Amalgam mı? Hava, Cıva!

Ama Ama, Amalgam Çok Kötü Diyorlar?

Son zamanlara kulağıma sık sık amalgam dolguların, yani “gümüş dolgu” tabir edilen metal renkli diş dolgularının sağlığa çok zararlı olduğuna dair haberler çalınıyor. Hatta sağlık açısından bu dolguların ağızdan sökülmesi veya sık sık yenilenmesi gerektiğinden bahsediliyor. Konunun ne kadarının doğru, ne kadarının tartışmalı olduğunu yerinde incelemek ve güncel bilgileri ortaya koymak için Yalansavar’dan güzel ortam olamaz dedim ve bu konuyu merak eden okurlar ile hali hazırda bildiklerimi ve bu yazı öncesi araştırmalarım sayesinde öğrendiklerimi paylaşayım dedim.

*Amalgam nedir?

Amalgam, cıvanın bir başka metalle yaptığı kimyasal maddelere verilen genel addır. Demir dışında hemen hemen tüm metaller cıva ile amalgam oluşturabilirler. Yakın zamanda tartışmasına sahne olduğumuz “cıva ile altın çıkartma” yönteminde altın ile cıvanın birleşerek amalgam oluşturmasından yararlanılmaktadır. 19. yüzyılda aynaların üretiminde kalay amalgam kullanılmaktaydı. Düşük ısıların ölçülmesinde de, cıvadan düşük donma derecesine sahip olduğu için (-58 derece santigrad) talyum amalgam içeren termometreler kullanılmaktadır.

*Cıva ve marifetleri

Freddie “Mercury”

Elbette cıvanın tek marifeti diğer metallerle kolayca amalgam oluşturması değil. Normal şartlar altında (STP) sıvı halde bulunan tek metal cıvadır (1). Zaten sembolü olan Hg, eski Yunanca’da hydrargyrum’dan (hydr- yani su ve -arygos yani gümüş) gelmektedir. Bu özelliğinin de katkısıyla cıva geniş kullanım alanı bulmuştur. Sıvı halde olduğu kadar gaz halde de kullanılmaktadır. Örneğin fluoresan lambaların içinde cıva buharı bulunmaktadır. Çevreye olan toksik etkilerinden dolayı cıva kullanılan pek çok alanda alternatiflere yönelme çabası varken, gene çevre kaygısı ile standart ampüller yerine tasarruflu fluoresan lambaların öneriliyor olması nedeniyle dünyada cıva talebinin artması ise ilginç bir çelişkidir (2).

Cıva üzerinde yüzen metal para

Cıva, toksik bir metaldir. Doğayı kirletme potansiyeli ve sağlığa olumsuz etkileri nedeniyle kullanımında çeşitli kısıtlamalar bulunmaktadır. Cıva insan derisinden emilir, buhar halinde solunup vücuda girebilir ve çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle cıva her zaman kapalı kaplarda saklanır. Kullanımında ve berteraf edilmesinde dikkatli olunur. Örneğin doğaya salınan ve sulara geçen cıva, balıkların vücutlarında “metil-cıva” olarak birikebilir, biriken cıva bu balıkları yiyen diğer deniz canlılarında birikir (biomagnification) ve bu sayede besin zincirinin üst halkalarındaki canlılar, yedikleri balıklardaki miktara nazaran on kata kadar daha fazla oranda cıvayı vücutlarına almış olurlar. Tıp kayıtlarında bu mekanizma ile vücutlarında aşırı cıva birikmiş balıkların tüketimi sonucu oluşmuş zehirlenme vakaları mevcuttur (3).

*Amalgam dolgular

“Amalgam dolgu” dediğimiz tıbbi diş restorasyon malzemesinde cıva, çeşitli özelliklerinden faydalanılmak üzere bazı metaller ile amalgam oluşturur. Bu metaller gümüş (%22-%32), kalay (%14), bakır (%8) ve bazı eser metallerdir. Amaç, bu metallerin bir arada tutunduğu ve gerekli sağlamlığa sahip bir onarım malzemesi elde etmektir. Peki nasıl olmuş da bu kadar tehlikeli bir maddeyi diş dolgusu malzemesi olarak kullanmışız? Bunu anlamak için, önce ideal bir diş dolgu malzemesinde bulunması gereken özelliklere ve amalgamın bunları ne kadar yerine getirebildiğine bir göz atalım:

  • Fiziksel özellikler ve uygulama kolaylığı: İdeal dolgu malzemesi ısıyı iletmemeli, ısı ile genleşmemeli, çiğneme kuvvetlerine ve bunlar sonucu oluşan aşındırıcı etkilere dayanmalı, diş dokusuna tutunabilmeli, malzeme yorgunluğu göstermemelidir. Bunların yanı sıra kolayca şekillendirilebilmeli, gerektiğinde sökülebilmeli, karıştırılarak hazırlanacak  ise karıştırma işleminin sonucu tahmin edilebilir ve kontrol edilebilir olmalıdır. Amalgam basınç altında çok başarılı bir performansa sahiptir. Kırılgan yapıda bir malzeme olmadığı için ağız içinde oluşan çiğneme kuvvetlerine iyi yanıt verir. Dişe kimyasal olarak yapışmamasına rağmen dolgu boşluğunu iyi izole eder, dolguda kenar sızıntısı olmaz Amalgam ağızda uzun süre dayanır. Şekil verilebilir, parlatılabilir, işlenme zamanı uzundur. Sökülmesi kolaydır. Karıştırılması gereken miktarlar bellidir ve oluşan karışımdaki oranlar tutarlıdır (4). Bunların yanı sıra amalgam en ucuz dolgu malzemesidir, tedavi maliyeti diğer materyaller kullanılan tedavilere göre daha uygundur. Bu avantajlarının yanında bazı açılardan ise amalgam problemli bir malzemedir. Isıyı iletir ve ısı ile genleşir. Dişe mekanik olarak tutunur, yani diş dokusuna kimyasal olarak yapışmaz. Bu sebeple amalgam dolgular bazen “düşer”.
  • Biyolojik uyum: İdeal bir diş dolgu malzemesi diş ve çevre dokularla dost olmalıdır. Diş eti ve diş özünü (pulpa) tahriş edici etkileri olmamalı alerjik reaksiyonlara yol açmamalıdır. Amalgam, uygulanması sırasında asit gibi tahriş edici maddeler kullanılmadığı ve sertleşirken ısı açığa çıkmadığı için avantajlıdır. Çevre dokularda tahriş edici etki göstermez. Ancak amalgamın hazırlanması ve uygulanması sırasında cıva buharı açığa çıkar. Uygulama sonrasında da aşınmaya bağlı olarak dolgudan az miktarda cıva buhar halinde serbestleşir. Ayrıca amalgam uygulanan dişte belli bir süre sonra oksidasyona bağlı renklenme de görülebilir.
  • Estetik: İyi bir dolgu malzemesi renk, şeffaflık ve yapı açısından diş dokusuna benzemelidir. Amalgam sertlik açısından mineyi taklit edebilir ama estetik açıdan kötü bir performans sergilemektedir.

*Neden amalgam?

Sakın kapatma!

Çiğneme sırasında ağız içinde çok yüksek kuvvetler ortaya çıkar ve bu kuvvetler diş çiğneme yüzeyleri tarafından karşılanmak zorundadır. Kuvvet ölçü birimi newton‘dur, yapılan bir çalışmada sağlıklı bir kişinin çiğnemesi sırasında 340 newton’luk bir kuvvet ortaya çıktığı tespit edilmiştir. Ben mühendis değilim, kolaylık olması açısından 10 newton’luk bir kuvvetin 1 kg’lık ağırlık tarafından oluşturulduğunu düşünürsem bu  değer kabaca 34 kiloluk bir basıya denk gelir (teknik olarak doğru değer 35 kgf). Çiğneme sonucu oluşan bu kuvvetler 590 newtona kadar çıkabilmektedir (~60 kg’lık bir basıya eşit) (5). Bir başka çalışmada bu değer 45-65 kg’a denk gelecek büyüklükte bulunmuştur. Bu da dişlerin sivri bölgelerinde yoğunlaşan kuvvetin, santimetre kare başına onlarca ton ile ifade edilebileceğini gösterir. İnuit yerlilerinde 159 kg’a denk gelecek bir ölçüm yapılmış, bu da 5 santimetre karelik bir alana 15 tonluk bir basınç demektir! Bir karşılaştırma yapılırsa insan çenesinin ısırma kuvveti açısından köpekbalıklarının çenesine yakın bir performans gösterdiği ortaya çıkar (insan çenesinin uyguladığı kuvvet, köpekbalığı çenesinin uyguladığı kuvvetin %85’i kadardır) (6). Diş yüzeyini kaplayan mine dokusu bu kuvvetlere karşı koyabilmek için çok güçlü bir madde olmak durumundadır. Mine öylesine serttir ki, dişhekimleri bu yüzeyi kesmek için elmas kaplı kesici uçlar (frezler) kullanmak ve ısıyı engellemek için ortamı su ile soğutmak zorundadır. Dişhekimi dişi dolgu için hazırlarken ağzımızın içinin suyla dolmasının sebebi budur. Doğaldır ki, çürük nedeniyle kaybedilen mine yüzeyini onarmak için çok güçlü malzemeler kullanmak gereklidir. Bu malzemeler bugün teknolojinin gelişmesi sayesinde çeşitli kompozit malzemeler olarak mevcuttur, ancak bundan birkaç on yıl önce bu malzemeler mevcut değildi ve tek alternatif metal restorasyon malzemeleriydi. Bu işe uygun metalleri dişte hazırlanan boşluğa uygulayabilmek için de, cıvanın bu metallerle amalgam oluşturma özelliğinden faydalanarak işlenebilir bir dolgu malzemesi hazırlıyorduk. Gerekli fiziksel özelliklere sahip tek onarım materyali olduğu için amalgam, uzun bir süre diş dolgu malzemelerinin kralı idi, ancak günümüzde tek seçenek değil ve gelişen teknoloji doktorlara farklı materyaller arasından seçim yapma şansı tanıyor.

*Peki, ağzımızdaki amalgam dolguları söktürelim mi?

İşte en çok tartışılan konuya gelmiş olduk. Yalansavar’da hep söylediğimiz gibi, bir konuda karar verirken elimizdeki kanıta dayalı gerçekler ışığında hareket etmek gerekir. Bu sebeple isterseniz ulaşabildiğimiz güvenilir kaynakları tarayalım, sonuçlarına bakalım.

Evet cıva toksiktir, ama “toksisite” ne demektir? Toksisite, bir maddenin bir organizmaya zarar verme derecesidir. “Bu madde insan ve hayvanlar için toksiktir” cümlesinde olduğu gibi tüm organizmaya olan etkiyi ifade edebileceği gibi, “karaciğer için toksiktir” cümlesindeki gibi belli bir organa ya da “sitotoksiktir” kelimesindeki gibi hücreye olan zararlı etkiyi de ifade edebilir. Toksisitenin ana kuralı “doza bağlı” olmasıdır. Yüksek dozda toksik olan bir madde, düşük dozda zararsız, hatta faydalı da olabilir. Tıpta bunun pek çok örneği var. Örneğin hayat kurtarıcı bir ilaç olan Coumadin (warfarin) aslında bir fare zehiridir. Düşük dozlarda kullanıldığında zararlı değil, faydalıdır. Kalp yetmezliğinde kullanılan digoksin, her bölümü zehirli olan digitalis bitkisinden elde edilmektedir. Kalp krizinde kullanılan atropin, zehirli Datura stramonium bitkisinden elde edilir. Çavdar mahmuzu (ergot) deyince aklımıza ambarlarda kalmış küflü çavdarları yiyerek hastalanan tayfaları konu eden korkunç deniz hikayeleri gelir, oysa bu küften elde edilen ergot alkaloidleri migren tedavisinde çok önemli ilaçlardır.

Demek ki cıva incelememizde şu soruları aklımızda tutmalıyız: İnsanda hangi miktarda cıva toksik etki gösterir? Amalgam dolgulardan ne kadar cıva salınır? Eski amalgam dolguyu ağızda tutmak mı, yoksa çıkartmak mı evladır?

Bugün atmosferde yer alan cıvanın yarısı insan kaynaklıdır (bunun 2/3’ü kömür madenlerinden gelmektedir), kalan yarısı ise volkanik aktivite gibi doğal kaynaklıdır. Cıva zehirlenmesinin şiddeti ve etkisi; cıvanın elementer halde mi yoksa bileşik halinde mi bulunduğuna, alınan doza, cıva ile karşı karşıya kalma süresi ve şekline göre değişir. En sık görülen cıvaya maruz kalma nedeni balık tüketimidir (7). Vücuda alınan cıvanın bir diğer kaynağı ise insan üretimi olan ve cıva içeren ürünlerden, örneğin fluoresan lambalar veya cıva içeren pillerden salınan cıvadır. Genel bir gruplama ile cıvanın üç temel şekilde bulunduğunu söyleyebiliriz, elementer cıva, etil-cıva ve metil-cıva. Yazı konumuzu oluşturan amalgam diş dolgusunda yer alan cıva, “elementer cıva” (Hg0) halindedir, bu cins cıva buharlaşır ve solunumla vücuda girer. Tıbbi ürünlerde koruyucu olarak yer alan cıva ise etil-cıvadır (C2H5Hg+). Hatırlarsınız yazarımız Işıl Arıcan, aşılarda koruyucu olarak bulunan ve hakkında otizme yol açtığına dair çok fazla safsata dönen bir cıva bileşiği olan tiyomersal ile ilgili ayrıntılı bir yazı yazmıştı. Balıktan alınan cıva ise en tehlikeli cıva bileşiği olan metil-cıva iyonudur ([CH3Hg]+), bu cins cıvayı sindirim sistemi aracılığı ile alırız. Farklı yapılarından dolayı bu üç cıva formunun vücudumuza toksik etkisi de değişik seviyelerdedir. Örneğin balıktan alınan metil-cıva, elementer cıvadan ve etil-cıvadan daha toksiktir. Görüldüğü üzere amalgamdan kaynaklanabilecek elementer cıva sindirim yolu ile değil buharlaşarak hava ile vücudumuza girecektir ve daha az toksik olduğu için olası zararı, balıktan sindirim yolu ile gelecek benzer miktardaki metil-cıvadan cok daha az olacaktır.

ABD gibi gelişmiş ülkeler cıva konusunda çok hassas yaklaşım içindedir, örneğin ABD’de evinizde cıvalı bir termometrenin ya da fluoresan lambanın kırılması durumunda yapmanız gerekenler için bir listeleri vardır. Bu ülkede, bir yemek kaşığı cıvanın yere saçılması durumunda ilgili sağlık ya da doğayı koruma kurumlarından yardım almanız salık verilir. İki kaşık veya daha fazla cıva döküldüyse, bunu NRC’ye haber vermemek kanunlara göre suçtur. Bugünkü konumuz olan amalgam diş dolguları da ağızda kullanılırken aşındıkları için zaman içince yapılarındaki elementer cıva açığa çıkar ve bunun sonucu çok az miktarlarda da olsa cıva buharı meydana gelir. Bu buharın sağlığa zararlı olup olmadığı, amalgam dolguların sahiplerine olumsuz bir etkisi olup olmadığı konusu oldukça iyi araştırılmıştır. Bu araştırmaların sonucunda halk sağlığı ile görevli kurumlar, amalgam dolgular ile ilgili çeşitli bilgilendirmeler yayınlamışlardır. Başta ABD olmak üzere çevre hassasiyetinin yüksek olduğu ülkelerin resmi ve kar amacı gütmeyen tarafsız kurumlarının bilgilendirmeleri ışığında aşağıdaki bilgilere ulaşıyoruz.

  • FDA (Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi): Elimizdeki mevcut kanıtlara dayanarak amalgam dolguları yetişkinler ve 6 yaşından büyük çocuklar için güvenli kabul ediyoruz. Amalgam dolgu sahibi kişilerin vücudunda ölçülen cıva miktarları, sağlığa zararlı seviyelerin çok altındadır. Ağzında 15 tane amalgam dolgu bulunan kişilerde dahi ölçülen cıva miktarı zarar verici minimum seviyenin çok altında bulunmuştur. Amalgam dolgular ve sağlık problemleri arasında kanıtlanabilmiş bir ilişki yoktur. Alerjik bir sorun yoksa sağlam ve sağlıklı amalgam dolguların sökülmesini önermiyoruz (8).
  • EPA (Çevre Koruma Teşkilatı): CDC gibi kuruluşların araştırmalarından hareketle anlaşılmıştır ki, amalgam dolgu taşıyan kişilerin risk altında olduğu yönünde veya bunların çıkartılmasının sağlığa faydalı olduğu konusunda çok az bilimsel veri mevcuttur (9).
  • LSRO (Life Sciences Research Org): 1996-2003 yılları arasında gerçekleştirilen ve diş dolgularından kaynaklanan cıvanın insan sağlığına olası etkilerini araştıran çalışmalarda incelenmiş ve bu çalışmalarda kesin sonuçlar alınmadığı görülmüştür. Bu çalışmaların çoğu eksik ve özensiz tasarımlar içermektedir. Vücuttan cıvayı uzaklaştırmak için bazı kişilerce uygulanması önerilen şelasyon tedavisi ise beyin dokusundaki cıvayı uzaklaştıramamasının yanı sıra, ciddi yan etki potansiyeline sahiptir (10) (11).
  • NCPC (National Capital Poison Center): Amerikan ulusal örgütlerinin yürürlükte olan tavsiye kararlarında dişhekimlerinin hastalarının amalgam dolgu uygulamalarına bir sınır getirilmemiştir, zira bu konudaki çalışmalar, ısrarla amalgam dolgularla ilişkilendirilebilecek bir cıva toksisitesi göstermeyi reddetmektedir. Alerjik durumlar dışında sağlam dolguların çıkartılmasını önermeyi gerektirecek bir veri yoktur (12).
  • CDC (Centers for Disease Control and Prevention): Amalgam dolgulardan ortaya çıkan cıva miktarının günde 3 ila 17 mikrogram arasında olduğu tahmin edilmektedir. Amalgam dolgulardan kaynaklanan düşük oranda cıvaya maruz kalmanın sağlık için bir zararı bulunmamaktadır (13).
  • ADA (American Dental Association): Cıvaya maruz kalma miktarlarını ve cıva kaynaklarını inceleyen çalışmalarda, amalgam dolgular kaynaklı cıvanın sağlığa bir etkisi bulunmamıştır (14).

Avrupa’da da durum buna benzerdir. Çoğu Avrupa ülkesinde amalgam dolgu uygulamasında kısıtlama yoktur. Daha az riskli alternatiflerin mevcut olmasından ötürü iki ülkede, Norveç ve İsveç’te, amalgam dolguların uygulanması sona ermiştir. Bunun sebebinin çevre ve insan sağlığına olası zararları engellemek için olduğu söylenmektedir (15).

Amalgam dolguların sökülerek yenilenmesi işlemi, özellikle yurtdışında ciddi bir sektöre dönüşmüş durumda. Bu işlemi uygulayan sağlık çalışanları amalgamdan alınan cıvanın etkilerini abartıyor ve bu sayede panik havası yaratıyor. İşlemi uygulayan kişilerin biyolojik savaşa hazır kıyafetleri ise dikkat çekici! Bu konudaki bilimsel çalışmaların kesin sonuçlar vermekten uzak olduğu ve dizayn hataları içerdikleri düşünüldüğünde, bunları tek tek incelemek ya da felaket tellallığı yapan internet sitelerinin etkisinde kalmak yerine, bu konuda bir fikir birliğine varmış ve güncel bilimsel verilere göre tavsiye kararları yayınlamış kuruluşların yayınlarına itibar edilmesinin yerinde olacağı anlaşılıyor.

Her konuda olduğu gibi bu konuda da pek çok anektod ve safsata mevcut, doğruyu bulmak ise sadece bilimsel metod ile mümkün. Elbette yeni yaptıracağınız dolgular için daha estetik olan ve cıva içermeyen kompozit materyalleri düşünebilirsiniz. Bu maddeler yüksek teknoloji ile üretilmekte ve gerek ön gerekse arka dişlerde başarı ile kullanılmaktadır.  Doğaldır ki her onarım malzemesinin kendine has avantajları ve dezavantajları vardır. Amalgam dolgular yerine önerilen estetik kompozit dolgular henüz arkada dişlerde amalgam dolguları gösterdiği dayanıklılığı göstermekten uzaktır. Ayrıca bu dolguların dişe uygulanmasında çeşitli asitler kullanılmaktadır ki bu da tahriş edici olabilir. Uygulama sırasında ortamda nem kontrolünün çok iyi olması gerekir ve bunun ağız içinde sağlanması bazen çok zordur. Ayrıca estetik dolguların özel uygulama teknikleri yüzünden dişhekiminin teknik becerisi çok önemlidir ve tüm bunlar estetik dolgu uygulamasının yumuşak karnını oluşturur. Estetik dolguların en büyük dezavantajı, bu dolguların sertleşirken büzüşmelerinden dolayı kenar sızıntısı yapma riskleri olmasıdır. Estetik dolguların bileşimindeki yüksek teknoloji ürünlerin sağlığa zararlı olup olmadığı konusunda tartışmalar da yok değildir. (Yeri geldiği için söyleyelim, halk arasında “lazerli dolgu” olarak adlandırılan estetik dolgularda lazer kullanılmaz. Bu dolgular belli dalga boyunda ışık ile sertleşir, sertleştirme için kullanılan cihazın verdiği monokromatik mavi ışık da lazer sanılır.)

Sonuç:

Eğer alerji gibi bir soruna yol açmıyorlarsa; ağzınızdaki sağlam, sorunsuz ve fonksiyonel amalgam dolgularınızı sırf “zararlı olabileceği” endişesi ile çıkarttırmayın ve eğer doktorunuz tarafından gerekli görülürse yeni bir amalgam dolgu yaptırmaktan da çekinmeyin. Amalgam diş dolguları çok eskiden beri kullanıldıkları için elimizde bu malzeme ile ilgili geniş bir tecrübe ve bilgi birikimi var. Şu an elimizde bulunan bilgiler ışığında, aksi kanıtlanana kadar bu dolguların insan sağlığına zararlı olmadıklarını kabul ediyoruz.

Henüz “ideal” bir diş dolgu malzemesine ulaşamadık. Bu sebeple dişhekiminize tedavi alternatiflerinizi sorun, her alternatifin avantaj ve dezavantajlarını onunla tartışmaktan çekinmeyin. Size tüm tedavi alternatifleriniz hakkında bilgi vermek doktorunuzun görevidir.

Cıvaya karşı biyolojik savaş elbisesi kuşanmış isviçreli bilim adamları

Ha, unutmadan, “havacıva” ise, bahsettiğimiz tüm bu cıvaların hepsinden çok farklı. Her ne kadar tahminimce “hava cıva” deyimi buradan gelmiyor olsa da, havacıva aslında bir ot (Alkanna tinctoria). Güzel bir ot hem de. (Zaytung’a selam)

Bunların hepsi hava cıva !

Kaynaklar:

  1. http://www.populerbilim.com.tr/arsiv/0602/b01.htm
  2. http://en.wikipedia.org/wiki/Mercury_%28element%29
  3. http://en.wikipedia.org/wiki/Minamata_disease
  4. http://en.wikipedia.org/wiki/Dental_restorative_materials
  5. http://en.wikipedia.org/wiki/Masticatory_force
  6. http://www.elasmo-research.org/education/topics/r_bites.htm
  7. http://www.epa.gov/ttn/oarpg/t3/reports/volume3.pdf
  8. http://www.fda.gov/medicaldevices/productsandmedicalprocedures/dentalproducts/dentalamalgam/ucm171094.htm
  9. http://www.epa.gov/hg/dentalamalgam.html#safe
  10. http://www.lsro.org/presentation_files/amalgam/amalgam_execsum.pdf
  11. http://www.lsro.org/presentation_files/amalgam/amalgam_pressrelease.pdf
  12. http://www.poison.org/current/dentalamalgamsandmercury.htm
  13. http://www.atsdr.cdc.gov/ToxProfiles/tp46.pdf
  14. http://www.ada.org/sections/professionalResources/pdfs/amalgam_literature_review_0907.pdf
  15. http://en.wikipedia.org/wiki/Dental_amalgam_controversy

About ilkay

Diş hekimi, yüksek öğretim kuruluşlarında yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak çalışıyor.

55 Yanıt to “Amalgam mı? Hava, Cıva!”

  1. Uzun zamandır yeni Yalansavar yazısı okuyamıyorduk. Teşekkürler…

    Beğen

  2. Aynı endişeleri taşıyordum ben de. Teşekkürler yazı için.

    Beğen

  3. Güzel yazı için teşekkürler İlkay Bey. Ellerinize, bilginize sağlık.
    Yalnız şunu da belirtmek isterim ki; dişçiye dolgu yaptırmak için gittiğimde öncelikli kaygım kullanılan civadan ziyade, oyma makinesinin çıkarttığı ve sanki cehennemden gelen o tiz “viiyyyyyyyyyyy!” sesi ve onun (her seferinde morfin yaptırmama rağmen) kafatasımın tamamında ve hatta omuriliğim vasıtası ile vücudumda hissettiğim titreşimidir. O kadar teknoloji gelişti, siz dental sektöründekiler buna hala alternatif bir çözüm bulamadınız ya, yazıklar olsun!

    Beğen

    • Ahmet Bey, bana “sene 2012 oldu hani uçan arabalar nerede?” cümlesini hatırlatan mesajınızı okurken gülümsemeden duramadım. Haklısınız, ne yazık ki mesleğimizin böyle bir dezavantajı var. Sorunuzun cevabı aslında yazımda gizli. Mine o kadar sert bir madde ki, bu maddeyi ağız içinde kesmek için bugün elimizde ancak kısıtlı imkanlar var. Duyduğunuz cehennem sesinin sebebi elimizdeki “oyma makinesinin” dakikada 400 bin devir yaparak dönen ve basınçlı hava ile çalışan bir alet olmasıdır. Aslında birisi 400 bin, diğeri 40 bin devirde çalışan iki farklı aletimiz var. Bunları da (ne yazık ki) seslerinden ayırdetmek çok kolay. 400 bin devirli aletten tiz bir türbin sesi gelir, diğerinde ise daha yavaş ve tok bir ses vardır. 40 bin devirli olan alet ile mineyi kesemiyoruz, o nedenle en azından tedavinin başlarında bu tiz sesi size duyurmak durumundayız (standart bir ev matkabı ortalama 3 bin devirdir). Son yıllarda lazer veya basınçlı kum kullanarak dolgu hazırlığı yapılmasını sağlayan bazı uygulamalar var ancak yaygın kullanıma geçmesi zaman alacaktır. Sesin ve titreşimin kemik boyunca iletimi yüzünden anestezinin buna faydalı olmayacağı doğrudur. Elbette aslında en güzeli, o seslere muhtaç kalmadan dişlerimize iyi bakmak. Çürüğü olmayanın canını yakmıyoruz pek. Sağlıklı günler dilerim.

      Beğen

      • Ahmet Alegöz 21 Kasım 2012 16:54

        O aletin pnömatik olarak çalıştığını biliyordum ama 400bin devir yaptığımdan haberim yoktu. Cevabınızdan sonra sırf bu yüzden o cihaza saygı duymaya başladım. Şimdi doğrusunu da söylemek gerekirse, yalnızca o cihaza olan korkumdan dişlerime çok iyi bakıyorum. Tatlı sever biri olarakta lazerli veya kum püskürtmeli oyma cihazlarını da sabırsızlıkla beklediğimi de belirteyim.

        Size de sağlıklı günler dilerim. Saygılarımla.

        Beğen

  4. ağzında (1)8 amalgam dolgu olan bir kişinin kanına günde 10 ile 120 μg cıva girebilme ihtimalinden bahsediliyor cıva ile otizm arasında çok manalı bir ilişki olduğunu ortaya koyan araştırmalarda var yalanları süpürürken çok güzel bir işyapıyorsunuz fakat bu işlemi yaparken içinde başka doğrular olma ihtimalini düşünüyorum ( 1)_World Health Organization. Environmental Health Criteria. 118, Inorganic Mercury (Friber I, ed) WHO Geneva 1991. (2) http://www.beslenmebulteni.com/bes/index.php?option=com_content&view=article&id=1766%3Aanne-baba-adaylar-salkl-bir-bebek-sahibi-olmak-icin-nasl-beslenmeli&catid=38%3Akadin-salii&Itemid=399&showall=1

    Beğen

  5. Bunun sebebi, amalgamlar�n yzde 35 gm�, yzde 15 kalay ya da bak�rla kar���k kalay, bir par￧a ￧inko ve yzde 50 civa (toksik bir a￰�r metal) i￧ermesidir.Amalgam kar��t� di� hekimleri amalgam�n, ￧i￰neme s�ras�ndaki srtnmeden kaynaklanan c�va buhar� ￧�kard�￰�n� s￶ylemektedir. C�va buhar� toksiktir, yani, ￧ok k�sa sre a￧�￰a ￧�ksa bile, hcreleri ￶ldrr. C�va akci￰erler arac�l�￰� ile emilerek kan arterine girer ve ￶zellikle b￶brekler, karaci￰er ve beyinde saklan�r. Ve bu tr c�van�n hi￧bir miktar� gvenli olarak kabul edilemez. Ancak buna kar�� civan�n, amalgamlarda oldu￰u gibi ba�ka metallerle birle�ti￰inde zarars�z oldu￰u s￶ylenmektedir. Bu kadar az miktarda c�va konsantrasyonlar�n�n tipik bir insana zarar vermesi olduk￧a d�k bir olas�l�ksa da civan�n ya da ba�ka metallerin varl�￰�, immunocompromize sistemi olan insanlar zerinde olumsuz etkisi bulunabilir denmektedir. Ayr�ca c�vaya alerjisi olan ki�ilerin amalgam dolgular kullanmamas� gerekir. Amalgam dolgulardan kaynaklanan sa￰l�k problemlerine dair herhangi bir bilimsel ￧al��man�n olmad�￰�n� da an�msatmak ￶nemlidir. Bugne kadarki veriler hep anekdotlara dayal�d�r. Dnya Sa￰l�k ᅱrgt, amalgam dahil di�lere ait onar�c� materyallerin gvenilirli￰i ve etkilili￰ini srekli olarak izlemenin ￶nemine dikkat ￧ekmi�tir.

    Beğen

    • Yorumunuz için teşekkür ederim. Ne yazık ki bir font problemi yüzünden yazdıklarınızı tam olarak okuyamıyorum. Civa buharının toksik olduğunu söylerken toksikolojinin önde gelen kuralını hatırlamamızda fayda var: bir maddenin toksik etkisi o maddenin yapısı, miktarı ve maddeye maruz kalınan süre ile yakından ilişkilidir. Bu nedenle amalgam dolgulardan hangi cins civanın ne kadar miktarda ortama salındığını, bu maddenin vücuda nasıl girdiğini ve bu maddenin olası etkilerini iyice anlamamız lazımdır. Eğer sizin söylediğiniz gibi civanın hiçbir miktarının güvenli olarak kabul edilmemesi gerekseydi balık yiyemez (balıkta metil cıva var) ve soluk alamazdık (atmosferde elementer civa var). Yazımda da bahsettiğim üzere amalgam dolguların bugün itibarı ile kanıtlanabilmiş bir zararı yoktur, her konuda olduğu gibi bu konuda da kar/zarar analizinin yapılması gereklidir. Civa alerjisi olan kişiler için elbette dikkatli olunması uygun olacaktır, ancak tıbbi literatürü incelediğimizde civa alerjisi sonucu ciddi ve hayatı tehdit edici yan etkilerin beklenmediğini, genellikle çevre dokularda alerjik cevap ve en fazla hapşırmanın gözlendiğini anlıyoruz (Consultation for CDRH, Dental amalgam and mercury allergy, fda, 2010 http://tinyurl.com/ag6yrg7). Bu da amalgam dolgulardan civa yüzünden kaçınmanın bilimsel açıdan çok da anlamlı olmayacağını bize göstermektedir. Sağlıklı günler dilerim.

      Beğen

  6. http://www.bhoffcomp.com/coping/amalgam.html ingilizce bilenlerin okumasını tavsiye ederim. konu göründüğü kadar masum değil.

    Beğen

    • Sayın Zlatan, ilginiz için teşekkürler. İzniniz olursa verdiğiniz link ile ilgili bazı düşüncelerimi paylaşmak isterim. Linkteki yazı çok uzun olduğu için burada satır satır derinlemesine inceleme imkanımız yok. Arzu edenler bana ulaşabilir.
      – Linkte yer alan yazının ilk satırında “Kip Sullivan isimli bir kişinin amalgam dolgularını çıkarttırarak tedavisi mümkün olmayan bir hastalıktan kurtulduğu” ifadesi yer alıyor. Bu hastalığın Alzheimer olduğunu anlıyoruz. Gerçekten de bugün bu hastalığın tedavisi bilinmiyor. Eğer bir kişi tedavisi bilinmeyen bir hastalıktan belli bir işlem sonucu kurtulduğunu iddia ediyorsa, bu konuda çok sağlam kanıtlar göstermelidir, zira olağanüstü iddialar olağanüstü kanıtlar gerektirir.
      – Verdiğiniz linkteki yazı bilimsel bir makale değildir, kişisel iddialar, çeşitli anektodlar ve bazı bilimsel makalelerin; kendisi tıp doktoru olmayan Kip Sullivan tarafından yorumlanmasını da içeren bir mektuptur (ünvanı doktor olsa da Dr Sullivan tıp doktoru değildir, eğitim alanında doktora sahibidir ve profesyonel aktiviteleri arasında da tıbbi sayılabilecek bir aktive listelenmemiştir (http://faculty.sulross.edu/sullivan/about.html). Tıbbi tedaviler ile ilgili konularda, konusunda uzmanlığını kanıtlamış kişilerin hakemli tıbbi dergilerde yer alan çalışmalarına itibar etmek daha doğrudur. Bu kişinin yazdığı bir başka mektubun http://www.toxicteeth.com isimli web sitesinde yayınlandığını gördüm. Sitenin ismi bile bu sitenin objektiviteden ne kadar uzak olduğunu ortaya koymaktadır. Bu cins kaynaklar yerine ulusal ve uluslararası tıp ve dişhekimliği derneklerinin görüşlerinin, resmi devlet organlarının bildirilerinin ve bu konudaki mevcut tıbbi yayınların temel alınmasının daha uygun olacağını düşünüyorum.
      – Mektupta “scientific evidence supports the following statements” denilmekte, ancak hangi kanıtlar olduğu konusunda referanslar verilmemektedir. Yazının geri kalanında da çeşitli kaynaklardan kolajlar ve bazı anektodlar yer almakta, ancak yazının sonunda bu yazı için faydalanılan kaynakların bir listesi yer almamaktadır. Bu sebeple iddiaların doğruluğunu ya da verilerin saptırılmış olup olmadığını teyid etmemiz mümkün gözükmemektedir.
      – Mektuptaki sebep sonuç ilişkileri zaman zaman komik seviyelere varabilmektedir. Mektupta “Blacks have far fewer amalgams in their heads than whites; they also die far less frequently from AD and MS. According to a 1996 report from the Centers for Disease Control, white people are nearly two times more likely to die from AD than blacks” deniyor. Yani “(Amerika için) siyahi ırkın ağzında daha az amalgam dolgu vardır. Bu ırka mensup kişilerde Alzheimer ve multiple skleroz sonucu ölümler de daha azdır” deniyor ve beyaz ırktaki ölüm fazlalığının sebebinin amalgam dolgular olduğu iddia ediliyor. Bu iddia son derece saçmadır. İki farklı ırkta hastalıklar bazında gözlenen farklılıkların sebebi çok çeşitli olabilir ve karara varmadan önce ayrıntılı araştırmalar gerekir.
      – Son olarak, mektupta insanlar için en önemli cıva kaynağının amalgam dolgular olduğu söylenmektedir ki bu tamamen yanıltıcı bir bilgidir (elbette referansı yok). Bu konuda kendi yazımda bazı bilgiler vermiştim (referanslarını da belirtmeye özen göstermiştim).

      Elbette farklı kaynaklardan bilgi araştırmaya devam etmeliyiz, ancak bilgi kaynaklarımızı dikkatli seçmeliyiz. Bu konuda yayınladığım bir başka yazı da bulunmaktadır. https://yalansavar.org/2013/01/09/sapla-samani-ayirmak/

      Sağlıklı günler dilerim.

      Beğen

  7. usta helal olsun,iyi araştırmışsınız.kafamdaki tüm soru işaretleri kalktı

    Beğen

  8. Bu konu yazdığınız kadar masum değil. Veya biraz kaba olacak ama, yorum yaparak insanları etklemeyi bırakın. Yapılan yorumlar istediği kadar bilime dayalı olsun, bilim kabul ettiğiniz araştırmaların her insana uyarlanması büyük hata. Amalgam yapmayın diyen kişilerin sizce bu bilimden haberi yok mu? Dünya lideri olsanız ve amalgam tehlikeli yorumunu sizden bekleseler yapabilirmisiniz. Ertesi gün dünayada neler olacağını düşünün lütfen. Toplumda büyük çoğunluğun ağzında var ve paniğin nelere sebep olacağını.
    Neyse, biraz bilimsel konuşalım bazen insan böyle tatmin oluyor,
    Civa madem zararlı, etkili olup olmadığını anlamak için neler yapılıyor? Bilim bu soruya cavap bulabilmek için dünyanın en tehlikeli maddesi civayı; kanda, idrarda ve ölülerdeki beyin dokusunda arıyor. Çok komik, çünkü 30 senedir ağzında amalgam taşıyan birinin hangi dönem civa salınımının azaldığını veya arttığını bilen yok. Ayrıca 30 senellik takip yok. İdrar ve kanda biriken civanın stabil kalması imkansız çünkü, ya atılıyor ya da organlara taşınyor. Bu kronik bir olay olduğu için, miktarın hiç bir önemi yok çünkü her hangibir sorun çıktğında iş işten geçmiş olyor. Ve bunun suçunu amalgama yüklemek kimsenin aklına gelmiyor veya işine gelmiyor. Amalgamın 30 yıldır sağlam biçimde diş üzerinde kalması onun suçsuz olduğunu gösteren en önemli kanıt kabul ediliyor. Oysa ki civa düzeyinin ne kadar değiştiğini anlamak imkansız. Korozyon denen olay civanın vücüda girmesini sağlarken açığa çıkan kalay çinko gibi elementler dişin içine nüfus ediyor. Bu tehikeli durumu bile bir çok eski hoca, dişe hibir şekilde yapışmayan bu maddenin bu şekilde dişe bağlandığını söyleyip avantaj olarak anlatıyor
    Amalgam dolgu bir tür alaşım ve gayet güzel toparlamışsınız. Ama eksikler var. Alaşım uygun ortamlarda kendini oluşturan elementlere ayrışabilir. Özellikle civa içerenler. Bunu biraz daha deşifre edecek olusak, ne kadar çok amalgam o kadar çok sorun. Kanada da yapılan bir in vivo çalışmada 7 yüz (7 diş değil) amalgam sayısı sınır kabul ediliyor. Tabiki bu bir veri ve etkisi çok yüksek değil. Çünkü amalgamdan civa salınımı kişi ve ağız ortamına göre değişiyor. Şöyle ki, ağız sağlığı iyi olmayanlar, ağızda amalgam dışında metal protez veya kuron taşıyanlar, sigara içenler, alkol tüketenler, ÇOK DİŞ FIRÇALAYANLAR, ağzın pH sı değiştiği an amalgam dolgudan civa salınımı artıyor. Açığa çıkan civa idrar veya kanda birikiyor. Bu aşamada sınırlar önemli ama kronik olarak salınan civa organlara taşınmaya başlıyor. Ne yazıkki olanlar oluyor. Bunu ispatı tabiki kolay değil çünkü bu bir süreç ve yıllar içinde bunu destekleyecek bir çok etki sonucu, durum kötüleşiyor. Sonuç olarak amalgam hazırlayıcı faktörlerden bir ama direkt olarak sebebi buna bağlamak zor. Ne yazıkki civa beyin bariyeriini geçen nadir elementlerden biri.
    Peki, hala sizi etkileyemediysem, bundan 20 sene sonra alzaimer veya kanser sebeplerinden biri olarak amalgam gösterilecek olursa etkilediğiniz insanlara karşı sorumluluğunuzu başkalarının linkini vererek mi açıklayacaksınız. Anlatacak çok şey var ama, uzatmak istemiyorum.
    Sonuç olarak, diş hekiminize çok güvenmeyin. Ön yargılarınızı hep sorgulayın. Bana soracak olursanız, sağlıklı durumdaki amalgamı söktürme konusu içinde aklım ve vicdanım farklı şeyler söylüyor. Çünkü alternatif materyalleri iyi kullananan veya iyisini kullanan hekim çok az. Bir kompozit dolgunun ideal yapım süresi 30-45 dakikadır. Bunun altında çalışan hekimler için yorum yok. “Sağlıklı amalgam kalsın” fikri destek gören bir konu ama, ağızdaki amalgam sayısının bilinmiyor olması biraz can sıkıyor. Bunun dışında 7 yaşından küçüklere asla amalgam yaptırmayın. Tabiki yeni çürüğünüz varsa da asla… Bu yorumları yapmak inanın çok zor. Bu konu ispat ile anlatılacak bir konu olmadığı için, nasıl ki hormonlu yiyeceklerden uzak kalıyorsanız, mısır şurubundan yapılmış tatlı tüketmiyorsanız, GDO lu yiyeceklerden uzaklaşıyorsak, plastik kaplardan sıcak şeyler yiyip içmek istemiyorsak, telefonları kulağımızda uzun süre tutmak istemiyorsak, kablosuz internek ağlarından uzaklaşmak istiyorsak, bu kadar tehlikeli bir maddeyide ağzımızda taşımayalım derim. selamlar yıldırım

    Beğen

    • Yıldırım Bey, cevabınız için teşekkürler. Yazıyı iyice okuduğunuzda sizin de gördüğünüz üzere ana savunduğum nokta, bir konuda karar verme aşamasında bilimsel metodun uygulanmasıdır. Benim fikirlerim ya da sizin fikirleriniz ile yola çıkamayız. Bilimsel olarak ele alındığında bir şeyin “zararsız olduğunu” kanıtlamak imkansızdır. Olmayan bir şeyi zaten kanıtlayamazsınız. Yapılabilecek tek şey, olası zararı ortaya koymaya çalışmaktır. Buradaki her başarısızlık, zararsızlık kararı lehine bir adımdır, ama kati sonuç vermeyecektir. Oysa bir şeyin “zararlı olduğunu” kanıtlamak mümkündür. Benim savunduğum nokta, zararlı olduğu kanıtlanamayan bir şeye kesin zararlı denmemesi yönündedir. Nitekim cevabınızda siz de bu noktayı vurgulamışsınız, ama ne olur ne olmaz risk almayalım demişsiniz.

      Kimya ve biyoloji bilgilerimize göre dental amalgam içindeki cıva cinsinin (yani elementer cıva denilen cıva türü) vücuda giriş yolu solunum ile olabilir. Bu da ancak amalgamın yapım ve söküm işlemleri sırasında anlamlı miktarlarda görülebilir. Ağızda tükürükle yutulan elementer cıvanın vücuda geçmesi mümkün görülmüyor. Cıva doğada en çok bulunan maddelerden birisi. Ağzında çok amalgam dolgu bulunan kişinin kanında fazla cıva çıkması durumunda bu kişinin aldığı cıvanın ne kadarının amalgamdan geldiğini nasıl bilebiliriz? Yazıda da anlattığım üzere nefesle alınan cıvanın ana kaynağı atmosfer, ağızla alınan cıvanın ana kaynağı gıdalardır. Bu sebeple ağızdaki amalgam dolguyu civa zehirlenmesi kaynağı haline getirmek, bugünkü bilgimizle çok da uygun gözükmüyor. Keza toksikolojide toksik olan maddeye maruz kalınan süre ve miktarın bu kadar önemli olduğu düşünülürse.

      Bundan 20 sene sonra alzheimer ve kanser sebeplerinden birisi cıva gösterilecek olsa bile, amalgam dolguya gelene kadar çok daha potent cıva kaynakları olduğu için, sırf dental amalgamın sebep gösterilebileceğine ihtimal vermiyorum. İnsanlara karşı sorumluluğum, bugünkü bilgiler ışığında kanıta dayalı tıbbın ne noktada olduğunu ortaya koymak ve safsatanın önüne geçmektir. Elbette hormonlu yiyeceklerden uzak kalmak, mısır şurubundan yapılmış tatlı tüketmemek, GDO lu yiyeceklerden uzak durmak, plastik kaplardan sıcak şeyler yiyip içmek istememek, telefonları kulağınızda uzun süre tutmak istememek, kablosuz internet ağlarından uzaklaşmak istemek tamamen sizin kendi kendinize doğru bulduğunuz yaşam stilini uygulamanız ile alakalıdır. Ancak unutmamalıdır ki, yukarıda saydığınız bu konuların sağlık için zararlı oldukları kanıtlanmamıştır. Yani bilim ya da tıp size bunların kesin kez zararlı olduğunu söylediği için değil, sadece risk almamak için bu davranışı gerçekleştiriyorsunuz. Bugünkü bilgilerimiz ışığında dental amalgamın da, yukarıda sayılan diğer konuların da sağlık zararları net ortaya koyulamamıştır, sadece iddialar ve zayıf çalışmalar mevcuttur. Kesin karar için daha fazla veriye ihtiyaç vardır. Akciğer kanserinin %80-90 oranında sigara kaynaklı olduğunun kesin olarak bilindiği günümüzde, kesin doğrulanmış bu gibi sağlık problemleri ile uğraşacağımıza kendi öcülerimizi yaratma merakımız da beni şaşkınlığa sürüklemektedir.

      Sizin gibi titiz okucularımızın olması ne kadar memnuniyet verici. Yorumlarınız için tekrar teşekkür ederim.

      Beğen

  9. Selam,
    öncelikle saygı düzeyiniz için teşekkür ederim. Yazınızın geldiği noktayı tahmin etmenizin zor olduğunu düşünüyorum. Takıldığımız ve eleştirdiğimiz nokta sonuç kısmındaki yorumunuz.

    “Eğer alerji gibi bir soruna yol açmıyorlarsa; ağzınızdaki sağlam, sorunsuz ve fonksiyonel amalgam dolgularınızı sırf “zararlı olabileceği” endişesi ile çıkarttırmayın ve eğer doktorunuz tarafından gerekli görülürse yeni bir amalgam dolgu yaptırmaktan da çekinmeyin.”

    Bu cümleyi bile söyleyebilmenin ne kadar zor bir karar olduğunu ve ne kadar uzun zamandır bu konu hakkında çalıştığımızı bilseniz hak verirdiniz.

    Bu arada “ihtimal vermiyorum” diyebilmeyi sizden çok isterdim.

    Ayrıca demişsiniz ya, “sizin kendi kendinize doğru bulduğunuz yaşam stilini uygulamanız ile alakalıdır” . Bu kısma biraz alındığımı itiraf etmeliym. Karşınızdakini hafife almak size yakışmıyor. Öyle olsaydı sizinle yazışmazdım.

    Sonra.. “sadece risk almamak için bu davranışı gerçekleştiriyorsunuz”. Siz risk almayı sevebilirsiniz ama unutmayın risk almak bazen cesaret ile alakalı değildir.

    “Bugünkü bilgilerimiz ışığında dental amalgamın da, yukarıda sayılan diğer konuların da sağlık zararları net ortaya koyulamamıştır, sadece iddialar ve zayıf çalışmalar mevcuttur. Kesin karar için daha fazla veriye ihtiyaç vardır.” Bu yorumunuz sonuç kısmındaki bilgiçliğinizle biraz çelişiyor. Kanıta dayalı bilim demiştinizya o nedenle…

    Fakat kendinizle ilgili son yorumunuz gerçekten süper: “Akciğer kanserinin %80-90 oranında sigara kaynaklı olduğunun kesin olarak bilindiği günümüzde, kesin doğrulanmış bu gibi sağlık problemleri ile uğraşacağımıza kendi öcülerimizi yaratma merakımız da beni şaşkınlığa sürüklemektedir.” Ne güzel değil mi? en azından sigara paketinin üzerinde etkisi yazıyor, böylece şaşırmıyoruz.

    Emeğiniz ve uğraşlarınız için teşekkür ederim Fakat lütfen, emin olmadığınız konularda adına “öcü” dediğiniz konuları siz yaratmayın.

    Çalşmalarınızda başarılar dilerim.
    yıldırım

    Beğen

  10. Bu yazıda çok temel bir kimyasal yanlış var. Metaller metallerle kimyasal bileşik oluşturamazlar. Amalgam cıvanın başka metallerle oluşturduğu bir alaşımdır, kimyasal bir bileşik de değildir zaten. Eğer amalgam kimyasal bir maddenin adı olsaydı kimyasal bir formülü olurdu. Amalgamın kimyasal formülü yok. Cıvanın amalgam yüzeyinden buharlaştığı da kimsenin inkar etmediği bir gerçek. Bunun gerçek olduğunu görmek için ilgili literatürü tarasanız yeter. Şu da bir gerçek: amalgam genel nüfusun bünyesine en çok miktarda cıva girmesine yol açan birinci çevresel kaynak (DSÖ, 1991). Amalgam dolgusu olanların idrarlarındaki cıva miktarı sahip oldukları dolgunun yüzey alanıyla doğru orantılı. Amalgamları olanların idrarlarındaki cıva olmayanlarındakinden yüksek. Cıva vücuttan belki atılabiliyor ama beyne giren cıva beyinden atılamıyor. Literatüre göre beyindeki cıvanın yarı ömrü en iyi ihtimalle 18 yıl, en kötü ihtimalle sonsuz. Yani amalgamı olan biri sürekli beynine cıva biriktiriyor ki cıva kuvvetli bir nörotoksin. Yine literatüre göre vücut için cıvanın yarı ömrü insanda 18 günle 236 günden daha uzun bir süre arasında değişiyor (Al Shahristani, 1974). Ayrıca aynı vücut cıva yüküne sahip iki insandan biri klinik bir tablo olarak görünürken diğeri sağlıklı görünebiliyor (Minamata literatürüne göre). Yani nüfus içindeki bireyler arasında cıvanın toksik etkilerine karşı hassasiyet farklılıkları var. Ve tabii en nihayetinde dolgu sökümüyle rahatsızlıklarından kurtulan insanlar ve bu insanlar üzerine olan bir literatür var. Tabii hasta insanların kendileri hakkında kimsenin inanmayacağı yalanlar uyduracak tipler olduğuna inanmak istiyorsanız bu ayrı bir konu. ADA ve FDA’in amalgamı savunması ise kendi fesatlık ve yozlaşmışlıklarıyla alakalı. ADA zaten 1850’lerde amalgama karşı çıkan Ağız ve Diş Cerrahları Cemiyeti’nin dağıtılıp, amalgam karşıtı diş hekimlerinin dışarıda bırakılmasıyla kuruldu. Amalgam fesadının temelinde ADA var. FDA’e gelince kilo farkı gözetmeksizin herkes için günlük 200 mcg’a kadar cıva maruziyeti güvenlidir diyen bir kurumu ne kadar ciddiye almalı? EPA 70 kg’lık bir yetişkin için günlük 7 mcg maruziyet sınırı koyuyor. Amalgamı FDA yerine EPA regüle etseydi amalgam kullanımda olamazdı. Ve bir de cıvanın gerçekten çok acayip bir toksin olduğu gerçeği var. Her türlü acayip rahatsızlığa yol açabiliyor ve kurtulması da çok zor. Bu rahatsızlıkların ya gerçekliğine inanılmıyor ya da araştırılmaları için fon ayrılmıyor. Sonra da hastalar deli muamelesi görüyor. Bir insanın beynindeki veya vücudundaki cıva yükünü tespit etmenin tek yolu otopsi. Doktorlar, amalgam hastalarına yaptıkları kan ve idrar testlerinde akut maruziyetin yani kısa sürede büyük miktarda maruziyetin emarelerini arıyorlar. Oysa amalgam hastalarında kronik maruziyet var. Yani uzun sürede küçük boyutlarda maruziyet var. Bu durumda organ ve hücrelerde birikmiş cıva var ama kan ve idrarda dolaşan cıva miktarı az. Doktorlar kronik maruziyeti bilmiyorlar. Evet, bu gerçekler göz ardı edildiğinde amalgam güvenli görünüyor yalansavar.org.

    Beğen

    • Sayın m n,yorumlarınız için teşekkür ederim. Yazımda verdiğim bilgilerin referanslarını da ayrıntılı olarak vermeye özen gösteriyorum. Katkılarınız sayesinde bu konuda bilgi edinmek isteyen okuyucular hem benim yazımı hem okuyucu yorumlarını inceleyerek kendi kararlarını verebileceklerdir. Yorumunuzda geçen bilgilerin referanslarını/kanıtlarını da linkler şeklinde net olarak verebilirseniz okurlar daha ayrıntılı değerlendirme yapabilirler. Şahsen verdiğiniz bazı bilgiler konusunda ben şüphe duydum. “Birileri yozlaşmış, fesatlaşmış; şu da var, bu da var; hastalar tedavi edilmiyor deli muamelesi görüyor” vb ifadeler eğer yeterince desteklenmezse inandırıcı olmaktan uzaktır diye düşünüyorum. Hele “doktorların kronik maruziyeti bilmediğini” düşünmeniz oldukça iddialı bir ifadedir. Bu konuda ikna olmanızı sağlamış ciddi kanıtlarınız olduğunu ümit ederim. Sadece kişisel gözlemleriniz ve inanışlarınız bu konuda kuşkusuz yeterli olmayacaktır.

      Beğen

  11. Verdiğiniz referanslarda amalgam ve sebep olduğu cıva toksisitesiyle ilgili somut teknik bilgiler yok, yalnızca bazı kurumların resmi görüşleri var. Ben cıva toksikolojisinden bahsediyorum. Amalgam meselesini anlamak ve bu konudaki “yalan”ları savuşturmak istiyorsanız o öyle diyor bu böyle diyor demekten fazlasını yapmanız gerek. İnsanların cıvayı atma kabiliyetleri ve cıva hassasiyetleri arasında çok fark olabiliyor. Benim anlatmaya çalıştığım şey buydu. Hem Irak hem de Minamata literatürüne baktığınızda bunu görebilirsiniz. Google Scholar’dan Methylmercury poisoning in Iraq diye aratıp açık olan makalelere bakabilirsiniz. Amalgamları olan insanların idrarlarındaki cıva seviyelerini inceleyen makaleler de var, bunlara da Google Scholar’dan erişebilirsiniz. Ancak makalelerin özet ve sonuç kısmı yerine gövdelerini okumanız gerek. Genel olarak amalgam literatüründe şöyle bir şey var: Araştırmacılar “Evet, kan ve idrardaki cıva kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek ama bunu cıva zehirlenmesi olarak kabul etmemiz için yeterince yüksek değil.” diyorlar. İşte bu kronik zehirlenme olmadığını gösteren bir durum değil. Çünkü amalgam gibi uzun süreli zehirlenmelerde cıva alımı ve atımı yavaş olabilir, bu, vücut veya beyin cıva yükünün hastalık yapacak seviyede olmadığını göstermez. Kan ve idrardaki cıva organ ve beyinde birikmiş olan cıva miktarını göstermiyor. Siz genel nüfus içinde cıvaya karşı en hassas olan bireyin hastalık belirtileri göstermesi için yeterli olan minimum doku konsantrasyonunun ne olduğunu biliyor musunuz? Bunu bilebilen biri var mı? Hayır. Bunu bilemezsiniz. Cıva gibi beyinden hiç atılamayan, nüfusun bir bölümü tarafından da vücuttan çok yavaş atılabilen ve de çok toksik olan bir maddenin kabul edilebilir maruziyet seviyesi sıfır olmalıdır. Amalgam dolgularını söktürüp semptomlarında iyileşme gören insanları da yine Google Scholar’dan araştırabilirsiniz. İnsanların deli muamelesi görmesiyle kast ettiğim şey amalgam hastalığına psikosomatik bir durummuş gibi bir bakış var. Bu bakış amalgam literatüründe de var. Doktorlar kronik maruziyeti bilseydi amalgam hastalarının kan ve idrarında cıva aramak yerine detaylı bir maruziyet ve hastalık öyküsü alarak hastalarını tedavi etmeye başlarlardı. Siz hiç bir doktorun hastasına amalgam dolgularını sorduğunu gördünüz mü veya duydunuz mu? Siz bir doktorun amalgam hastalığından haberi olduğunu duydunuz mu? Ayrıca tıp kitaplarındaki cıva şelasyonu tedavisi hep akut zehirlenmeler için olan tedevilerdir. Kullanılan şelatörler (DMPS, DMSA) kan ve hücreler arası ortamdaki cıvayı şelatlar, çünkü yağ yapıdaki hücre zarlarını ve kan beyin bariyerini aşamazlar. Yani tıp kitaplarında kronik zehirlenme tedavisi yok. Bunu yine Google Scholar’dan DMPS ve DMSA’yı aratarak bulabileceğiniz açık makalelerden görebilirsiniz. ADA’in kuruluşunda amalgam tartışması olduğunu da ADA tarihini anlatan herhangi bir kaynaktan görebilirsiniz. Amalgam, diş muayenehaneciliğine sağladığı fizibilite yüzünden 160 yıldır kullanımda, en uygun restorasyon materyali olduğu için değil. Benden size referanslı tez yazmamı isterken bari siz de gerçekten biraz araştırma ve okuma yapsanız. Cıva toksikolojisini öğrenmek için T. W. Clarkson’ın araştırma makalelerini okuyabilirsiniz. Amalgam hastalığını öğrenmek için de Andy Cutler’ın Amalgam Illness kitabına Google Books’tan bakabilirsiniz.

    Beğen

    • Merhaba,
      Şu anda elimizde bulunan veriler ve kabul edilmiş tıbbi tanımlara göre amalgam yüzeyinden salınan cıvanın vücutta sağlığı tehdit eden sonuçlara yol açtığını söyleyemiyoruz. Bunun dışındaki iddialarımız bu aşamada spekülasyondan ibarettir. Elbette bilimsel konularda bilgi edinmek için tekil çalışmaları da göz önünde tutmalıyız, ancak bir konuda keskin bir görüş belirtebilmek için bu alanda söz sahibi kurulların genel tanımlamalarına, yani guideline’larına dikkat etmemiz lazım. Tek bir çalışma ya da bir ekole bağlı bir doktorlar grubunun kendi iddialarını desteklemeye yatkın çalışmalarını kullanarak tıbbi genelemelere varmak uygun değildir. Bir örnek vermek gerekirse, yağlı yiyecekler yemenin kalp ve damar bozukluklarına yol açacağı konusunda tüm tıp dünyası genel olarak fikir birliği içindedir, buna rağmen yağlı yiyeceklerin sağlığa zararlı olmadığı, hatta faydalı olduğunu savunan kişi ve gruplar da vardır. Bilimsel arenada bu cins fikir farklılıkları her zaman olacaktır. Bize düşen, o gün için geçerli olan genel kabul görmüş geniş katılımlı fikir gruplarının benimsediği görüşlere ve güvenilir prestijli ve hakemli dergilerde yer alan çalışmalara değer vermektir. Elbette ileride amalgamın olası zararları için daha sağlam veriler ışığında bir tanımlama yapılabilir, ancak amalgamın 1500’lü yıllardan beri kullanıldığını düşünürsek, bu alanda yeteri kadar inceleme ve veri olması gerekir. Hala bu konuda net bir fikir birliği (konsensus) yok, ortalıkta bir amalgam ya da cıva lobisi de olmadığı için bu alandaki bilginin saklanması için bir sebep göremiyorum. Bu örgüte bir itirazınız var mı bilemiyorum ama Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ-WHO)’nün kullandığı bir hastalık sınıflaması vardır. Şu anda bunun 10.versiyonu yürürlükte (ICD10). Bu sınıflamaya baktığımızda şu anda tıp dünyasında kabul edilmiş “amalgam hastalığı” isminde bir hastalık bulunmuyor. Cıva ve bileşikleri zehirlenmesi ile ilgili bir kod var, ama kronik/akut ayrımı yapılmıyor, tüm cıva zehirlenmesi vak’aları T56.1 olarak kodlanıyor. Bu durum cıvaya özgü değil, bakır, krom, çinko vb için de benzer durum var. Ayrıca tıp literatüründe kronik cıva zehirlenmesi ile ilgili pek çok yayın bulunuyor. Ufak bir PubMed taraması ile çeşitli bilgilere ulaşılabilir.

      Yazımda da belirttiğim üzere amalgamdan salınan cıva elementer cıva halindedir (Hg0), oysa siz metil cıva ([CH3Hg]+) zararından bahsetmişsiniz. Metil cıva vücuda sindirim sistemi ile girer, bundan kaçınmak için amalgam dolgudan kurtulmaktansa, örneğin balık yememeyi tercih etmeyi önerebiliriz. Amalgam’dan çıkan cıva elementer cıva vücuda solunum yolu ile alınabilir. Solunum yolu ile alınan cıvanın ana kaynağı da amalgam dolgu değil, doğal olaylardır (volkanik aktivite vb). Bunları yazımda anlatmıştım. (Not: Amalgam, dişe yerleştirildikten sonra γ-Ag3Sn + Hg → Ag2Hg3 + Sn7Hg şeklinde değişime uğrar. Yani cıva kalayla ve gümüşle bağlanır. Buradan zaman içinde aşınmayla elementer cıva salınabilir.) Görüldüğü üzere cıva maruziyetinin sıfır olması ütopik bir hedeftir.

      Geldiğimiz noktada, artık gelişmiş dolgu materyalleri olduğu için amalgam dolgunun ana tercih olmaması gerektiğini, ancak ağızdaki amalgam dolguların sökülmesinin gerektirecek yeterli veri olmadığını düşünüyorum.

      Beğen

  12. Bilim nedir? Bilimsellik nedir? Doğa kanunlarını “prestij”li kurumlar mı yazar? Yoksa bilim somut olayları
    ve bulguları en yalın haliyle açıklayan teoriler üretmek midir? Prestijli kurumlar toksikoloji kanunlarına aykırı şeyler söylediğinde bunu sorgulamamak bilime saygı göstermek mi oluyor? Kronik zehirlenmede akut olarak cıvanın hangi formuna maruz kaldığınız önemli değil. Çünkü hem elementer cıva hem de metil cıva hücre içine girdiğinde +2 değerlikli inorganik cıvaya dönüştürülüyor. Toksik olan form bu inorganik cıvadır. Eğer toksikoloji literatürüne biraz bakmış olsaydınız bunu bilirdiniz. Amalgam içindeki metaller arası metalik bağlar kimyasal bağ değildir. Cıvanın metalik bağ yapması buharlaşmasına engel değildir. Amalgam yüzeyinden cıva buharı salımıyla bir cıva damlacığının yüzeyinden cıva buharı salımı arasında büyük bir fark yok. Amalgam yüzeyinin %40’ıyla %60’ı arası cıva. Amalgam dolgu, aynı yüzey alanına sahip cıva damlacığının en fazla %40’ı ve %60’ı arası cıva salabilir. Ben size doğa kanunlarından bahsediyorum. Kimya ve toksikoloji kanunlarından bahsediyorum. Siz amalgam içinde olan faz değişimlerinin kimyasal değil fiziksel bir olay olduğunu bile anlamamışsınız. Kurumlar, amalgamın toksisitesini çeşitli sebeplerle anlamamış olabilir veya kasten anlamazlıktan geliyor olabilir. Bundan yalnızca 20 yıl önce bu konu bu kadar konuşulmuyordu bile. 20 yılda cıva toksikolojisinin kanunları mı değişti? Hayır. Ben diyorum ki yalan savmak adı altında magazin yapmayın. Amalgamı konuşacaksanız toksikolojiden konuşmak zorundasınız. Toksikolojiden konuşmak istemiyorsanız amalgam hakkında konuşmamalısınız. DSÖ’nün kronik ve akut zehirlenmeyi ayırt etmek ve zehirlenme kaynağına göre hastalığı gruplandırmak gibi bir önceliği olmayabilir. Ben amalgam hastalığı derken amalgam sebepli kronik zehirlenmeyi kastediyorum ve amalgam hastaları derken bu şekilde zehirlenen insan grubunu kastediyorum. DSÖ yer yüzünde var olan bütün hastalıkları anında adlandırıp sınıflandırabilir mi, buna yetişebilir mi? Amalgam hastalığı DSÖ’nün öncelikleri arasında mı? Toksikoloji konuşmamak için magazin yapmayın. Konu DSÖ’den açılmışken size enteresan bir şey söyleyeyim. DSÖ’nün 2002 tarihli cıva üzerine olan raporunda yer alan amalgamın yol açtığı maruziyet değerleri EPA’in cıva için koyduğu eşik değeri aşıyor. Buyurun, bunu yorumlayın.

    Beğen

    • Merhaba, yorumlar üzerinde ilerleyen bu çeşit tartışmaların çok verimli olamadığını düşünüyorum. Özellikle yazım tarzlarında suçlayıcı bir tavır olduğunda anlaşmak ve tartışmak daha da zor oluyor (bkz “yalan savmak adına magazin yapmayın” tarzı ifadeler). Görüldüğü kadarı ile ben bugünkü şartlarla amalgam dolgu yapılmasını önermiyorum, çünkü daha iyi seçenekler var, fakat ağızda mevcut olanların kalabileceğini söylüyorum; siz ise ağızda mevcut amalgam dolguların sökülmesinin gerekli olduğunu savunuyorsunuz. Katkılarınızı okuyucularımız değerlendireceklerdir. Herkese sağlıklı günler dilerim.

      Beğen

  13. İtirazlarımı yayınladığınız için teşekkür ederim. Hatta bana cevap verme zahmetine girdiğiniz için de. Ama amalgamın kimyasal olarak ne olduğunu bilmeyerek, cıva toksikolojisinden bihaber olarak amalgam meselesi konuşulamaz. İnanır mısınız bilmiyorum ama bu konuları öğrenmenizi isterim. Ben herkes dolgusunu söktürsün demiyorum. Ben amalgam varsa maruziyet kesinlikle var diyorum. O maruziyet kimi nasıl ve ne kadar etkiler bilemiyorum ama nüfusun bir bölümünün sağlığını oldukça fazla etkileme gücüne sahip diyorum.

    Beğen

    • Rica ederim. Tarihte bilimsel gelişmeler hep mevcut bilgiyi sorgulayan kişilerce yapılmış. Bu sebeple verilen bilgileri ve kabul görmüş görüşleri sorgulayan sağlıklı şüpheciliğe değer veriyorum. Umarım kısa zamanda bu alanda daha fazla veri ve kanıt elimize geçer. Ortak noktamız insan sağlığına faydalı olmaya çalışmak. Asgari müşterekte buluşabildiğimiz için memnun oldum. İyi günler diliyorum.

      Beğen

      • “Başa çıkamadım sizinle.” deseniz ya. m n çok ikna edici yazmış, benim de kafam karıştı doğrusu.

        Beğen

      • Haklısınız, başa çıkamadım sizinle. Takip ettiğim ciddi tıbbi yayınlarda ve bu konuda otorite olan kuruluşların bültenlerinde bu konuda net bir ifade görene kadar amalgamdan çıkan cıvanın vücuda zarar verdiğini söylemem ve buna ikna olmam mümkün değil. Başından beri bunu söylüyorum ama başa çıkamadım sizinle.
        Üzerinde kanser yapar yazan sigaranın fosur fosur içildiği ülkemizde amalgamdaki cıvayı tartışmak biraz abesle iştigal ama ne yapalım.

        Beğen

  14. DÜNYANIN BİRÇOK ÜLKESİNDE AMALGAM YASAKLANDI RETROGRAD AKSONAL YOLLA CEREBELLAR DOKUDA BİRİKTİĞİNE VE NÖROLOJİK VE SİNDİRİM HASTALIKLARINA YOL AÇTIGINA DAİR BİRÇOK YABANCI MAKALE VAR …LÜTFEN BU BİLGİLERİ GÜNCELLEYİNİZ ..

    Beğen

  15. Emre Temelkuran Cevapla 27 Nisan 2014 13:38

    Diğer maddelerin aksine civanın azıda çoğuda toksik etki yapar. Radyoaktif,ısı,kimyasal,kötü uygulama,uygulama esnasında buhar sebepleriyle amalgamdan ayrılan civanın insanı zararlı etkilemesi risktir. Uzun vadede risk teşkil eder. Kompozite geçmekte fayda var. Kimse amalgamdan civanın bir şekilde ayrılmayacağını garantileyemez. Dolgu yutmak vsde cabası. Sürekli amalgam uygulayan diş hekimlerinin kanlarındaki yüksek civa miktarıyla alakalı birşeyler vardı.

    Beğen

    • Peki Kompozit dolgular güvenilir değil demiyorum.Ama ne kadar güvenilir?Kompozitte ki Bisphenol maddesini de iyi arastirmak gerek.Google a yaz Bisphenolu

      Beğen

      • Sayın Mehmet Bey, iki kere okurların Google’a bisphenol yazmasını istemişsiniz. Araştırmalar internet üzerindeki sağlık bilgilerinin en iyi ihtimalle yarısından fazlasının hatalı olduğunu gösteriyor. İnsanlara Google’a ne yazmaları gerektiğini söylemek yerine bisphenol’ün sağlığa olası zararlarını ortaya koyan bir kaç link vermeniz daha iyi olabilir. Takdir edersiniz ki güvenilirlik açısından bu linkler tercihen hakemli yayınlardaki makalelere ait olmalı, ya da bir üniversitenin, tarafsız bir sağlık kuruluşunun veya devlet kuruluşunun web siteleri olmalı. Referansları güçlü söylemler her zaman dikkat çekecektir. Sağlıklı günler dilerim.

        Beğen

  16. Merhabalar öncelikle,
    İlkay bey ve sayın m n, bu konudaki tartışmalarınızı titizlikle okudum, gördüğüm kadarıyla literatur desteği ile güzel bir tartışma olmuş. Ancak İlkay bey öncelikle ben bu konuda yeterli çalışmanın yapılmadığını ve bu konudaki görüş farklılıklarının da kimi insanların ağır metallere karşı daha hassas olduklarını ve bu durumun göz ardı edildiğinden kaynaklandığını düşünüyorum. Ben de uzun zamandır bu konuyu araştırıyorum, sebebi ise yaşadığım sağlık problemlerim ve hiç bir şekilde bu problemlere bir çözüm bulamamış olmam. İnternette yaptığım araştırmalar sonucunda ise amalgam dolguların zararlarını okudum tesadüfen. Bu konuda şu anda internette okuduğum tek Türkçe tartışmaya ise burada denk geldim. Yakın zamanda sayın m n nin söz ettiği daha önce de çok kere karşıma çıkan Cuttler’ın kitabını alıp okumayı düşünüyorum. Ayrıca amalgamdaki civanın zararlarını önemli ölçüde gündeme taşıyan Dr.Hall Huggins in de bu konuda It’s all in your head isimli bir kitabı bulunmakta. Amalgam dolguların zararlarına değinen ve ağır metal şelasyonu konusunda Türkiyede bilimsel olarak bu konuda çalışmalar yapan Prof. Dr. Ahmet Aydın ın olduğunu görüyorum sadece. Sizlere olan sorum ise ağır metal testini nerede ve nasıl yapabilirim, şelasyon konusunda danışabileceğim bilimsel olarak bu tedaviyi uygulayan bir hekim var mı ve biyolojik diş hekimliği ve amalgam dolguların güvenli bir şekilde(Huggins protokolüne uygun) değişimini yapabilecek bir diş hekimliği Türkiyede bulunuyor mu? Bunlar tamamen yabancı forumlardan araştırdığım bilgiler üzerine sizlere danıştığım konular. İyi günler dilerim.

    Beğen

    • Sayın Sefa Kazanç,

      Sizin de belirttiğiniz gibi ayrıntılı bir araştırmanın yerini hiç bir şey tutamaz. Eminim siz de bu konuyu araştırdıkça neyin doğru neyin doğru olmadığını bulacaksınız. Doğru olmayan dedim, çünkü benim düşünceme göre doğru olmayan her şey illa yanlış değildir, doğruluğu henüz kanıtlanamamış da olabilir. Bizim bir şeye doğru dememiz için arkasında güvenilir kanıtlar olması gerekir, kanıta dayanmayan şeyler sadece iddia olarak kalır ve ayrıntılı araştırılmalıdır. Bu sebeple sitemizde yazılanları titizlikle okumuş olmanız çok güzel. Çalışmamıza değer verdiğiniz için teşekkür ederim.

      Öncelikle bildiklerimizi sıralayalım.
      1) Ağır metaller insan sağlığına zararlı olabilmektedirler. Bu zarar tıp literatüründe oldukça ayrıntılı tanımlanmıştır. Kişiye özel belirtiler veren toksik etkilerden bahsetmek biraz iddialı olacaktır ama mümkün olabilir. Örneğin yaş, cinsiyet, beslenme cinsi, yaş gibi etkenler bunda rol oynayabilir.
      2) Yaşadığınız sağlık problemlerinize çözüm bulamadığınız için bu problemleri ağır metal zehirlenmesine bağlamanız, biraz da buna açıklık getirme ihtiyacından kaynaklanıyor olabilir. Ancak bu durumda size tıbbın yardımcı olamaması zor bir ihtimaldir. Demin de yazdığım gibi ağır metal zehirlenmesi tıpta çok ayrıntılı incelenmiş bir konudur. Özellikle endüstrileşme ile birlikte pek çok ağır metal zehirlenmesi vakası görülmüş ve incelenmiştir.
      3) Diyelim ki sizin vücudunuzda cıva birikmesi var ve bu da sizde sağlık problemlerine yol açıyor. O zaman dahi bu cıvanın kaynağının amalgam dolgularınız olması çok zor bir ihtimal. Yazımda da bahsettiğim üzere dünyada amalgamdan önce gelen pek çok cıva kaynağı var.

      Ağır metaller ile ilgili sağlık problemleriniz için tıp fakültelerinin farmakoloji anabilim dalı altında bulunan toksikoloji bilim dalı uzmanlarına başvurabilirsiniz. Her fakültenin kendine has bir yapılanması olabilir. Bu konudaki gerekli yönlendirmeyi tıp fakültelerinin bünyesindeki dahiliye anabilim dalı uzmanlarından alabilirsiniz. Şelasyon tedavisi de yine aynı uzmanlıkların alanına dahildir. Bu cins tedavileri bir tıp fakültesi bünyesinde değerlendirip yaptırmanızı tavsiye ederim, zira bu alan tıp dolandırıcılarının manipülasyonuna açıktır.

      Son olarak tıbbi olarak “biyolojik diş hekimliği” adında bir dişhekimliği dalının bulunmadığını söylemeliyim. Bu terimin kökleri, Weston A. Price (1870-1948) isimli bir diş hekimi tarafından ortaya atılmıştır. Bu doktor aynı zamanda şekerin sadece diş çürüğü yapmayıp aynı zamanda fiziksel, sosyal ve ahlaki çürümeye de yol açtığını savunan bir kişiydi. Bu konuda geniş bir araştırmayı şu adresten takip edebilirsiniz(1). Şahsen biyolojik diş hekimliğinin, aynen organik beslenme gibi kişileri dolandırmak amaçlı ortaya sürülen ve bilimsel temelleri olmayan muğlak bir tanımlama olduğu kanaatindeyim. Diş hekiminin eğitimi, müdahale alanı, yetkinlik ve yetkileri bellidir. Bunun dışındaki uygulamalar bence en hafif tanımlama ile şüphelidir.

      Huggins protokolünde ismi geçen Hal Huggins’in diş hekimliği lisansı, hakkındaki dolandırıcılık ve profesyonellik dışı uygulamalar suçlamaları nedeni ile 29 Şubat 1996 yılında iptal edilmiştir(2). Bu konudaki karar metnini de şurada bulabilirsiniz(3). Tıpta Huggins protokolü diye bir tedavi tanımlanmamaktadır. Sanırım bu bilgiler size yeterli olacaktır.

      Lütfen etkinliği kanıtlanmış, tıp tarafından genel kabul gören tedaviler dışında çözüm aramayınız. Bunun sonucunda en hafif olarak paranızı, en ağır olarak sağlığınızı kaybedebilirsiniz. Sağlıklı günler dilerim.

      Ref:
      1. http://www.quackwatch.com/01QuackeryRelatedTopics/holisticdent.html
      2. http://www.quackwatch.org/01QuackeryRelatedTopics/huggins.html
      3. http://www.casewatch.org/board/dent/huggins/alj.pdf

      Beğen

  17. Merhabalar,

    Yazımı okuyup değerlendirdiğiniz için teşekkür ederim. Yazdıklarınızı kolaylık olması açısından numaralandırarak cevaplıyorum bende.

    1) Sanırım tıp literatüründe daha çok akut zehirlenmeler üzerinde duruluyor ve şelasyon tedavisi de böyle durumlarda uygulanıyor, ancak kronik zehirlenmeler için böyle bir durum söz konusu değil. Okuduklarım kadarıyla DMSA ve DMPS gibi ajanlarla yapılan testlerde ağır metaller saptanabilirken, bunlar olmaksızın yapılanlarda ağır metallerin tespit edilmediği vakalar bulunabiliyor. Bu durum da kronik zehirlenmenin var olduğunu ve dokularda metal birikimi olduğunu ispatlayabilir. Kişiye özel belirtiler neden olamayabilir? Aynı şartlarda aynı maddeye bir kişinin alerjisi olup bir diğerinin olmaması da kişiye özel bir durum değil midir?

    2) Evet böyle bir araştırmaya girmemin sebebi sağlık problemlerim. Herhangi bir hekim şu ana kadar kronik bir zehirlenme olabileceğinden söz etmedi, olabilir veya olamayabilir ancak tıp hala yardımcı olamadı diyebilirim.

    3) Amalgam dolgulardan salınan civa miktarı atmosferde bulunan civa miktarı ile karşılaştırılamayacak kadar fazla. Burda size bir sorum olacak amalgam dolgusu bulunan insanlar ile bulunmayan insanların kan, idrar ve şelatörlerle yapılan idrar testi sonucunda bulunan civa oranlarının karşılaştırıldığı bir yayın var mı acaba?

    Biyolojik diş hekimliği kavramı bana da çok ortada kalmış bir kavram gibi geliyor evet.

    Huggins protokolü aslında bir tedavi değil, sadece amalgam dolguların sökümü esnasında hastanın yüksek oranda civa buharına maruz kalmaması için uyguladıkları yöntem ve alınan önlemler.

    Ankara Meslek Hastalıkları Hastanesi Adli Toksikoloji bölümünden Dr. Engin Tutkun da amalgam dolguların civa toksisitesine sebep olabileceğini vurgulamış. http://www.ihlassondakika.com/haber/Dis-dolgusunda-civa-panigi_577121.html

    Ayrıca IAOMT nasıl bir kuruluş. Dünya genelinde kabul görmüş bir kuruluş mudur? Onlarda amalgam karşıtı oldukları için soruyorum.

    Yine dünya genelinde amalgamın yasaklandığı ülkeler bulunmakta sizde bahsetmişsiniz. Nedeni sadece çevreye olan zararları mıdır? Öyle olsaydı kullanımının yasaklanması yerine atık kontrolüne ait bir düzenlemye gidilmezmiydi?

    Yine Amerika’da çok popüler olan Dr. Mehmet Öz de programında amalgam karşıtı açıklamarda bulundu ve amalgam dolgusu bulunanların ağır metal detoksu için uygulayabilecekleri formüller açıkladı. Bunları nasıl yorumluyorsunuz?

    Beğen

    • Merhaba, bir doktor ya da bir ilgilinin bir görüşü savunması elbette ki belli bir değer taşır. Ben de bir doktorum, belli fikirlerim var, bunları da yeri geldiğinde savunurum, ancak önemli olan benim neyi savunduğumdan ziyade bilim insanlarının, düşünce kuruluşlarının ve bilimsel yayınların ne söylediğidir elbette. Her doktor bir bilim insanı değildir. İnsanlar yanılabilir, beyin yanılabilir; bu nedenle bilimsel metodun üstünlüğünden bahsediyoruz.

      Şu an geçerli olan bilimsel verilere göre, amalgam dolgulardan alınan cıvanın insanlarda negatif etkiye sebep olduğuna dair kesin bir kanıt olmadığı için bu dolguların sökülmesini önermiyorum. İleride bu yönde genel bir bilimsel kanaat oluşursa elbette bu düşüncem değişecektir ama şu anda bu noktada değilim.

      Bahsettiğiniz Mehmet Öz bir kalp cerrahıdır. Cerrahlığı nasıldır bilemem ama geldiğimiz noktada kendisi bir doktor olmaktan ziyade bir TV yıldızıdır ve bu işten para kazanmaktadır. Bu sebeple kendisinin sağlıkla ilgili verdiği her hangi bir öğüde değer vermem mümkün değildir.

      Kısa zamanda sağlığınıza kavuşmanızı dilerim.

      Beğen

  18. Ayrıca eklemeyi unuttum şöyle bir metin var Dr. Engin Tutkun ve Dr. Ömer Hınç Yılmaz tarafından hazırlanmış. Bir göz atabilirseniz faydalı olduğunu düşünüyorum.
    http://www.dogalhayat.com.tr/site/en/wp-content/uploads/2014/03/amalgam-civa-ve-insan-sagligi.pdf

    Beğen

    • Teşekkürler, referansları tek tek inceleyerek değerlendirmek lazım. Sonuçta cıva zararlı bir element, tamam. Diş hekimi gibi cıva buharına sık maruz kalan kişilerde cıva buharı etkili olabilir, evet; ama bu literatürler bize “ağızdaki amalgam dolgular sahiplerine sağlığa zararlı bir ek cıva yükü getirir” dedirtiyor mu, işte ona bakmak lazım.

      Referansları incelerken Wakefield ismine rastladım. Benim kuşkucu (skeptik) alarm zillerimi çaldıran bir kişidir. Tiyomersol üzerinde yaptığı bazı yayınlarda aşıların otizm yaptığını ileri sürmüştü. Daha sonradan bu görüşü yalanlandı ama hala cıva konusunda bazı yanlış bilgileri desteklemek için kendisine atıf yapılıyor ne yazık ki. Bu konuyu Yalansavar’dan Işıl Hanım da yazmıştı.

      İşte bizler zaman ayırıp bu konularda yayın yapmadığımız için bize sadece yapanları yermek kalıyor, bunun da hiç güzel bir şey olmadığını kabul etmek lazım. Lakin bilim işi part-time yapılacak bir şey değil, kendinizi buna vakfetmeniz lazım.

      Güzel katkılarınız için teşekkürler. Sadece insanları düşünmeye, daha çok düşmeye itmeye ve sağlıklı bir kuşkuculuk (skeptizm) bakış açısı kazandırmaya çalışıyorum. Sağlıklı günler.

      Beğen

  19. Bora Yazıcıoğlu Cevapla 05 Ağustos 2014 15:51

    Atmosferden doğal yollardan bol bol soluduğumuzu hiç saymıyorum, sadece 1 (bir) adet balık yiyerek amalgam dolgudan belki bir yılda bile alınamayacak kadar cıva alınıyorken (üstelik orkinos-ton balığı-,lüfer,levrek-türüne göre değişken-,kefal gibi sık tükettiklerimiz orta ve yüksek seviyede yer alıyor http://www.nrdc.org/health/effects/mercury/walletcard.PDF ) burada neyin inatlaşmasına girildiğini anlayamadım.
    Ben bilim insanı değilim, kimseyle bilimsel argümanlarla tartışmaya girecek yeterlilikte görmüyorum kendimi, ancak bazı şeyleri söylerken mantık çerçevesine oturtmak gerektiğini düşünüyorum.
    Amalgam dolguyu (burada bazı okuyucuların iddia ettiği gibi sakıncalarını bile bile) savunmak için sebepler olması gerekir, ilk aklıma gelenler şunlar:
    1) Dolgu sektörü(!) çok büyük bir sektördür ve amalgam dolgunun kar oranı yüksek olduğu için ısrarla hastayı amalgama yöneltme eğilimi vardır,
    – Benim bildiğim kadarıyla amalgam daha ucuz ve dolayısıyla maddi getirisi daha düşük…
    2) Amalgamın kullanıcıya yatırım maliyeti düşüktür ama işletme maliyeti yüksektir, yani mesela üç ayda bir diş hekiminize gidip amalgamı bakıma sokmanız gerekir, dolayısıyla sektör sonradan olacak dönüşleri düşünerek amalgamı tercih ediyordur,
    – Amalgamın kompozitten çok daha dayanıklı olduğu, iyi yapılan ve kullanılan amalgam dolgunun on yıllarca hiç dokunulmadan hizmet verebildiği biliniyor, kompozit dolgunun en iddialısının argümanı bile şu: “amalgam kadar dayanıklı”
    3) Amalgam dolgu kompozit olanın aksine diş hekimi tarafından uygulaması çok kolay bir tür olduğu için tercih ediliyordur,
    – Diş hekimi değilim ama gözlemlerime göre böyle bir fark yok, kompozit dolgunun katılaşırken büzüşme eğilimi var ama bunu engelleyemeyeceği için amalgama yönelecek kadar yetersiz diş hekimi olacağını zannetmiyorum
    4) Amalgam uygulaması hasta açısından çok daha eziyetsiz bir süreç olduğu için diş hekimleri hastayı memnun etmek amacıyla amalgamı seçiyordur,
    – Amalgam dolgu yapıldıktan sonra 24-48 saat o dişe yüklenmemek gerekiyor, çünkü tam olarak son halini almamış oluyor. Oysa kompozit dolgu mavi ışıkla saniyeler içerisinde sertleşip son halini alıyor, hastanın tek yapması gereken işlem için uygulanan lokal anestezinin etkisinin geçmesini beklemek, o da iki bilemediniz üç saat sürüyor.
    5) Cıva üretimi dünyada çok güçlü kartellerin elinde ve cıvadan büyük karlar elde ediyorlar, dolayısıyla talebi düşürecek her türlü girişimi engelleyip, bilimsel araştırmaları kendi çıkarları doğrultusunda manipüle ediyorlardır,
    – Kaynak gösteremeyeceğim ama hiç zannetmiyorum, herşeyden önce, cıva metallerin içinde ekonomik getirisi yüksek olanlardan değil, onun dışında da cıva tüketiminin içinde dolgu malzemesi olarak kullanımının önemli bir kalem olduğunu düşünmüyorum (elbette bu bol “zannetmiyorum” ve “düşünmüyorum”lu ifadelerim bilimsel kanıtlarla çürütülebilir, herhangi bir iddia iddia içinde değilim)

    Bana birileri bu yazdıklarıma rağmen insanların niye zararını bilerek hala amalgamı savunacaklarının mantıklı açıklamasını getirirse sevinirim.
    Bir milyon makaleyle zararı olmadığı nedenleriyle açıklanmasına rağmen, “olsun sen yine de mikrodalga fırın kullanma, ışın var onun içinde!” fenomeninden pek de farklı olmayan bir durum bence.

    Beğen

    • Çok güzel noktalara değinmişsiniz. Günümüzdeki teknik gelişmeler artık amalgam dolguların kullanılmasını gereksiz kılmıştır. Benim savunduğum konu, ağızda halihazırda mevcut dolguların sağlık riski taşıdığı konusunda elimizde yeterli veri olmadığı için bunların sökülmesinin gereksiz olmasıdır. Ayrıca, sosyoekonomik sebeplerle kompozit dolgu yaptıramayan kişilere de hala amalgam dolgu uygulanabileceğini, bunun önemli bir sağlık riski taşımadığını savunuyorum.

      Sağlıklı günler dilerim.

      Beğen

  20. Temran Günata Cevapla 20 Temmuz 2016 19:39

    Merhaba.Benim ağzımda ; halk tabiri ile metal dolgu vardı.1 aydır çeşitli ameliyatlar oldum.Agzımdaki dolgu alt çenemdeki kanala düşmüş.Uyuşukluk , şişme ağız kuruluğu ve dönemsel salyanın aşırı artması ve agız içi yaralar ile doktora gittim.Muaneler sonucunda durum ortaya çıktı..3 ay sonra kemik tozu ve kalçamdan alınacak kemik ile bir daha ameliyat olacağım.Anladığım kadarıyla siz bir doktorsunuz.Buraya insanların endişe etmemesi için bir çok şeyi yazmıyorum! Ancak lütfen ! Lütfen! Tek pencereden bakarak insanları yönlendirmeyin.Bana bu dolguları yapan doktorum neredeyse beni hergün arıyor! Bir sorgulama geçirdi ve şuan bu tarz malzeme kullanmıyor! Ben diş doktorumdan memnunum.Şikayetçi bile olmadım ancak yinede başka doktorlar ve il saglık mudurlugu soruşturma açtı.Sucsuz oldugu anlaşıldı! Ben doktorumun suçsuz olduğunu, benimde sucsuz olduğumu biliyorum peki suçlu kim ? Bilimselliğe inanan , bilime ve tıbba saygı duyan biriyim.Ama ben yaşadıklarımı bilirim ! Saygılarımla….Ben civalı dolgudan dolayı sağlığımı kaybettim.Hiç kimseye bu tedaviyi önermem.Sağlığın maliyeti olmaz.Arabanıza kişisel bakımınıza ayırdığınız para kadar sağlığınıza da ayırın ve civasız dolgu yaptırın….Saygılarımla…

    Beğen

    • Hastalığınızdan dolayı üzgünüm ve geçmiş olsun diliyorum. Bilime saygı duyduğunuzu belirtmişsiniz. Bildiğiniz üzere bilimde kişilerin başından geçen olaylara, yani anektodlara göre hareket etmek yerine kanıtlanmış gerçeklerle hareket ediliyor. Sizin başınızdan geçen bu olayda sorunun ne olduğunu bilemiyorum, dolgudan ya da hekim pratiğinden kaynaklanmış olabilir. Dolgudan kaynaklandı ise belki vücudunuz dolgu içindeki herhangi bir maddeye tepki vermiştir. Buradaki sorunu anlamak için varsa soruşturma raporunda ne yazıldığına bakmamız ya da sorunu teknik açıdan inceleyebilmemiz lazım. Anlattığınız kadarı ile yaşadığınız sorunları dolgu materyalinin kendisine, hatta daha da spesifik olarak amalgam içindeki cıvaya bağlamak için bir sebep yok. Amalgam uzun yıllardır milyonlarca hastada kullanılan bir restorasyon materyalidir. Çok sayıda hasta üzerinden denenip güvenilirliği kanıtlanmış bir seçenektir. Bugün teknolojinin gelişmesi sayesinde daha uygun dolgu materyalleri var, ama elimizdeki veriler ışığında amalgam dolgular hala güvenilir bir opsiyondur ve gerekirse kullanılabilir. Kimseyi korkutmaya gerek yoktur. Amalgam dolguların sağlığa zararlı olduğunu söylemek için elimizde bir kanıt bulunmuyor.
      Durumunuza gelirsek, ağzınızdaki bir dolgunun yerinden çıkarak çene kemiğinizin içine düşmesi mümkün değildir. Ne olduğunu merak ettim doğrusu. Umarım yapılacak tedavilerden sonuç alırsınız ama sıkıntınızın amalgamdaki cıvadan kaynaklanmadığını kesin olarak söyleyebilirim.

      Beğen

  21. Amalgam dolgu ağızda yağ çekme işlemi sırasında sağlık açısından risk oluşturur mu acaba ,bu konuda bilgi sahibi olan açıklayabilir mi ?

    Beğen

    • Sevgili okurum, “ağızda yağ çekme”nin ne demek olduğunu sayenizde öğrendim. Amalgam dolgular yağ ile etkileşime girmediğinden bu konuda bir risk olduğunu düşünmüyorum. Sağlıklı günler dilerim.

      Beğen

  22. Selam.Peki bende ürtiker(kurdeşen) hastalığı var.Ağzımda 10 adet amalgam dolgu 12 seneden beri bulunmaktadır.Bu durumda doktorlar bana çare bulamamakta.Bu hastalık amalgam dolgulardan kaynaklanabilirmi…Doktorlar bu konuda bi şey söylememekte ve ha bire kortizon iğnesi vurmakta…Sizce amalgam dolgulardan kaynaklanıyor olabilirmi acaba…

    Beğen

    • Merhaba. Ürtiker alerjik bir durumdur. Alerji tedavisinde sıklıkla kortizon tedavisi uygulanır. Bu yaşadığınız alerjik cevabın sebebinin amalgam dolgularınız olması çok düşük bir ihtimaldir. Amalgam dolgu bir kez sertleştikten sonra vücuda anlamlı miktarda madde girişi olmaz. Zaten amalgamın sertleşme süreci bir nev’i donma sürecidir. Eğer amalgam dolguya karşı vücudunuz bir alerjik reaksiyon gösterecek olsaydı bunu dolgunun ollduğu yerde, yani ağız mukozası üzerinde görmeyi beklerdik; oysa sizdeki belirtiler tüm vücudu ilgilendiren belirtiler. Metal alerjilerine örnek olarak bazı kişilerde görülen nikel alerjisini verebiliriz. Bu kişilerde deriye temas eden düğme toka vb aksesuarlar deride alerjik reaksiyon yaparlar. Bir alerji immünoloji uzmanına danışarak alerjiniz hakkında ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz. Geçmiş olsun.

      Beğen

  23. Amalgam Dolgularımın ardından karaciğer enzim yüksekliğiyle beraber kronik yorgunluk sendromuna yakalandım.sanki şırıngayla bedenimden enerjiyi çekiyorlardı. Kendimi 90 yaşındaki dede gibi hissetmeye başlamıştım.Dr.ın uyarılarından sonra amalgam Dolgularımı söktürdüm. Aradan 3 sene geçti ve Rabbime şükür hastalığımdan eser kalmadı….yorum
    sizin.dişlerinizi iyi bakın.

    Beğen

    • Sevgili okur, kendinizi iyi hissetmenize sevindim, lakin şu an dünya çapında yaygın olarak kabul edilen tıbbi bilgilere göre bunun amalgam dolgularınızın değiştirilmesi ile alakalı olma olasılığı çok düşük. Psikoloji araştırmaları gösteriyor ki vücudumuzu algılamamız ile iç dünyamız arasında yakın ilişki var. Bu nedenle sebep sonuç ilişkilerini kurarken dikkatli olmak gerekiyor. Amalgam dolguların zararı tıbbi olarak kanıtlanmadığı sürece sağlam amalgam dolguların değiştirilmesini önermemiz mümkün değildir. Sağlıkla kalın.

      Beğen

  24. Olayın bir de dişçiler yönünden boyutu varmış.

    https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3395437/

    Occupational exposure to mercury vapor and the release of mercury from or during removal of amalgam dental fillings increase its blood and plasma concentration [15, 16] After exposure, blood concentrations attain 18 nmol/L [15], and after exposure to dental and removal of amalgam fillings plasma concentrations attain 5 nmol/L [17]. Occupational exposure also affects central nervous system [15] and amalgam tooth fillings impair sheep kidney function [18]. However, toxicological consequences are still a matter of debate [3, 19–23].

    Beğen

  25. Amalgam dolgu zararlı denmiş peki Kompozit dolgular ne kadar güvenilir? Bisphenol-a’y araştırsınlar Google a Bisphenol yazsınlar.Çalışmalar ortaya çıkar.

    Beğen

  26. Merhaba, amalgam dolgu ben de yaptırmak durumunda kaldım. Aslında istemediğimi söylememe rağmen dişin durumundan dolayı daha gerekli olduğu söylendi. Ben de kabul etmek durumunda kaldım. Bir dişim kanal tedavisi sonrası amalgam dolgu ile doldururdu. dişin bir kısmı kopmuştu. Diğer bir dişime de yine gerekli görülerek amalgam dolgu yapıldı. Diğerleri ise bunlara olur denerek kompozit dolgu yapıldı.
    Benim sorum İkay bey’e dişin durumuna göre amalgam ya da kompozit dolgu yapılması ayrı mı var mıdır?
    Asıl sorum ve beni rahatsız eden durum ise amalgam dolgu yapıldığı sırada ağızımı yeterince çalkalamama fırsat vermemesi oldu. Acaba bu dolgu parçalarını yutmuş olabilir miyim? Yutma esnasında bu parçalar boğazdan tek başlarına yalnız tükürük ile geçerken bir şey hissedermiyim? Çünkü ben bir şey hissetmedim. Bu parçaları elle kontol etmedim hemen sertleşirler mi? Yani hissedip hissetmeme açısından soruyorum. Böyle bir yutma durumu olursa bu dolgu parçaları vücuttan nasıl atılır? Atılır mı? Açıkcası dolgunun zararından çok bu durum beni rahatsız etti. Cevaplarsanız memnun olurum. Ne yapmalıyım?

    Beğen

    • Merhaba ve geçmiş olsun. Sorularınıza kısa cevaplar vermeye çalışacağım.

      1) Dişin durumuna göre amalgam ya da kompozit dolgu yapılması ayrı mı var mıdır?:
      Günümüzdeki modern dolgu malzemeleri ile bu fark oldukça azalmıştır. İlk piyasaya çıktıklarında estetik dolgular (yani kompozit) sadece ön dişlere yapılabiliyordu. Amalgam, yüksek dayanıklılığı yüzünden yük kaldırması gereken dolgularda tek seçenekti. Güncel kompozit dolguların yük kaldırma kapasitesi arttırılmıştır. Bir diğer kriter ise şudur: Amalgam dişe mekanik olarak tutunur, kompozit ise kimyasal olarak. Bu sebeple eğer dişte fazla doku kaybı varsa bu durum dolgu malzemesi seçimini etkileyebilir. Doktorun vermesi gereken bir karardır, doktor tecrübesine ve bilgisine dayanarak kararını verecektir.
      2) Bir yutma durumu olursa bu dolgu parçaları vücuttan nasıl atılır? Atılır mı?:
      Evet atılır. Amalgam dolguyu sindirmeniz mümkün değildir, dolgunun bir yerde takılıp kalması da ihtimal dahilinde değildir. Amalgamı sertleşince de sertleşmeden de yutsanız farketmez, vücuttan makat yolu ile atılacaktır. Endişe etmeyin.
      Bir hastamızın kendisine uygulanan tedavi sonunda neler hissettiğini göstermesi açısından yorumunuzu diş hekimlerinin okumasını ümit ediyorum.

      Sağlıklı bir yıl geçirmeniz dileğiyle.

      Beğen

      • Kısa sürede cevap verdiğiniz için teşekkür ederim. Bahsettiğim dolguyu yapan daha doğrusu kanal tedavisi sonrası dolguyu yapan alanında tecrübeli üniversite hastanesinde bir profesördü. İsim de verebilirim. Yani kompozit dolgu mu amalgam dolgu mu daha gerekli olur kararını verebilecek deneyim, bilgi ve tecrübeye sahiptir diye düşünüyorum. Hatta burada kompozit dolgu işimize yaramaz. Damağa kadar gelmiyorsa derinlik o zaman kompozit yapılabilirdi gibi bir kaç şey söylediğini hatırlıyorum.
        Benim dediğim gibi asıl rahatsız olduğum konu yeterince ağzımı çalkalamama yani kalan dolgu parçalarını tükürmeme çok fırsat vermedi.
        Siz bu küçük parçalar yutulsa bile atılır diyorsunuz. Umarım öyle olmuştur diyelim. Peki tekrar sorayım sanırım yontulmadan kalan parçalar bunlar ve sanırım tam katılığa erişmemiş sindirim sisteminde bir yere takılma durumu olmaz değil mi dediğiniz gibi?
        Bir de siz bir diş hekimi olarak diş tedavisi sırasında buna benzer durumlar ile karşılaşıyor musunuz? Yani bazı hastalar belki bir kısım az da olsa dolgu parçalarını yutmuş olabilir diyor musunuz?
        Son olarak benim bu konuda yapmam gereken bir şey var mı? Sindirim sistemi kontrol ettirmek gibi?
        Biraz endişeliyim açıkcası. bu arada söylediğim işlem yapılalı üç ay kadar da oldu?

        Beğen

      • Endişe etmeyin. Tam katılığa erişmemiş de olsa dolgu yapımı sırasında çıkan ve kaza ile yutulan parçalar vücutta kalmaz atılır. Hastalar tedavi sırasında refleks olarak yutkunurlar. Bu sırada dolgu parçalarını yutabilirler. Normaldir, diş hekimliği işlemleri sırasında olabilecek bir olaydır. Sizin yapmanız gereken bir şey yok. Endişe etmeyi bırakabilirsiniz. Rahat olun.

        Beğen

      • Kompozit dolgularda Bisphenol maddesi var mi? Bu maddenin de sağlığa zararli oldugu yönünde yayinlar var.

        Beğen

      • Mehmet Bey, bu konuda bir kaç mesajınız oldu ve hepsine cevap verdim. BPA konusunda pek çok felaket tellallığı var. Şu anda bu maddenin insan için tehlikeli olduğunu söylemek için elimizde yeterli kanıt bulunmuyor. Tehlikeli olabileceği konuşuluyor ama şu anki bilgilerimizle zararlıdır diyemiyoruz. Bahsettiğiniz yayınları paylaşır mısınız? Sağlığa ne cins zararı olduğundan bahsediliyor?

        Sorunuza gelince, kompozit dolgularda az miktarda BPA vardır, dolgu yapıldıktan sonra en fazla 3 saat tükürükte bulunur ve dediğim gibi bu maddenin insanlarda zararlı olduğunu gösteren bilimsel bir kanıt yoktur. (Kaynak: http://www.cancer.ca/en/prevention-and-screening/be-aware/harmful-substances-and-environmental-risks/bpa/)

        Beğen

  27. İlkay Bey,
    Merhaba tekrar. Size bir sorum olacak. Bu gün yirmilik iki dişimi çektirdim. Tecrübeli olsun ve çekim kolay olsun akademik olarak profesör olan hocaya gittim. Dişimin bir kısmı biraz gömüktü. Yani cerrahi olarak belki diş etimin bir kısmı kesilebilir denmişti ama çok şükür hoca bu görünen açıklık yeterli olur dedi ve cerrahi işlem yapmadan çekmeyi denedi.

    Kendisi bir dişimi zorlanmakla beraber çekmeyi sorunsuz bir şekildi başardı. Diğer dişimi biraz daha kolay çekilecek duruma getirdi. Daha sonra yanında ki asistana ben dişi oynattım sen tut çek bana ters geliyor bu taraf dedi. Asistanda sanırım bir davye ile dişi tutup çekmeye çalıştı fakat ilk seferinde iyi kavradığını sanıp yukarı doğru çekince davye dişi sıkı tutmadığı için üst dişlerime üst çeneme sert bir şekilde çarptı. ikinci demesinde ise dişi sanırım daha iyi tuttu ve çekti.

    Benim size sorum davyenin çarptığı üst dişlerim bir zarar görmüş müdür? Yapılan amangam dolgulu bir tanesi kırık olan dişe kanal tedavasi ile yapılan amangam dolgulu iki dişim vardı. Çarpmanın etkisi ile dişlerim çatlamış ya da amangam dolgularım zarar görmüş olabilir mi? Açıkcası hocaya gitti ustaca çeksin diye ama o son anda bir dişi asistana sen çek ben yerinden oynattım o taraf bana ters geliyor demesi ile asistana çektirmiş gibi oldum.

    Bu konuda yorumunuzu merak ediyorum.

    Beğen

    • Mehmet Bey, sizi muayene etmeden bir şey söylemek yanlış olur. Teorik olarak dişlerinize gelen travma sonucu dişin veya dolgunun zarar görme ihtimali vardır ama diş hekimleri bu cins travmaları değerlendirebilecek eğitime sahiplerdir. Dişlere gelen bir darbenin şiddetini hastalar olduğundan çok daha şiddetli gibi hissederler. Yani gerçekte dişinize gelen darbenin şiddetini siz değil diş hekimi daha iyi değerlendirecek durumdadır. Darbe gelen dişiniz kanal tedavili ise tek endişeniz diş minesindeki ya da dolgudaki hasar olacaktır zira diş zaten canlı değildir. Canlı dişinize darbe geldiyse o zaman bu dişinizi bir süre yakından gözleyin. Dişte renk değişikliği, ağrı, apse belirtileri olursa doktora başvurursunuz. Geçmiş olsun.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: