Yalansavar

"Karanlığa lanet okumaktansa, bir mum yakmak yeğdir." – Çin Atasözü

‘Yeni’ Mexico, Eski Zihniyet: UFO birlikleri, hücum!

Dün itibariyle Türkiye’deki haber sitelerine düşen, “EN NET UFO GÖRÜNTÜSÜ” yalanını savmak için toplanmış bulunuyoruz!

Ey güzel insanlık… Ey güzel gazeteciler… Ey sevgili, değerli, basın mensubu arkadaşlarım.

Reyting kaygısına eyvallah. Evet, sizler ayakta kalmak zorunda olan ticari kuruluşlarsınız. Hayatlarınızı o işle kazanıyorsunuz. Bizler ise gönüllü yazıyoruz. Sizinle aramızda böyle bir fark var.

Ama bak, bizim şimdiki yazımız da reyting alacak. Yani, aslına bakarsanız, sorumlu gazetecilik anlayışıyla haber yapsanız da oldukça fazla tık alabilirsiniz ve eğlendirebilirsiniz de. Tıpkı bilimin de sözdebilimler kadar heyecanlı, muhteşem detaylar sunabildiği gibi…  Hem bir farkınız da olur.

Sizlerin dün Türk halkına “EN NET UFO GÖRÜNTÜSÜ” diye sunduğunuz görüntü, bizlerin kanını dondurdu. Çok ağladık, üzüldük (!).

Şimdi biz hepinizin geçtiği, muhtemelen ajans haberi olan ya da birbirinizden kopyaladığınız bu haberi önce bir aynen verelim:

Amerika’nın Nex Mexico eyaletine bağlı Roswell kentinde çekilen UFO görüntüsü, herkesi şoke etti. Bu görüntü Şubat ayının ilk günlerinde yoldan otomobiliyle geçen bir sürücünün amatör kamerasıyla çekildi. İlk bakışta uçağa benzeyen ancak yaklaştıkta uçak değil de bir UFO’yu andıran hava aracı bilinmeyen bir noktaya iniş yaptı. Sürücü şaşkınlık içinde çektiği görüntünün ardından “bu görüntüyü ben arabamla giderken kendi kameramla çektim” açıklamasını yaptı. Paylaşım sitesi youtube’da onbinlerce kez izlenen görüntü, bugüne kadar kaydedilen en net UFO görüntüsü olarak başlıklandırıldı.

Gelelim videomuza.

1. Bu kadar net, büyük, farkedilir düzeyde uzun bir süre var olan bu büyük cisme ait başka hiçbir fotoğraf ve video bulunmaması anlamlı değildir. Şehir ve fabrika yapılanmalarının olduğu görülen bir sahada başka hiçkimsenin şahitliği olmaması enteresandır.

2. Videoyu çeken kimselerin aracı gördükten sonra konumlarını korumak ve görüntü almak yerine sürekli bir hareket içerisinde olmaları ve durmak için belli bir konuma kadar gelmeleri rasyonel değildir. Bu kadar olağanüstü bir cismi görüntülerken, onun ne zaman gözden kaybolacağı bilinemeyeceği için konumu korumak akla daha yatkındır. Ancak niçin konumlarını korumadıklarını zaten sıradaki 5. maddemizde anlayacağız.

3. Belki biraz zorlama olacak ancak bu tip olaylarla adı çıkmış olan New Mexico çöllerden müteşekkil olup videoda görünen bitki örtüsüne sahip olması çok zordur. Zira New Mexico’nun büyük bir kısmı dağlar ve çöllerden oluşur. Ağaçlık olan bölgeleri olsa bile 31 ve 37 Kuzey enlemleri arasında yer alan New Mexico’da ağaçların böyle bir bedbaht görüntüye sahip olacağını söylemek zor. Videoda görünen düzlüklerde New Mexico’nun kuru ve sıcak havası hakimdir.  Yine de muhteşem bir iklimbilimci ve coğrafyacı olduğumu iddia edemeyeceğim.

4. Videodaki bir detay görüntünün bir hologram olduğunu ortaya koyuyor: 34. saniyede fabrika camından yansıyan gökyüzü görüntüsünde cismimize rastlayamıyoruz. Ancak yine de görüntü kalitesiz olduğundan yanılma payımızı saklı tutalım.

5. Ve işte işin bomba yanı: UFO’muz UFO olmaktan çıkmış, çünkü ABD Donanması’na ait!

Zaten aracın arkasında yanıp sönen strobe light olması da birilerinin bu videoyu tamamen dalga geçmek amacıyla ürettiği (belki de bir reklam kampanyası ya da kısa filmdir) ancak kendilerine ADG (Alien Disclosure Group) adını veren UFO meraklısı grubun bunu malzeme yaptığına işaret. (Bu ışık, uluslararası anlaşmalarla sivil ve askeri uçaklarda farklı kural ve koşullara tabi olmak üzere hava araçlarında bulundurulmak zorunda olan ışıklardır. Hani şu gökyüzünde sivil bir uçak gördüğümüzde yanıp söndüğünü farkettiğimiz sinyalizasyon ışıkları.)

Birilerinin ne için yapmış olduğu pek de mühim değil…

Ama dedim ya sevgili basın mensupları: Garip başlıklar atıp, ilginç şeyler yazmadan önce biraz aklın süzgecinden geçirin.

“Düşünmek iyidir.”

Haberi yayınlamış olan bir takım haber mecraları:

Sabah Gazetesi, http://www.sabah.com.tr/Dunya/2012/02/23/en-net-ufo-goruntusu
Gazete5, http://www.gazete5.com/haber/en-net-ufo-goruntusu-son-dakika-haberleri-195182.htm

Ekin Çemberleri

Bu yazıyı aslında çok önce kendi blogumda yayınlamıştım. Ancak sevgili Işıl’a yakın zamanlarda bir yazı asacağıma söz vermiş olup ta sözünde duramamış olmanın getirdiği yükle hadi bari dedim en çok tık alan eski yazılardan birini buraya asayım dedim. Ancak bir de youtube’de 1991 yılında yapılan bir belgeselden küçük bir alıntıyı Türkçeleştirip buraya koymaya karar verdim. Önce yazı sonra video….

Bir çok aldatmaca içerisinde sanırım en keyiflisi olan -aldatmacanın keyiflisi olur mu diye sormayın – ekin çemberleri bence. Görsel bir şölen olan ekin çemberleri buğday, mısır, çavdar, arpa gibi ekinlerin ezilmesi ile oluşturulmuş şekiller.

Kaynak: circlemakers.org

İlk olarak iki İngiliz’in 1970′lerin sonlarında UFO meraklılarını oltaya getirmek amacı ile başlattığı ekin çemberi yapma çılgınlığı bugün birçok ülkeyi sarmış durumda. Doug Bower ve Dave Chorley isimli iki İngiliz 1976 yılında bir barda alelerini yudumlarken akıllarına gelen ekin çemberleri yaratma fikrini tam 15 yıl başarı ile uygulamışlar. UFO’lara ilişkin haberlerin çok sık gündeme gelmesi nedeni ile UFO meraklılarını kandırmanın eğlenceli olacağını düşünen iki İngiliz ilk olarak basit şekillerle başlamışlar. İlk eserlerini yaratmak sadece bir kaç dakikalarını almış. Eserleri önceleri fark edilmeyen Bower ve Chorley bu kandırmacalarından vazgeçmek üzereyken UFO meraklılarının oltaya takılmaları üzerine bu eğlenceli sanat formuna devam etmeye karar vermişler. Bunun üzerine kandırmacalarını daha ileri götürmek için karmaşık şekilleri yaratmaya başlamışlar.

Kaynak: Wikipedia

Ekin çemberlerinin fark edilmesi ile beraber insan eli ile yapılmadıklarına, rüzgardaki vortekslerin ya da yıldırımların ekin çemberlerinin oluşumuna neden olduğu yolunda araştırmalar yayımlanmış. UFO’ların ekin çemberlerinde rolü olduğunu iddia edenler hatta UFO’ları ekin çemberleri yaparken gördüklerini iddia edenler de mevcut. Tabi biliminsanlarının bu iddiların doğruluğuna dair kanıt bulamadıklarını hatta iddia edilen kanıtların kesin kandırmacalar olduğunu söylediklerini belirtmek lazım.

Ekin çemberlerinin insan eli ile yapıldığını söyleyen biliminsanlarının Cerealogist’leri -Mısır gevreği bilimci ya da tahıl bilimci :) – memnun etmedikleri bir gerçek. Oksimoronik bir şekilde kendilerine “İnsan eli ile yaratılmamış ekin çemberleri fenomenin fizik ve metafiziğine ilişkin bilimsel araştırma” gibi isimler veren hatta kendilerini biliminsanlarının eşsiz ukalalıkları ile mücadele ederek ekin çemberleri konusunda gerçekleri araştırmaya adamış organizasyonlar mevcut. Occam’ın Usturasından habersiz gibi görünen Cerealogist’ler ekin çemberlerini nasıl oluşturduklarını anlatan çember sanatçılarının sadece çok az sayıda ekin çemberinden sorumlu olduklarını iddia ediyorlar.

Doug Bower geceleri evden uzun sürelerle kayboluşunu eşi Ilene’e açıklayamaz noktaya gelince 1991′de ekin çemberlerini nasıl yaptıklarını dünyaya açıklamasına rağmen ekin çemberleri hala ilgi çeken sözde bilimsel araştırmaların yapıldığı bir konu. Oysa internette ekin çemberlerinin nasıl yapılacağına, hatta nasıl kozmik bir his verileceğine, meteor ya da UFO görünümü vermek için neler yapılması gerektiğine yönelik öneriler veren web siteleri dahi mevcut.

Ekin çemberlerinin, bizlerle iletişim kurmak isteyen uzaylıların bize mesajları ya da modern bilimin ancak açıklayabildiği doğal olaylar olması iki muzip adamın başlattığı bir kandırmaca olmasından çok daha heyecan verici olurdu şüphesiz ama kandırmacayada kandırmaca demeyi bilmek gerekli.

Doug Bower ve Dave Chorley biz yaptık derken Wessex Skeptics Topluluğu üyeleri biz de yapmıştık herkes te kanmıştı diyor videoda. Occam’ın  Usturası ne sonuca varmamızı gerektiriyor sizce?

Gıda Alerjisi, Gıda İntoleransı ve Gerçekler

İnternette takip ettiğim sayfalar arasında gezerken bir makale ile karşılaştım (1). Bu makale, yurdumuzda da son zamanda popüler olan “gıda intolerans testleri” ile ilgiliydi. Çevremde bir çok kişinin bu testi yaptırdığını ya da yaptırmak istediğini biliyordum. Bunun üzerine merak ettim, acaba bu gıda intolerans testlerinin iddiaları neydi ve bu iddialar tıbbi gerçeklerle ne kadar örtüşüyordu? Acaba burada Yalansavar’a bir görev düşer miydi?

Lezzetli görünüyor; değil mi?

Gıda alerjileri sonucu ortaya çıkan reaksiyonları tetikleyen bazı bağışıklık sistemi elemanları var. Bunlara “immunoglobulin” adı veriliyor. “Ig” ön eki ile belirtilen bu kan proteinleri, akyuvarlar tarafından oluşturulan antikorlara ve bağışıklık sistemine (immün sisteme) vücuttaki zararlı maddeleri (örn bakteriler, virüsler vb) nötralize ederken yardımcı oluyor. Bu antikorlar, vücutta düşman kabul edilen yapılardaki antijen denilen molekülleri tanıyor, sözkonusu yapıyı düşman olarak işaretliyor ve vücut savunma sistemi tarafından yokedilmesini sağlıyor. Alerjik reaksiyonlar eğer “immünoglobulin E” (IgE) denilen kan proteini etkisiyle başlarsa hemen ortaya çıkıyor ve (şiddetli bir alerjik reaksiyon olan anafilaksi tablosu dahil olmak üzere) aniden ortaya çıkan gıda alerjisi belirtilerinin görülme sebebi oluyorlar. Ani gıda alerjisi belirtileri kızarma, kaşıntı, hapşırma, kusma ve boğazda şişkinlik olabiliyor. Alerjik reaksiyonlar IgE dışındaki bir bağışıklık sistemi elemanı etkisi ile başlarsa, bu sefer gecikmiş bölgesel ve genel belirtiler görülüyor. Bölgesel reaksiyona örnek olarak kontakt dermatit denen deri reaksiyonlarını, genel reaksiyona örnek olarak da Çölyak hastalığını verebiliriz.

İntolerans ise vücudun belli maddeleri metabolize edemediği, bu maddeleri uzaklaştıramadığı, tabiri caizse “kaldıramadığı” durumu anlatıyor. İntolerans oluşum mekanizmasında alerjinin aksine bağışıklık sistemi yer almıyor ve intolerans ile alerjiden daha sık karşılaşılıyor. Hep duyduğumuz laktoz intoleransı (yanlış bilinen ismi ile süt alerjisi) gibi bazı enzim eksiklikleri, reflü hastalığı ve enfeksiyonlar gibi durumlar sonucu karşımıza çıkıyorlar, yani “intolerans” da çok değişik olayları tanımlamak için kullanılabilen genel bir isim.

Dönelim konumuza. İddiaya göre bazı gıdalardaki maddelerin yol açtığı intolerans vücudu bir tepki vermeye zorluyor ve bu tepkiler de bizi hasta ediyor(muş). Gıda intoleransını ölçtüğünü iddia eden testlerden birinin web sayfasındavücuda giren ve intolerans bulunan gıdalardaki proteinlere karşı vücut tarafından karşı tepki verildiği ve bunun da vücutta kilo almadan, birçok kronik rahatsızlığa kadar olumsuz etkilere yol açabileceği” söyleniyor (2). Yine bu tip testlerin iddiasına göre gıda intoleransı, “Şişmanlık, Kilo verememe, Migren, Akne, Nedeni bilinmeyen ödem, Gaz, Şişkinlik, Kronik yorgunluk, Kabızlık, Cilt problemleri (örn. sivilceler, kaşıntı nörodermatit, kronik egzama vs.), Romatizmalhastalıklar, Astım, İshal , Mide krampları, Depresyon, Uyku bozuklukları, Baş ağrısı, Solunum yolu hastalıkları, Kronik Farenjit, Sürekli nezle olma, Ağızda yaralar, Epigastrik Ağrılar, Crohn hastalığı, İrritabl Bağırsak Sendromu, Sık gribe yakalanma, Kronik burun akıntısı, OSB (Otistik Spektrum Bozukluğu), Sedef hastalığı, Nörodermatit, Ürtiker… gibi birçok hastalığa yol açabiliyor” (2). Göreceğiniz üzere listede ne isterseniz var.

Neredeyse çözemediğiniz her türlü sağlık sorununda gıda intoleransını suçlayabilecek durumdasınız. Güzel değil mi? Bu ifadeler sağlık problemi yaşayan kişilere çok çekici geliyor olmalı… Peki, bu test nasıl bir test, nasıl çalışıyor? Basit bir kan testi ile gıda intoleransı belirlenebilir mi?

Gıda intolerans testlerinin en ünlüsü York Testi olarak da bilinen bir test. Testler genellikle parmak ucundan alınan bir parça kan ile yapılıyor. Bu testlerin fiyatları değişken, ama anlaşılan o ki bu testi yaptırmak istiyorsanız cebinizden 800 lira gibi bir para ayırmanız gerekiyor. Bu testi özellikle zayıflamaya çalışan kişiler yaptırıyor. Test sonucunda size bir gıda listesi verilerek bu gıdaları vücudunuzun “tolere edemediği” ve bu nedenle sağlığınızın da bozulduğu söyleniyor, siz de bu gıdalardan kaçınmaya çalışıyorsunuz. Toplumda gittikçe daha fazla kişinin kendinde gıda alerjisi olduğuna inandığı günümüzde bu cins söylemlerin prim yapması gayet doğal (3).

Bu testler kanda IgG (immünoglobulin G) olarak adlandırılan proteinleri inceliyorlar. IgG molekülleri hücreler arasındaki ilişkileri yönlendiren moleküller. İşin ilginç yanı, vücutta IgG moleküllerinin bulunması aslında bir madde ile “karşılaşıldığına” işaret ediyor, yani gerçekte onlara karşı bir alerji ya da intolerans olduğunu göstermiyor. Hatta tam tersine IgG kullanarak hangi gıdalara toleransımızın olduğunun belirlenebileceğini söyleyen bilimsel çalışmalar bile var. Örneğin süt alerjisine karşı (bu sefer gerçek süt alerjisi) tedavi gören kişilerde IgG seviyeleri yükseliyormuş (4).

Bu konuda çalışmalar halen devam etse de vücutta IgG varlığı ile hastalıkların görülmesi arasında net bir ilişki ortaya koyulamadığı için IgG testleri bugün bilimsel olarak tanı amaçlı kullanılmıyor ve test sonuçları da tıbben anlamlı bulunmuyor (5,6). IgG kan testleri hakkında yayınlanmış çeşitli makaleler var, ancak bu makalelerin doğruluğu hakkında bilim çevrelerinde tartışmaların da devam ettiğini görüyoruz (7,8). Konuyla ilgili ayrıntılı analizlere şu sayfadan ulaşabilirsiniz (10).

Sözkonusu intoleranslar bağışıklık sistemi ile ilişkili olmamalarına rağmen bu konuda bir bağışıklık sistemi testi ile sonuç alınabileceği yönündeki tanıtımlar bilimsel olmaktan uzak. Sonuçlar ve klinik hastalık arasında korelasyon eksikliği bulunması ve test sonucunda gereksiz yere bazı gıdalardan bilinçli olarak uzak kalınması riski sebebiyle bu testler zararlı bile olabilir. Elbette, sonuçlar kişiler için hiç de anlamlı olmayabiliyor. Örneğin, alabalıktan nefret eden bir kişiye bu balığa karşı intoleransı olduğunu söylemek çok anlamlı olmasa gerek. Bu bir bu şaka değil, hatta aynı kişiye çok az çerez tüketiyor olmasına rağmen kaju fıstığına intoleransı olduğu da söylenmiş. Bu kişinin test sonuçları karşısında düşüncesi dikkat çekici: “Muhteşem bünyem nasıl olmuştu da bu hemen hiç tüketmediğim besinlere karşı antikor üretmeyi başarmıştı anlamamıştım. Sonuç olarak, diyetten çıkaracağım bir şey yoktu, zayıflamak için bir sebep de çıkmamıştı.” (11)

Sonuç olarak; mevcut bilimsel verilere dayanarak gıda intoleransının teşhis edilebilmesi için elimizde güvenilir ve doğrulanmış bir test olmadığını söyleyebiliriz. Görülen o ki bu testlerden anlamlı, bilimsel gerçeklere dayanan ve konu ile ilgili çalışan tıp kuruluşlarının da desteklediği anlamlı sonuçlar çıkmıyor. Bu sebeple ve olası zararları da düşünülerek dünya çapında alerji ve immünoloji dernekleri, gıda intoleransının tespiti amacı ile IgG testlerinin yapılmasını önermiyorlar. Tıp alanında bir bilginin anlamlı olabilmesi için ise, tam tersine, konusunda otorite olmuş kuruluşların bir bilgiyi destekliyor ve öneriyor olması çok önemli. Bence şimdilik paranız cebinizde kalsın, konuyu iyi bilen uzman tıp doktorları ile (örneğin alerji immünoloji uzmanları gibi) konuşun ve siz siz olun, belirsizliklerin bulunmadığı yöntemlere itibar edin.

Referanslar:
1. www.sciencebasedmedicine.org
2. http://www.yorktest-tr.com/gida-intoleransi-nedir.php
3. http://www.washingtonpost.com/national/health-science/consumer-reports-food-allergies-are-not-rampant-and-they-can-change-over-time/2011/11/29/gIQAuXpcLQ_story.html
4. http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/18951617
5. http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/15864086
6. http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/21109748
7. http://gut.bmj.com/content/53/10/1459.abstract
8. http://gut.bmj.com/content/53/10/1459.abstract/reply#gutjnl_el_686
9. http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC1774875/
10. http://www.sciencebasedmedicine.org/index.php/igg-food-intolerance-tests-what-does-the-science-say/)
11. http://selgingb.wordpress.com/2011/08/02/york-test/

(image credits: wikimedia commons)

Buzdolabındaki uzaylı

Sebze sever misiniz? Ben severim… Ama bozuk sebzeye de dayanamam… Bozuk sebzeler çürüdükleri zaman bir garip oluyorlar.

Rusya’da bir teyzemiz de bozuk sebzelerden güzel bir sanat icra etmiş ve onu kolları, kafası olan bir canlıya benzetmiş.

Rusya garip bir yerdir ve mistik, gizemli şeyler insanların çok ilgisini çeker. Bunun Sovyetler Birliği dönemlerinde hakim olan materyalist felsefeye bir tepki olabileceği konusu ayrı bir yazı konusudur ama gerçekten de böyledir. Hatta Rusya’da astrologlar pek bir dinlenir. Hukuk bürosu gibi Astroloji büroları vardır. Astrologlara gider danışırsınız, onlar da size hizmet verir, fatura keserler. Emin değilim ama vergiden bile düşüyor olabilirsiniz.

Bu yüzden Rusya’dan senede ortalama ki defa uzaylı haberi gelir. Ya da dereden ağzında somon balığı ile geçen bir ayının görüntüleri bulandırılarak “Sibirya Tüylü Mamutu yaşıyor” minvalinde haberlere de rastlayabilirsiniz.

Neyse ki Rusya vatandaşları, 2011 yılının son altı ayını da boş geçmediler ve Kasım ayında vejetaryen bir sanatın nadide bir eserini basınla paylaştılar. Haber şöyle:

Rusya’nın Petrozavodsk kentinde yaşayan yaşlı bir kadın, uzaylıya ait olduğu ileri sürdüğü “cesedi” iki yıl buzdolabında sakladı.

Rusya’nın saygın internet haber portalı “Newsru.com”, Petrozavodsk kentinde yaşayan Marta Yegoravna adlı yaşlı bir kadının iki yıl önce Petrozavodsk kenti dışındaki bağ evinin bahçesinde duyduğu “doğal olmayan” bir ses üzerine avluya çıktığı ve avluda demir hurda yığının yanında ilginç bir “ceset” bulduğunu söylediği kaydedildi.

Rusya’nın saygın internet haber portalı “Newsru.com”, Petrozavodsk kentinde yaşayan Marta Yegoravna adlı yaşlı bir kadının iki yıl önce Petrozavodsk kenti dışındaki bağ evinin bahçesinde duyduğu “doğal olmayan” bir ses üzerine avluya çıktığı ve avluda demir hurda yığının yanında ilginç bir “ceset” bulduğunu söylediği kaydedildi.

Yegoravna, bahçesinde karşılaştığı 40-50 cm uzunluğunda, iri kafalı, büyük ağızlı ve üzerinde ilginç bir giysi bulunan “cesedi” arabasına atıp kent merkezindeki evine götürerek buzdolabında sakladığını söyledi.

Rus yetkililerin bu yıl evindeki “cesetten” haberdar olduğunu ve evine gelerek “cesedi” götürdüklerini ileri süren Yegoravna, bahçedeki hurda yığınına da yetkililer tarafından el konulduğunu savundu.

Yetkililer, yaşlı kadının iddiasını doğrulamazken, Yegoravna, “cesedin” fotoğraflarını yerel basına dağıttı.

ŞOK EDEN GÖRÜNTÜLER – GALERİ

Dedektiflik yapmayı sevmem, ama yalan didiklemeye bayılırım. Bu yazının devamını oku

Bir Yalan Haberin Portresi: Ayın Karanlık Yüzüne Hoşgeldiniz!

Far side of Earth's Moon

Bana hiç karanlık gelmedi!

NTV medya grubunu ilk çıktığından bu yana takip ederim. Bir yandan da Twitter üzerinden en çok salladığım haber kaynağı NTV’dir. Bu, onların milliyet internet sitesinden daha kötü olduklarını göstermez. Benim onlardan beklentimin çok yüksek olması, bazı haberler karşısındaki öfkemi arttırır…

Başka açıdan bakarsak, NTV Bilim köşesi, benim en eğlenceli bulduğum internet sitelerinden birisi haline geldi. Her girdiğimde saçma sapan bir haber buluyorum. Eğer yeni haber yoksa, yorumları okuyup neşeleniyorum :)

Bugün gördüğüm haber, son aylarda yayınlananlar arasında en komiklerinden birisiydi: “Ay’ın karanlık yüzü ilk kez görüntülendi“. Nereden başlasam bilemedim. Haberin metnine girmeye gerek yok aslında, başlığın kendisi bile felaket. Bu yazının devamını oku

“Kriz Çince’de Fırsat Demektir” yalanı…

Kısa bir yalansavar yazısı kalmış notlarımda, onu da aradan çıkartalım…

Birkaç yılda bir ekonomik krizin salladığı ülkemizde pazarlama ya da ekonomi ‘guru’larının ağzında sakız olan bir laftır bu: “Kriz, Çince’de fırsat demektir…”

Crisi-tunity.png

Çince'de kriz (wikipedia)

Bu söylem, özellikle John F.Kennedy tarafından 1959 yılında dile getirildikten sonra (wikipedia) hız kazanarak yayılmaya başladı.

Google sağolsun, bu konuda fikir belirtebilecek bir uzmanın yazısına denk geldim. Victor H. Mair, Pensilvanya üniversitesinde Doğu Asya dilleri ve uygarlıkları bölümünde Profesörlük yapan bir Çince uzmanı. Orijinaline şuradan ulaşabileceğiniz yazısında bu konuya parmak basmış. Önemli birkaç paragrafı elimden geldiğince çevirmeye çalışacağım… Bu yazının devamını oku

Aşılar ve Komplo Teorileri – Bölüm 3: Aşı Karşıtı İddialar ve Yanıtları.

Aşılar ve Komplo Teorilerini detaylı incelediğimiz yazı dizisinin birinci bölümde Aşılar, Bulaşıcı Hastalıklar ve Bağışıklık Sistemimiz ile ilgili genel bilgilerden bahsetmiş, ikinci bölümde de  Dr. Andrew Wakefield ve Aşı Karşıtı Hareketi incelemiştik. Bu dizinin son bölümünde ise bu hareketin sıklıkla çeşitli iletişim ortamlarında öne sürdüğü Aşı Karşıtı İddialar ve bu iddiaların  bilimsel dayanaklarını sorgulayacağız

 

Aşı Yanlısı ve Aşı Karşıtı kaynaklar. ( Kaynak: WisOpinion)

Aşı Karşıtı Hareket, daha önceki bölümlerde bahsedilen bulaşıcı hastalıklarla ilgili net verilere, ve aşıların güvenli olduğunu gösteren yüzlerce hatta binlerce çalışmaya rağmen, hala aşıların zararlı olduğunu iddia etmekten çekinmiyor. Aşı karşıtı lobinin iddiaları nedeniyle, aslında otizm araştırmalarına yönlendirilebilecek kaynaklar boşa harcanıyor, sonuç olarak ortaya çıkan tablo hem otistik çocuklara hem halk sağlığına zarar veriyor.  Bu yazının devamını oku

Yanlış bilmekten korkmayanlar…

Bu sitenin ‘yazar’ kadrosuna sonradan katılmış bir kişi olarak ilk ‘informal’ blog yazımı yazıyorum…

‘Informal’ blog yazısından ne kastediyorum? Yeni formatımıza kadar olan yazıları incelerseniz bir farklılık göreceksiniz. Daha önce biraz daha ‘wiki’ formatında makaleler yazılıyordu bu sitede. Tabi bu içerik amatör bir çalışmayla yürütülecek gibi değil. Duyduğumuz her yalanı en ince ayrıntısına kadar incelemek, bu sitede içerik üretimini oldukça yavaşlatıyor. Arada benzer yazılar yazacağız. Özellikle “İlt:”, “Fw:” ve “bir arkadaş söyledi” mesajlarınızı bekleriz, keyifle inceler yalanlarız…

Bu yazının devamını oku

Aşılar ve Komplo Teorileri – Bölüm 2: Dr. Andrew Wakefield ve Aşı Karşıtı Hareket

Birinci bölümde Aşılar, Bulaşıcı Hastalıklar ve Bağışıklık Sistemimiz ile ilgili genel bilgilerden bahsetmiştim. Bu bölümde Aşı Karşıtı Hareket, bu hareketi tetikleyen kişi olan Dr. Andrew Wakefield ve bu grubun öne sürdüğü “Aşılar otizme neden oluyor!” iddialarını inceleyeceğiz.

Andrew Wakefield'in İngiltere'de başlattığı aşı karşıtı kapmanya, ABD'de Jenny McCarthy desteği ile yayılıyor.

Bu yazının devamını oku

Aşılar ve Komplo Teorileri – Bölüm 1: Aşılar, Bulaşıcı Hastalıklar ve Bağışıklık Sistemimiz

Son birkaç yıldır yurtdışında aşı karşıtları ile koruyucu hekimlik yanlılarının mücadelesini izliyor ve bu sorunu gelişmiş ülkelerde tartışacak konusu kalmamış toplumun suni bir sorunu olarak görüyordum. Tam Türkiye’de bu tip bilimsel bir dayanağı olmayan halk sağlığını tehdit eden bir akımın mevcut olmadığına sevinirken, yavaş yavaş aşı karşıtlığı hareketinin oluşmakta olduğunu izliyorum. Durum böyle olunca da özellikle de internet ortamındaki asılsız iddia ve sansasyonların üzerine gidip onları çürütme işi Yalansavar’a düştü.

Konu uzun ve karmaşık, bu nedenle birkaç bölümde işlemeye çalışacağım:

Aşılar sayesinde yılda en az 3 milyon kişi ölümden kurtuluyor.

Bu yazının devamını oku