Korona Günlerinde Akıl

Gündemimizi işgal eden en büyük, hatta tek konu koronavirüs ve COVID-19. Ama doğrudan bunlar hakkında yazmayacağım. Ben de herkes gibi, tavsiye edilen tedbirlere uyarak gelişmeleri takip ediyorum. Mevcut şartlarda, bu salgın hakkında fikir beyan etme hakkının sadece virologlara ve enfeksiyon hastalıkları uzmanlarına ait olduğunu düşünüyorum.

Bir şüpheci için bu salgın, akıl dışı davranışların nasıl ortaya çıktığını, insanların saçma şeylere nasıl inandığını gözlemek için benzersiz bir fırsat sunuyor. Sahte tedavilerin, batıl inançların, komplo teorilerinin gözümüzün önünde serpildiğine şahit oluyoruz. Bilişsel tutarlılık denen, mevcut inançları devam ettirme gayretini her yerde görüyoruz. Kısaca, safsatalar uçuşuyor her yerde.

Psikologlar ağır bir üzüntüyle karşılaşanların ilk tepkisinin inkâr olduğunu söylerler. Nitekim geçtiğimiz iki hafta en çok bunu gördük. Uyarılara rağmen kalabalıklara karışmaktan kaçınmayan, “camide virüs olmaz” diyerek mikrobiyolojiye kafa tutan, “Çin’e zarar vermek için abartıyorlar” diyerek küçümseyen vatandaşların yanı sıra, “genetik yapımız” sayesinde bize virüsün bulaşmayacağını iddia eden, normal gripten farklı olmadığını söyleyen ve kelle-paça reçetesi yazan hekimleri de gördük. Bunların hiç biri bulaşıcı hastalıklar veya virüsler konusunda ciddi bilgisi olan kişiler değildi, yaptıkları büyük sorumsuzluktu. Ama tanınmışlıkları, ünvanları ve TV ekranında görünmeleri hâle etkisi yarattı ve otoriteye atıf safsatasına sebep oldu. Sonuçta “koca profesör” yalan mı söyleyecekti? Bu sorumsuzluğun, halkın tedbir almasını ne kadar geciktirdiğini ve fazladan kaç kişinin ölümüne yol açacağını tahmin etmek imkansız.

Hayatın bize getirdikleriyle başetmek için her zaman bir yol olmayabilir. Bazı durumları kontrol edemeyiz. COVID-19 bir tür rus ruleti; kime ne zaman vuracağı belirsiz. Herkesten uzak durmaya ve ellerimizi yıkamaya dikkat etsek bile hastalığı kapmamız mümkündür; kaparsak da ölmemiz mümkündür. Bunlar çevremizin ve genlerimizin piyangosu sadece. Ama kontrolümüzün dışında olan şeylerde durup beklemek bize zor geliyor. Bu yüzden buruna tuzlu su çekmek, paça çorbası içmek, sarımsak yemek, limon sıkmak gibi şeylerin virüse karşı etkili olduğunu söyleyenlere inanmak hoşumuza gidiyor. Bize yapacak bir şey daha veriyor, işe yarasa da yaramasa da.

Onbinlerce yıl önce mağarada yaşayan bir aşiret düşünün. Bu aşiretin üyelerinin belli zihinsel kısayolları vardı: “Yaşlıya güven, o çok şey gördü. Lidere güven, o güçlüdür. Herkesin güvendiği kişiye sen de güven. Birisi bir şeyde tehlike var derse ondan uzak dur. Birisi bu ot ağrını geçirecek derse onu ye. Herkes koşuyorsa sen de aynı yöne koş. Herkesin fikrine sen de iştirak et, aykırı olma.” Bu kısayollar riskleri azaltarak hayatta kalmalarını sağladı. Biz de bunları zihnimizde kodlanmış olarak miras aldık ve hâlâ hayatımızı yönetiyorlar.

Gelgelelim yabanda yaşayan 150 kişilik aşiret için koruyucu olan davranış, milyarlarca kişinin bağlantılı olduğu karmaşık modern dünyada hayati hatalara yol açıyor. Her yaşlıya güvenemeyiz, çünkü artık çok fazla bilgi var ve kimse her şeyi bilemez. Herkesin güvendiği bir kişiye, mesela, TV’ye çıkan birine güvenmek bizi “evinde kedi besleyen koronavirüse bağışıktır” gibi çok tehlikeli yanlışlara düşürebilir. Örnekleri istediğiniz kadar çoğaltabilirsiniz.

Bazı kısayollar işe yarıyor gibi görünebilir, ama hepsinin iki yüzü var. Birisinin tehlikeli dediği şeyden uzak durmak, salgın şartlarında normal bir vatandaş için doğru davranış mesela. Öte yandan aynı kısayol, mesela Çinlilerin hastalık yayıcı olarak görülmesine, hatta ırkçılığa maruz kalmalarına da sebep oluyor. Lidere koşulsuz güvenmek topluca mobilize olmak gereken şartlarda doğru olabilir, ama liderin ne yaptığını biliyor olması şartıyla.

Bazı davranışlar ilk bakışta bilim dışı görünse de, başa çıkma mekanizması olarak yararları olabiliyor. Söz gelişi, sağlıklı insanların maske takmakla virüsten korunamayacakları biliniyor, ama pek çok insan takıyor. Gerçekten ihtiyacı olanların maske bulmasını engellemedikleri sürece bu davranışı eleştirmek yersiz, çünkü maskenin çok önemli başka bir işlevi var: Virüsten olmasa da, virüs korkusundan koruyor. Keza, 2016’da Afrika’daki Ebola salgını sırasında da insanlar virüsün bulaşma yollarını biliyorlar ve kaçınıyorlardı; el yıkamaya özen gösteriyorlardı. Ama bunların yanı sıra, virüse karşı aşı olduğuna inandıkları sıcak tuzlu suyla banyo yapıyorlardı.

Bu ve benzeri davranışlar, kontrol edemediğimiz durumlarda bize bir kontrol illüzyonu sağlıyor. Elbette bir yanılgı bu; ama insanın kaygısını azaltıyorsa, azim ve sabır sağlıyorsa masum bir yanılgı sayılabilir. Tabii bu masumluğun sınırı zararın başladığı yerdedir: Toplu ibadetler, düğünler, konserler de dayanışma hissi ile kaygıyı azaltabilir, ama virüsün yayılmasını hızlandırdıkları için hoş görülemezler. Daha aşırı ve farazi bir örnek olarak, birileri sokak hayvanlarından koronavirüs bulaşacağına inanabilir, uzmanların hepsinin aksini söylemesine rağmen, ve öldürülmelerini isteyebilir. Böyle bir vahşete sırf iç rahatlatmak için izin verilemez tabii. Aklın ve bilimin öncelik vermek gerekir.

Romalı filozof Seneca “İçimizi ürperten konular bizi ezen olaylardan daha çoktur” diye yazar, ”çok kez de gerçekler yüzünden değil, yanlış kanılar yüzünden acı çekeriz.” Geleceğin belirsiz olduğu, kaygılı olduğumuz, hatta can korkusu yaşadığımız zamanlardayız. Bu belirsizlik de bugünlerde pek çok örneğini gördüğümüz bilim dışı, irrasyonel davranışlara yol açıyor. Bunların bazıları bir savunma mekanizması olarak kısa vadede faydalı olsa da, uzun vadede aklıselime güvenmek gerek. Kontrol edebildiğimiz şeylere odaklanıp (temizlik ve tecrit gibi), kontrol edemediğimiz şeyler hakkında endişelenmekten kaçınmak en doğrusu. Aksi takdirde yalanlara kanmamız, dolandırıcıların ağına düşmemiz çok kolay olur.

** Bu makale ilk defa BirGün gazetesinde 22 Mart 2020 tarihinde yayınlanmıştır.

About Kaan Öztürk

Kaan Öztürk İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesi ve Boğaziçi Fizik mezunu. Rice Üniversitesi‘nde uzay fiziği alanında doktora yaptı. Işık ve Yeditepe üniversitelerinde ders verdi. 2015-2016 döneminde Rice'da ziyaretçi araştırmacı olarak çalıştı. Halen özel sektörde veri bilimci olarak çalışıyor ve Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünde yarı zamanlı öğretim üyesi.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: