Zehirli Mantarlar da Doğaldır

Doğa ve doğal kavramlarını tutarlı kullanmıyoruz. Doğal olan her zaman faydalıdır diye bir şey de yok: Zehirli mantarlar da doğaldır, ve tabii, zehirlidir.

Amanita muscaria.jpg

Yeni Zelanda’dan bir Amanita muscaria örneği. Ben olsam temkinli yaklaşırım.  (Fotoğraf: Bernard Spragg)

Önümdeki yoğurdun paketinde ‘doğal’ yazıyor. Ürünlerin iyi satması için doğal olduğunu söylemek uzun süredir çok moda. Zira “doğa” ve “doğal”, hemen hemen her zaman iyi, olması gereken, istenilen anlamına geliyor. “Doğal” gıda istiyoruz, davranışlarımız “doğal” olsun diyoruz. Doğal olmayandan, yapaydan ve yapmacıktan hazzetmiyoruz.

İyi de yoğurdun nesi doğal? Ağaçtan toplanmıyor, sağda solda kendiliğinden meydana gelmiyor. O zaman yoğurdu doğal yapan nedir? Neden bazı yoğurtlar doğal da diğerleri değil?

İtiraf edelim, doğa ve doğallık kavramlarını tutarlı bir şekilde kullanmıyoruz. İsterseniz önce, doğal ne demek, onu düşünelim:

Doğa ve doğal ne demek?

Turku Üniversitesi’nden felsefeci Helena Siipi, bu konuya epey kafa yormuş ve  özellikle besin konusunda “doğal” ve “doğal olmayan” terimlerinin müphem kaldığı kanısına varmış (Siipi, 2008, 2013 ve 2015). Siipi’ye göre “doğal” derken çoğu kez farklı şeyler kast ediyoruz. Herhangi bir ürün ya da eylem, kullandığımız kıstasların birine, çoğuna ya da hepsine göre doğal olabilir veya olmayabilir. Dolayısıyla hepsini bu kıstaslara göre ayrı ayrı değerlendirmek gerekir. Şimdi bunları biraz irdeleyelim:

İnsan müdahalesinden bağımsızlık.— Birçok durumda ‘doğal’ kelimesiyle denmek istenen, bir nesnenin, olayın, durumun veya etkinliğin insan müdahalesi veya etkisi içermemesidir. Örneğin, insan eli değdikçe bir ormanın bize göre doğallığı azalır. Veya tıbbi müdahalesiz bir doğuma doğal doğum deriz. Sadece ebe (ki o da insan) yardımıyla evde yapılan bir doğum hâlâ doğal görülür ama doğumhanede bir hekimin yardımıyla yapılan bir doğum pek doğal gelmez. Sezaryen kesim ile doğumun ise pek doğal bir yanı yok gibidir.

teosint-misir

Mısırın en doğal hali teosint ve yediğimiz mısırın mukayesesi. (Rake ve Ross-Ibarra’dan (2015) değiştirilerek alınmıştır. Ölçekler değiştirilmemiştir.)

Ancak doğal sandıklarımız her zaman o kadar da doğal değildir. Örneğin yandaki resmin (Rake ve Ross-Ibarra, 2015) sol tarafında, insanca ıslah edilmemiş mısır “teosint” var. Yani tanımımız gereği bu tamamen doğal. Buna baktığımda dikkatimi ilk çeken, bildiğimiz ıslah edilmiş mısırdan (ki hemen sağında görülüyor) çok daha küçük oluşuydu. Bu kadarla da kalmıyor. Bu teosintin tanelerinin her biri, yenemeyen kabukla kaplı. Mısırın bu en doğal cinsi, bildiğimiz mısıra o kadar az benziyor ki, izi ancak genetik araştırmalarla sürülebilmiş. Yani yediğiniz, bildiğiniz, sevdiğiniz mısırın “doğal” mısırla alȃkası yok. Ama bu durum, kimilerini “doğal mısır” satmaktan alıkoymuyor!

Bir de “doğala özdeş” maddeler var. Örneğin, E300 kodlu askorbik asit. Bunun yerine C vitamini deyince biraz daha az korkutucu oluyor. Bu molekülü kendi vücudumuzda üretemediğimiz için narenciye gibi gıdalardan almak zorundayız [1]. Yoksa iskorbüt hastalığına yakalanırız. Gıdalarla yeterince alınamadığı durumlar için aynı maddeyi kimyevi yollardan bol miktarda ve nispeten ucuza üretebiliyoruz. (Nitekim bitkiler de bunu sihirli değnekle değil, kimyevi tepkimelerle üretiyor.) Molekül, bitkinin dışında üretildiğinden doğal sayılmıyor, ama bitkidekiyle düpedüz aynı molekül olduğundan “doğala özdeş” deniyor. Aynı molekülü aynı miktarda aldığınız müddetçe etkisi, yararı, zararı aynı [2].

Doğaüstü olmayış.— İnsan müdahalesini ve etkisini ölçüt aldığımızda, insanı doğal olmayan bir varlık olarak görmüş oluyoruz. Bunu abartarak en ufak bir insan müdahalesini dahi doğallığı bozucu bir etken olarak görenler var. Onlara göre, yeryüzünde insandan etkilenmeyen hiçbir alan kalmadığından artık hiçbir şey doğal değildir, doğa bitmiştir. Bu, insanı doğanın bir parçası değil, doğanın dışında, belki de üstünde sayan bir anlayış.

Buna karşılık Charles Darwin’den beri biliyoruz ki insan diğer canlılardan üstün bir yaratık değil, bir hayvan türüdür. İnsanın varlığı doğa kanunlarına aykırı veya onların üstünde değil, o kanunların sonuçlarından biridir. Böyle bakınca insan da, insanın eylemleri de doğaldır, doğanın bir parçasıdır. Bu sebeple, en basit tarımdan genetiği değiştirilmiş organizmalara ve küresel iklim değişikliğine dek her insan eylemi ve ürünü de doğaldır.

Evet, bugün çevremizi çok büyük bir ölçekte değiştiriyoruz. Ama bunu yapan ilk canlı bile değiliz. Örneğin 2,5 milyar yıl önce, siyanobakterler fotosentezle atmosfere oksijen adlı bir atıktan (!) çok miktarda salmaya başlayınca da gezegenin “hava”sı çok değişmişti. Zamanla, o oksijeni kullanabilecek yeni hücre türleri ve çok hücreli canlılar (ki buna biz de dahiliz) evrildi, gezegen bambaşka bir hal aldı. Nasıl siyanobakterlerin Dünya’da yarattığı bu büyük değişimler doğalsa, insanın atmosfere karbon dioksit ve metan salınımı ile yarattığı değişiklikler de öyle.

Besinsel uygunluk.— Bu uygunluğu, belirli bir canlıya yararı olup (yani onun besin ihtiyacını karşılayıp) ona zararı olmayan olarak düşünebiliriz. Örneğin, insanın et yemesinin doğal olmadığını ileri sürerek vejetaryen veya vegan beslenmeyi savunanlar var.

Bu tartışmalar, birçok zaman dönüp dolaşıp sağlıklılığa dayanır. Meselâ C vitamini iskorbütü engeller, dolayısıyla doğaldır. Tersten giderek, genetiği değiştirilmiş organizmalar doğal sayılmadıklarından sağlıklı olamayacakları varsayılır.

Özellik olarak uygunluk.— Uygunluk ve sağlıklılık tartışmaları sadece besinler üzerinde yürütülmez, insan eylemleri de doğal sayılabilir veya sayılmayabilir. Örneğin kadınların çalışıp kendi ekmeğini kazanması uzun süre çoğunlukça doğal sayılmadı, çünkü kadının doğal görevi evi çekip çevirmek ve çocukları doğurup büyütmek olarak görüldü.  Buna şu veya bu motivasyonla inananlar bugün dahi var.

Eşcinselliğin doğallığına dair tartışmalar da buna benzer: Bazıları diğer hayvanlardan örnek vererek eşcinselliğin doğal olduğunu kanıtlamaya çalışır, başkaları ise bunun insanlara özgü, dolayısıyla doğal olmayan bir hastalık ve hattâ sapıklık olduğunda ısrar eder [3].

Gözlenen ile gözleyen arasındaki ilişkiye dayalı doğallık.— Bu bakış açısı, bizim gördüğümüze ne kadar alışık olduğumuza bağlı, hem nitelik hem de miktar açısından. Meselâ Türk mutfağında böcek yemeye hiç alışkın değiliz, hattâ bunu bir hayal etmek dahi midemizi bulandırır, doğal bulmayız. (Güneydoğu Asyalılar arasında ise böcek yiyen çok.) Kadının çalışmasına itiraz etmek için doğasını ileri sürmek, bu başlık altında da düşünülebilir.

Çevreye uygunluk.— Bir bitkinin veya hayvanın doğal ortamı dediğimizde, onun başarıyla gelişebildiği bir yeri ve koşulları kast ederiz. “Doğal” ürün ise çevreye zararlı olmayan ya da diğerlerinden daha az zararlı olan ürün demektir. Örneğin organik ürünler doğal sayılır çünkü organik tarımda böcek öldürücü (pestisit) kullanılmadığı ve çevreye hasar verilmediği (yanlış olarak) varsayılır.

Doğal, her zaman iyi midir?

Yazının başlığından tahmin edebileceğiniz üzere, buna cevabım hayır. Zehirli mantarlar tamamen doğaldır, ama sağlığınıza hiç de faydalı değildir. Depremler, seller de doğaldır, ancak büyük yıkıma ve acıya yol açarlar.

Veya teosint-mısır örneğinde görüldüğü gibi, bir ürün sandığınız kadar doğal olmayabilir. Doğal olmayan o ürün, doğalından daha iyi niteliklere sahip, daha yararlı olabilir.

Bir örnek daha: Şimdilerde araştırmacılar laboratuvarda kök hücre teknolojisiyle yapay et yetiştirmeye çalışıyor. Etin bu şekilde üretimi yaygınlaşırsa, hem çiftlik hayvanlarına eziyeti ortadan kaldırabilir, hem de atmosfere sera gazı salınımını büyük oranda azaltabilir. Günü gelince bu yapay etin doğal sayılmayacağından eminim. Ama bu yöntemin potansiyel yararları aşikâr değil mi [4]?

Son olarak, doğal saydığımız şeylerin zaman zaman fazlası zararlı olabilir. Örneğin vitaminlerin fazlası toksik etki gösterebilir. Lüzumsuz vitamin alımının hastalık riskini artırdığına dair deliller de giderek artıyor.

Bütün bu örnekler gösteriyor ki doğadan gelen her şeyi peşinen iyi kabul edemeyiz. Hattâ, bize doğal olduğunu söylenen ürünün ne kadar doğal olduğunu sorgulamalıyız öncelikle. Ancak örnekleri bir yana bırakalım, arkamıza yaslanıp bir de genel tabloya bakalım:

Yukarıda değindiğim gibi, insanı diğer hayvanlardan üstün kılan bir nitelik yok. Bir insanı oluşturan atomların, Dünya’nın veya Kâinat’ın geri kalanındakilerden bir farkı yok. Hepimize aynı doğa kanunları etki ediyor. Dolayısıyla başka hiçbir hayvanın, bitkinin, mantarın, bakterinin, virüsün, ve dahi atomun, molekülün, yıldızın, enerjinin bize hizmet, ihtimam, himmet etme, merhamet gösterme görevi veya niyeti yok.

İnsanı merkeze koyan dinlerden kalma gibi duran bu anlayışı bırakmak, etrafımızda bize faydalı olabilecek maddeleri, süreçleri tek tek arayıp bularak kullanmak zorundayız. Yani bunu  “doğal – doğal değil” gibi basit bir ayrımla değil, ancak bilimle, ancak çok çalışarak başarabiliriz.

Şu an bunu ancak kısmen yapıyoruz. Hijyen ile, aşılarla, tıbbi ilâçlarla kendi sağlığımızı ilerlettik. Öte yandan içinde yaşamak zorunda olduğumuz ortamı çok fazla değiştirerek kendi bindiğimiz dalı kesmekteyiz. Kendi ellerimizle sebep olduğumuz iklim değişikliği, selleri, tufanları artırmaya, gıda ve içilebilir su güvenliğini etkilemeye başladı bile. Belki de şimdi öngöremediğimiz değişiklikler, topu topu bir-iki asır içinde insan yaşamına hiç elverişli olmayan bir gezegen ortaya çıkarabilir. O zaman “doğa” yoluna devam eder, ama insansız. Milyarlarca yıllık hayatta kalma mücadelesinde topu topu birkaç milyon yıllığına boy göstermiş bir tür olarak, gezegenin müstakbel sakinlerinin “doğa tarihi” kitaplarında bir sayfalık yer buluruz belki.

Sonuçlar

  • Doğa ve doğal kelimelerini birçok değişik anlamda kullanıyoruz.
  • Birçok ürünün insan etkisinden bağımsız (ve bu yüzden doğal) olduğu iddia edilse de bu doğru değildir.
  • Doğadan gelen her şey iyi olmak zorunda değildir. Çünkü doğa, kendi parçası olan insana hizmet etmek zorunda değildir.

Notlar

[1] Zaten bu yüzden vitamin oluyor. Birçok hayvan askorbik asiti kendi sentezleyebilir ve dışarıdan almak zorunda değildir. Bu yüzden askorbik asit onlar için vitamin sayılmaz.

[2] Bu, muadil ilaçlar için de geçerlidir. Aynı molekül, aynı etkiyi yaratır. Eğer üretim farklarından kaynaklanan kalite ve saflık sorunları yoksa, markalı ilâca fazladan para vermeye gerek de yoktur.

[3] Başkasına zarar vermedikleri müddetçe birilerinin işlerine doğallık adına neden burnumuzu sokmamız gerektiğini ben bir türlü anlayamıyorum, ama görünen o ki bazıları için bunun önemi var.

[4] Gerçi bunun üzerine de mutlaka “Hayvancılığımızı öldürmek için laboratuvarda et yetiştirdiler!” diyenler çıkacaktır.

Kaynaklar

 

About Çağrı Yalgın

Helsinki Üniversitesi'nde mitokondri hastalıkları üzerine doktora sonrası araştırmacı olarak çalışıyor. Doktora: Saitama Üniversitesi ve RIKEN (Vako-şi). Tıp eğitimi: Marmara Üniversitesi (İstanbul).

2 Yanıt to “Zehirli Mantarlar da Doğaldır”

  1. Omne İgnotum Pro Magnifico Cevapla 17 Mayıs 2018 13:11

    Son derece zayıf bir yazı üstelik “eleştirel düşünce” başlığı altında olması da bir trajedi. sanırım bu yasanın “doğal” kavramına olan çevresel kalıntılarını taşıyan bakış açısının sonucu. “Doğal” derken, evrimsel süreçte, insan ve insan dışındaki “doğa” ve “doğa unsur”larının etkileşimli, zamana yayılmış ve her ikisine de asgari düzeyde karşılıklı etki bırakan bir gelişim-değişim durumu anlatılmaya çalışılır. 10bin yıl bir besinin benzerini tükettiğinde, senin bağırsak floran ve aslında tüm yaşam sistemin, her hangi bir canlı organizma da o besindeki canlı organizma vs ile tepkiye girer ve evrimleşir. Bunun sonuçları ortadadır; iyidir veya kötüdür o insanların ahlaki sorunu. Kimse bugünkü nihai insanı, insan zekasını da, ulaşılacak en üst seviye veya nihai-mutlak son olarak tanımlayamaz. Sonuçta biz, bugünkü “özel” durumumuzu, bu “doğal” işleyiş sürecine borçluyuz.Ancak burada kastedilen bu insan ve doğa ve yine doğa unsurları arasındaki en azından kısmen dengeli etki-tepki ilişkisinin, aniden insan tarafından değiştirilmesi söz konusudur. Ve bu ani değişikliğin şu an bizim vücudumuzdaki canlı organizmaları ne yönde değiştireceğini ve aslında evrimleştireceğini bilmiyoruz. Yani doğal veya doğal olmayan ile kastedilen, dengeli bir şekilde etki-tepki ilişkisine göre işleyen bir sürecin -ki bu süreç bizi şuan ki insan modeline dönüştürmüştür- bir yönünün kısa vadede bir tarafa (insan) yönelik değiştirilmesi söz konudur. Kaygı duyulan bu sürecin sonuçlarıdır. Aslında muhafazakar bir bakış açısıdır. Ancak sonuçları yakın zamanda görmek mümkün olmadığı için kaygılandırıcıdır. Kaldı ki, fizyolojik dönüşümlerin insanın psikolojik durumunu nasıl etkilediği çok daha gizemli bir konu. Olaylara tek yönlü bakamayız, bütün olarak değerlendirmek zorundayız. Şüpheci bakış açısı bu kadar dar bir açıdan konu değerlendiremez. Son bir söz; “El yalnızca emeğin organı olmayıp, aynı zamanda emeğin ürünüdür”, umarım meramımı anlatabilmişimdir. Eleştirilerinizi esirgemeyin. İyi çalışmalar.

    Beğen

  2. Mehmet Bozkurt Cevapla 17 Mayıs 2018 19:08

    Whitehead’in doğayı olgular üzerinden açıkladığı gibi dışarıda duyulur herşey doğadır. “Doğal ürün” bir pazarlama stratejisidir. Değerli Çağrı Yalgın, çok önemli ve güzel bir yazı, teşekkürler.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: