Kontesi Sinan mı Öptü?

Mihrimah Sultan (Kaynak: Wikipedia)

Son zamanlarda internette birkaç tane Mimar Sinan efsanesi dolaşıyor ve bunlardan en popüleri Mimar Sinan’ın Mihrimah Sultan aşkını konu alıyor. Bu şehir efsanesi o kadar yaygın ki gazetelerden Türkçe ve İngilizce Vikipedi’ye kadar her yerde değişik metinlerle karşınıza çıkıyor. Eğer bu efsane daha önce sizin bilgisayarınıza uğramadıysa neye benzediğini şu örnekten görebilirsiniz:

Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan on yedisine bastığında, iki kişi onunla evlenmek ister. Mihrimah, yani Mihrü Mah, Farsca’da “Güneş ve Ay” anlamına gelir. Kızla evlenmek isteyenlerin biri Diyarbakır Valisi Rüstem Paşa diğeriyse Mimar Sinan’dır.

Padişah kızını Rüstem Paşa’ya verir.

Koca Sinan evlidir, ellisindedir ve de Mihrimah Sultan’a deliler gibi aşıktır! Gerçi sevdiğine kavuşamamıştır ama, aşkını, olanca güzelliğiyle sanatına yansıtmıştır. Üsküdar’a, Saray’ın isteğiyle elbet, 1540 yılında Mihrimah Sultan Camii’nin temelini atar ve 1548’de bitirir. Camiyi yaparken, eserine sanki “etekleri yerleri süpüren bir kadının” dış çizgilerini verir.

Derken, ilk kez padişah fermanı olmaksızın, Edirnekapı’da, pek kimselerin uğramadığı ıssız ama İstanbul’un en yüksek tepelerinden birine, ikinci bir eser yapmaya koyulur Mihrimah Sultan’a. Cami küçücüktür. Minaresi otuz sekiz metredir, bir adet incecik kubbesi üzerindeyse yüz 61 pencere, camiin iç güzeliğini aydınlatır. İçerdeki sarkıtlar ve minare kenarlarındaki işlemeler Mihrimah Sultan’ın topuklarını döven saçlarını anımsatır insana.

İşte, aşka adanmış iki eser.

Şimdi, gidin Edirnekapı ve Üsküdar’daki camileri aynı anda görebileceğiniz bi yer seçin ve 21 Mart’ta, yani geceyle gündüzün eşit olduğu günde seyreyleyin. Unutmadan, 21 Mart Mihrimah Sultan’ın doğum günüdür. Göreceğiniz manzaraysa şudur; Edirnekapı camiinin tek minaresi ardından tepsi gibi kıpkırmızı güneş batarken, Üsküdar’daki camiinin ardından ay doğar!

Mihrü Mah eşittir Güneş ve Ay.

Bu nasıl akıllara ziyan bir hesaplamadır; nasıl bir güzellik anlayışıdır…

Okuduysan;başkalarına da vesile olmak için paylaşırmısın?

Bu metni gördüğümde ilk fark ettiğim şey mükemmel best seller roman öğeleri içermesi oldu: Dünya çapında bir dahi, İmparatorun güzel kızı, yasak aşk ve mimari bir yapıda yüzyıllardır gizli ama aynı zamanda da ortada olan bir giz, dahice bir şifre; Dan Brown‘u bile kıskandıracak bir karışım! Hani bir fıkra vardır ya bu hikaye tam da öyle:

Temel birgün bi kitap yazmaya karar verir, yayınevine gider. Yayıncı Temel’e der ki; “günümüzde bi kitabın tutması için içinde 4 öğenin bulunması gerekiyor: kitabın içinde asalet olacak, merak uyandıracak, cinsellik olacak ve din öğeleri barındıracak”. Temel de gider aylarca kapanır ve sonunda kitabını bitirir. Yayıncıya gider ve “kitabımı yazdım adı da ‘Kontesi kim Öptü?‘” der. Yayıncı da “iyi hoş da din öğesi eksik kalmış” der. Temel de “uiiy nası unuttum” dedikten sonra bi süre daha kitap üzerinde çalışır ve en sonunda yayıncıya tamamladığı kitabı götürür: “Allah Allah! Kontesi Kim Öptü?

Elbette ki hikayenin bu derece ilgi çekici olması onun yanlış olduğunu söylemek için yeterli değil ama bu hikayenin uydurma olabileceğinden şüphelenmek ve didikleme ihtiyacı hissetmek için yeterli. Gelin bu hikayeyi birlikte didikleyelim:

Kayıtlar?

Sol taraftaki figürün Mimar Sinan’a ait olduğu düşünülen bir minyatür. (Kaynak: Wikipedia)

Hikayeyi incelemek için akla gelen ilk şey sanırım tarihi kayıtlara bakmak ve Sinan’ın Mihrimah’a olan aşkı iddasını destekleyecek delillerini bulmaya çalışmak olur; öyle ya bu hikaye neredeyse 500 yıl boyunca yaşadıysa bir yerlerdeki kayıtlardan kaynaklanıyor olmalı. Ancak arşivlere gitmek araştırmak hem çok zahmetli hem araştırma sonuncunda bir kayıt bulamazsak bu bizi net bir cevaba ulaştırmayacak. İnternet araştırmaları da malesef bu konuda pek bir bilgi sağlamıyor çünkü internetin her köşesi bu romantik hikayeye boğulmuş durumda. Olmadı… Başka şekilde didiklemek lazım.

Neyse ki hikaye bazı astronomik ve geometrik iddalarda da bulunuyor. Hah! İşte bunları test etmek çok daha kolay. Zaten eğer siz de benim gibi doğa ve gök cisimleri ile biraz ilgilendiyseniz bu hikaye sizin hislerinizi biraz gıdıklamış olmalı; Ay’ın, Güneşin veya yıldızların konumu biraz olsun ilginizi çektiyse bilirsiniz ki Ay ve Güneş senkronize hareket etmez. Bu fiziksel gerçeklere gelmeden önce takvim sayfalarını geriye sarıp geriye, Sinan’ın zamanına dönelim..

Türkiye’de Tarihin Tarihi

O da ne!!! yaprakları çevirirken 31.12.1925’de takvim saçmalıdı, birden Miladi takvim Rumi takvim oldu ve artık 31 Kanunievvel 1341’i gösteriyor. Neyse geri sarma işlemine Rumi takvimden devam edeceğiz anlaşılan… Biraz daha geri gidince Gregoryan daha da geri gidince de Jülyen esaslı takvimlere geçiyoruz ve en sonunda da takvim Güneş temelli olmaktan çıkıp Ay temmelli Hicri takvime dönüşüyor, yolun bundan sonrasını Hicri takvimle gidecegiz belli ki. Birsürü engebe ile karşılaşarak sonunda Sinan zamanına güç de olsa ulaşıyoruz.

Vardığımız noktada artık Mart ayı yoktur, takvim artık Ay temellidir ve haliyle aylarla mevsimler artık senkronize değildir. Eğer Mihrimah Sultan yazıda idda edildiği gibi bugünün takvimi ile ilkbaharda 21 Mart 1522‘de doğmuşsa, kendisi yaş gününü 22 Rabiülhahir 928 olarak bilmektedir.

Bu Hikayeye Mihri ve Mah Ne Diyor?

Bir 17.yy Osmanlı Minyatürü

Bilirsiniz farklı mevsimlerde Güneş farklı noktalardan doğar ve batar (mevsimlerin oluşum nedeni budur zaten). Günümüzde kullandığımız takvim Güneş esaslıdır; haliyle her sene sizin yaş gününüz aynı mevsime denk gelir ve Güneş aynı yerden doğar ve batar. Ancak Mimar Sinan zamanında durum böyle değildir; çünkü onlar Ay temelli hicri takvim kullanmaktadır. Mihrimah Sultan’ın evlendiği sene yani 17 yaşına geldiğinde yaş günü 22 Rabiülhahir 945‘dir ve bu bir sonbahar günüdür, günümüz takvimine göre tarih 17 Eylül 1538‘e denk gelir. Haliyle Güneş’in doğduğu yer 17 sene önceki 22 Rabiülahir’dekinden çok farklıdır. Ne dersiniz hikaye sallanmaya mı başladı ne?

Bu noktada inatçı birisi diyebilir ki “iyi de belki Sinan Mihrimah’ın adına ithafen gün ve gecenin eşit olduğu zamanı seçmiştir, gün ve gece eşit olduğunda Güneş hep aynı yerden batar“. Evet bu durumda Güneş problemini çözüyoruz ama Ay’ın pozisyonu hala mızıkçılık yapmaya devam ediyor: malesef her gün-gece eşitliğinde Ay hep aynı yerden doğmaz. Hatta size daha da kötü bir haberim var; bazı yıllarda Ay’ın doğuşu ertesi sabah gün doğumundan önce olmaz; yani bu hikayeye inanıp idda edilen olayı gözlemek için gece çatıda baklemeye karar verirseniz yanınıza büyük bir matara kahve ve birkaç batteniye almayı ihmal etmeyin derim ben.

Eğer ikna olmadıysanız buyrun 2012-2022 yılları arasındaki 21 Mart günlerinde İstanbul için Ay’ın doğuş zaman ve yönlerini veren şu tabloya göz atın:

Tarih Doğuş Saati Doğuş Yönü
21.Mart.2012 05:08 092° Doğu
21.Mart.2013 00:27 067° Doğu-Kuzeydoğu
21.Mart.2014 23:20 114° Doğu-Güneydoğu
21.Mart.2015 06:38 084° Doğu
21.Mart.2016 16:30 081° Doğu
21.Mart.2017 01:36 115° Doğu-Güneydoğu
21.Mart.2018 08:31 074° Doğu-Kuzeydoğu
21.Mart.2019 18:50 089° Doğu
21.Mart.2020 05:05 113° Doğu-Güneydoğu
21.Mart.2021 10:26 056° Doğu-Kuzeydoğu
21.Mart.2022 22:03 112° Doğu-Güneydoğu

Sonuç

Kısaca ne günümüzün miladi takvimi, ne o zamanların hicri takvimi ne de gün-gece eşitliği bu hikayeyi kurtarmayı beceremiyor. Mimar Sinan’ın aşkını camilerin, Güneş’in ve Ay’ın konumu ile şifrelemiş olduğu kısmı tamamen uydurma: neresinden bakarsak bakalım anlatılan şifre bizim güneş sistemimizde mümkün görünmüyor. Mimar Sinan Mihrimah’a aşık olmuş mudur, olmamış mıdır ona cevap vermek daha zor elbette, belki tarih sayfalarında gizlidir ama bir referans, bir kaynak görmeden ben bu efsaneye inanmakta da zorluk çekiyorum açıkcası. Malesef internet bu hikaye ile öylesine kirlenmiş bir halde ki arama motorları ile Mihrimah Sultan hakkında bu hikaye haricinde başka bir bilgiye ulaşmak neredeyse imkansız. Belki mimari tarih kaynaklarına erişimi olanlar İskele Camii’nin idda edildiği gibi Sinan’ın kendi isteğiyle mi yapıldığını da inceleyebilir. Ancak şu anda hikayeyi destekleyecek hiç bir referans olmadığı gibi hikayenin önemli bir bölümü içinde yaşadığımız doğa ile çelişkide. Bu tip uydurma ve çelişki dolu hikayeler doğayı, geometriyi, matematiği ve estetiği çok iyi anlamış olan Mimar Sinan’a bir hakaret neteliğinde adeta.

Son söz olarak derim ki kaynak belirtmeden yazılanlara inanmayın, gelen hikayeleri kendi sosyal çevrenizle paylaşmadan önce biraz akıl süzgecinden geçirin. Uydurma hikayelerin sonu yok; “Sinan Mihrimah’a aşıkmış” diye başlar birisi “Kontesi Sinan mi öptü?” diye biter öteki.

Bitmedi…

Bu yazıyı okuyanlar sanırım şu üç gruptan birisi içinde olacaktır

  • “Ben zaten inanmamıştım” diyen doğuştan skeptikler.
  • “Yalansavar sayesinde hikayenin saçma olduğunu anladım” diyen mantıklılar.
  • “Ben kuru gerçeklerle ilgilenmiyorum, ne olursa olsun bence çok güzel bir hikaye, yalan da olsa ben inanmaya ve paylaşmaya devam edeceğim” diyen iflah olmaz romantikler.

İlk iki gruba bu konuda verecek pek birşeyimiz kalmadı, ancak Yalansavar olarak üçüncü gruba da hizmet sunmak isteriz. Eğer siz de bu gruba dahilseniz ve “Ben bir caminin arkasından Güneş batarken diğerinin arkasından Ay doğmasını mutlaka görmek istiyorum” diyorsanız bu yazının ikinci bölümünü bekleyin.

Kaynaklar

About cozdas

Ruhunu bilgisayar grafiklerine kurban etmiş bir bilgisayar mühendisi. Uzmanlık alanı fotogerçekçi sentetik görüntü üretmek. Bu aralar San Francisco'da gerçek zamanlı ışın-izleme teknikleri konusunda debeleniyor. Boş zamanlarında ( o da ne ola? ) fotoğraf çeker, gitar çalmaya çalışır, kendine elektronik oyuncaklar yapar.

6 Yanıt to “Kontesi Sinan mı Öptü?”

  1. Muhtemelen bu yazılar, orijinal şehir efsanesinin on binde biri kadar bile okuyucu bulamıyor, ama hep söylendiği gibi, gerçeklerin eninde sonunda ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır. Tüm yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum, teşekkürler.

    Beğen

  2. Bu iddiayı ortaya atan yazar/şair İskender Pala Teke Tek özel programında bunu tamamen uydurduğunu söyledi. Kısaca aşk filan yoktu Sinan ile Mihrimah arasında. Ayrıca Mihrimah Malkoçoğluna aşıktı(Muhteşem Yüzyıldan alıntı bu cümle de) 🙂

    Beğen

  3. Aslında son zamanlarda yayılan Mimar Sinan-Mihrimah efsanelerine cevap niteliğinde bir kitap da çıktı! Yakın zamanda okuduğum Sinan’ın Mihrimah’ı adlı kitapta, “Sinan’ın Mihrimah’ı, bizim, bizden öncekilerin, atalarımızın, köklerimizin Künay’ı olduğuna inandığımız bir sistem çözümlemesi, bir evren betimlemesi ve bir hâkimiyet tecellisidir” diyerek başlamış söze yazar. Yani açıkça Sinan’ın mihrimahı, Mihrimah Sultan değildir, demiş. Mihrimahın künay yani günay, yani güneş ve ay olduğunu, künayın devleti sembolize ettiğini anlatmış. O devletin o zamanlarki önemli kişilerinin bir bir üzerinde durmuş. Her bölümün sonunda konuşturulan zaman ruhu bir yerde, “Mihrimah Sultan, ismini mihrümah’tan almıştı. Mihrümah, kadim Türk kültürünün gün-ay’ı idi” diyerek açıklama getiriliyor. Tabii bu kitap best seller olmadı. Olmalıydı. Tam pazara uygun bir adı var. Aşk okumak isteyenler alacak ama bakacak ki aşk meşk yok. Aksine tarih var. Yorum var. Bilgi var. Hatta belge var. Ne olacak o zaman? Sıkılıp bırakacak. Yanlış pazarlama stratejisi. Kitap iyi, taktik başarısız. Kitaptan, Sinan’ın Mihrimah Sultan’a aşkı yakıştırmasına cevap olacak satırlar: “Onun sadakatle bağlı bulunduğu devletinin mutlak hakiminin kızı ve imparatorluğun yöneliminde kendisinden önce misali görülmemiş bir şekilde etkin bir hanım sultana duyduğu aşkı, o sultanın adını, üstelik sımsıkı bağlı bulunduğu dini İslâm’ın ibadet yeri olan iki caminin konumunda cisimleştirdiğine inananlar, incitirdi zamanın ruhunu. Demezler miydi, o hükümdar biricik kızının adını neden Mihrimah koydu? Yahut Sinan’ın devletine duyduğu aşkı azımsarlar mıydı ki, o iki camiyi kültürün en kadim çağlarından beri süregelen inanışların tetiklemesiyle değil, bu dünyaya ait bir sevdanın güdülemesiyle bina etsin?”

    Beğen

  4. bence mihrimah sultan gunlerin uzadigi aylarda bir dolunay zamani dogmus 🙂 ay/gunes takvimine bakildiginda mart-eylul arasi dolunay israrla gunes batmazdan az once doguyor gibi.. olabilir mi dersiniz?

    Beğen

  5. İskender PALA dedi zaten “uydurmaz olaydım” diye. Teke Tk programında canlı yayında izliyodum şahidim.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: