Güneşlenme Dosyası – 1: UV Işınları, D Vitamini ve Kanser

tumblr_m53im5Jgr01qewb27o1_1280

Etrafta dolanan ve öğlen güneşine çıkmamızı öneren “Güneşlenme Takvimleri” ne kadar doğru?

Yaz mevsimi her yıl olduğu gibi bu yıl da pek çok soruyu beraberinde getirdi: Güneşe çıkalım mı? Çıkacaksak ne kadar çıkalım? UV (ultraviyole) ışınları gerçekten zararlı mı? Ya güneşe çıkmadığım için D vitamini eksikliği olursa? Güneşten ne kadar korunmalı? Güneş kremi kullanmak sağlığa zararlı mı?….

Bu yazı dizisinde bu soruları cevaplamaya çalışıp ortalıkta dolanan güneşlenme safsatalarını çürüteceğiz. İlk bölümde güneş ışınları, ultraviyole ışınlar ve cildimize olan etkilerini inceleyeceğiz, ikinci bölümde ise sık tartışılan güneş kremleri konusuna değineceğiz.

Dünyamızı Isıtan ve Aydınlatan Güneş

Güneş, 4.5 milyar yıldır dünyamızı ısıtan ve aydınlatan yıldız. Biz burada olsak da olmasak da bir o kadar yıl daha dünyayı aydınlatıp ısıtmaya devam edecek, ve yaklaşık 5 milyar yıl sonra bir kızıl dev haline gelip güneş sistemindeki gezegenleri yutacak, ardından da yakıtı bitince sönük bir beyaz cüce olarak yaşantısına devam edecek.

Dünya üzerinde yaşayan tüm canlılar, hayatta kalmalarını Güneş’e borçlular. Güneş’te meydana gelen nükleer reaksiyonlar sayesinde oluşan enerji, elektromanyetik dalgalar halinde Dünya’ya gelerek Dünya’nın aydınlanmasını ve ısınmasını sağlıyor. Güneş hemen hemen elektromanyetik tayfta yer alan her tür ışınımı salıyor: X-ışınları, ultraviyole (morötesi) ışınlar, görünür ışık, infrared (kızılaltı) ışıklar ve hatta radyo dalgaları. Dünyanın atmosferi bu ışınların en tehlikeli ve ölümcül olanlarını kısmen süzüyor, süzülmeyen ışınlar ise bizlere ulaşıyor.

Bu yazıda, güneşlenme ile olan bağlantısından dolayı sadece ultraviyole ışınlarından bahsedeceğiz.

Ultraviyole Işınlar: UVA, UVB ve UVC

UV ışınlar, güneşten dünyaya ulaşan elektromanyetik spektrumun gözle göremediğimiz bir parçasıdır. Dalga boyları görünür ışıktan daha küçük olduğu ve gözlerimizdeki mercek UV ışınları süzdüğü için normalde insan gözü ile bu ışınları göremiyoruz. (Nadiren, göz merceği olmayan bazı insanlar UV ışınların çok az bir kısmını görebiliyorlar. Daha önce Açık Bilim’de UV ışınlarını görebilen bir ressamın ilginç öyküsünü yazmıştım.)

Atmosferden geçerek dünyaya ulaşan üç tür UV ışın var:  UVA, UVB ve UVC.

visiblelightuvdiagram

Görünür ışık, UVA ve UVB

  • UVA: Dalga boyu 315- 340 nm arasında değişiyor. Ozon tabakası tarafından hiç süzülmediği için yeryüzüne ve bize en az filtrelenerek ulaşan UV ışını UVA. Derimize değdiğinde en derin katmanlara dek nüfüz eden ve bronzlaşmaya neden olan bu UV türü.  Yakın zamanda dek zararlı olmadığı düşünülen UVA’nın da artık oldukça zararlı olduğunu biliyoruz.  Solaryumlarda kullanılan bronzlaşma ampülleri UVA yayıyorlar. UVA aynı zamanda camdan da geçebiliyor, o nedenle eğer camlarda UVA filtreli film yoksa, araba içinde veya kapalı mekanda pencere önünde bile UVA’ya maruz kalmak olası.
  • UVB: Dalga boyu 280 – 315 nm arasında değişiyor. Çoğunluğu atmosfer tarafından emilse de, kayda değecek miktarı bize ulaşıyor. Güneş altında kaldığımızda oluşan güneş yanığına neden olan ve kalıcı DNA hasarı nedeniyle kanserojen olduğunu en uzun zamandır bildiğimiz UV türü. UVB ışınları camdan geçemiyorlar.
  • UVC: Dalga boyu 100-280 nm arasındadır. Bu UV ışını atmosferdeki oksijen atomları ile reaksiyona girerek oksijenden ozon oluşmasını sağlıyor. Bu reaksiyon sayesinde de yeryüzüne hemen hemen hiç ulaşmıyor. Bakteri öldürme özelliği nedeniyle UVC lambaları sterilizasyon ve pastörizasyon amaçlı kullanılıyor.

UV ışınlarının hem faydalı, hem zararlı yönleri var. Kemik gelişiminde önemli bir yeri olan D vitamini, derimizde UV ışınları ile sentezleniyor. Ayrıca Multiple Skleroz ve mevsimsel depresyon gibi rahatsızlıklarda da UV ışınlarının olumlu etkileri gözlenmiş.

Ancak bu olumlu etkilerine rağmen, tüm UV ışınları kanserojen ışınlar. Buna rağmen  pek çok ‘doğallık’ savunucusu sitede bu ışınların zararsızmış gibi lanse edildiğini görüyoruz.  En başlarda solaryumlar ilk moda olduğunda UVA ışınlarının zararsız olduğu iddia edilirken, son aylarda internette dolanan yalan yanlış bilgilerle hazırlanmış güneşlenme takvimlerinde büyük bir sorumsuzluk örneği olarak UVB sanki hiç zararı yokmuş gibi okuyuculara sunuluyor. Oysa hem UVA hem UVB, hemen her tür cilt kanserine neden oldukları gibi, cilt yaşlanmasını hızlandırıyor ve gözde katarakt oluşmasına  neden oluyorlar. Ayrıca bir diğer yaygın göz hastalığı olan ve ilerleyen yaşlarda körlükle sonuçlanan maküler dejenerasyon (sarı nokta hastalığı)  oluşumunda da rol oynadıkları düşünülüyor.

Capture

“Güneşlenme takvimi” başlığı ile internette dolanan ve binlerce insan tarafından paylaşılan yanlışlarla dolu sorumsuz yazılara bir örnek.

Tıp dünyası (farklı söylemlerle gündeme oturmaya çalışan marjinal birkaç medya hekimi hariç) bazı faydaları olsa da kanserojen etkilerinin de olması nedeniyle UV ışınlardan kaçınmak gerektiğinde hemfikir.

Gelin UV ışınlarına maruz kalmanın ne gibi sorunlara neden olduğuna biraz daha yakından bakalım:

Yaşlanma:
nejmicm1104059_f1

Bu, 28 yıl boyunca kurye kamyonu şoförlüğü yapan 69 yaşındaki bu hastanın resmi. Hastanın yüzünün cama yakın yarısı yıllar boyu kamyon camından geçen UVA ışınlarına maruz kaldığından diğer yarıya göre kayda değer oranda yaşlanmış. Kaynak: NEJM, 2012

Cildimizde ilerleyen yaşla birlikte görülen istenmeyen pek çok değişikliğin altında UV ışınları yatıyor. UV ışınlarına maruz kalan ciltte, mutasyonlar ve kimyasal reaksiyonlar sonucu kollajen sentezi bozuluyor, cildin elastikliği kayboluyor. Güneşe tekrar tekrar maruz kalmakla, özellikle cildin derin tabakalarına ulaşan UVA ışınları, taze hücre üreten dermis tabakasında hasara yol açıyor. Böylece cildin yenilenmesi yavaşlıyor; ciltte lekeler, benler ve damarlar beliriyor; kanserleşme ihtimali barındıran sertleşmiş nodüller ortaya çıkmaya başlıyor. Dudakların rengi solarken, güneş gören yerlerde kırışıklar başlıyor ve bunlar zamanla derinleşiyorlar. Yaş ilerleyip ciltteki UV hasarı zamanla birikerek arttıkça bu değişiklikler daha gözle görülür hale geliyor. Bu nedenle son yıllarda çoğu kozmetik kremi güneş koruyucu faktörler içeriyorlar, çünkü cildinizin kırışıp yaşlanmasını engelleyecek en önemli müdahale UV ışınlarından kaçınmak.

Kanser:
squamous_cell_carcinoma

Skuamöz hücreli cilt kanseri (SCC) Bu kanser sıklıkla direk güneş ışınına maruz kalan alt dudak, burun, kulak gibi yerlerde görülüyor.

Cilt kanserleri en sık görülen kanserlerden biri. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl yaklaşık 2-3 milyon insana cilt kanseri tanısı konuyor, 66.000 kişi de cilt kanserleri nedeniyle ölüyor.

Farklı türlerde cilt kanserleri mevcut. Bunlardan en ciddi olan malign melanom, tüm cilt kanserlerinin %3’üne sebep olsa da, cilt kanseri yüzünden olan ölümlerin %75’inin nedeni. Daha sık görülen iki tür cilt kanseri bazoselüler kanser (BCC) ve skuamöz hücreli kanserler (SCC). Bunlar melanom kadar habis (yani kötü huylu) değiller ve diğer uzak organlara yayılmıyorlar, ancak tedavi edilmedikleri zaman komşu dokulara yayılarak çirkin görünüme, ciddi şekil bozukluklarına daha ileri vakalarda ise ciddi fonksiyonel problemlere (örneğin burun şekil bozukluğu nedeniyle solunum problemleri, dudak şekil bozukluğu nedeniyle konuşma bozukluğu)  hatta nadir de olsa ölüme sebep olabiliyorlar.

450px-Melanoma_vs_normal_mole_ABCD_rule_NCI_Visuals_Online

Solda, çeşitli Malign Melanom resimleri, sağda ise iyi huylu ben resimleri görülmekte. Benlerde asimetri, kenarlarda düzensizlik, renklenme (farklı tonların belirmesi) ve çaplarının büyümesi Melanom şüphesi ile mutlaka muayene edilmelerini gerektiren değişiklikler.

Bugün, tüm cilt kanserlerinin oluşumunda güneş ışınlarının, daha doğru bir ifade ile UV ışınların rol oynadığını biliyoruz. UV ışınları, cilt hücreleri içindeki DNA’yı mutasyona uğratarak bu hücrelerin genetik yapısını değiştiriyor ve kanserleşmeye gidecek değişiklikleri tetikliyor. Yüksek enerjili UVB ışınlarının DNA’ya hasar vererek kansere yol açabileceği uzun zamandır biliniyordu, ancak yakın zamana dek daha düşük enerjili UVA ışınlarının kansere neden olmadığı düşünülmekteydi. Hatta bu nedenle solaryum cihazları  ‘Sadece UVA içerdiğinden kansere neden olmaz’ diye pazarlanıyordu. Ancak artık, enerji olarak daha zayıf olsalar da, UVB’ye göre yeryüzüne 30-50 kat daha fazla ulaşan ve çok daha derin tabakalara nüfuz edebilen UVA ışınlarının da kanser oluşumunda rol oynadığı kanıtlandı. Son yıllarda yapılan çalışmalar, UVA ışınlarının epidermisin bazal tabakasında yer alan keratin içeren hücrelere zarar verdiğini ve zarar gören bu keratinositlerin kanser oluşumunu başlattığı yönünde. Örneğin sadece UVA yayan solaryum cihazı kullanarak bronzlaşan kişilerin cilt kanserine yakalanma oranları daha fazla! Bu oranın solaryum kullanma miktarına göre artış gösteriyor olması, solaryum kullanımının cilt kanseri oluşumunda etkili olduğunun bir göstergesi. Solaryum kullananlarda bazal hücreli cilt kanserleri 1,5, skuamöz hücreli cilt kanserleri 2,5 kat daha sık görülüyor. Genç yaşta düzenli solaryuma gitmeye başlayan kişilerde melanom görülme ihtimali ise %75 daha fazla.

Kısacası, hem UVA hem UVB’ye maruz kalma her tür cilt kanserine yakalanma riskini arttırıyor. Elbette ki bu etki, UV ışınların dozu, maruz kalınan süre ve kişinin cilt rengine göre değişkenlik gösterebiliyor. Örneğin daha açık ton cilde sahip kişiler daha yüksek risk altında.

Tekrarlanan, uzun süreli güneşlenmeler BCC ve SCC riskini arttırıyor. Bu tür cilt kanserleri genelde cildin güneşe maruz kalan kısımlarında görülüyor ve yaşla, ya da güneşe maruz kalınan yıllar arttıkça, ortaya çıkma oranları da artıyor.

Peeling sunburned back

Su toplama ve soyulma ile sonuçlanan ciddi yanıklar Malign Melanom’a davetiye çıkarıyor.

Diğer cilt kanserlerinden farklı ve daha tehlikeli olan melanom ile güneş bağlantısı ise biraz daha karmaşık. Melanom, güneşe maruz kalmayan yerlerde (ayak tabanı, genital bölge vs.) de ortaya çıkabildiğinden son yıllara dek güneşle olan ilgisi epey tartışmalıydı. Hatta kısa süreli güneşlenmenin cildin güneş yanığına dayanıklılığını artırarak melanom riskini azalttığı düşünülüyordu. Ancak son çalışmalar, özellikle genç yaşta, defalarca şiddetli güneş yanığı (hani şu su toplayıp soyulduğumuz cinsten) geçirmiş kişilerde malign melanom riskinin daha fazla olduğunu gösteriyor. Sürekli solaryum kullanıcılarında da melanom vakalarında kayda değer oranda artış gözlenmesi üzerine, bugün tıp dünyası malign melanom oluşumunda da UV ışınlarının önemli etkisi olduğu yönünde hemfikir. Son yapılan moleküler analizlerde de melanom oluşumunda rol oynayan mutasyonun, UV ışını tarafından yapılan tahribatla uyumlu olduğu ve UV’ye maruz kalan melanom hücrelerinin metastaza (diğer dokulara yayılmaya) meyillerinin arttığı saptanmış. Avustralya’da yapılan bir çalışmada da, gençlerde görülen malign melanom vakalarının güneş kremi kullanılmaya başladıkça düştüğü gözlenmiş.

Bağışıklık sistemi zayıflığı:

UV ışınlarının bir başka olumsuz etkisi de bağışıklık sistemine yönelik. Şiddetli güneş yanıklarının hemen ardındaki 24 saat içinde vücuttaki akyuvar sayısında düştüğü ve dağılımlarının bozulduğu gözlenmiş. Vücuda giren enfeksiyonlarla uğraşan ve kanserleşmiş hücreleri temizlemekle görevli akyuvarların sayılarının azalması ve fonksiyonlarının bozulması enfeksiyona davetiye çıkarıyor. Çok şiddetli yanıklardan sonra soğuk algınlığı belirtileri göstermeniz veya dudağınızdaki uçuğun azıp yeniden patlaması bu yüzden. Biliminsanları, UV ışınlarının bağışıklık sistemine olan bu olumsuz etkisinin melanom oluşmasında da rol oynadığını düşünüyorlar.

Göz hasarları:

UV ışınlarının bir başka istenmeyen etkisi de kataraktlar. Göz merceğimizin şeffaflığını kaybederek opaklaşmasına katarakt diyoruz. Yaşlılık, sistemik hastalıklar gibi nedenlerin yanı sıra, yüksek miktarda UV ışınlarına uzun süre maruz kalmak da katarakta yol açan etmenlerin başında geliyor.

UV ışınları ayrıca gözdeki retina tabakasına da zarar veriyor.  Örneğin en sık karşılaşılan körlük nedeni olan maküler dejenerasyon (sarı nokta) hastalığında rol oynadıkları düşünülmekte.

Yukarıdaki tüm sağlık sorunları göz önüne alındığında UV ışınlarının yarattığı risk ortada. Hal böyleyken, pek çok alternatif tıp sitesi veya farklı söylemlerle medyada boy göstermeyi seven hekimler sorumsuzca beyanatlarda bulunuyor, insanları öğlen vakti güneşe çıkmaya teşvik ediyor, UV ışınlarının zararlı olmadığını iddia ediyorlar. Bu iddialarının ardında da bir dayanakları var: D vitamini

D vitamini ve sağlığımız

Pics of Rickets disease from the Internet.

Raşitizm’de sık görülen parantez bacak.

D vitamini, gerçekten de bedenimizin fonksiyonlarının düzgün çalışması için gerekli olan hayati maddelerden biri. Ana görevi kalsiyum ve fosfor gibi minerallerin kemik dokusu tarafından emilimini düzenlemek. D vitamininin aynı zamanda bağışıklık sistemi fonksiyonlarında da rol oynadığı tahmin ediliyor. D vitamini eksikliği, raşitizm dediğimiz, çocukların kemiklerinde mineral yoksunluğu hastalığına neden oluyor. D vitamini eksikliği iolan çocukların kemikleri gelişemiyor, vücutlarından çeşitli deformiteler ortaya çıkıyor ve kemikleri kırılgan hale geliyor. Yetişkinlikte ortaya çıkan D vitamini eksikliği (osteomalazi) de benzer belirtilere neden oluyor.

D vitamini, güneş yardımı ile cildimiz tarafından sentezlenen bir molekül. Besinlerle aldığımız 7-dehidrokolesterol, cilt hücrelerimizde UVB yardımı ile D vitaminine dönüştürülüyor ve yağ hücreleri içinde depolanıyor. Buradan, vücudun ihtiyacı olacak kadar miktar, karaciğer ve böbreklerde gerçekleşen bir dizi kimyasal tepkime sonucunda kana salınıyor.

Son yıllarda D vitamini üzerinde yapılan son çalışmaların ışığında günlük D vitamini dozu ihtiyacımız yeniden tespit edildi. Şu an için önerilen miktar günde 400 – 1000 IU (10 – 25 mikrogram) arasında değişiyor. Elbette gelişmekte olan çocuklar ve hamilelik gibi özel durumlarda bu miktarlar değişebiliyor.

Vücudumuzun ihtiyacı olan D vitaminini sentezlemek için kısa bir süre güneş altında olmak yeterli.  Örneğin ülkemizin de içinde bulunduğu Akdeniz kuşağında haftada iki defa 5 – 30 dk. kadar kol ve bacaklar açık olarak güneşte kalmak günlük D vitamini ihtiyacını karşılıyor. Bu süre yaz mevsiminde 5 dk. iken, kışın ve bulutlu havalarda 30 dk. Kuzey ülkelerinde ve bulutlu bölgelerde daha uzun süre gerekiyor. Örneğin İskandinavya’da bulutlu bir kuzey sabahında bu süre 2 saate kadar çıkabilir.

Güneş ışını haricinde besinlerle de az miktarda da olsa D vitamini alıyoruz. Özellikle balık yağı, ciğer, yumurta sarısı gibi hayvansal gıdalar ve kimi mantarlar da D vitamini içeriyorlar. Örneğin bir teneke ton balığı konservesinde 269 IU, 100 gr sardalyada 193 IU, bir yumurta sarısında 42 IU D vitamini var. Ancak unutmamak gerekli ki, pişirmek D vitaminin %50’sinin kaybına neden oluyor. Yani çiğ balık yemediğiniz ve yumurta içmediğiniz sürece tüm D vitamini ihtiyacınızı sadece besinlerden doğal yolla almak kolay değil.

Neyse ki teknoloji ve gıda bilimi sayesinde bugün çoğu gıdalara D vitamini ilave ediliyor. Sütler, yoğurt, peynir, kahvaltılık mısır gevrekleri ve müsliler, ekmekler genellikle D vitamini katkılı üretiliyor. Bu katkılar sayesinde güneş ışınlarının kanserojen etkisine maruz kalmadan da D vitamini ihtiyacını gidermek mümkün.

flat,800x800,070,f.u1

Raşitizm, en sık koyu ten rengine sahip ve yetersiz beslenen toplumlarda görülüyor. Modern dünyada görülme sıklığı oldukça azalmış olmasına rağmen, Afrika’da hala yaygın.

D vitamini eksikliği, genelde bebeklerde, hamilelerde,  çok yaşlı kişilerde veya D vitamini bulunduran besinleri çeşitli nedenlerle tüketmeyen ve güneşe de hiç çıkmayan kişilerde görülüyor. Bebeklerde görülmesinin en büyük nedeni anne sütü ile besleniyor olmaları. Anne sütü bebek için gerekli pek çok önemli besin maddesini içeriyor, ve kesinlikle bebek beslenmesinde ilk tercih olmalı. Ancak anne sütünün fakir olduğu belki de tek besin maddesi D vitamini, özellikle annenin D vitamini depoları dolu değilse. O nedenle bebeklere genelde damla şeklinde D vitamini takviyesi yapılıyor. Benzer şekilde evlerinden hiç çıkmayan ve iyi beslenmeyen yaşlılar ile, sürekli vücutlarının hemen her tarafını örten giysiler kullanan kişilerde de D vitamini eksikliği görülme ihtimali var. Bu durumlar için tablet veya enjeksiyon formunda D vitaminleri de mevcut. Kısacası, artık güneşin olumsuz etkilerine maruz kalmadan, eksiklik halinde D vitamini takviyesi yapmak mümkün.

Takviye demişken, pek çok şey gibi D vitaminin de fazlası zarar. Dışarıdan D vitamini takviyesi kullanacakların aldıkları  D vitamini dozuna dikkat etmeleri gerekli, zira yüksek doz D vitamini kanda kalsiyum yüksekliğine ve buna bağlı böbrek hasarına neden oluyor. Çocuklarda D vitamini fazlası ise zeka geriliği ve anormal kemik oluşumları ile seyredebiliyor. Vücudumuz Güneş aracılığı ile D vitamini sentezlediğinde sadece ihtiyacı kadar D vitamini üretmesine rağmen, dışarında D vitamini aldığımızda böyle bir kontrol mekanizması yok. O nedenle eksikliğinden emin olmadıkça takviye kullanmamak, kullanılıyorsa da doz ayarını dikkatli yapmak önemli.

D vitaminleri ve Kanser

D vitaminleri ile kanser ilişkisi şu an tıp dünyasında oldukça tartışmalı bir konu. Gerçekten de, kanser hastalığı ile D vitamini eksikliğinin bağlantılı olduğu gösteren bazı çalışmalar var.  Ancak bu çalışmaları eleştiren ve bulguların neden sonuç ilişkisi olmadığını öne süren karşıt çalışmalar da mevcut. Bu karşıt çalışmalar, D vitamini eksikliğinin kanser yaptığını iddia eden çalışmaların bulgularının yanlış olduğunu, vitamin eksikliğinin kansere neden olmaktan ziyade, kanser olan kişilerin D vitamini metabolizmalarının bozulduğunu ve bu nedenle D vitamini seviyelerinin düşük bulunduğunu öne sürüyor.

Bu konudaki tartışmalar bununla da kalmıyor.  Bu iki görüşün tamamen aksi yönünde olup, yüksek doz D vitamininin pankreas kanseri gibi bazı kanserlerin görülme sıklığını artırdığına ilişkin yayınlar olduğu gibi, D vitamin takviyesinin herhangi bir etkisi olmadığını gösteren çalışmalar da mevcut.

Kısaca…. D vitamini ile kanserin ilişkisi var mı, yok mu, varsa ne yönde, henüz tam bilmiyoruz!

Korku Tüccarları

sek

Sorumsuz gazeteclilik örneği bol….

Ne yazık ki tartışmalı konular medyada boy göstermeyi seven ve insanları korkutarak gerek sattıkları takviye ürünler, gerek bilimsel dayanağı olmayan diyet ve tıbbi öneriler sunarak hayatını kazanan tıbbi şarlatanlar için ideal konular. Sözdebilim seven, güncel literatürü takip etmek yerine sansasyonel iddialardan ilham alan bu tip medyatik hekimler, D vitamini eksikliğini tüm kanserlerin nedeni gibi lanse ederek insanları korkutuyor, sorumsuz bir şekilde insanların kanserojen UV ışınlarına maruz kalmaya veya gereksiz yere yüksek doz D vitamini kullanmaya teşvik ediyorlar.

İnternette veya televizyonda, herkesin bildiği ve inandığı şeylerin aksine bir iddia ortaya atıp ‘ezber bozmak’ son yıllarda moda haline geldi. Bizim medyamız da sağolsun, rating uğruna, herkesin bildiği şeyleri söyleyen kişilere değil, sansasyonel şeyler söylemeyi seçen kişilere programlarına yer ayırıyor. Bu moda sayesinde, gerek ekranlar gerekse internette sağlık açısından son derece sakıncalı, tehlikeli ve sorumsuz önerilerin istilasına uğruyoruz: “UV ışınları kanser yapmaz”dan tutun da, “öğlen vakti güneşe çıkın”, “yüksek doz D vitamini kanseri önler”e kadar her türlü safsata mevcut.

Peki Ne Yapmalı?

Gördüğünüz üzere UV ışınları ve D vitamini bağlantısı oldukça karmaşık. Vücudumuz ideal miktarda D vitaminini güneş ışınlarıyla sentezliyor gibi görünse de, güneşe uzun süre maruz kalmak beraberinde ciddi sağlık risklerini getiriyor. Eskiden ortalama insan ömrünün 40 yıl olduğu zamanlarda bu belki çok önemli değildi, ama artık beklenen ömrün 70-80 yıl olduğu çağımızda güneşin yıllar içinde biriken  kanserojen etkisi oldukça ciddi bir sorun oluşturuyor. Bu nedenle sağduyulu olmak, uzun vadeli etkileri düşünerek davranmak ve en önemlisi küçük çocukları güneşin olumsuz etkisinden korumak önemli:

  • Özellikle saat 10:00 – 16:00 arasında, UV miktarının en yüksek olduğu saatlerde güneş ışığından mümkün olduğunca kaçının. Mağara veya zindanda yaşamadığınız sürece, dış ortamda dolanırken aldığınız UV zaten D vitamini senteziniz için muhtemelen yeterli olacaktır. Unutmayın, D vitamini sentezleyeceğim diye güneş altında geçireceğiniz her saat, kanser olma, katarakt olma riskinizi artırırken cildinizin de yaşlanmasına neden oluyor.
  • D vitamini ihtiyacınızı, vitaminle zenginleştirilmiş besinlerden almaya çalışın. Vitamin eksikliği görülme riski olan gruptaysanız doktor kontrolünde vitamin takviyesi alın.
  • Vücudunuzdaki benleri her ay dikkatle kontrol edin. Sayıca artış, benlerde renk ve şekil bozukluğu, değişikliği, kabuklanma, kanama, kaşınma gibi belirtiler ortaya çıkması halinde hemen bir dermatoloğa görünün.
  • Plajda güneş banyosu yapmayın, solaryuma girmeyin. Bronzlaşacağım diye melanom olmaya inanın değmez, ayrıca bronzlaşma sonucu cildiniz çok daha hızlı kırışacaktır.
  • Güneş altına çıkıyorsanız uzun kollu ve paçalı, güneşten koruyucu kıyafetler giymeye çalışın. Mümkünse geniş kenarlı bir şapka ve mutlaka UV filtreli bir güneş gözlüğü takın.
  • İnternette dolaşan UVA iyidir UVB kötüdür söylemlerine itibar etmeyin. İkisi de zararlı.
  • İlla güneş altına çıkacaksanız – mesela yüzmek için- mutlaka en az SPF 15, ideali SPF 30 güneş kremi kullanın.

Ama güneş kremleri hakkında da bir sürü spekülasyon var, hangi kremi kullanalım?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim….. İsterseniz bu yazıyı daha fazla uzatmayalım, hangi güneş kremi sorusunun yanıtını da bir sonraki bölümde verelim.

sun-safety-children

Özellikle çocukları, güneşin zararlı etkisinden koruyacak önlemleri almak gerekli.

Kaynaklar

  1. The International Agency for Research on Cancer Working Group on artificial ultraviolet (UV) light and skin cancer (2007), The association of use of sunbeds with cutaneous malignant melanoma and other skin cancers: A systematic review. Int. J. Cancer, 120: 1116–1122. doi: 10.1002/ijc.22453
  2. The dark side of sunlight and melanoma. Taylor, JS. Science, 20 February 2015: Vol. 347 no. 6224 p. 824
  3. Ultraviolet-radiation-induced inflammation promotes angiotropism and metastasis in melanoma. Bald T, Quast T, Landsberg J, et al. Nature. 2014 Mar 6;507(7490):109-13. doi: 10.1038/nature13111
  4. Understanding UVA and UVB. Skincancer.org
  5. Skin cancer prevention and early detection. American Cancer Society.
  6. Estimating the global disease burden due to ultraviolet radiation exposure. Lucas RM., McMichael AJ., Armstrong BK., Smith WT. International Journal of Epidemiology 2008;37:654–667 doi:10.1093/ije/dyn017
  7. Protection Against Exposure to Ultraviolet Radiation. World Health Organization.
  8. The association of use of sunbeds with cutaneous malignant melanoma and other skin cancers: A systematic review. The International Agency for Research on Cancer Working Group on artificial ultraviolet (UV) light and skin cancer. Int. J. Cancer: 120, 1116–1122 (2006)
  9. Sunburns and risk of cutaneous melanoma, does age matter: a comprehensive meta-analysis. Dennis LK, VanBeek MJ, Beane Freeman LE, Smith BJ, Dawson DV, Coughlin JA. Annals of epidemiology. 2008;18(8):614-627. doi:10.1016/j.annepidem.2008.04.006.
  10. Sun exposure and vitamin D sufficiency.  Gilchrest BA. Am J Clin Nutr August 2008 vol. 88 no. 2 570S-577S
  11. Vitamin D status and ill health: a systematic review.  Autier P.,  Boniol M., Pizot C., Mullie P. The Lancet. Volume 2, No. 1, p76–89, January 2014
  12. Vitamin and Mineral Supplements in the Primary Prevention of Cardiovascular Disease and Cancer: An Updated Systematic Evidence Review for the U.S. Preventive Services Task Force. Fortmann S., Burda BU., Senger CA., Lin JS., Whitlock, EP. Ann Intern Med. 2013;159(12):824-834. doi:10.7326/0003-4819-159-12-201312170-00729
  13. Anticancer Vitamins du Jour—The ABCED’s So Far. Byers T. Am J Epidemiol. 2010 Jul 1; 172(1): 1–3.
  14. Reduced Melanoma After Regular Sunscreen Use: Randomized Trial Follow-Up. Green AC., Williams GC, Logan V, Strutton GM. Journal of Clinical Oncology. January 20, 2011 vol. 29 no. 3 257-263

About isil_arican

Yalansavar'ın kurucusu, San Fransisco'da yaşayan bir Tıp Doktoru. Stanford Üniversitesi Çocuk Hastanesi'nde Klinik Bilgi İşlem Direktörü. Bay Area Skeptics Yönetim Kurulu Üyesi. Boş zamanlarında sözde bilimle savaşıyor, Yalansavar'a ve Trepanasyon'a yazıyor, TED çevirileri yapıyor, kedi seviyor, evde bira kaynatıyor, bir de bu aralar The Witcher oynuyor.

14 Yanıt to “Güneşlenme Dosyası – 1: UV Işınları, D Vitamini ve Kanser”

  1. Öncelikle, son zamanların bu önemli konusu hakkında yazdığınız bu güzel makale için teşekkür ederim. 4 sene önce kanser tedavisi gördükten sonra, sağlık konusundaki makaleleri elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum. Hekimliğine çok güvendiğim merhum Ahmet Aydın hocanın yazısı (aşağıda bağlantısını veriyorum) D vitamini konusunda okuduğum en kapsamlı yazı idi ve orada güneşin en dik geldiği saatlerde kısa süreli güneşlenme önerisi vardı. Sizin yazınızda ise bunun yanlış olduğu yazıyor. Bu kadar derin bir ayrılık karşısında benim gibi, tıp ve bilim camiasından olmayan insanlar şaşırıp kalıyoruz. Acaba ben mi yanlış yorumluyorum diye düşünüyorum. Aydınlatırsanız mutlu olacağım. Saygılar…

    Beğen

  2. Güneş kremleri hakkındaki yazınızı merakla bekliyorum, teşekkürler.

    Liked by 1 kişi

  3. Gunesten cekinen ve korunmaya calisan bir beyaz tenli (tavuk gogsu beyazi) olarak merak ettigim bir konu var: Gunese (yazin bile) cikip guneslenmemekle (korunarak tabii ki) acaba hata mi ediyorum; acaba derime islevini yapmaya devam ettirmem uzun vadede daha mi yararli olur. Az gunes, ama yine de gunese expose etmek, hic gunesten daha mi iyi (acaba?). Bu teori ile bildiginiz arastirmalar varsa, paylasir misiniz?

    Beğen

  4. Yine son derece aydınlatıcı ve yararlı bir makale olmuş. Bir solukta okudum.
    Bu tip makaleler çok araştırma gerektiren ve zaman alan işler. Emekleriniz için teşekkürler.

    Liked by 1 kişi

  5. Nurçin Çağlar Cevapla 25 Ağustos 2015 00:30

    Beğen

  6. Yau arkadaşlar demogogluk yapiyorsunuz tamam ….okumuş etmiş mevki makam sahibi olmussunuz cok iyi de…. elestirdiginiz fikirleri karalamadan önce söyle guzel bir okusanizda mahcup olmasaniz sizi hep boyle ezber havaları mahvetti be… Elestirdiginiz haber kaynağı d vitamini depolamak için hic bir zaman saatlerce gunes altinda ne kadar kavrulursaniz okadar iyi diye bir aciklama yapmadi tam aksine vucudumuzun d Vitamini sentezlemezi icin gerekli olan Uvb ( uv nin b li olani boyle bir ozellligi var bunuda size hatirlatim sanirim haberiniz yok 😉 ) en etkili oldugu saatler gunesin en dik oldugu zamanlardır ve bu saatlerde 15-30 dakika arası gunluk guneslenmek yeterlidir deniyor.yani sizin dediklerinizle hiç alakası yok. Ayrica uvb isinlarınin d Vitamini sentezlemesi için en az 50 derecelik bir açıyla maruz kalinması gerekiyor bu da yaz ayları dısinda pek mumkun gozukmuyor diger aylarda d vitamini takviyesi daha onemli hale geliyor ama takviye hic bir zaman gunesten usullere gore elde edilen d vitamini gibi etkili olmuyor ama kotünün iyisi gunesin 50 ve ustu açilarda olmadığı zamanlarda uva maruz kalindigi tehlikeli olabilir deniyor ayrıca Dogal olarak elde edilen dvitaminin yapısı sülfatlı oldugundan cok daha etkili ve guvenli deniyor size kalsa millet hic gunese cikmasin kutu kutu gunesyagiyla kanserden korunsun ne yazikki sizin tavsiyeniz kanser olma ihtimalini daha da yukseltebilecek bir öneri gibi duruyor bilimsel olmak ezberin iyi olmasi demek değil onu demek istiyorum saygilar…….

    Beğen

  7. Tüm samimiyet ve iyi niyetimle, herkese göz gezdirmek ile öğrenmek için okumak arasındaki farkı anlayabilme, bununla birlikte okuduğunu anlayabilme ve anladığını doğru yorumlayabilme becerisi dilerim.

    Tüm yalansavar düşünür ve yazarlarına emekleri ve paylaşımları için teşekkür ederim.
    Sabrınızın ve üslubunuzun hayranıyım.

    Kolaylıklar dilerim.

    Saygı ve selamlarımla,
    Özge

    Liked by 1 kişi

  8. Tamamen ilaç ve kozmetik firmalarını aklamak için kurulmuş bir site olduğunuza inanıyorum. İnsanlar ilaç kullanmaktan çekinmiyor sadece gereksiz ilaçlardan ve kozmetiklerden uzak durmak istiyor. Ama sizin gibi ilaç firmalarının finanse ettiği gruplar sürekli bilimi maskeleyerek insanları manipüle ediyor. İlaç firmalarının Amerika’da veya Türkiye’de neler yaptığını, gözü dönmüş mümessillerin doktorları nasıl avuçlarının içine aldığını, gözünü para hırsı bürümüş doktorların vatandaşı nasıl ilaçlara mahkum ettiğini en iyi sizler biliyorsunuz.

    Bizler sade vatandaşlar olarak yıllarca tereyağını ve yumurtayı çekinerek yedik. Bebek mamalarını anne sütünün yerine yıllarca bebeklerimize yedirdik. Domuz gribi aşısı adı altında ülkemiz milyarlarca dolar zarara uğratıldı. Ve bunların hepsi aynen sizin yaptığınız gibi araştırmalar, çalışmalar referans gösterilerek yapıldı. Hepimiz biliyoruzki bu labaratuarları ve araştırmaları ilaç firmaları finanse ediyor. Deneklerin sayısını artırarak, olmadı denekleri değiştirerek istedikleri raporu bilim dünyasına armağan ediyorlar!!

    Bu türlü bir sürü örneği olan firmaların manipüle ettiği, medyada ilaç ve sağlık sektörünün haber bülteni adı altında reklamının yapıldığı ortamda hala bir avuç insanı suçlamaya, toplum önünde “medyatik doktor” yaftasıyla itibarını düşürmeye yönelik tüm çalışmalarınızın nazarımızda hiçbir önemi yoktur.

    Ortada bu gibi örnekler varken, sağlık sektörünün bu denli sicili bozukken size neden güvenelim? Sizde kendinize sorun; bize neden güvensinler?

    Beğen

  9. İlaç endüstrisi ile ilgili eleştirilerinize katılıyorum. Ancak benim şahsi kanaatim, Yalansavar’ın bu eleştirileri kesinlikle hak etmediğidir. Sayelerinde çok şey öğreniyorum. İyi ki varlar ve umarım hiç yılmadan yollarına devam ederler. Yalansavar ekibinin podcast’lerini dinleyen herkesin de benimle aynı fikirde olacağını tahmin ediyorum. Örneğin, güneş kremi dosyasında, en ucuz olan güneş kremlerinin daha sağlıklı olduğunu söylüyorlar. Tuz ile ilgili podcast’lerinde ucuz ve pahallı tuz arasında bir fark olmadığını. Umarım ucuz olan ürünlerin finanse ettiği yönünde bir teziniz yoktur. Zira bu pek mantıklı değil. Kar marjı nerede fazlaysa o ürünlerin pazarlama bütçeleri daha fazla ve sponsorluk faaliyetleri de kuşkusuz daha fazla olacaktır.

    Beğen

  10. Arkadaşlar D hormonu ( vitamini ) vücutta DNA mızın ve RNA mızın doğru çalışabilmesi için gereklidir , kanser olan kişinin D vitamini metabolizması bozulabilir ama D vitamini eksikliği de DNA ve RNA hasarından dolayı her doku organ için kanser sebebi olabilir , 10 yıl önceye kadar D vitamininin 3-4 organda reseptörü olduğu biliniyordu ama şimdilerde her organda reseptörleri olduğu bulundu ,geçenlerde yabancı Dünyaca ünlü bir profösörün kitabında şu cümleyi okudum , ” HASTALIK DİYE BİRŞEY YOKTUR , D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ VARDIR ” Güneş girmeyen eve doktor girer diye atasözümüz bile var , bunlar geyik değil , o yaşlı teyzenin fotosunu da her yerde yayınlıyorlar başka foto varsa ciltle ilgili onu da lütfen yayınlayalım , geçenlerde bir antep atasözü öğrendim ” HAM GÜNEŞ HASTA EDER ” sabah uva uvc , öğle uvb ( ham olmayan Güneş ) , ikindi hemen öncesi ve akşama kadar uva uvc yine fazla , bu nedenle hem holistik hem de akademik bakınca D vitamini çoooooooooooook dikkat edilmesi gereken bir konu , yukarıdaki yazıda ” 7 DEHİDROKSİKOLEKALSİFEROL” olması gereken molekül 7 dehidrokolesterol yazılmış , amman dikkat !!!!!

    Beğen

    • Baris Bey,
      Yaziyi tekrar ve daha dikkatli okursaniz bu yorumda biraktiginiz her iddanin gecerli olup olmadigina iliskin detayli bilgi bulabilirsiniz.
      Ayrica hatali yazilmis dediginiz maddenin adi dogru, D Vitamininin prekursor maddesi besinle alinan “7-Dehidrokolesterol ” molekuludur. Bu molekul ciltte D3 on maddesine cevrilir ve sonra Kolekalsiferol haline gelir.

      Ekte D vitamini sentez algoritmasindan detayini gorebilirsiniz.
      D Vitamin Sentezi

      Bu konuya ilgi duydugunuz belli, ancak size onerim yarim yamalak ve cogu zaman hatali bilgi veren sansasyonel medya demecleri yerine derli toplu kaynaklar ve biyokimya makalelerine bakmaniz. Sevgiler.

      Beğen

  11. Ülen Tarınç Cevapla 27 Temmuz 2017 13:30

    Şöhret manyağı sözde uzmanların, mesnetsiz şahsi kanaatlerini mutlak doğru olarak pazarlamaları çok ürkütücü. “Tavsiyelerim yüzünden belki milyonlarca insanı ateşe atacak, veballerini alacağım” deyip azıcık şüphe payı bırakmaz mı insan? “Şu katiyen şöyledir, bu katiyen böyledir, hadi herkes öğlen güneşine!” Yarım hoca dinden eder, yarım hekim candan! Gerçi yarım hocanın da candan edebildiğini gördük ya, o ayrı mesele!

    Beğen

Trackbacks/Pingbacks

  1. Güneşlenme Dosyası – 1: UV Işınları, D Vitamini ve Kanser - Tıpacı - 21 Ağustos 2015

    […]  Yazan: Işıl Arıcan  […]

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: