Aşılar ve Komplo Teorileri – Bölüm 1: Aşılar, Bulaşıcı Hastalıklar ve Bağışıklık Sistemimiz

Son birkaç yıldır yurtdışında aşı karşıtları ile koruyucu hekimlik yanlılarının mücadelesini izliyor ve bu sorunu gelişmiş ülkelerde tartışacak konusu kalmamış toplumun suni bir sorunu olarak görüyordum. Tam Türkiye’de bu tip bilimsel bir dayanağı olmayan halk sağlığını tehdit eden bir akımın mevcut olmadığına sevinirken, yavaş yavaş aşı karşıtlığı hareketinin oluşmakta olduğunu izliyorum. Durum böyle olunca da özellikle de internet ortamındaki asılsız iddia ve sansasyonların üzerine gidip onları çürütme işi Yalansavar’a düştü.

Konu uzun ve karmaşık, bu nedenle birkaç bölümde işlemeye çalışacağım:

Aşılar sayesinde yılda en az 3 milyon kişi ölümden kurtuluyor.

Aşılar son 300 yıl içinde, koruyucu hekimlik alanında yapılan en önemli tıbbi buluş. Bulaşıcı hastalıklara karşı aşı benzeri uygulamalar, tarihte 17. yüzyıla dek uzanıyor. O zamanlar insanlığın başbelası olan çiçek hastalığından korunmak için, aktif çiçek hastalığı geçiren bir kimsenin iltihaplı ayralarından alınan sıvı kurutuluyor ve kurumuş tanecikler deride yara açılıp buraya ekiliyor, ya da enfiye gibi burna çekiliyormuş. Bu yöntem epey yüksek bir ölüm riski taşısa da, eğer öldürmezse uygulayan kişinin çiçek hastalığına yakalanmasını engellediği için epey yaygınmış. 18. yüzyılda hastalardan alınan iltihap yerine hasta ineklerden alınan lenf düğümleri aynı iş için kullanılmaya başlamış. Aşılanma kelimesinin ingilizcesi olan “vaccination“, latince inek anlamına gelen “vacca” kelimesinden köken alıyor.

Günümüzde halen, aşılar sayesinde yılda yaklaşık 3 milyon kişi ölümden, çok daha fazlası da verem, çocuk felci, difteri, boğmaca, menejit gibi sakat bırakan veya kronikleşen hastalıklardan korunuyor. Çok daha önemlisi, 20. yüzyıldaki dünya çapında WHO (Dünya Sağlık Örgütü) himayesinde yapılan aşılama kampanyaları ile her yıl yaklaşık 50 MILYON kişinin ölümüne yol açan çiçek hastalığı ortadan kaldırıldı. Eğer 1974 yılından önce doğduysanız bu korkunç hastalığın aşısını kolunuzda çiçek şeklinde görebilirsiniz, ama 1974 ve sonrası yıllarda doğanlarda aşı izi yok, çünkü hastalığın kökü kuruyunca aşılama ihtiyacı kalmadı.

Neden aşılanmalıyız?

Bu sorunun en basit cevabı şu: Çünkü aşılar hayat kurtarıyorlar.

Şanslıyız, çünkü aşılama programları ve gelişmiş tıp sayesinde artık eskiden her aileden 3-5 kişinin ölmesinin rutin sayıldığı bulaşıcı hastalıkların ortadan kalktığı bir çağda yaşıyoruz. Etrafınıza bir bakın, ince hastalık’tan ölen duyuyor musunuz? Ya da çiçek hastalığından ölen?
Ben çocukken çocuk felci nedeniyle tekerlekli sandalyede olan ya da koltuk değneği ile gezen sınıf arkadaşlarım vardı. Bir önceki nesilin ise çocukları, kardeşleri çocuk felci, menejit gibi hastalıklardan ölüyorlardı. Annenize, anneannenize sorun, size anlatacaktır. Şimdiki çocukların sınıfında çocuk felçli sınıf arkadaşları yok, çocuk felci nedir onu bile bilmiyorlar. Onun için bugün 70-80 yaşına kadar sağlıklı yaşayabiliyorsak, çocuklarımız kuşpalazı, kızamık, verem, çocuk felcinden ölmüyorlarsa bunu aşılara borçluyuz.
Bu hastalıkları artık görmüyor olunca aşıların etkisi de unutuluyor, gelin biraz anımsayalım.

Çocuk Felci (Polio) hastaları için kullanılan Demir Ciğerler

Çocuk Felci (Polio):

  • Kalıcı sakatlık nedeni olan ciddi viral bir hastalık.
  • Su ve yiyecekle geçiyor, barsaklardan emileren santral sinir sistemine gidiyor.200 kişide bir oranında kalıcı felç yapma ihtimali var.
  • Felç olan hastaların %5-10’u solunum kasları da felç olduğu için ölüyor.
  • Aşılama programları sayesinde 1980’lerdin sonunda yılda 350 000 vakadan yaklaşık 1600 vakaya gerilemiş durumda.

Kızamık: Körlük ve SSPE denen beyin iltihabı sonucu kalıcı zeka geriliğine neden olabilir.

Kızamık:

  • Solunum yolu ile geçen çok bulaşıcı viral bir hastalık.
  • İlk belirtiler 10-12. günde ortaya çıkıyor: ateş, burun akıntısı, gözlerde kızarıklık ve ağız içinde beyaz noktacıklar.
  • Birkaç gün sonra yüzde döküntü başlıyor ve vücuda yayılıyor.
  • Zatürre, ağır ishal, körlük ve SSPE (Subakut Sklerozan Panansefalit) denen beyin iltihabına bağlı kalıcı zeka geriliğine neden olabilir.
  • Son yıllarda MMR aşısı sayesinde sıklığı %78 oranında azalmış olmasına rağmen ( 2000’lerde yılda 773 000 ölümden, 2008 yılında yılda 164 000 ölüme geriledi) aşılanma oranları düşen bölgelerde görülme sıklığı artıyor.

Menenjit: Yakalandıktan sonraki 48 saat içinde ölüme veya kalıcı nörolojik problemlere neden olabilir.

Menenjit (Meningokoksik):

  • Neisseria menegitidis isimli bir bakteriye bağlı olarak ortaya çıkan ciddi beyin zarı iltahabı.
  • Bakteri insandan insana öksürme veya konuşma sırasında solunum yolundan havaya fırlayan damlacıklarla geçiyor.
  • İlk belirtileri ense sertliği, yüksek ateş, ışıktan rahatsız olma,sersemlik hali, baş ağrısı ve kusma.
  • Erken tanı konsa bile tipik olarak hastaların %5-10’u belirtilern başlamasından 24-48 saat içinde ölüyor. Kalan hastaların %10-20’sinde kalıcı beyin hasarı, sağırlık, öğrenme güçlüğü gibi sekeller kalabiliyor.
Uzatmıyorum, amacım artık aşılar sayesinde  ne kadar tehlikeli ve acı verici olduğunu unuttuğumuz hastalıkları kısaca anımsatmaktı. Daha fazla örnek vaka görmek istiyorsanız Amerikan Pediatri Derneği‘nin aşı ile önlenebilen hastalıklar konulu web sitesine bakmanızı öneririm.

Bağışıklık Sistemi nasıl çalışır?

Peki, nasıl oluyor da aşılar işe yarıyorlar? Bunun için kısaca bağışıklık sistemimizin nasıl çalıştığını anımsamakta fayda var.

Her bebek, dış ortamdan gelecek yabancı mikro-organizmalara  karşı savaşacak bir bağışıklık sistemine sahip olarak doğar. Farklı hücreler, salgı bezleri, organlar ve kan ile lenf sıvılarının bütününden oluşan bağışıklık sistemi, vücuda bir yabancı bir antijen ( yabancı bir bakteri ya da virüs) girdiğinde bu giren işgalcilerle savaşmaya yarayan antikor denen proteinler üretir. Antikor üretimi oldukça karmaşık bir süreçtir, pekçok farklı çeşit hücrenin ortaklaşa çalışması sonucunda üretilir.

Bağışıklık Sistemi farklı hücre ve salgılardan oluşmuş karmaşık bir sistemdir.

Normal, sağlıklı bir bağışıklık sistemi bizler farkında bile olmadan her gün binlerce saldırıya maruz kalır ve milyonlarca antikor üretebilir. Antikorlar, bir kez işgalci antijenlerle karşılaştıklarında yok olurlar, ancak bu antikorları üreten plazma hücreleri yok olmaz ve “hafıza hücreleri” haline gelirler.Bu hafıza hücreleri, ilk karşılaştıkları antijenleri hatırlarlar ve aynı antijen tekrar vücuda girdiğinde bu defa eskisine göre çok daha kısa bir sürede etkili antikoru üretebilirler.

Aşılar hafıza hücreleri oluşturarak bağışıklanmamızı sağlar.

Aşılar, hastalık içeren bakteri ve vürüslerin antijenlerinin tamamını ya da bir kısmını içeren bileşiklerdir, ancak hastalığın kendisine sebep olmamaları için içerdikleri vürüs ya da bakteriler ya ölü ya da iyice zayıflatılmış haldedirler. Böylece kas içi veya deri altına enjekte edildiklerinde hastalık yapmazlar, ancak bağışıklık sistemi için gene de yabancı antijenler olduklarından bağışıklık sisteminin aktif hale getirerek antikor üretimi yapılmasını sağlarlar.

Aşılanmanın ardından hafıza hücreleri oluşur, ve ileride aşılanan kişinin hastalık yapan etkenle karşılaşması halinde bu hücreler hızlıca aktif hale geçerek yüksek miktarda antikor üretirler. Böylece aşılanan  kişi, vücuduna giren hastalık yapıcı etkene yenik düşmeden, hastalanmadan, bağışıklık sistemi sayesinde bu virüs veya bakteriyi hızla ortadan kaldırabilir.

Aşıların nasıl üretildiklerini görmek için şuraya bakabilirsiniz.

Peki, son 50 yılda milyonlarca insanın hayatını kurtarmış, yüzlerce yıldır güvenle uygulanan, nasıl çalıştığı bilimsel olarak sayısız araştırma ve yayın ile son derece net ve açık olarak bilinen bu koruyucu hekimlik yöntemi nasıl oldu da 21. yüzyılda en büyük tartışma konularından biri haline geldi?

Bunun için lütfen okumaya devam edin. Bir sonraki bölüm: Aşı Karşıtı Hareket ve Dr. Andrew Wakefield.

Kaynaklar:

  1. Hviid et al. (2003). Association Between Thimerosal-Containing Vaccine and Autism. Journal of American Medical Association.
  2. American Academy of Pediatrics. (2011).
  3. Begley, S., & Interlandi, J. (2009, March 2). Anatomy of a Scare. Newsweek.
  4. Center for Disease Control. Immunization Safety and Autism- Thimerosol and Autism Research Agenda. Retrieved from CDC Website: http://www.cdc.gov
  5. Department of Health and Human Services Center for Disase Control. (2011). Vaccines & Immunizations. Retrieved from Center for Diesae Control (CDC) Web site: http://www.cdc.gov/vaccines/
  6. Fombonne, E. (2009). Epidemiology of pervasive developmental disorders. Pediatric Research, 65(6), 591-8.
  7. Fombonne, E., Zakarian, R., Bennett, A., Meng, L., & McLean-Heywood, D. (2006). Pervasive Developmental Disorders in Montreal, Quebec, Canada: Prevalence and links with immunizations. Pediatrics.
  8. Geier, D. A., & Geier, M. R. (2003). A Case Series of Children with Apparent Mercury Toxic Encephalopathies Manifesting with Clinical Symptoms of Regressive Autistic Disorders. Journal of Toxicology and Envionmental Health.
  9. Glazer, S. (2003, Jun 13). Increase in Autism. CQ Researcher.
  10. Gross, L. (2009, May). A Broken Trust: Lessons from the Vaccine-Autism Wars. Public Library of Science, 7(5).
  11. Halsey, N. A., & Hyman, S. L. (2000). Measles-Mumps-Rubella Vaccine and Autistic Spectrum Disorder. Report From The new Challenges in Childhood Immunizations Conference . Oak Brook, Illinois.
  12. Horton, R. (2004). A Statement by the editors of the Lancet. The Lancet, pp. 820-821.
  13. Kaiser Research Institute. (2004, Feb 25). Letter from Kaiser Research Institute to Mark Geier M.D.
  14. Koch, K. (2000, Aug 25). Vaccine Controversies. CQ Researcher.
  15. Madsen, K. M., Hviid, A., Vestergaard, M., Schendel, D., Wohlfahrt, J., Thorsen, P., . . . Melbye, M. (n.d.). A Population Based Study of Measles, Mumps, and Rubella. Vaccination and Autism. (2002) New England Journal of Medicine.
  16. Mutter, J., Naumann, J., Schneider, R., Walach, H., & Haley, B. (2005). Mercury and Autism: Accelerating evidence? Neuroendocrinology Letters.
  17. Offit, P. A. (2008). Vaccines and Autism revisited: The Hannah Poling Case. New England Journal of Medicine.
  18. Offit, P.A. (2010) Autism’s False Prophets: Bad Science, Risky Medicine and the Search for a Cure. Colombia University Press.
  19. Omer, S. B., Salmon, D. A., Orenstein, W. A., deHart, P. M., & Halsey, N. (2009). Vaccine Refusal, Mandatory Immunization, and the Risks of Vaccine-Preventable Diseases. NEJM.
  20. Park, A. (2008, June 2). How Safe Are Vaccines? Time.
  21. Parker, S. K., Schwartz, B., Todd, J., & Pickering, L. K. (n.d.). Thimerosal-Containing Vaccines and Autistic Spectrum Disorder: A Critical Review of Published Original Data. Pediatrics.
  22. Schecter, R., & Grether, J. (2008). Continuing Increases in Autism Reported to California’s Developmental Service System: Mercury in Retrograde. Arch gen Psychiatry.
  23. Smith, M. J., Ellenberg, S. S., Bell, L. M., & Rubin, D. M. (2008). Media coverage of the MMR vaccine and Autism controversy and its relationship to MMR immunization rates in the US. Pediatrics.
  24. Sugarman, S. D. (2007). Cases in Vaccine Court – Legal Battles over Vaccine and Autism. New England Journal of Medicine.
  25. The Collage of Physicians in Philadelphia. (2011). The History of Vaccines. Retrieved from The History of Vaccines:
  26. World Health Organization. (2007). Prevent. Protect. Immunize.
  27. SSPE Derneği Web sitesi. (2011).

About isil_arican

Yalansavar'ın kurucusu, San Fransisco'da yaşayan bir Tıp Doktoru. Stanford Üniversitesi Çocuk Hastanesi'nde Klinik Bilgi İşlem Direktörü. Bay Area Skeptics Yönetim Kurulu Üyesi. Boş zamanlarında sözde bilimle savaşıyor, Yalansavar'a ve Trepanasyon'a yazıyor, TED çevirileri yapıyor, kedi seviyor, evde bira kaynatıyor, bir de bu aralar The Witcher oynuyor.

9 Yanıt to “Aşılar ve Komplo Teorileri – Bölüm 1: Aşılar, Bulaşıcı Hastalıklar ve Bağışıklık Sistemimiz”

  1. Detaylı bilgilendirmeniz için çok teşekkürler. Bu konuda tamamen bilgisiz bir insan olarak soruyorum; Peki anlattıklarınız her aşı için geçerli mi? Örneğin Türkiye’de her yıl resmen bir moda akımına dönüştürülen “Grip Aşısı” için de geçerli mi?

    Beğen

  2. Merhaba,

    İlginiz için teşekkürler! 🙂

    Anlattıklarım başığıklık sistemi ve aşıların işleyişi ile ilgili temel prensipler ve genel olarak tüm açılar için geçerli. Takip eden bölümlerde aşıların olası yan etkilerinden de bahsedeceğiz.

    Grip aşısını bir moda olarak görmüyorum. Her ne kadar sağlıklı kişiler ve yetişkinler için oldukça önemsiz bir hastalıksa da, küçük bebekler ve 65 yaşında büyük kimseler ile kronik hastalıklara sahip olan kişiler arasında epey cidi komplikasyonlara neden olabiliyor. Dünyada yılda yaklaşık 250 000 – 500 000 kişi grip hastalığına neden olan İnfluenza virüsüne bağlı komplikasyonlar nedeniyle ölüyor. Yetişkin kişiler ise aşılanınca hastalandıklarında grip olarak geçirdikleri süre kısalıyor, belirtiler daha hafif seyrediyor ve daha da önemlisi bu hastalığı hassas risk grubundaki kişilere bulaştırma ihtimalleri azalıyor.

    Dünya Sağlık Örgütü yüksek risk taşıyan kişilerde aşıların İnfluenza’ya bağlı ölümleri %70-80 oranında azalttığını açıkladı. Yetişkinlerde ise aşının etkinliği %70-90 civarında.

    Daha önce domuz gribi hakkında bir yazı yazmıştım, orada grip aşısı ile ilgili bazı detaylar bulabilirsiniz. 🙂

    Beğen

  3. Merhaba Isil,

    Malum, siradan halkin genel saglik konusunda birtakim endise ve cekincelerini dillendirmeye baslamasi, her seyin tamamen kontrol altinda oldugu ve bilimin salt insanlik yararina yuzde yuz verimle calistigini dusundugumuz bir doneme rastliyorsa, ve tabii bu dillendirmelerden baska azimsanamayacak sayida tip doktoru ve bilim adaminin da yillardan beri ozellikle asi ve etkinligi konusunda ortodoks tip akimina karsi durusu konusunda malesef siradan halk ve hatta genel akim doktorlari haberdar olmuyorsa, burada bence dikkatle incelenmesi gereken “gercek” bir sorun var demektir.

    Birtakim asilar, etkinlik dereceleri ve asiya bagli komplikasyonlar uzerinde fikir sahibi olabilmek icin kisinin okur-yazar olmasi ve birtakim istatistiksel verileri okuyabilme kabiliyetinin olmasi yeter-sarttir. Ancak, sadece bir iki ulke degil, dunya nufusunun sagligini ilgilendiren, milyarlarca dolarlik bir “endustri”nin carkini donduren asi gibi bir konuda is tam olarak saglikli, tarafsiz (herhangi bir asi ureticisi ile finansal bagi olmayan) ve “tobacco-science” usulu yurutulmemis, verileri tahrif veya hasir alti edilmemis arastirma verilerine ulasmakta. Bunun icin de yuzlerce hatta binlerce sayfalik asiya bagli adverse reaction dokumantasyonun incelenmesi gerekiyor ki conclusive bir sonuca varilabilsin. Bilim insanlarinin bu tarz bir isi arastirmaci gazetecilere birakmayip, toplum sagligi icin bu kadar elzem, olmazsa olmaz denilen ve kimsenin sorgulamadan yararini ve gerekliligini kabul ettigi bu uygulamayla ilgili devlet kuruluslarinin ve asi ureticilerinin sundugu verileri cross-reference yaparak degerlendirmeleri, genel konsesusa uymayan arastirma ve aciklamalari da (sartli-refleks gosterip hurafe veya komplo teorisi olarak rule-out etmeden once) ayni hassasiyetle inceleyip, isin sansasyon tarafinin degil, bilimsel olarak one surulen iddialarin curutulup curutulemedigine bakilmalidir. Ve evet, eger saglik endustirisi siradan halkin sagligi ve parasi uzerinden nemalaniyorsa (ana malzemesi tam da bu siradan halk) veya ilke olarak halkin, insanligin yararina calisiyorsa, halkin dile getirdigi ister buyuk ister kucuk olsun herhangi bir sorun, endise veya anomaliyi arastirmak, sorunun kaynagina inmek ve endiseler yerliyse cozumunu bulmak, degilse de halka tepeden bakan bir tavirla degil, gorevi geregi bunun neden yersiz oldugunu kanitlariyla aciklamakla yukumludur.

    Asagida verecegim linklerde, yukarida asi ile onlendigi soylenen hastaliklarin, asilamadan “once” dususe gectigi, bunlarin nedenleri, eradicate edildigi soylenen polio’nun hangi baska adlarla halen gorulmekte oldugu, hatta asilamasi sonrasi sky-rocket eden polio salgini verileri grafikleriyle verilmis.

    Ayrica, Amerika disinda diger Avrupa ulkelerinde ve ozellikle Japonya’da kullanimdan cekilen asilar, degistirilen asilama takvimleri ve sonuclari (ki burada Isvec ve Amerika’daki infant death ratiolarin karsilastirmasi cok carpici), dunya capinda un yapmis pediyatristlerin ve diger tipcilarin arastirma ve yorumlari yer aliyor.

    Bu vesiyle okudugum bazi arastirmalarda, hafif seyreden ve olumcul olmayan (ve tedavisi mumkun olan) su cicegi, kizamik ve kabakulak hastaliklarinda, cocuklarin vurulduklari asilarin life-long immunization saglamadigi ve bu nedenle de booster dedigimiz asilarin belirli araliklarla vurulmasi uygulamasinin yaygin oldugu gorusu var ki, bu diger verilerle, yani gerekli asiyi olmus cocuklar arasinda bu hastaliklarin amerika’da baska ulkelerde ara ara basgostermesi tarafindan destekleniyor ve akla bu asilar ne kadar etkili sorusunu getiriyor. Halbuki bu hastaliklari cocukluk doneminde gecirenlerin omur boyu bu hastaliklara bagisiklik kazandigi da bir gercek.

    Yazinda ayrica “Her bebek, dış ortamdan gelecek yabancı mikro-organizmalara karşı savaşacak bir bağışıklık sistemine sahip olarak doğar.”, gibi genel anlamda yanlis olmayan ancak bana kalirsa eksik bir ifade yer aliyor. Bebeklerin bagisiklik sisteminin en iyimser verilerle 2 yas, daha kapsamli arastirmalar sonucu ise 6 yasa kadar tam olgunlasmadigi sanirim bilim dunyasinda genel kabul gormus bir gercektir. Anne sutuyle gerekli takviyeyi alamayan cocuk sayisinin hic de az olmadigi da bir gercek.

    Yeni dogmus bebekler, asilama takvimi ve dozaji konusu ise cok can alici: Amerika’da dogan cocuklar (dogum kosullari, kilosu, full-term veya erken dogum olup olmamasina, mevcut olabilecek herhangi bir saglik sorunun olup olmadigi arastirilmadan ve tabii ki anne-babanin rizasina basvurulmadan) Hep-B asisini vuruluyolar. Bu noktada, bu uygulamayi yapan doktor ve hemsirelerin “blood-brain barrier” arastirmalarindan ne kadar haberdar oldugu sorusu geliyor akla. Bu bariyerin bebeklerde 6 haftadan once olusmamasi nedeniyle maruz kalinan herhangi bir virus veya bakterinin dosgrudan sinir sistemine etki etmesi onlenebilir mi? 1991-99 yillari arasinda Hep-B asisinda (ve digerlerinde) bulunan thimerisol’un ihtiva ettigi civanin direkt beyne etki etmesi, yine 90’larda hizla artan otizm vakalarini ile pozitif korelasyonda degil midir? Degilse, hukumet (asi firmalari degil, cunku onlar kanunen herhangi bir davadan exempt’ler!), yillardir neden bu hurafelerle, komplo teorileriyle ugrasan anne-babalara el altindan tazminat odemektedir?

    Konu cok genis ve cok boyutlu.. O yuzden herhangi bir yargiya varmadan once isin tum boyutlariyla ele alinmasi bilimsellik adina daha saglikli olur kanimca.

    Asagidaki linkleri senin ve konuyla ilgili anne-babalarin gorusune sunmakla ben de nacizane konuya kendi katkimi yapmis olayim ve tabii bu vesileyle seni de konuya gostermis oldugun ilgi ve yapmis oldugun calisma icin tebrik ettigimi ifade edeyim.

    Sevgiler,

    Asena

    http://www.whale.to/a/child.html
    http://www.whale.to/vaccines/dunbar.html

    bu siteden daha pekcok onemli arasirmaya ulasilabiliyor:
    http://www.whale.to/b/hoax1.html

    Polio vaccine icin:
    http://www.thinktwice.com/Polio.pdf
    http://www.whale.to/v/vran2.html

    Pesticides ve polio baglantisi icin:
    http://www.whale.to/m/west5.html
    http://www.whale.to/vaccines/polio1.html
    http://www.whale.to/vaccine/polio1.html

    Beğen

    • Merhaba Asena,

      Detaylı yorumların için çok teşekkür ederim. Sen benden önce davranmış, daha ben yazmaya başlamadan ikinci ve üçüncü bölümün konusu olan aşı karşıtı iddialar konusuna giriş yapmışsın. 🙂
      Mükerrer olmaması için bir sonraki bölümde detaylı bir şekilde ele alacağım konuları burada tekrar açıklamayacağım ama değinmek istediğim bir kaç önemli noktaydan bahsetmeden de geçemeyeceğim.

      Atlanmaması açısında yorumunda belirttiğin ana konuları sıralamak ve daha sonraki bölüme referans olması açısından ufak notlar düşmek istedim. Anladığım kadarı ile şu konularla ilgili endişelerini dile getiriyorsun:

      Konu önemli, sadece gazetecilere bırakılmamalı, bilim adamlarınca incelenmeli.

      Buna kesinlikle katılıyorum, zaten bu yapılıyor. Detayları bir sonraki bölümde.

      Aşıların yan etkileri ile ilgili dökümantasyonlar tarafsız çevrelerce incelenmelidir.

      Bunda da hemfikiriz, yapılıyor. Detaylar sonraki bölümde.

      Aşı yanlısı olan tüm bilim adamları ilaç firmalarının hizmetinde, bu firmalardan nemalanıyorlar.

      Buna pek katılmıyorum, detaylarını tartışacağız.

      Bebeklerin bagisiklik sisteminin en iyimser verilerle 2 yaş, daha kapsamli arastirmalar sonucu ise 6 yasa kadar tam olgunlasmadigi sanirim bilim dunyasinda genel kabul gormus bir gercektir.

      Bağışıklık sisteminin gelişiminin detaylarına, yazıyı fazla uzatmamak için girmedim, çünkü epey teknik bir konu. Ama haklısın, bebekler ilk doğduklarında bağışıklık sisteminin tüm elemanları gelişimini tamamlamamış oluyor. Bu nedenle de bebkler, gebelik sırasında placenta ile anne kanından geçen veya anne sütünde bulunan antikorlar sayesinde içinde bulundukları kritik gelişim sürecinde bazı hastalıklara idrenebiliyorlar. gene de bu dönemde kapılan ciddi hastalıklar yetişkinlerde öldürücü olmasa da bebeklerde öldürücü seyredebiliyor. Bu yüzden bir aşılama takvimi var ve bebeklere bağışıklık sistemleri geliştikçe buna uygun aşılar yapılıyor. Ve yine bu yüzden bir toplumda aşılama ile bağışıklık oranını artırmak çok ama çok önemli. Örneğin Boğmaca ( Whooping Cough) hastalığı 4 haftadan küçük bebeklerde %90 ölümle sonuçlanıyor. 1 yaşında bu oran %75’e geriliyor, ki hala korkutucu bir rakam. Toplum bağışıklığı yüksek olduğunda bu küçk bebeklerin hastalık kapma ve dolayısıyla da ölme riskleri azalmış oluyor. Bir sonraki bölümde Sürü Bağışıklığı ( Herd İmmunity) başlığı altında bu konuyu detaylı işleyeceğim. Ama bağışıklık sistemi gelişimi ve buna uygun aşılama uygulamaları ile ilgili detaylı bilgi istersen sana iki kaynak önerebilirim:
      http://www.fmhs.uaeu.ac.ae/neonatal/iss003/p2.pdf
      http://www.immune.org.nz/site_resources/Professionals/Vaccinology/The_infant_immune_system_and_immunisation.pdf

      Bu noktada, bu uygulamayi yapan doktor ve hemsirelerin “blood-brain barrier” arastirmalarindan ne kadar haberdar oldugu sorusu geliyor akla. Bu bariyerin bebeklerde 6 haftadan once olusmamasi nedeniyle maruz kalinan herhangi bir virus veya bakterinin dosgrudan sinir sistemine etki etmesi onlenebilir mi?

      Gördüğüm kadarı ile kan-beyin bariyeri ile lgili bu yorumu daha önce yazdığın tıbbi içerikteki yorumlar gibi daha aşağıda linklerini verdiğin http://www.whale.to web sitesinden almışsın, bu siteyle ile ilgili yorumlarımı en sona sakladım. Ama şunu belirteyim ki bu alıntı herhangi bir bilimsel veri değil, cümleyi sarf eden kişinin fikrini/ endişesini dile getiriyor. Bu nedenle bilimsel bir gerçek olarak değerlendirmek yanlış olur. Evet, kan-beyin bariyeri zaman içinde gelişen bir yapı, ancak yaptığım tüm araştırmaya rağmen alıntıladığın cümledeki iddiayı araştırmış, incelemiş ve sonuca varmış herhangi bir çalışmaya rastlamadım. Ayrıca, sanıyorum kan-beyin bariyeri hakkında en çok bilgi sahibi olabilecek kimseler yeni doğan bebeklerle ilgili eğitim görmiş doktor ve hemşirelerdir, değil mi?

      Amerika’da dogan cocuklar (dogum kosullari, kilosu, full-term veya erken dogum olup olmamasina, mevcut olabilecek herhangi bir saglik sorunun olup olmadigi arastirilmadan ve tabii ki anne-babanin rizasina basvurulmadan) Hep-B asisini vuruluyolar.

      Sanıyorum bu bilgi de aynı siteden. Ancak kesin olarak belirtmeliyim ki doğru değil. Amerika’da doğan çocuklar, dünyanın hemen tüm gelişmiş ülkelerinde doğan çocuklar gibi doğum sonrası tıbbi değerlendirmeye tabi tutuluyorlar ve gelişim süreçleri veya olası bir sağlık sorunu olup olmadığına bakıldıktan sonra aşılama takvimine ekleniyorlar. İlaveten Amerika’da anne babaların diğer tüm işlem ve girişimler gibi dini veya diğer inançları gereği aşı uygulamasını red etme hakları da var. Yani anne babanın haberi ve rızası olmadan aşı yapıldığı bilgisi doğru bir bilgi değil.

      Son paragrafta tam olarak ne dediğini anlayamadım. Sakıncalı olan uygulama çocuklara çok erken aşı yapılması ve virüslerin beyne etki etmesi mi? Yoksa aşının içinde Timerosol bulunması mı? Bu iddiaların detayına demin bahsettiğim gibi yorum kısmında girmiyorum, zaten hepsini tek tek inceleyeceğiz, biraz sabır 🙂

      Hukumet (asi firmalari degil, cunku onlar kanunen herhangi bir davadan exempt’ler!), yillardir neden bu hurafelerle, komplo teorileriyle ugrasan anne-babalara el altindan tazminat odemektedir?

      Böyle bir bilgiye nereden eriştin bilmiyorum ama benim okuduğum kaynaklar – ki bunların içinde Amerikaki Vaccine Injury Court tutanakları da var- bunun aksini gösteriyor. Amerika’da 1988 yılında the National Childhood Vaccine Injury Act of 1986 (Public Law 99-660) uyarınca bir ulusal aşı tazminat programı (National Vaccine Injury Compensation Program (VICP) uygulamaya sokulmuş durumda. 2 Milyar Dolar ödeneği hazır olan bu mahkeme, 2007 yılında 1999-2007 yılları arasında dosyası açılmış 5000 iddiayı inceledi. Duruşma boyunca mahkeme tarafından aşılar ve otizm konusunda yapılmış birbirinden bağımsız 939 akademik çalışma, textbook ve binlerce insanın ifadesi alındı. İki yıl süren davanın sonunda mahkeme aşılar ile otizm arasında herhangi bir bağlantı olmadığı kararını verdi.

      Bu tazminat programı ile ilgili detaylı bilgiye http://www.hrsa.gov/vaccinecompensation/index.html adresinden ulaşabilirsin.
      Görülen davalar sonucunda ödenen tazminatların detayı ve Aşı tazminat Fonunun detaylı gelir/gider belgeleri de aynı web sitesinde mevcut. Hatta ekli linkte de görüldüğü üzere bu mahkemeye 1988- 2012 yılları arasında otizm için 2151 başvuru olmuş, tek bir vakaya tazminat ödenmiş, ki ona da ödenen tazminat otizm nedeni ile değil. Grafinin altına açıklama düşülmüş. http://www.hrsa.gov/vaccinecompensation/statisticsreports.html#petitionsfiled

      Senin yorumun bunun tersini iddia ediyor, o nedenle kaynak göstermeni rica ediyorum. 🙂

      Son olarak verdiğin bağlantılara kısaca değineyim.
      İnternet gerçekten de uçsuz bucaksız bir şey haline geldi. Bir yandan bilgiye ulaşmamızı sağlarken, bir yandan da bilgi kirliliği yaratıyor. Pek çok web sitesinde birbiriyle çelişen bir sürü veri var. Bu nedenle bir yazı okurken o yazının bulunduğu web sitesinin güvenilirliği ve bilimsel açıdan tutarlılığını sınamak çok önemli. Benim kendimce izlediğim yöntemler: birden çok web sitesinde yer alan iddiaları okumak, referanssız iddialara şüphe ile yaklaşmak ve teyid edecek geçerli ve güvenilir çalışma aramak, iddiaları alıntı olarak değil, asıl kaynağına gidip okumak ve görüş bildiren kişilerin güvenilirliğini değerlendirmek. Tanıdığım herkese de her konudaki iddiları değerlendirirken bunu yapmalarını öneriyorum, zaten bu sitenin kuruluş amacı da bu.

      http://www.whale.to web sitesi belirttiğim kriterler ışığında epey sınıfta kalıyor.

      Bir kere sitenin ana sayfası tam bir komplo teorisi sitesi özelliğinde. İçerik sadece aşılar değil, Kanser aldatmacası, 9/11 olayı, Şeytan’ın dünyaya hükmetmesi, Church of Satan News, Beyin Gücü ile Kontrol gibi bir sürü birbirinden ilgisiz ana başlığın bir araya toplandığı, ana sayfasında bilimsellikle ilgisi olmayan resimlerin, karikatürlerin yer aldığı bir site bu. Yani bilimsel veriler sunan bir site görünümü vermiyor.

      İkincisi, sitede yer alan iddiların hemen hiç birinde referans belirtilmemiş. Herhangi bir bilimsel çalışmadan ziyade görüş bildiren kişilerin fikirlerinden öteye gitmiyorlar böyle olunca da haliyle. Referans verilen tek çalışma Dr. Geier’ların meşhur akademik makalesi. Dr. Mark ve David Geier aşı karşıtı hareketin çok renkli isimlerinden, bu yıl başlarına çok ilginç işler açtılar, bir sonraki bölümde anlatacağım.

      Üçüncüsü, sitedeki aşı karşıtı iddiaların belirli bir odak noktası yok. MMR aşısından girmiş, oradan Thımerosol’e gitmiş, sonra çocuk felci aşısına, oradan da böcek öldürücülere gidiyor. Hatta en son “aslında mikrop diye bir şey yok” bile demişler.

      Son olarak da, sitedeki özellikle aşı karşıtı yazılarda sıklıkla adı geçen ve otorite olarak bahsedilen Antoine Bechamp dikkatimi çekti. Bilmiyorum bu isime aşına mısın ama Bechamp, Pasteur ile hemen aynı zamanlarda yaşamış bir hekim, yani 1800’lerin başında. Pasteur ile en büyük ayrıldıkları nokta, Bechamp hiç bir zaman mikro-organizmaların varlığına inanmadı. Hastalık yapan etkenlerin vücut dışından değil, hücre içinden köken aldığını iddia ediyordu. Ona göre bakteri veya virüs diye bir şey yok, onları biz üretiyorduk. Tabi Bechamp’ın 1800’lerde buna inanması kadar doğal bir şey olamaz. Daha elektron mikroskobu gibi teknikler yokken, her bilim adamının kendine özgü bir teorisi vardı. Bu da onlardan biri, ama bugün biliyoruz ki bu görüş yanlış.

      İşin acı olanı, bugün elektron mikroskobu ve sayısız diğer tetkik yöntemi ile virüsleri dahi görüntüleyebiliyor olmamıza rağmen hala Bechamp’ın teorisine inanan ve mikrop diye bir şeyin olmadığını iddia eden bir akım mevcut. Bunlara Germ Theory Denialist deniyor. İşte bu referans olarak verdiğin web sitesi de bu görüşe sahip kişilerce yürütülen bir web sitesi. Biraz farklı başlıklarına da girersen, Dr. Bechamp’a düzülen övgüleri ve Pasteur’u her fırsatta yerden yere vurduklarını görebilirsin. Hatta deşince aslında aşı karşıtı olmalarının nedeninin aslında mikrop diye bir şeyin varlığına inanmıyor olmaları olduğu ortaya çıkıyor!. Verdiğin Polio linki konuyu buraya bağlamış.

      Şahsen ben, 20. yüzyılda şüpheye yer bırakmayacak şekilde varlığı kanıtlanan mikroorganizmaların var olmadığını ve bütün bunların bir komplo teorisi olduğunu iddia eden bir sitede yer alan herhangi bir yazı, görüş ve iddiayı ciddiye almayı uygun bulmuyorum, sana da aynısını tavsiye ederim. 🙂

      Kısa yazacaktım ama laf lafı açtı. Seninle en büyük ortak noktamızı son cümlende özetlemişsin: konu gerçekten de geniş ve çok boyutlu. Çocuklarımızın geleceği ve sağlığını ilgilendirdiği için de bir o kadar önemli. Bu nedenle zaman ayırıp görüşlerini ilettiğin için ben de çok teşekkür ederim. Diğer bölümlerden sonra da ne düşüneceğini merakla bekliyorum.

      Sevgiler,

      Işıl

      Beğen

  4. ışıl hanım yazılarınız çok güzel..ben de çocuk doktoruyum eskişehirde..kendi sunumlarımda ve günlük hayatımda da yaralanıyorum yazılarınızdaki bilgilerinizden..çok teşekkürler..

    Beğen

  5. Işıl Hanım bir hastane dergisi için aşılarla ilgili bir yazı hazırlıyorum sizin yazı diziniz konuyu tıp dışı insanlar için açık ve anlaşılır bir biçimde anlatıyor. Alıntı yapmak için izin istiyorum Teşekkürler şimdiden .. Dr Kahraman Şahin

    Beğen

    • Merhabalar,
      Elbette yazılarımızın paylaşılmasından memnuniyet duyuyoruz. Tek kuralımız alıntı yapılırken orijinal site, yazı ve yazara uygun atıfta bulunulması. Kolay gelsin.

      Beğen

Trackbacks/Pingbacks

  1. Hegel Diyalektiği Kafasıyla Bilim Haberciliği | YALANDAN FORMÜLLER - 14 Temmuz 2015

    […] https://yalansavar.org/2011/10/11/asilar-ve-komplo-teorileri-bolum-1-asilar-bulasici-hastaliklar-ve-b… […]

    Beğen

  2. haydi cocuklar asiya! (klişelikten öldüğüm an) | Skinny Mom - 29 Ekim 2015

    […] tam da ikna olmaya baslamisken, tamamen bilimsel arastirmalarla donanmis bir yazi dizisiyle¹ ² ³ karsilastim ve bu benim icin donum noktasinin basi oldu. sitedeki makalelerin altina […]

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: