Siz Hangi Balıksınız?

Her şey, ofiste işlerin yoğun olmadığı o gri Aralık günü başladı. Millet neler yapıyormuş diye Facebook duvarımdan aşağıya doğru inerken gözüme Almanya bayrağı takılıverdi. Bi arkadaşım Facebook’taki o yüzlerce testten birisini yapmış ve Almanya vatandaşlık testini %90 başarıyla geçmiş. Kocaman puntolarla yazılmış kışkırtıcı bir mesaj tam karşımda duruyor: “Sen de geçebilir misin?” Altında da kocaman bir ‘Başla’ düğmesi! Patron da ortalıkta gözükmüyor. Bakalım genel kültürüm ne kadar iyi. Başla!

almantesti

Beş dakika içinde %90 ile geçtim testi sağ salim. Facebook’ta 900 tane arkadaşım var, “elbet takdir eden birileri çıkar” diyip duvarıma da yapıştırdım başarı belgemi. Ama içime de bi kurt düşmedi değil. Soruların en fazla yarısında cevabı kesin olarak biliyordum, nasıl oldu da bu kadar iyi bi skor aldım? Bi bit yeniği olmasın? Akşam eve gider gitmez hemen tekrar yaptım testi ve bu sefer cevabından emin olduğum sorulara bilerek yanlış cevaplar verdim. Voilà! Test sonucu cevapların %100’ünü doğru bildiğimi iddia ediyor. Bu test bir yalandan ibaret!

Eğer siz de dünyadaki neredeyse bir buçuk milyar Facebook kullanıcısından biriyseniz, anlattığım bu hikaye muhtemelen tanıdık gelmiştir.[1] Son aylarda sosyal medya birbirinden – hadi ‘saçma’ yerine ‘ilginç’ diyelim – testlerle kaynıyor: Hangi ülkenin vatandaşısınız? Hangi Star Wars kahramanısınız? Ücretsiz bi IQ testine ne dersiniz? Hatta, Hangi Sandviçsiniz?!

Peki bu kadar çok sayıda test (ya da İngilizcesiyle, quiz) ne oldu da bir anda Facebook ve diğer sosyal medyayı işgal ediverdi? Kim, neden hazırlıyor bunları? Ve tabi, biz neden bu kadar çok seviyoruz bu testleri? Yalansavar’ın bu yazısında bu sorulara yanıt arayacağız.

Önce işin kolayından başlayalım: Kim hazırlıyor bu testleri? Testlerin en çok bilinenlerini az sayıda şirket hazırlıyor. Bu şirketlerden bir tanesi olan BuzzFeed aslında popüler bir haber sitesi olma iddiasında, ama sitenin en çok ziyaret edilen sayfaları bu testlere ait. Testlerin getirdiği trafiği farkeden şirket artık günde en az bir tane yeni test yayınlıyor.[2] Hatta şirket, çalışanlarına kolaylık olsun diye bir yazılım da geliştirmiş, böylece her çalışan aklına geldikçe gidip yeni bir test oluşturabiliyor.[3]

sharecareBu sitelerin çoğu genelde basit, bilimsellikten uzak, eğlenceli testler yaratırken, bazı siteler ise daha spesifik konulara odaklanıyor. Mesela Dr. Mehmet Öz’ün başrolde oynadığı Sharecare sitesinin hazırladığı bir test, size ‘gerçek yaşınızı’ söylüyor![4]

Buraya kadar verdiğimiz bilgilerden, bu testleri sadece şirketlerin hazırladığı sonucu çıkmasın. İsteyen herkes İnternet’teki onlarca hazır programlardan birisini kullanarak kendi testini hazırlayabilir. Ancak bu yazıda işin daha çok ticari boyutuna dikkat çekiyoruz.

Şimdi gelelim ‘neden’ sorusuna… Şirketler bu işten ne kazanıyorlar?

Öncelikle ziyaretçi kazanıyorlar elbette. Sektördeki bir diğer şirket olan PlayBuzz da bu alanın liderlerinden.[5] Eski İsrail Başbakanı Ehud Olmert’in oğluna ait şirketi, sadece Amerika’dan her gün milyonlarca kişi ziyaret ediyor.[6] Ziyaretçi sayısı arttıkça da şirketlerin reklam gelirleri artıyor. Ancak bu gelir, buzdağının sadece görünen kısmı.

Normalde bir kurum ya da şirket size özel hayatınız, değerleriniz, alışkanlıklarınız, beğenileriniz vs. hakkında sorular sorsa belki çekinirsiniz ya da şüphelenirsiniz. Ancak konu eğlenceli bir test olunca davranış şeklimiz değişir. Hatta testin sonucunun doğru olabilmesi için olabildiğince içten cevaplar veririz. Bütün bu bilgiler de pazarlama şirketleri için eşsiz değerdedirler.[7] Mesela yukarıda bahsettiğimiz Sharecare sitesinin topladığı özel sağlık bilgilerinin, pazar arayışındaki büyük ilaç firmaları için önemini bir düşünün.

Bu testler aynı zamanda şirketler için birer direkt pazarlama fırsatıdırlar. Bir çoğunda reklam mesajları adeta gözünüzün içine sokulur. Reklamları kapatabilmek için sürekli x düğmesini arayıp durursunuz.[8]

Hatta Amerika’daki bazı siteler bu testleri para karşılığında satarak ya da kredi kartı bilgilerinizi vermenizi isteyerek de kar etmektedirler ancak bu risk, testlerin hemen hemen tamamı halen yurt dışında üretildiği ve İngilizce olduğu için, Türkiye’deki kredi kartı sahipleri için daha düşüktür.

Şimdi de gelelim, neden bu testleri bu kadar çok sevdiğimize.quiz

İçinde yaşadığımız kapitalist sistemin en el üstüne tutulan mesleklerinden bir tanesi pazarlama. Sürekli olarak insanlara daha fazla şey satma uğraşında olan şirketler, bir yandan da insan psikolojisi ve düşünce mekanizmalarının “zayıf” taraflarını kullanarak mallarını pazarlama peşindeler. Bu zayıf taraflarımızdan bir tanesi de, başkaları tarafından nasıl göründüğümüze verdiğimiz önem.

Ayna benliği (İng. ‘looking glass self’) Amerikalı sosyolog Charles Cooley’in 1900’lerin başında geliştirdiği ve halen kabul gören bir kavram. Cooley’e göre insanlar sadece başkalarının kendileri hakkında ne düşündüklerine önem vermekle kalmazlar, davranışlarını da buna göre ayarlarlar. Başkalarının bizim hakkımızda düşündükleri (daha doğrusu bizim bu konudaki tahminlerimiz) kendi benliğimizi de oluşturur, hatta zamanla değiştirir. Nasıl bir insan olduğumuz hakkındaki fikrimiz, kendimize bakışımızla başkalarının bize bakışının sürekli etkileşimleri sonucunda ortaya çıkar. Özellikle orta öğrenim yaşlarında bu konudaki takıntılar zirveye ulaşır, ancak sonrasında yetişkinlikte de devam eder. Utanç ve gurur gibi duygular da yine başkalarının bizi nasıl gördüğü hakkındaki düşüncelerimizin bir sonucudur.[9]

Bunu bilen pazarlamacılar, bahsettiğimiz bu testleri hazırlarken, kişiler ile çevreleri arasındaki bu bağı ticari çıkarları için kullanmaya çalışırlar. Özellikle sonuçların kullanıcılar için bir anlam ifade etmesi şarttır. Bilimsellik ya da doğruluk gibi ölçütler ikinci plandadır.[10] Birinin bizimle ilgilenmesi, bizi tanımaya çalışması (eğer ortada bir tehdit ihtimali yoksa) hoşumuza gider, gururumuzu okşar. Testler de bir açıdan bunu yapmaktadırlar. Ayrıca bu testlerin sonucunu Facebook’tan paylaşarak insanların bizim hakkımızdaki düşüncelerini de etkileme şansımız olduğunu düşünürüz. Dolayısıyla kendimizi kötü hissettiren test sonuçlarını yaymazken, kendimizi iyi hissettirenleri yayarız. (Yazının başında bahsettiğim ve sürekli %90-100 başarı oranı veren Almanya göçmenlik testi de muhtemelen hızlı yayılmak amacıyla yüksek skorlar vermektedir.)

1950’lerde sosyal psikolog Leon Festinger’in öne sürdüğü bir hipotez ise, eğer ortada nesnel araçlar yoksa, insanların kendi fikir ve yeteneklerini, kendilerini başkalarıyla kıyaslayarak tarttıklarını belirtmiştir.[11] Bu yazıda bahsettiğimiz testler de, kendimizi başkalarıyla kıyaslamamıza olanak sağlar. Ayrıca bu kıyaslamalar hem içinde bulunduğumuz toplumun bir parçası olduğumuz hissini kuvvetlendirirler, hem de ait olduğumuzu düşündüğümüz kültürel alt gruplara aidiyet duygumuzu arttırarak hayatımıza anlam katmamızı kolaylaştırırlar.[12] Ben kimim? sorusu her insanın içinde alevi sürekli yanan bir sorudur.

Bu noktada, ayna benliğinin İnternet ortamındaki etkisinin, gerçek hayattakinden daha farklı olabileceğini de belirtelim. Örneğin, Kuzey Kıbrıs’ta yapılan bir araştırmada, fiziksel özelliklerimizi ve kültürel arka planımızı nispeten daha rahat gizleyebildiğimiz Facebook’ta, ayna benliğinin gerçek hayattaki kadar kuvvetli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.[13]

Tabi şirketlerin nihai amacı, satmak istedikleri hizmet ya da ürünle test arasında bir bağ kurmaktır. Örneğin, eğer ev ürünler satan bir İnternet sitesinin sahibi iseniz, insanların beğendikleri renkler hakkında bir test hazırlayıp, test sırasında o renkteki ürünlerin reklamını yapmak, satışlarınızı arttırabilir.

Aslında bu tarz testler yeni icat edilmiş değiller. Mesela Cosmopolitan gibi dergilerde benzer testler uzun süreden beri yayınlanmaktadır. Ancak Facebook bir çok konuda olduğu gibi burda da bir katalizör işlevi görmüş ve bu testleri adeta bir salgına çevirmiştir. Bu testlerin yakın gelecekte etkilerini yitirme ihtimali yüksek olmakla birlikte, yayılmalarının altında yatan insani ihtiyaclar ve pazarlama uzmanlarının kar amaçlı çabaları sürdükçe, benzer salgınların eğlence ve oyun kisvesi altında ama farklı şekillerde sürekli olarak karşımıza çıkacaklarını tahmin etmek zor değil.

internet-securityPeki bir yandan eğlenirken, bir yandan da kendimizi ve özel bilgilerimizi nasıl koruyabiliriz?

Öncelikle İnternet’te girdiğimiz her sitenin, yaptığımız her tıklamanın, verdiğimiz her bilginin bir yerlerde kaydediliyor olduğu ihtimalini hiç akıldan çıkartmamak lazım. Şifre girerek bir üyelik oluşturmanızı isteyen sitelere karşı her zaman tedbirli olun. Kişisel bilgilerinizi isteyen sitelerin, bu bilgileri sizin izniniz olmaksızın paylaşabileceğini unutmayın. Banka veya kredi kartı hesap bilgilerinizi isteyen testleri kullanmayın. Eğer herhangi bir  İnternet sitenin güvenilirliğinden emin değilseniz, şu sitede sıralanmış araçları kullanarak kontrol edebilirsiniz.

Kaynakça

1 – http://www.statista.com/statistics/264810/number-of-monthly-active-facebook-users-worldwide/
2 – http://www.businessinsider.com/how-quizzes-affected-buzzfeeds-facebook-traffic-in-2014-2014-6
3 – http://nypost.com/2014/02/24/why-online-quizzes-are-taking-over-your-facebook-feed/
4 – http://www.sharecare.com/static/realage-sharecare
5 – http://www.businessweek.com/articles/2014-10-09/the-startup-that-outbuzzed-buzzfeed
6 – https://www.quantcast.com/playbuzz.com
7 – http://www.marketplace.org/topics/business/quizzes-are-free-data-mining-tools-brands
8 – http://www.pcworld.com/article/164527/online_quizzes.html
9 – http://en.wikipedia.org/wiki/Looking_glass_self
10 – http://www.jeffbullas.com/2014/12/05/6-great-examples-of-facebook-quiz-marketing/
11 – http://en.wikipedia.org/wiki/Social_comparison_theory#Initial_framework
12 – http://www.nbcnews.com/science/weird-science/why-do-you-love-personality-quizzes-experts-break-it-down-n169896
13 – http://www.academia.edu/1772061/_LOOKING_GLASS_SELF_AND_DISEMBODIMENT_IN_VIRTUAL_ENVIRONMENT_EXPLORATORY_STUDY_OF_THE_TURKISH_CYPRIOT_FACEBOOK_USERS_

About tugsan

Zonguldak doğumlu. Küçük yaşta okumayı öğrendikten sonra bir daha iflah olmadı.

6 Yanıt to “Siz Hangi Balıksınız?”

  1. Güzel bir makale olmuş tugsan, zevkle okudum.

    Yazının sonunda;
    “Öncelikle İnternet’te girdiğimiz her sitenin, yaptığımız her tıklamanın, verdiğimiz her bilginin bir yerlerde kaydediliyor olduğu ihtimalini hiç akıldan çıkartmamak lazım.” demişsin…

    “İhtimal” kelimesi kullanarak açıkcası biraz iyimser davranmışsın 🙂 lakin tüm bilgiler kanunen zorunlu olarak saklanmaktadır. Türkiye’de 5651 Sayılı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi” hakkında ki kanunun 5. maddesi 3.bendin de “kişilerin oluşturduğu trafik bilgisi”nin ne kadar saklanacağı açıkca belirtilmiş.

    Ne diyor orada; (Madde 5/3)
    “Yer sağlayıcı, yer sağladığı hizmetlere ilişkin trafik bilgilerini bir yıldan az ve iki yıldan fazla olmamak üzere yönetmelikte belirlenecek süre kadar saklamakla ve bu bilgilerin doğruluğunu, bütünlüğünü ve gizliliğini sağlamakla yükümlüdür.” denilmiştir.

    Yani İnternet bağlantısı satın aldığınız servis sağlayıcı firma oluşturduğunuz trafik bilgilerini belirli bir süre olası adli bir talep için saklamakla yükümlüdür.

    Aynı şekilde Google’da aratılan tüm kelimeleri IP adresleri ile birlikte log’lamaktadır.

    ABD’de ise durum daha vahimdir. Hiç girmeyelim oraya!

    Bir diğer konu test’lerin çözülmesi sırasında arka planda bilgisayarınızda ki açıkları arayan ufak script’lerin çalıştırılmasıdır. Bunlar test sayfalarının kaynak kodları arasındadır. Kullanılıyorsa eğer antivirüs yazılımları bunları bertaraf edebilir ama buradan da bir başka veri elde edilir. Bu kötü script’leri hazırlayan kişiler hangi antivirüs yazılımının daha çok kullanıldığını tespit eder. Bu veri ne işe yarar? Tek başına bile bu veri bir para elde edebilecek düzeyde iken diğer yandan en çok kullanılan antivirüs yazılımının engelleyemeceği scriptlerin üretilmesini sağlar!

    Yazını zevkle okudum eline sağlık…

    Beğen

  2. Güzel bir makale, yerinde tespitler… İlaveten Rahmetli Kemal Sunal’ın, “Şaban” tiplemelerinde sıklıkla kullandığı “Öyleyim değil mi?” repliğindeki teyit arama arzusu ve olası olumlu bir teyitin verdiği mutluluk da olabilir.

    Beğen

    • Bilgi eksiğim olma ihtimaline rağmen “ayna benlik” in psikolojideki “süper ego” dan farkını anlayamadım. amaç olarak ikisinde de “kabul görme ihtiyacı” öne çıkıyor sanırım.
      Ek olarak benzeri bir eylem; büyük perakende şirketlerin gerek telefon gerek e- posta yoluyla yolladıkları kampanya mesajları ile bankaların ” bankamızda ihtiyaç krediniz hazır, gelin alın” tarzındaki mesajlarının aynı zamanda gelmesidir.

      Beğen

  3. şu site yazdığınız yere tıklayınca site türkçe değil

    Beğen

  4. diğer bilgiler için ellerinize sağlık diyorum..

    Beğen

Trackbacks/Pingbacks

  1. Tevfik Uyar Kişisel Sitesi: BANKANIZ SİZİ GÖZETLİYOR OLABİLİR (Mİ?) - 24 Ocak 2015

    […] geçenlerde Tuğsan Kolcuoğlu, Yalansavar’da bu konulara değindiği şöyle güzel bir yazı kaleme almıştı. Merce Gözüküçük’ün Açık Bilim’de 2 yıl evvel daha genel […]

    Beğen

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: