Güneşlenme Dosyası – 2: Güneş Kremleri

sfp

Tatil ve plaj keyfi yaparken güneşin zararlı etkisinden korunmak önemli.

Güneşlenme dosyamızın ilk bölümünde, kansere ve diğer sağlık sorunlarına yol açan UV ışınlardan bahsetmiş, özellikle güneş altında uzun süre kalarak yanmaktan kaçınmamız gerektiğini anımsatmış ve D vitamini eksikliğini bahane eden medyatik hekimlerin önerdiği gibi öğlen güneş altında gezmenin sakıncalarını anlatmıştık.

Bu bölümde, söz verdiğimiz üzere güneş kremleri konusuna giriyor ve güneş kremleri hakkında sık sık sorulan soruları mercek altına alıyoruz:  Güneş kremleri gerçekten etkili mi? SPF ne demek? Hangi SPF’yi kullanmalıyız?  “Güneş kremleri kanser yapıyor!” iddası doğru mu?

Gelin bunları tek tek ele alalım.

Güneş Kremleri

UV ışınlarından kaçınmanın en etkin yolu güneş altında kalmamak, özellikle de UV ışınların fazla olduğu öğle saatlerinde. Ancak bu her zaman mümkün olmayabilir. Kimi zaman bu saatlerde dışarıda olmamız gerekir. Ayrıca  kısıtlı yıllık izinlerimizi de eve kapanarak geçirmek istemeyiz. Çoğumuzun aklına tatil deyince deniz kenarı, kamp yeri veya dağ yürüyüşü geliyor.

Bir önceki bölümde de bahsettiğim gibi, bu aktiviteleri yaparken mümkün olduğunca güneşten koruyucu şekilde giyinmekte fayda var: geniş kenarlı şapka, UV filtreli gözlük, plajda iseniz şemsiye. Bu koruyucu önlemlere ilaveten bir alternatifimiz daha var, o da güneş kremleri.

Güneş kremleri cildimizi UV’den iki şekilde koruyabiliyorlar: Bazılarının içerdiği moleküller UV ışınlarını yansıtırken, bazılarının etken maddeleri ise bu ışınları yansıtmak yerine emerek etkisiz hale getiriyor. Piyasada bu iki gruptan çok sayıda güneş kremi mevcut.

Çinko ve Titanyum içeren kremler

Çinko ve Titanyum içeren kremler UV ışınlarını yansıtarak cilde girmesini engelliyor.

Bu kremlerin tamamı, evrendeki bütün canlı ve cansız maddeler gibi, “kimyasal”lardan oluşuyor. Ancak güneş ışınlarını ne şekilde engellediklerine göre bir gruba ‘mekanik etkili’, diğer gruba da ‘kimyasal etkili’ kremler deniyor. Gelin aralarındaki farkı görelim:

  • Mekanik etkili / İnorganik kremler: Bunların başında çok uzun zamandır kullanılan çinko oksit ve titanyum dioksit içeren kremler geliyor. Bu aktif maddeler kremin içinde minik topaklar (partiküller) halinde bulunuyor. Bu moleküller, cilde sürüldüğünde bir ayna gibi davranarak UV ışınlarını yansıtıyor ve bu ışınların cilde nüfuz etmelerini engelliyorlar. Bu grup güneş kremleri hem oldukça etkili hem de oldukça güvenli. Sürülür sürülmez etkilerini göstermeye başlıyor ve hem UVA hem de UVB’ye karşı koruma sağlıyorlar. Tek sorunları genelde kireç gibi beyaz olmaları ve cilde sürüldüklerinde yoğunlukları nedeniyle dağıtmanın zor olması.
  • Kimyasal etkili / Organik kremler:  Bu maddeler, farklı kimyasal özelliklere sahip organik moleküllerden oluşuyor. Bunlar çoğunlukla bitkilerin pigmentlerinden sentezlenen moleküller ve cildimiz tarafından emildikten sonra, bize ulaşan UV ışınlarını emerek kimyasal tepkimelerle ısıya çeviriyor ve enerjilerinin yok olmasını sağlıyor. İçeriklerindeki kimyasal bileşenlere göre sadece UVB’ye veya hem UVA hem de UVB’ya karşı koruyucu olabilirler. Daha şeffaf görünümlü olan ve cilde sürülünce dağılan güneş kremleri genelde bu gruptan. Bu kremlerin içindeki en sık kullanılan maddeler oxybenzon, PABA ve retinil palmitat.

SPF Nedir?

her güneş kremi UVA ışınlarına karşı koruyucu değil. Alırken mutlaka kontrol edin.

Her güneş kremi UVA ışınlarına karşı koruyucu değil. Alırken mutlaka UVA da engellediğini kontrol edin.

Güneş kremlerinin çoğunun üzerinde kocaman harflerle yazılı SPF ifadelerini görüyoruz. SPF 15, SPF 30, SPF 60, hatta son zamanlarda SPF 100 kremler bile piyasada mevcut. Çoğumuzun tahmin ettiği gibi SPF, söz konusu güneş kreminin koruyuculuğunu gösteren bir sınıflandırma sistemi. Zaten SPF, sun protection factor kelimelerinin baş harflerinden ibaret ve güneş koruma faktörü demek.  Ancak farklı SPF değerleri arasındaki ilişki göründüğünden biraz daha karışık ve gerçekler güneş kremi üreten firmalarının yaratmak istediği algıdan kısmen farklı.

Evet, SPF gerçekten de bir güneş kreminin UV ışınlarını süzme yetisini gösteren bir indeks.  Ancak, SPF bize sadece kremin UVB süzme özelliğini gösteriyor, diğer kanserojen ışın olan UVA’yı süzme özelliği hakkında ise hiç bir fikir vermiyor. Kremlerin SPF değeri yükseldikçe, engelledikleri UVB miktarı da artıyor.

Kısaca karşılaştıracak olursak:

  • SPF 15, UVB ışınlarının %93’ünü engelliyor, sadece %7’sini (1/15’ini) geçiriyor.
  • SPF 30, UVB ışınlarının %96’sını engelliyor, sadece %4’ünü (1/30’unu) geçiriyor.
  • SPF 60, UVB ışınlarının %98’ini engelliyor, sadece %2’sini (1/60’ını) geçiriyor.

Bu tabloya bakınca gerçekten de SPF değeri ne kadar yüksekse o kadar iyiymiş gibi görünüyor. Ama esas durum biraz daha karmaşık.

Birincisi, SPF değeri sadece UVB süzme özelliğini gösteriyor demiştik. SPF rakamı yükseldikçe, kremin UVB süzme etkinliği artıyor, ama UVA etkinliği çoğu kez aynı oranda artmıyor. Yani SPF 90 olan bir krem, UVB ışınını SPF 30’a göre cilde üç kat daha az  geçirmesine rağmen, UVA geçirgenliği genelde aynı ölçüde azalmıyor. Sonuç olarak SPF yüksek kremleri kullandığımızda “daha güçlü krem sürdüm” diye kreme güvenip güneşte daha uzun kalırsak, aldığımız UVA miktarı artıyor. Kaldı ki esas kızarıklık ve ağrılı yanıklar UVB ürünü. Yani SPF 90 ile uzun süre güneş altında gezinirken vücudumuza yüksek doz UVA alsak da, yanıp kızarmadığımız için bunu fark etmiyoruz.

İkincisi, özellikle organik  kremlerin içindeki UV ışını soğuran moleküllerin yoğunluğu, bu moleküllerin UV ile karşılaştıklarında girdikleri tepkime nedeniyle zaman içinde azalıyor. Yani organik molekül içeren kremler, sürüldükten bir süre sonra etkinliğini kaybetmeye başlıyor. SPF değeri 90 olan bir kremi sürdükten bir saat sonra koruma etkisi SPF 90’ın altına düşüyor.

Ayrıca, yüksek SPF içeren kremler daha yüksek miktarda UV emici molekül içeriyorlar. Biraz aşağıda bahsedeceğimiz gibi bu, kremlerin içerdikleri moleküllerin etkileri kremin cinsine göre farklı olsa da, özellikle kremlerin içerdiği aktif maddelerden kaçınmak isteyen kişilerin dikkat etmesi gereken bir nokta.

Son olarak kremlerin SPF değeri arttıkça fiyatlarının da yükseldiğini ekleyelim.

lotionmsgTüm bu bilgilerden yapabileceğimiz ortak çıkarım şu:  SPF değeri çok yüksek kremler, reklamlarla yaratılmak istenen algıya rağmen aslında düşük SPF kremlere göre çok daha avantajlı sayılmazlar.  UV engelleme özellikleri arasındaki farkın (SPF 15 ile % 93 iken, SPF 30 ile %96) güneş altında geçen süreye bağlı olarak gittikçe azalması, UVA filtreleme miktarlarının SPF değeriyle aynı oranda artmaması, gene SPF değeri arttıkça kimi kremlerde sağlık açısından sakıncalı olabilecek etkin moleküllerin yoğunluğunun da artması ve fiyatlarının yüksekliği, bu kremleri kullanırken ihtiyatlı olmamız gerektiğini gösteriyor.

Hatta çoğu ülke, SPF 50 üzerindeki kremlerin satış ve reklamını sıkı kontrol altına almış durumda. Bu nedenle Avrupa ükelerinin çoğunda ve Japonya’da çoğu krem üreticisi  kremlerinin üzerine SPF 90 yerine SPF 50+ yazmak zorunda. Yani “50’den çok ama ne kadar çok olduğunu yazamıyorum, anlayın işte.”  ABD’de henüz böyle bir sınırlama yok, marketlerde SPF 100 diye satılan ürünler bile görmek mümkün.

UV ışınlarından ne kadar korunduğumuzu etkileyen bir diğer faktör de kremin ne kadar kullanıldığı. Standart SPF hesapları yaklaşık 30 ml ( iki çorba kaşığı) kremin tüm vücuda sürüldüğü varsayımıyla yapılıyor. Ama genelde çoğumuz bu miktardan çok daha az krem kullanıyoruz. Gerçek kişiler üzerinde yapılan gözlemlerde, kullanıcıların önerilen dozun yaklaşık dörtte biri krem kullandığını, ve önerilen sürelerde de uygulamayı tekrarlamadıklarını göstermiş.Yani önerilen şekilde kullanmadığımız takdirde kremin varsayılan SPF değeri etikette belirtilenin çok daha altına düşüyor.

Güneş kremleri ile ilgili iddialar

Buraya kadar güneş kremlerinin içeriklerinden ve işleme mekanizmalarından bahsettik. Gelelim güneş kremleri ile ilgili farklı ortamlarda dolanan iddialara:

“Güneş kremleri güneşten bile daha tehlikeliymiş, kanser ve kısırlık yapıyormuş!”

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, kimyasal yapıları ve çalışma prensipleri birbirinden epey farklı olan güneş kremlerini tek bir kefeye koyup haklarında genel bir kanıya varmak pek doğru değil. Bunun için farklı tür güneş kremleri ve bunların etkilerine bakmak lazım. Bu yazıda genel bir fikir vermesi adına en sık kullanılan birkaç maddeye değineceğiz.

Çinko oksit ve Titanyum dioksit:

Bu iki molekül güneş kremlerinde aktif madde olarak uzun süredir kullanılan maddeler. Son yıllarda gelişen nanoteknoloji sayesinde, aynı molekül yapısına sahip ama daha küçük partiküller içeren aktif maddelerle kremler yapılması mümkün oldu. Bu kremler farklı fiziksel özellikler gösteriyor.

Eski tip güneş kremlerinde partikül büyüklüğü 60-195 nm civarındaydı ve bu kremler kireç gibi beyaz görünüyor, sürerken topaklanıyordu. Nanoteknoloji ile partikül büyüklükleri 10-15 nm civarına indirildiğinde kremin görüntüsü kayda değer şekilde değişiyor, daha şeffaf, daha kolay sürülen hale geliyor. Her iki tip krem de halen piyasada mevcut. Etiketine bakarak ayırabileceğiniz gibi, görünüşünden de anlayabilirsiniz.

nanotechnology-in-sunscreen-uv-protection-17-638

Yukarıda, Titanyum Dioksit içeren bi kremin içerdiği partikül büyüklerine göre kıvam ve görüntüsünün nasıl değiştiğini görüyorsunuz. Büyük partiküllü kremler kireç görünümündeyken 10 nanometre ve altındaki partiküller kremi oldukça şeffaf hale getiriyor.

Yapılan araştırmalar standart büyüklükteki partiküller içeren çinko oksit ve titanyum dioksitin oldukça güvenli olduğunu göstermiş. Bu iki molekül de asal moleküller: Başka moleküllerle etkileşime girmiyor, ciltten emilip sistemimize geçmiyorlar. İkisi de güneş kremleri dışında pek çok üründe yıllardır kullanılıyor. Hatta çinko oksit, çinko eksikliğini önlemek için gıdalara eklenen güvenli bir katkı maddesi.

Son teknoloji ile geliştirilen nano-parçacıklı çinko oksit ve titanyum dioksit içeren kremlere gelince iş biraz daha karışıyor. Nano-parçacık boyutundaki bu maddelerle yapılan bazı çalışmalarda in vitro ortamda (yani laboratuvar ortamında test tübünde üretilen hayvan hücreleri üzerinde) UV ışın altında DNA’ya hasar veren serbest radikaller oluştuğu saptanmış. Ancak bu etkiler in vivo (yani yaşayan hayvanlarda) gözlenmemiş. Buna karşılık UV ışınlarının kanserojen etkisi çok daha kuvvetli delillerle kanıtlanmış durumda. Bu açıdan, henüz canlılarda herhangi bir zararı gözlenmemiş nanoteknolojik kremler de fayda-risk analizi açısından tercih edilebilir.

Ancak nano teknoloji ile birlikte gelen bir başka sorunu da göz ardı etmemek gerekli. Nano-parçacıklar çok yeni kullanılmaya başlamış bir teknolojinin ürünü, ve bağışıklık sistemlerimiz bu boydaki moleküllerle baş etmek için evrimleşmedi. Bu nedenle, şahsen nano-parçacıklar hakkında daha uzun vadeli gözlemler yapılana kadar biraz daha temkinli olmak gerektiğini düşünüyorum.

Retinil palmitat:

Genelde kozmetik endüstrisinde kırışıklık önleme kremlerinde kullanılan bu madde, aslında A vitaminin ciltte depolanan formundan başka birşey değil. Vücutta A vitamini ihtiyacı olduğunda ciltteki retinil palmitat aktif retinoik asitlere dönüşüyor. Güneş kremlerinde bulunan bu molekül aslında cildimizin sentez edip depoladığı molekülle aynı, ve her ikisi de UV ışınları altında serbest oksijen radikalleri oluşturuyorlar. Kimi biliminsanları, oluşan oksijen radikallerinin hücre hasarı yaparak kansere neden olduklarını iddia ediyorlar. Bu teoriyi test etmek için 2009’da yapılan bir deneyde, ciltlerine retinil palmitat (RP) sürülen bir grup fare bir yıl boyunca her gün 9 dakika Florida’nın öğlen güneşine bırakılmış. Gerçekten de RP sürülen grupta, krem sürülmeyen gruba göre daha fazla cilt kanseri olduğu saptanmış. Bu deneyin sonuçlarının RP’nin insanlar üzerine olabilecek etkilerini öngörme konusunda ne kadar yerinde olduğu ise tartışmalı. Yapılan benzer deneylerde bu  etkiye insanlarda rastlanmamış. İlaveten, bu deneyde kullanılan kremdeki  RP konsantrasyonu çok yüksek. Farelere her gün saf RP sürülmüş, oysa güneş kremlerindeki RP miktarı hem  daha az, hem de biz bu kremleri bir yıl boyunca her gün kullanmıyoruz. Ama yine de izlenmesi ve ilave verilerle karara varılması gereken bir durum. Risksiz alternatifler varken RP içeren güneş kremi kullanmaya çok gerek yok.

Oksibenzon

Kimyasal etkili/organik güneş kremlerinde en sık kullanılan bir diğer madde oksibenzon. Bu madde bazı çiçeklere rengini veren bir pigment. UVB ve az da olsa UVA ışınlarını emdiği için son yıllarda güneş kremlerinde kullanılıyor olsa da  son zamanlarda mercek altına alıınmış durumda.

Oksibenzon büyük oranda ciltten emiliyor ve vücudumuzda karaciğer ve böbrek aracılığıyla parçalanarak vücuttan uzaklaştırılıyor. Uygulama ardından testis, dalak, mide, kas ve böbreküstü bezlerinde de kısmen varlığı gösterilmiş. Son yapılan çalışmalarda Amerikalıların %97’sinin idrarında pozitif çıkmış olması ne kadar yaygın şekilde bu maddeye maruz kalınabileceğinin bir göstergesi.

Oksibenzon’un hücre kültürlerinde yapılan laboratuvar çalışmalarında östrojen benzeri etkisi olduğu gösterilmiş. Özellikle östrojen reseptörlerinden zengin meme kanseri hücreleri üzerine olumsuz etkileri olduğunu  gösteren deneyler var. İn vitro deneyleri takiben yapılan hayvan deneylerinde de östrojen benzeri etki kanıtlanmış. Örneğin yüksek dozda oksibenzon verilen farelerin rahim büyüklükleri, kontrol grubuna göre %23 yüksek bulunmuş. Ama bu deneyde farelere yedirilen oksibenzen miktarı astronomik oranda, günde kg başına 1500 mg.  Güneş kremlerini yemediğiniz sürece aynı dozda oksibenzon almanız pek mümkün değil!

Bu deneyden yola çıkarak, yaygınlığının da etkisi ile oksibenzon’un insanlara etkisini inceleyen çalışmalar da yapılmış. Gerçekten de %10’luk oksibenzon içeren kremi cm2 başına 2 mg süren deneklerde uygulamanın ardından kandaki oksibenzon miktarları yüksek saptanmış. Hatta uygulamadan sonraki ilk dört günde hem erkek hem kadın deneklerin kanlarındaki bazı hormon miktarlarında değişim saptanmış.  Ancak dördüncü günün sonunda bu değişim kaybolmuş ve değerler kontrol grubuyla aynı seviyeye gelmiş. Kısaca bu maddenin emildiğini, emilince kana ve diğer organlara geçtiğini tespit etmiş olmamıza rağmen uzun süre kullanımında herhangi bir olumsuz etkisi olduğunu kesin olaran saptayabilmiş değiliz.

PABA

PABA ya da parabenzoik asit, bakteri, mantar ve bitki hücreleri tarafından folik asit (B9 vitamini) sentezi sırasında oluşan bir bileşik. Piyasada besin takviyesi olarak da satılıyor. PABA, kimyasal güneş kremlerinde ilk kullanılan maddelerden biri; 1943 yılında güneş kremi aktif maddesi olarak patentlenmiş. Ancak son yıllarda allerjik reaksiyonlara neden olduğunun tespit edilmesi ve bazı çalışmalarda ciltte UV hasarını artırdığının gözlenmesi nedeniyle artık epey gözden düşmüş durumda. Bugün, çoğu güneş kremi PABA içermiyor, hatta üzerinde ‘PABA free’ (PABA içermez) ibaresi oluyor.

“Güneş kremi kullanmak D Vitamini eksikliğine neden oluyor. TV’de seyrettim, Prof. Sözdebilim sakın krem kullanmayın, öğlen vakti kremsiz güneşe çıkın dedi!”

D vitamini konusunu bir önceki bölümde uzun uzun anlatmıştık. Evet, derimizin D vitamini sentezlemesi için UV ışını gerekli, ama bahsettiğimiz gibi günümüzde tek D vitamini kaynağı güneş değil, artık pek çok besinde de D vitamini mevcut. Üstelik, derimizin D vitamini sentezi yapması için çok kısa bir süre ( haftada 2 defa, mevsimine göre 5-20 dk güneş) yeterli. D vitamini sentezliyorum diye kendinizi kandırıp Akdeniz güneşinde saatlerce yatmak gereksiz.

Kaldı ki, yukarıda SPF başlığında bahsettiğim üzere, zaten çoğumuz güneş kremini yetersiz kullanıyor, D vitamini sentezlemeye yetecek kadar UV ışınını kazara da olsa alıyoruz.

Ben D vitamininin kansersiz olanını tercih ediyorum, size de aynısını tavsiye ederim.

“Güneş kremi kullananlar daha çok kanser oluyormuş diyorlar? Melanom, güneş kremi kullananlarda daha sık görülüyormuş!”

Gene bir önceki bölümde güneş ve kanser ilişkisini uzun uzadıya anlatmıştım. Bugün, elimizdeki yüzlerce çalışmanın verilerine bakarak kesin olarak UVA ve UVB ışınlarının kanser yaptığını, ve güneş kremlerinin cildimize olan UV hasarını engelleyerek kanserden koruduğunu biliyoruz.

Güneş kremi olanların daha çok kanser olduğu efsanesi 1995-1997 yılları arası yapılan eski bir çalışmaya dayanıyor. Bu çalışmada denekler  SPF 6 güneş kremi kullanmışlar ve krem kullanan kişilerde daha çok melanom görülmüş. Ancak bu bulgulara rağmen, makaleyi yayınlayan doktorların kendi tespiti şu:  Denekler SPF değeri oldukça düşük bir krem kullanmışlar ve krem kullanan bu kişiler ‘güneşten korunacak önlem aldım’ hissiyatından kaynaklanan aşırı güven nedeniyle güneşte çok daha fazla vakit geçirmişler.

Bu yayından sonra, güneş kremi kullananlarda görülen melanom riskine ilişkin daha kapsamlı ve daha düzgün metodolojili  çalışmalar yapılmış. Bu çalışmaların ortak kanısı şu:  

  1. Güneş, melanom dahil tüm cilt kanserlerinin görülme oranını arttırıyor.
  2. Su toplayıp soyulacak derecede tekrar tekrar güneş yanığı olan kişiler ve solaryuma giden kişilerde melanom çok daha fazla görülüyor.
  3. Güneş koruyucu faktör içeren kremler uygun miktarda kullanıldığında melanom oluşma ihtimalini azaltıyor.

“Güneş kremleri kimyasal!  Oysa ben çocuğumu kimyasallardan koruyorum, onun yerine kakao ve zeytinyağı sürüyorum!”

Biliyor musunuz, UVA ve UVB de gayet doğal. Hatta kanser yapıyor diye çoğumuzun kaçındığı kimyasal etkili güneş yağlarının içindeki tüm maddeler de bitkilerden elde ediliyor.

Bir şeyin iyi veya kötü olduğuna doğal olup olmadığına bakarak karar veremeyiz.  Sıtma hastalığı da doğal, arsenik zehiri de…. Mesela başka ne doğal ve bitkisel, biliyor musunuz? Sigara! Oysa bugün sigara ve tütün içeren tüm ürünlerin insan sağlığı için çok berbat bir şey olduğu konusunda hemfikiriz sanırım.

TV ve gazetelerde yapılan korku tüccarlığı insanların kendileri ve çocukları için zararlı olacak etkisiz İdoğalİ yollara itiyor.

TV ve gazetelerde yapılan korku tüccarlığı insanların kendileri ve çocukları için zararlı olacak etkisiz ‘doğal’ yollara itiyor.

Doğa, bizi öldürmeyi başaracak pek çok hayvan, bitki ve madde ile dolu. Modern tıp öncesinde ortalama yaşam süremizin 40 civarında olduğu, etrafımızdaki doğal maddelerin çoğunun uzun vadede hepimize zararlı olabileceği bir dünyada yaşamımızı sürdürüyoruz. Bu ortamda neyin zararlı neyin zararsız olduğuna doğal olup olmadığına bakarak karar veremeyiz. Bu konuda doğru karar vermemizi sağlayacak şey o maddenin zararlı olduğuna dair kanıtları incelemek, ki biz de bu yazıda bunu yapıyoruz.

Kıssadan hisse

Kısaca toparlayıp özetleyelim:

  • Güneşten gelen hem UVA hem de UVB ışınların kanserojen etkileri vardır ve bunlardan mümkün olduğunca kaçınmak gerekir. Özellikle çocuklarınızı güneşten koruyun, güneş yanığı olmamalarına dikkat edin.
  • UV ışınları faydalı D vitamini sentezlese de, günümüzde D vitaminini kanser riskinizi artırmadan – örneğin besin yoluyla –  almak mümkün.
  • Güneşten korunmanın en iyi yolu güneş gözlüğü, şapka ve plaj şemsiyesi ve uzun kollu bluz, plaj kıyafeti gibi yöntemler. Güneş kremleri ikincil tercih edilecek korunma yöntemleri. Bunlar, UV ışınlarını yansıtarak veya emerek cildimizi UV hasarından koruyorlar.
  • Organik moleküller içeren kimyasal etkili kremlerin ve çinko/ titanyum kremlerden nano-parçacıklı olanlarının uzun vadeli etkisi hala tartışmalı bir konu. Şu an için görünen o ki, en risksiz güneş kremleri büyük moleküllü çinko oksit ve titanyum dioksit içeren kremler. Evet kireç gibiler, zor sürülüyorlar, pütürleniyorlar ama onları tercih edin.
  • Sprey formunda güneş kremlerini kullanmayın. Ne kadar dikkatli olursanız olun soluma yolu ile akciğerlerinize ve oradan da dolaşımınıza geçme riskleri var. Henüz bağışıklık sistemlerimizin nano-parçacıklara uzun vadede ne gibi tepkiler vereceğini bilmiyoruz.
  • Kullandığınız kremin hem UVA ve UVB filtreli olduğundan emin olun. Çoğu krem sadece UVB’ye karşı etkili.  Güneş kremi seçerken üzerinde iki tür UV’ye karşı koruyucu olduğunu gösteren bir ibare arayın.
  • Yüksek SPF’li krem kullandığınız için güneşte çok daha uzun süre kalabileceğiniz veya kremi daha az sıklıkta sürebileceğiniz gibi sahte güven duygularına kapılmayın. Yeterli koruma için doğru kullanılan SPF 15 veya SPF 30 çoğu zaman yeterli.
  • Çinko/ titanyum içeren krem kullanıyorsanız kreminizi güneşe çıkmadan hemen önce sürebilirsiniz. Ancak kimyasal etkili krem kullanmayı tercih ediyorsanız bu kremleri güneşe çıkmadan yaklaşık 30 dakika önce sürün ki önce cilt tarafında emilip aktif hale gelsinler.
  • Güneş kremini tercihen çıplakken, mayonuzu giymeden önce sürün. Böylece mayo-ten sınırında sürmeyi unuttuğunuz yerlerin yanması gibi sıkıntılarla karşılaşmazsınız.
  • Güneş altında kaldığınız süre boyunca yaklaşık 2 saatte bir tekrar kremlenin.  Bu sırada deniz veya havuza girdiyseniz çıkar çıkmaz tekrar krem sürün.
  • Kremlerin üzerinde belirtilen SPF değeri kadar koruma sağlamasını istiyorsanız, önerilen miktarlarda kullanın. Bir yetişkin her iki saatte bir yaklaşık iki çorba kaşığı (yaklaşık 30 ml) kremi tüm vücuduna sürmesi gerekli. Çocukların vücut yüzey alanı daha küçük, dolayısıyla bu miktar daha az olabilir.
Güneş ve plajın keyfini bilinçli çıkarın.

Güneş ve plajın keyfini bilinçli çıkarın.

Kaynaklar:

  1. Current sunscreen controversies: a critical reviewMark E. Burnett, Steven Q. Wang. Photodermatology, Photoimmunology & Photomedicine. Volume 27, Issue 2, pages 58–67, April 2011
  2. Photostability of commercial sunscreens upon sun exposure and irradiation by ultraviolet lamps. Helena Gonzalez, Nils Tarras-Wahlberg, Birgitta Strömdahl, Asta Juzeniene, Johan Moan, Olle Larkö, Arne Rosén and Ann-Marie Wennberg. BMC Dermatology 2007, 7:1 doi:10.1186/1471-5945-7-1
  3. Sun exposure and vitamin D sufficiency. Barbara A Gilchrest.Am J Clin Nutr August 2008 vol. 88 no. 2 570S-577S
  4. Reduced Melanoma After Regular Sunscreen Use: Randomized Trial Follow-Up.  Adèle C. Green, Gail M. Williams, Valerie Logan and Geoffrey M. Strutton. American Society of Clinical Oncology.anuary 20, 2011 vol. 29 no. 3 257-263
  5. 2015 Guide to Sunscreens. Environmental Working Group. 2015.
  6. What is wrong with high SPF?  Environmental Working Group. 2015.
  7. The Great Sunscreen Cover Up. Scott Gavura. Science Based Medicine, June 2010.
  8. Melanocytes are deficient in repair of oxidative dna damage and uv-induced photoproducts. Proceedings of the National Academy of Sciences 107, 12180-12185 (2010)
  9. Therapeutic Goods Administration of Australia. TGA Fact Sheet: Sunscreen. July 21, 2011.
  10. U.S. Department of Health and Human Services, Public Health Service, National Toxicology Program. Report on Carcinogens, Eleventh Edition (Ultraviolet Radiation Related Exposures).
  11. Swallowing sunscreen. U.S. National Institutes of Health. Swallowing sunscreen.
  12. Protection Against Exposure to Ultraviolet Radiation. World Health Organization.

About isil_arican

Yalansavar'ın kurucusu, San Fransisco'da yaşayan bir Tıp Doktoru. Stanford Üniversitesi Çocuk Hastanesi'nde Klinik Bilgi İşlem Direktörü. Bay Area Skeptics Yönetim Kurulu Üyesi. Boş zamanlarında sözde bilimle savaşıyor, Yalansavar'a ve Trepanasyon'a yazıyor, TED çevirileri yapıyor, kedi seviyor, evde bira kaynatıyor, bir de bu aralar The Witcher oynuyor.

9 Yanıt to “Güneşlenme Dosyası – 2: Güneş Kremleri”

  1. Harika bir yazı olmuş, teşekkürler 🙂

    Beğen

  2. Çok güzel bir yazı olmuş, ellerinize sağlık. Yapılan araştırmalar titanyum dioksit in oldukça güvenli olduğunu gösteriyor demişsiniz, acaba kaynağı paylaşabilir misiniz?

    Beğen

  3. Çinko oksit pişik kremlerinde de uzun yıllardır kullanılıyor. Bebeklerde ki bu kullanımla ilgili çekincelerden bahsediliyor. Bu konuyada açıklık getirebilir misiniz? Sadece namo partikül boyutta kullanılması ile ilgili bir sıkıntı mı yoksa çinko oksit bileşiği ile ilgili olumsuz yeni araştırma sonuçları mı var?
    Ayrıca yazınızı çok beğendim. Son derece konuyu toparlayıcı. Teşekkürler.

    Beğen

  4. Açıklayıcı ve kapsamlı yazınız için teşekkürler 🙂

    Beğen

  5. merhaba yazınız gerçekten aydınlatıcı olmuş. merak ettiğim bir konu var, nano parcacık (10-15 nm)kullanıldığını içerik kısmında tebliğ etmek zorunda mı firmalar yoksa sadece titanium dioksit yazabiliyorlar mı? güneş kremleri için soruyorum.görüntüsünden ayırt etmenin haricinde içerikten nasıl anlayabiliriz?

    Beğen

    • Tebliğ mecburiyeti ülkeden ülkeye çok değişiyor. Çoğu ülkede partikül boyutunun tebliğ edilmesi yönünde bir zorunluluk yok. O nedenle ben genelde alırken az miktarda elime alıp ne kadar beyaz ve kalın dokulu olduğuna bakıyorum. Genelde ‘environmental friendly’ diye satılanlar daha byük partiküllü. Ama gene de test edin kendiniz.

      Beğen

  6. Merhaba, yazınızı okudum ancak anlamadığım bir nokta var çölyak şüphesi nedeniyle doktor D vitamin seviyeme de bakmisti ve 4 cikmisti(en düşük 20). Ampul verildi kullandım ve evet hayatım değişti diyebilirim.Saat 12 ve sicaklik durumuna gore 4 veya 6 arasında sicaga tahammülum olmamasindan kaynakli dışarı çıkamıyordum ancak hic güneş görmüyor değilim. Omega 3 takviyesi multivitamin desteği ve her öğünde mutlaka peynir ve yoğurt tuketen sut urunleri bagimlisi bir insanim. Benim seviye bu ciktiginda esim de baktirdi onun ki ise 3.5 idi. O kadar ki eczanelerde d vitamini bulamadigim icin buldugum zaman kullanacagim diger dozlari da almak durumunda kaldim. Doktorla bu konu uzerine konuştuğumuz zaman d vitamini eksikliğinin neredeyse salgın boyutunda olduğunu söyledi. Bu nasıl olabilir?

    Beğen

    • Vitamin eksikliklerinin cesitli nedenleri var. Beslenme, emilim sorunlari, gues gormeme, diger metabolik bozukluklar vitamin eksiligi nedeni olabilir. D Vitamin eksikligi ozellikle sinsi seyrettigi icin cok rastlaniyor cunku kisilerde net bir bulgu yaratmiyor. Doktorlarin vaka basinda o kisiye ozgu kosullarla degerlendirme yapmasi gereken bir durum.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: