ben ne mi yapıyorum .

      ne zamanki soğuk aldığımı ve hastalanabileceğimi hissetsem ya da boğazımda o bildiğiniz gıcıklanmalar burnumda tıkanıklar ya da akıntılar başlasa hapşırma sıklığım artsa limonu kesip yiyorum, greyfurt bulacak kadar şanslıysam ondanda yiyip ya da suyunu sıkıp içtiğim olmuştur. limonu diri diri yer yemez bazen tatlı bir yanma eşliğinde boğazlarımda bir temizlenme hissetmemle beraber bunları yapmadığım zamana göre semptomların hızla azalması, artmaması ve hastalığın verdiği ciddi yorgunluk hissiyatında azalma ya da hiç yorgunluk yaşamama gibi sonuçlarla karşılaşıyorum.

      Şimdi uzun lafın kısası tüm okuyan arkadaşlarımdan bir ricam var, özellikle vücut direncinizi düşürebileceğini düşündüğünüz yüksek sıcaklık farkına maruz kaldığınız günlerde özelliklede etrafınızda aksıran tıksıran birileri varken o günlerde mümkün olduğunca sık sık limonu kesin kabuğundan ayırıp yiyin ve kendinizi gözlemleyin en az 3 öğünde mümkünse ara ara imkan buldukça ara öğün gibi yarım ya da çeyrek limon yiyin ve kendinizi gözlemleyin bakalım ne olacak.

      Bir adım daha öteye giderek aynı evde yaşadığımız hasta ve limon yemeyen c vitamini almayan sürekli hapşıran tıksıran yorgun hisseden kişinin bardağından su içelim bolca c vitamini içeren limon, maydanoz gibi gıdaları hemen tüketmeye başlayalım ve birazda evde metabolizmamızı hızlandıracak düzenli egzersizler yapalım bakalım ne olacak.

      Eğerki faydası olduğunu gözlemledim diyen arkadaşlarımın sayısı burda artarsa sanırım o zaman gerçekten sözde yalansavmaya çalışan iddia sahipleri arkadaşlar sonsuz bir sessizliğe bürüneceklerine şahit olma şansına sahip olabiliriz ve bu yayılırsa belkide etrafımızdaki herkesin daha az hastalandığı ya da çok daha kısa süre hasta kaldığı kış ayları yaşama şansına sahip olabiliriz.

      Alerjik riniti olan ve deneyimlerini paylaşan arkadaşımıda son olarak tebrik etmek istiyorum çok doğru bir tespit ne zamanki bende aynı şekilde 500 mg c vitamini almışsam yüksek sıcaklık değişimlerine maruz kalmama ve etrafımda hasta insanlar olmasına rağmen ya hastalanmamış ya da semptomların başlaması ile bittiği nerdeyse hissedilmeyecek yaşam kalitemi bozmayacak kadar kısa sürmüştür.

      Uzun uzadıya yazıp okuyanları sıktıysam affola en azından boş boş bilimsel rakamlar paylaşıp terimler kullanmadım direk sonuca yönelik faydacı bir yaklaşımla yazdım deneyip sonuçları paylaşmanız dileklerimle herkese saygılar sevgiler.

      Beğen

      • isil_arican 25 Aralık 2016 05:36

        Kendimizi gözlemleyerek bir tedavinin işe yarayıp yaramadığına karar veremeyiz. Bahsettiğiniz uygulamaları yaparken başka fark etmediğiniz nedenlerle kendinizi iyi hissediyor olabilirsiniz. Bunun için kontrollü, körlemeli ve detaylı deneyler düzenleniyor. Bu deneylerde gözlemlenen bu etkinin olmadığı yönünde.

        Beğen

      • Gerçekten insan hayret ediyor. Daha insan epigen haritası deşifre edilmiş değil. Çift kör plasebo da grupları neye göre seçerseniz seçin aslında o da hiçbir kesinlik vermez. 7 milyar insan, 7 milyar farklı dna, farklı bünye var! Geleceğin Tıbbı bu toptancı “iyileştirme” sevdasından mecbur vazgeçecek. Bu arada 2016 Nobel Tıp ödülü de bir anlamda Modern Tıbbın suratına vurulmuş önemli bir şamar oldu!

        Beğen

      • isil_arican 29 Aralık 2016 11:07

        Merhaba,
        Öncelikle yorumunuzdaki teknik hatalarla ile ilgili cevap vererek başlayayım. Sanıyorum gen haritası demek istediniz. Zira epigenetik kromozomlarımızdaki genlerin hangisinin ne zaman aktif olduğunu inceleyen bir bilim dalı, haritası çıkarılan şey de genom.
        Çift kör deneylerin gayet güvenilir olduğunu ( insanlar arasındaki genetik farklılıklara rağmen) biliyoruz. Zira her bir aminoasiti kodlayan genetik dizilimler belli sayıda ve her insanda bu üç baz dizilimi varyasyonları aynı. Yani 7 milyar faklı aminoasit üretmiyoruz.
        2016 Nobel Tıp Ödülünü Nobel Hastalığı isimli podcast bölümümüzde uzun uzadıya konuşmuştuk. Zannettiğinizin aksine, bu ödül Modern Tıbba vurulmuş bir şamar değil, modern tıp ve bilimsel metodoloji sayesinde düzgün test edilen maddelerin hangisinin etkin, hangisinin etkisiz olduğunu metodolojik olarak gösterdiği için aksine modern tıbbın zaferidir. Bu Nobel ödülü bir geleneksel tıp uzmanı ile bir modern tıp doktoruna aynı anda bahşedildi, ve bu iki kişi yeni bir sıtma ilacı bulmak için geleneksel öin tıbbında kullanılan 3000’e yakın maddeyi beğenmediğiniz çift kör kontrollü deneyleri ile test ettiler. Bu maddelerden sadece biri bu testi geçerek gerçekten sıtma ve filariasis hastalığında etkinliği olduğunu gösterdi, Nobeli de bu maddeyi keşfettikleri için aldılar. Bu çalışmanın diğer gösterdiği şey ise bu hastalık için geleneksel Çin tıbbında kullanılan diğer 2999 maddenin hiç bir etkinliği olmadığını göstermesi.
        Ortada bir şamar varsa bu modern tıbba değil, aksine etkinliği bilinmeksizin çer çöp ile hasta tedavi ettiğini iddia eden alternatif tıpçılara atıldı.
        Kısaca Nobel komitesi sizinle aynı fikirde değil, onlar disiplinli çalışma ve sistematik deneylerle modern tıp metodoloji sayesinde bulunan bu ilacın mucitlerine bu ödülü bahşettiler. Ödülü alanlardan birinin alternatif tıp alanında çalışması, bu kişilerin de modern tıbbı benimseyip disiplinli ve metodolojik yaklaşımla gerçek ilaçları bulabileceğinin göstergesi.

        Beğen

      • İddialarınızın hangi birini düzelteyim bilemedim. Epigen haritası için bakınız J. Craig Venter “Şifresi Çözülmüş Bir Yaşam” adlı kitabı. DNA’yı deşife eden Venter bundan sonraki hedefin epigen haritası çıkarmak olduğunu yazıyor.

        2. cisi tarihleri karıştırıyorsunuz. Sıtma ilacı 2015 yılında Nobel ödülü aldı. Ben 2016 diyorum! Japon bilim insanı Yoshinori Ohsumi Doğu Tıbbının en az 5000 yıldır bildiği bir konuyu herhalde Batılılara kanıtlamak için bu çalışmayı yaptı! Otofaji çalışması Modern Tıbbın suratına 2 anlamda vurulan bir şamar. 1. cisi tıpkı evrimde olduğu gibi binlerce yıl süzülüp gelen bilginin Batının “bilimsel” adını verdiği kriterlerden çok daha geçerli olduğunu kanıtladığı için. Çünkü eğer “gerçek” olmasa ayakta kalamaz ölürdü o bilgi. 2.cisi ise aç kalan vücudun kendi kendine hasta hücreleri yiyerek tedaviyi bizzat kendi yaptığını kanıtlaması. Bu gerçekte çok çok spesifik durumlar hariç hiçbir ilaca ihtiyacımız olmadığını gösterdiği için Modern Tıp sektörü için ölüm çanından başka bir şey değil. Uzun süreli açlıklarla -kalorisiz sıvıya izin veriliyor- her türlü hastalığı yenebilirsiniz….

        Çift Kör deneylerinde ilaçların ne kadar başarılı! olduğunu bu makale çok güzel anlatıyor Tabutunuza son çiviyi National Geografic çakmış! 2016 Aralık sayısında “Plasebo”nun Modern Tıp ilaçlarını nasıl rezil kepaze ettiği anlatılmış! En çarpıcı cümle de ne biliyor musunuz:” Genelde “sahte” aşılar “sahte” haplardan etkin oluyor. Ama en güçlüsü “sahte” ameliyatlar.” Yahu insan biraz utanır hangi metabolizmik hastalığı bu güne kadar çözmeyi başardınız? 60 yaşına gelmiş insanlara ömür boyu yutsunlar diye 10-15 ilaç vermek mi tedavi!!!

        http://www.nationalgeographic.com.tr/makale/inanc-bilimi/3854

        Beğen

  42. folik asitin nöral tüp defektini önleyeceği safsatasını da araştırınız.

    Beğen

  43. Yaklaşık 3 yıldır megadoz C vitamini kullanan biri olarak ve bunu ağır viral enfeksiyonu olan hastalarında da kullanan bir hekim olarak şunu söylemek istiyorum. Yazınız bu koruyucu ve tedavi edici ucuz preparatın etkinliğini araştırmaktan biraz uzak görünüyor. Bilimsel olarak size şöyle bir yayın yaptım diyemem ama kendimde, eşimde, çocuklarımda ve yüzlerce hastamda megadoz C vitamininin mucizevi etkinliğine şahit oldum. Dolayısıyla yazınız bende olumsuz anlamda bir etki yaratmadı. Sadece safsata lafını biraz uygunsuz buldum. Siz bu UCUZ preparatın etkili olmadığına inanmış ve bunu kanıtlamaya çalışıyor gibisiniz. Bu yazıyı okuyan ve bilgi almak isteyen kişiler bana ulaşabilir (0532XXXXXXX) Kanaatlerinizi kesin bilgi gibi sunarsanız kişilerin bu mucizevi preparattan yararlanmasını engellemiş olursunuz.
    Saygılar

    Beğen

    • Ekinde tamamı son derece saygın tıp yayınlarından 17 adet referans olan bir makaleyi “kişisel kanaat” diye kestirip atarken, kendinizde, eşinizde ve hastalarında gözlemlediğiniz ve aslında kendi kişisel kanaatınız olan deneyimlerinizi bu yazıdan daha bilimsel sayıp kabul etmeniz manidar 🙂
      Üzerine de kendi reklamınızı yapıp telefonunuzu vermişsiniz, size önerim başka yerde müşteri arayın. Sitede kimsenin reklamını yaptırmıyoruz.
      Sevgiler.

      Beğen

      • Işıl hanım, kanser hastalarına damardan C vitamini sınıf arkadaşı bir onkoloji profesörüne “tüccar” demişti hatırlarsanız. Ama galiba tüccarlar gitgide çoğalmaya başlamış! Bir başka onkoloji profesörü Mutlu Demiray’da hastalarına – kilo başına 1 gram olmak üzere- C vitamini verdiğini ve çok iyi sonuçlar aldığını açıkladı. Mutlu Demiray aşağıdaki linki paylaşarak şunu yazdı: “Yüksek doz vitamin c tedavisinin güvenli ve başarılı şekilde uygulandığında kanser tedavisinde daha başarılı sonuçlar alındığını gösteren araştırma Iowa üniversitesinden Brayn Allen tarafından yayınlandı.
        Bu yayının da ortaya koyduğu gibi yüksek doz vitamin c ile kanserde hem daha başarılı sonuçlar almak hemde kansere bağlı yan etkilerde azalma sağlamak mümkündür. Yani integratif tedavilerin başarılı bir şekilde uygulanması yaşam kalitesini arttırmakla kalmaz tedavi başarısını da arttırabilmektedir.
        Yüksek doz vitamin c tedavisi bu konuda deneyimli merkezlerde ve yetkin ellerde uygulanmalıdır. Uygulanacak vitamin c preparatları da önemlidir.”

        http://www.cell.com/cancer-cell/fulltext/S1535-6108%2817%2930062-4#.WOIrS_XDSn4.facebook

        Beğen

      • isil_arican 06 Haziran 2017 09:44

        Şu anki klinik deneyler bu iddiları desteklemiyor ne yazık ki. Paylaştığınız cell dergisine ait makalede de anlatılan yaşayan canlılardaki etki değil, hücre kültürlerinde gözlenen etki. Hücre kültürlerine hemen her madde kanser hücrelerini öldürüyor zaten, çamaşır suyundan her tür zehire dek. Önemli olan bu tip çalışmaların yaşayan hayvan ve insanlardaki sonuçları, henüz bu etkiyi gösteren güvenli çalışma yok.
        Bu tip makaleleri görünce şu karikatürü anımsamadan edemiyorum:

        Petri kabında eklendiğinde kanseri iyileştirdiğini iddia eden rutin bir madde görünce...

        Beğen

  44. Günlük 100 mg üzerinde C vitamini bağırsaklardan neredeyse hiç emilememektedir. Bı yüzden bahsettiğiniz gibi idrarın rengini boyamaktan öte pek bir işe yaramaz. Enjeksiyon marifetiyle megadoz c vitamini alınabilir. Bahsettiğiniz mayoclinic çalışmaları da ilaç firmaları sponsorluğunda yapılmış ve oral yolla c vitamini takviyesi verilmiştir. Bunları da göz önüne almak lazım.

    Beğen

  45. C vitamini renksizdir, idrarınızın rengini ne kadar C vitimini alırsanız alın turuncuya boyayamazsınız, Yazara hatırlatırım B vitaminleri idrarınızın rengini turuncu yapar.. C vitamini yüksek dozlarda ve yeterli dozda alındığında etkisi farklı olacaktır.. C vitaminin inanılmaz etkileriyle ilgili o kadar makaleyle karşılaştım ki bu yazı beni gerçekten şok etti.. Bence bu paylaşım sırf sitenin adına yakışsın diye yapılmış olabilir

    Beğen

  46. Erdem UZUNOĞLU Cevapla 05 Temmuz 2017 17:00

    C vitamini, E vitamini, Lipoik asit ve glutatyon, serbest oksijen radikalleri ile mücadelede birbirlerine elektron vermek sureti ile destek olan moleküllerdir.Bunlar asla solo çalışmazlar. Fonksiyonel tıp kitabı (Mustafa Aksoy 2016) 145. sayfada bu moleküllerin birbiri ile ilişkisini gösteren biyokimyasal akış diagramını bulabilirsiniz. “Tek başına günde şu kadar C vitamini verildiğinde etkiye rastlanmamıştır” şeklindeki ifadede ciddi hata ve tek yanlı bakış ile patent tıbbının etkisi vardır. Oysa taaa 1997’de yapılmış randomize kontrollü bir çalışmada sağlıklı bireylere sosis ve doymuş hayvansal yağlardan zengin öğün sonrasında endotel fonksiyonunu, brakial arter akıma baülı genişleme (FMD) ölçümleriyle saat başı izlemişler. Bu “sağlıklı” öğün sonrası endotel fonsiyonu derhal bozulmuş ve 4 saat boyunca bozulma ağırlaşmış. Bu bozulma, trigliserit yükselmesiyle de paralelmiş. Fakat ilginç olan şu ki, aynı öğünü yiyen deneklere önceden 1 gram vitamin C VE 800 Ü vitamin E verildiğinde endotel fonksiyonlarında HİÇBİR bozulma olmamış. Bu deney endotel fonksiyonunda oksidatif stresi vurguluyor. (Plotnick GD, Effect of antioxidant vitamins on the transient impairment of endothelium-dependent brachial artery vasoactivitiy following a single high-fat meal, JAMA 1997)

    Beğen

    • Yorumunuz için teşekkürler. Ancak sizin de bildiğiniz gibi tek bir makale bize nihai bir görüş vermeye yetmez, hele bu makale 1997 yılından kalan 20 yıllık bir çalışmaya ait ise mutlaka güncel çalışmaların ne dediğine ve bu konudaki genel kanıtların bütününün işaret ettiği sonuca bakmak gerekir. Şu andaki mevcut literatürün vardığı kanı (elbette ki şimdilik) yüksek doz C vitamininin sağlık açısından kayda değer herhangi bir faydası olmadığı yönünde.
      İlginizi çekeceğini umarak güncel literatürden bazı makaleleri ekte listeliyorum:
      1.Helen Macpherson et al. Multivitamin-multimineralsupplementation and mortality: a meta-analysis of randomized controlled trials. , Am J Clin Nutr, 2012
      2. Bleys J, Miller ER 3rd, Pastor-Barriuso R, Appel LJ, Guallar E. Vitamin-mineral supplementation and the progression of atherosclerosis: a meta-analysis of randomized controlled trials. Am J Clin Nutr 2006
      3.Macpherson H, Pipingas A, Pase MP. Multivitamin-multimineral supplementation and mortality: a meta-analysis of randomized controlled trials. Am J Clin Nutr 2013;97:437–444
      Saygılarımla

      Beğen

      • Erdem UZUNOĞLU 29 Ağustos 2017 09:34

        Selam Gene,
        “Şu andaki mevcut literatürün vardığı kanı (elbette ki şimdilik) yüksek doz C vitamininin sağlık açısından kayda değer herhangi bir faydası olmadığı yönünde.” cümlenizden yola çıkarak yorumumdaki “C vitamini, E vitamini, Lipoik asit ve glutatyon, serbest oksijen radikalleri ile mücadelede birbirlerine elektron vermek sureti ile destek olan moleküllerdir. Bunlar asla solo çalışmazlar. ” ifadesini kaçırmış olduğunuzu düşünüyorum… Sadece B kompleksleri + C vitaminleri ve minerallerin etkisini araştırmak amaçlı yapılan Cochrane analizlerinde olayın “antioksidanların KOROSU” olması esası (belki de kasıtlı olarak) kaçırılmış. Bu sayede patetnt tıbbı beslenerek vitaminlere “tuvalet dostu” fikri desteklenmeye çalışılmış. Bu analizleri yapanların bakış açısındaki hata/kasıt, bu bence. Yer kısıtlılığı ve zamanımın azlığı nedeniyle sunabildiğim literatür sayısı az, literatürün de tarihi eski belki ama David S Johes tarafından yazılmış Textbook of Functional medicine, Institute for Functional Medicine
        Gig Harbor, WA adlı fonksiyonel tıp kitabında çok daha fazla veri var.
        Saygılar

        Beğen

      • Prof Dr. Mutlu Demiray’a yukarıdaki yorumunuzu aktardım. Aynen şöyle yanıt verdi: Literatürü yeterli takip edip konu hakkında bilgilenmeden yorum yapmamak lazım. Bilgi olmadan fikir sahibi olmamak lazım. Bilgi olmadan fikirleri yazmamak lazim. Ayrica bu yazının amaci diye başlayan paragrafta yazan kişinin mega doz vitamin C tanımını bilmediği açıkça anlaşılmaktadır. Kavramları dahi bilmeyen bir yazarın yazısını ciddiye almamak lazım. Mark Levine derlemesi tıbbın en önemli dergisinde yayınlanmış bir makaledir. Data Triumph at C
        Mark Levine1,* and Pierre-Christian Violet1 1
        Molecular and Clinical Nutrition Section, Intramural Research Program, National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases, National Institutes of Health, Bethesda, MD 20892-1372, USA *Correspondence: markl@mail.nih.gov http://dx.doi.org/10.1016/j.ccell.2017.03.008
        Vitamin C 2-3 derleme okuyup fikir bildirilecek bir konu değildir. Çok iyi biyoloji hatta tümör biyolojisi bilmeyi gerektirir. Bu günden itibaren vitamin C nin etkinliği ve güvenirliliği kanıtlanmıştır. Bunun dışında bilimsel veri ortaya koymadan bu ise emek vermemiş laboratuvar tozu yutmamış kişilerin yapacağı yorumları ciddiye almıyorum size de bunu tavsiye ederim.

        Beğen

      • isil_arican 03 Eylül 2017 06:51

        Elbette sizinle bu konuyu iyi bilen ve araştıran kişilerin bu konu hakkındaki yorumlarını dikkate almak gerektiği konusunda hemfikirim. O nedenle bu yazının ekinde dünyanın bu konuda çalışan belli başlı otoriteleri tarafından kaleme alınmış 17 ( size verdiğim yanıttaki linklerle birlikte 20) adet geçerli referans var. Bu referansların hemen hepsi saygın biliminsanları ile gene saygın kurumlarda yapılmış çalışmalar, ve bu çalışmaların hakemli dergilerde gene uzman kişilerce gözden geçirilip yayınlanmış halleri. Çoğu da binlerce hasta üzerinde yapılmış çok sayıda çalışmayı derlemiş meta analizler.
        Teyit önyargısı oldukça güçlü bir kavram. İnsan inanmak istediği veya emek verip öğrendiği veya araştırdığı şeylerin aksine kanıtlar olduğunu kabul etmek istemiyor çoğu zaman. Ben de senelerce gerek kendim ve aileme yüksek doz C vitamini verdikten, hastalarıma yazdıktan sonra dünyanın önde gelen araştırma merkezleri tarafından yayınlanan çalışmaları içeren güncel literatürün aslında bu konuda farklı kanıtlar sunduğunu gördüm. Sizin de bir hekim olarak güncel literatürü farklı ve çok sayıda hakem görüşlü saygın kaynaktan takip edip kanıtlar doğrultusunda hastalarınızı tedavi edeceğine inancım tam.
        İyi çalışmalar.

        Beğen

  47. Ve Mutlu Demiraydan size yanıt Işıl hanım: “Doktor hanıma teşekkür ederim. Vitamın C konusunda ozelllikle son 1 yılda inanılmaz değişiklikler oldu. Özellikle de moleküler düzeyde. Bizim bahsettiğimiz yüksek doz intravenoz vitamin C dir. Ancak dr hanımın yazısında bu ayrım net belirtilmemiş. Literatürde yüksek doz intravenoz vitamin c nin yararı kanıtlanmıştır. Bu tedaviyi deneyimli ve uzman kişiler yapmalıdır. Ama ben hala bu konuda dr hanıma bilgi ve tecrübemi aktarabilirim. Kliniğimi ziyaret edebilir. Özelden mesaj olursa cebimi veririm” diyor kendisi. Ben kendisiyle facebook üzerinden yazışıyorum.

    Beğen

Trackbacks/Pingbacks

  1. NOBEL HASTALIĞI: BALTAYI TAŞA VURAN OTORİTELER | Açık Bilim Cepyayın - 26 Şubat 2014

    […] bu iddiaların aslında biyolojik veya tıbbi bir temeli yoktu. Ama Pauling’in propogandasının oluşturduğu kamuoyu baskısı muazzamdı: C vitamini […]

    Beğen

  2. C Vitamini İle Gelen Güzellik | Press Haber | Güncel, hızlı ve nitelikli haber - 11 Şubat 2015

    […] yok, mesela doa kozmetikte c vitamini serumu 20 lira gibi bir fiyata satılıyor. Kaynaklar 1) https://yalansavar.org/2013/03/11/c-vitamini-mucize-mi-yoksa-safsata-mi/ 2) http://elveda-lekeler.blogspot.com.tr/2014/08/cilt-lekelerine-c-vitamini.html […]

    Beğen

  3. C Vitamini: mucize mi yoksa safsata mi? - Yorgo der ki ... - 06 Ağustos 2015

    […] Kaynak: Yalansavar.org […]

    Beğen

  4. Kanitlar » Nobel Hastalığı: Baltayı Taşa Vuran Otoriteler - 11 Ağustos 2015

    […] bu iddiaların aslında biyolojik veya tıbbi bir temeli yoktu. Ama Pauling’in propogandasının oluşturduğu kamuoyu baskısı muazzamdı: C vitamini […]

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: