Kritik Düşünceye Övgü: Storm

Storm ( Beste & Sözler: Tim Minchin, Animasyon: DC Turner)

Bu yazıda bir yalanı didiklemeyeceğiz, onun yerine çizgi film seyredeceğiz. Gerçekten! 🙂

Bilime gönül vermiş bir hekim , ve kritik düşüncenin önemine inanan bir skeptik olarak, yıllar gittikçe çevremizde artan “alternatif tıp” ve diğer safsataları hayretle izliyorum. Bilgi çağında olmamıza, doğru ve güvenilir bilgiye dünyanın her köşesinden hızlıca ulaşabilecek hale gelmiş olmamıza rağmen, safsata denizi de her geçen gün içinde boğulacağımız hızla büyüyor.

Hemen her gün gazetelerde her tür hastalığa iyi gelen mucizevi otlara ilişkin reklamlar, çakraları açıp kanseri iyileştiren medyumlarla yapılan söyleşiler, falcılar yer alıyor. Daha da vahimi, son günlerde haberlerden takip ettiğimize göre, insanlar, kendilerini tedavi etmeye çalışan doktorları dövüp, öldürüp, sonra da deve çişinde şifa arıyorlar. Çevremizdeki kişilerin çoğu bilimsel bir dayanağı olmamasına rağmen modern tıbbın belki de en büyük başarısı olan aşılara süphe ile yaklaşıyor. Adının başında doğal ya da organik sıfatı olan ürünler büyük rağbet görüp, normallerinin 3-4 katı fiyatla satılırken insanlar doktorlardan çok homeopatiyle uğraşan insanlara, antik çin tıbbına veya ayurveda‘ya güveniyor.

Bunları Yalansavar’ın merceğine teker teker yatıracağız elbette. Ama ABD, İngiltere ve Avusturalya skeptikleri tarafından çok iyi tanınan bir müzisyen, komedyen ve kabare sanatçısı olan Tim Minchin, geçtiğimiz yıl piyasaya sürdüğü nefis bir çizgi film ve ona eşlik eden şarkı ile bütün bu konuları çok güzel özetledi. 10 dakikalık Storm isimli bu çizgi film, geçtiğimiz yıl dünya çapındaki bilimsel ve kritik düşünceye inananların adeta marşı haline geldi. Biz de okuyucularımızı bu keyiften mahrum bırakmayalım dedik ve şarkının sözlerini sizler için çevirdik. 🙂

Benim şarkıdaki favori dizelerim şunlar:

“Tanım itibariyle…” diye başladım,
“Alternatif tıp…” diye devam ettim,
“Ya işe yaramadığı kanıtlanmış,
Ya da işe yaradığı kanıtlanamamış tedavileri içerir.
Biliyor musun işe yaradığı kanıtlanan
‘alternatif tıp’ nedir?
Ona ‘TIP’ denir.”

Karşınızda… Tim Minchin’den Storm!

(Türkçe altyazılı. Altyazıları açmayı untumayın.)

Tim Minchin- Storm

Kuzey Londra’nın içinde bir yerlerdeki çatı katı,
Duvarlar, halılar hatta kedi bile kar beyazı.
Ev kağıttan paravanlarla bezeli, iddialı mı iddialı,
Ev sahibi bir doktor, oldukça da akıllı.
Kendi muayenehanesinde çalışıyor,
Kız arkadaşı da tiyatroda sahneye çıkıyor.
Onunla taa Avustralya’dan tanışıyoruz,
Ne zaman bir araya gelsek çok eğleniyoruz.
O akşam da yemeğe davetliydik.
Gelen beşinci misafiri tanımıyoruz,
Ev sahipleri onu nezaketen çağırmışlar,
Çünkü, kızcağız Avustralya’dan daha yeni gelmiş,
Kuzey Londra’ya yeni yerleşmiş,
Bir tanıdığın tanıdığının kızkardeşiymiş,
Ya da işte öyle birşeymiş.

Tanışma faslı geldiğinde,
Gözlerimi alamıyorum kızın güzelliğinden.
Bembeyaz bir teni var,
Kapkara gözleri ve saçları.
Ama itiraf etmeliyim ki,
beni en tırstıranı
Kalçasının üstündeki dövmenin
azıcık görünen kısmı:
Bir melek kanadı.
“Ben Yay burcuyum…” dediği anda
onu kafamda kategorize etmeye başladım,
ve itiraf edeyim ki adım “Storm” (Fırtına) der demez
ona yakıştırdığım kategoriye cuk diye oturdu.

En başta muhabbet yüzeysel ve keyifliydi,
Ama çok geçmeden Storm döktürüverdi:
“Hiçbirşeyi tam olarak bilemeyiz,
bilgi aslında bir nevi fikirdir.”
Elindeki kırmızı şarabının ardından fikrini belirtti
Benden de hemen karşılık olarak
pek hippivari olmayan
bir başka yorum geldi.
“Muhabbete pek de iyi başlamadık” diye düşündüm,
Hem de daha ilk kadehlerdeyiz.
Derken odanın öbür ucundaki karımın,
Bana kaş göz edişini gördüm.
Sessizce “Kibar ol” diyordu.
Siz de bilirsiniz karınızdan gelen uyarı,
pek de ihmal etmeye gelmez.
Ben de kendimi tuttum,
İçime attım soruları.
Madem bildiği hiçbir şeyi
“Kesin biliyorum” diyemiyor Storm.
Sormadım evden çıkarken sabahları,
Pencereden mi çıkar, yoksa kapıdan mı?

Yemekler çok lezizdi, ama Storm,
Etleri eliyle bir kenara itti,
O mutlu mutlu tabağını didiklerken, ev sahibi
Tıp tarihinden epey kızdığı
Saçmasapan bir olayı anlatmaya girişti.
Storm birden atıldı:
“Ama insan vücudu çok gizemli!
Bilim, ne kadar uğraşsa da açıklayamıyor ki
insan ruhunun niteliğini.”
Ev sahibemiz bana bir bakış attı.
Eşim gibi o da iyi tanıyor beni,
Böyle giderse biliyor ki tutamam ben dilimi.
Ama yapmayacağım. Dudaklarımı sımsıkı kenetledim,
Yemeğimi yemeye giriştim.
Storm beni kışkırtadursun,
İstemiyordum sofranın huzuru bozulsun.
Ama sabrımın da sınırındaydım ufaktan,
Storm adı gibi, bir fırtınaya dönüştü sofrada,
Döktürmeye başladı ne varsa aklında.
“İlaç firmaları hepimize düşman,
doğal maddeler dururken
bizi ilaçlara bağımlı hale getiriyorlar.
Aslında tek ihtiyacımız doğal ilaçlar.
İlaç firmalarının gözünü para bürümüş, ahlaksızlar.
Bitkiler iyileştirecekse beni,
Neden ilaç içeyim ki?
Homeopatik çözelti iyi geliyorsa,
Neden muhtaç olayım
kimyasal ilaçlara?
Artık hepimiz için,
Geri dönüş vakti geldi doğaya.”

İşte o anda,
Ne kadar tutmaya çalışsam da kendimi,
Bir çatlak oluştu kibarlık zırhımda.
“Tanım itibariyle…” diye başladım,
“Alternatif tıp…” diye devam ettim,
“Ya işe yaramadığı kanıtlanmış,
Ya da işe yaradığı kanıtlanamamış tedavileri içerir.
Biliyor musun işe yaradığı kanıtlanan
‘alternatif tıp’ nedir?
Ona ‘TIP’ denir.”

“Yani sen, doğal maddelerin
şifa verdiğine inanmıyor musun?”

“Tam tersi, Storm,
Buraya gelmeden önce, çay vaktinde
bir doğal ilaç aldım,
Söğüt ağacının kabuğundan çıkarılan,
Neredeyse hiçbir yan etkisi olmayan.
Adı aklımda kalmadı,
Ben anımsayamadım, sevgilim neydi adı?
Maspirin?
Baspirin?
Ah, tamam hatırladım, Aspirin!
Tam buraya gelirken,
Ucuza aldım bizim mahalledeki eczaneden.”

Evsahibimiz tabakları toplarken,
tartışma biraz kesilir gibi oldu.
Ama tatlı servisi yapılırken,
Storm döndü dolandı, konuya daldı:
“Shakespeare demiş ki:
‘Yeryüzünde ve göklerde bulunan şeyler
senin felsefeyle bulabileceğinden çok daha fazla…’
Bilim sadece gerçekliğe nasıl bakılabileceğini bize öğreten yöntemdir.
ne aşkı ne de ruhani değerleri açıklayabilir.
Bilim medyumları nasıl açıklayabiliyor?
Auralar, ölümden sonraki yaşam, duanın gücüne ne diyor?”

Birden fark ettim ki,
Ondan yayılan saçmalıklar beni,
sanki ışık görmüş tavşan gibi
öylece köşeye sıkıştırdı.
Belki nedeni yanlış aktardığı Hamlet’ten olan alıntı,
ya da fondiplediğim sekizinci kadehteki şaraptı.
Ama kibarlık zırhım iyice çatırdamaya başladı,
Ve zaptetmeye çalıştığı hayvan serbest kalıp
Dışarı çıktı:

“Bak Storm, canını çok sıkmak istemiyorum ama,
Aura diye bir şey yok ya!
Aura görmek, düşünce okumak gibi bişey,
Ya da kahve falı bakmakla, yıldız falı bakmakla aynı şey.
Bunu yapan insanların yok özel bir yeteneği,
Ya hepsi yalancı, ya da bildiğin deli.
Bazıları etrafta dolanıyor, göya Tanrı’yla konuşabiliyorlarmış,
Ya da göya sihirli elleri varmış, şifa dağıtıyorlarmış.
Bu arada aklımdayken,
Ölüleri duyduğunu iddia eden insanları
nasıl oluyor da ciddiye alıyoruz?
Keçileri tamamen kaçırdıklarını neden düşünmüyoruz?
Çocuğu yeni ölmüş gözü yaşlı bir anneye yalan söylemek,
Ve öbür dünya ile konuştuğunu iddia etmek?
Bu düpedüz manyaklık ve dolandırıcılık.
Medyum diye birşey olmadığını tekrar mı anımsatmalı?
2 yaşında değiliz ki biz
Horton Kimi Duyuyor filminin masal olduğunu bilmeliyiz.
İnanıyor muyuz hala Noel Baba’nın hediye getirdiğine,
Ya da Michael Jackson’un yok dediği estetiklerine?
Hala inanıyor muyuz bu soytarılıklara,
Ölülerin geri gelip
John Edwards gibi
Hıyarlarla konuştuğuna?”

Benim bu söylediklerim Storm’un hızını dindirmedi,
Birbiri ardına beylik iddiaları sıralamaya devam etti.
Mermi olarak saçmalıkları kullanan keskin nişancı gibiydi.

“Kendinden çok emin konuşuyorsun,
Öyle değil mi?
Ama bence sen değilsin hiç açık fikirli.
Bilime ve testlere olan şu kör inancın,
Bir köktendincinin kör inanışının,
İkizi gibi sanki.”

“Bu gerçekten çok iyi bir saptama galiba, dur bir düşüneyim,
Yok ya, alakası yok, alenen saçmalık, hala aynı fikirdeyim.
Bilim, gözlemler çerçevesinde görüşlerini değiştirir,
Oysa inanç, gözlemleri red eder, kendini ancak öyle muhafaza ettirir.
Eğer bana ispatlarsan
işe yaradığını Homeopati’nin
ben de fikrimi değiştiririm.
Etrafımda yüzseksen derece dönerim,
Hatta sokaklarda koşarak bağırırım, derim:
“Bu bir mucize! Fizik bilimini atmalı çöpe!
Suyun hafızası varmış!
Her ne kadar içine damlatılan bir damlacık soğan suyunu hiç unutmasa da
İçinde daha önce yüzen bokları unutuyormuş!
Bana bunun işe yaradığını, gerçekten çalıştığını ispat et,
hayret etmem geçince, sana söz veriyorum,
ilk iş gidip ….kime “vay be” diye dövme yaptırıyorum.”

Herkes durmuş bana bakıyordu,
Ama artık iyice çileden çıkmıştım, konu buraya vardığına göre,
Dedim ki, nasılsa artık ok yaydan çıktı:

“Evet, hayat gizemlerle dolu, doğru,
Ama bu gizemlerin cevapları var.
Bunları bulacak insanlar oturduğu yerde durup düşünen
Her gördüğüne şaşırıp
“Yaşam ne kadar gizemli değil mi?” diyenler olmayacak.
Hadi burada oturup öylece şaşıralım,
Hatta Papa’yı arayalım.
Gidip seyredelim Oprah’ı
O konuk ederken Deepak Chopra’yı.
Eğer televizyon izleyeceksen önerim, Scooby Doo’yu izle.
O çizgi film ne kadar da güzeldi,
Ne zaman hortlaklı bir kilise olsa,
Ya da bir hayaletli bir okul
Ne çıkardı dersin altında düşünce hayaletin maskesi?
Ya lunapark bekçisi, ya da okul temizlikçisi.
Çünkü tarihler boyunca
Çözülmüş olan her tür gizemin aslında
Büyülü birşey olmadığı
Çıktı ortaya.
Gerçekte “bilgi” diyebildiğimiz şeylerin olması
Seni ürkütüyor mu?
Ya da bir akşamüstünü bilgisayar başında,
Wikipedia ile geçirmek
Seni korkutuyor mu?
Doğaüstü birşeylerin aslında var olmama ihtimali
Senin hippi felsefeni darmadağan ettiğinden,
Google bile kullanmakta aciz bir şekilde
Karanlıkta öylece oturuyor musun?
Bu yetmez mi?….
Sadece bu dünya?
Bu güzel, karmaşık,
İnanılmaz derecede uçcuz bucaksız, doğal dünya
Bizim merakımızı nasıl cezbetmiyor da,
onu basit, insan uydurması hurafelerle ve yaratıklarla
Olduğundan daha değersiz hale getiriyoruz?
Meraklıysan eğer o kadar Shakespeare’e
Kulak ver bana söylediklerimi dinle:
“Saf altını dövmek, zambakları yeniden boyamak,
Ya da menekşelere parfüm dökmek… sadece salaklık…”
ya da buna benzer bir şey işte….
Ya da Louis Armstrong’a ne dersin?
Yemyeşil ağaçlar görüyorum,
Kıpkırmızı güller de.
Ve sen eğer Krishna veya Vishnu’yu
Modern, güncel bir şekilde paketleyip
Etiketleyip yüceltmek istiyorsan,
O da tamam.
Ona da razıyım.
Ama beni heyecanladıran şey şu:
Ben minicik, önemsiz, mütevazi bir karbon yığınıyım.
Tek bir hayatım var, o da kısacık.
Ve oldukça da önemsiz…
Ama bilimsel gelişmeler sağolsun
Büyük büyük büyük amcalarım ve teyzelerimden iki kat daha uzun yaşayabileceğim.
Ömrümü iki kat daha uzun süre yaşayabileceğim,
Eşimi iki kat daha uzun bir süre sevebileceğim.
Arkadaşlarımla iki kat daha uzun süre
Şarap içip köri yerken,
Memesinde kelebekleri, kalçasında perileri
Olan güzel hippileri
Gıcık etmeye devam edebileceğim.

Eğer istemeden de olsa sizi kırdıysam,
Şöyle düşünün, barışalım.
Zamanda 10 dakika geri gitmiş olalım,
Bu konuda fikriniz değişti mi bir bakalım.


About isil_arican

Yalansavar'ın kurucusu, San Fransisco'da yaşayan bir Tıp Doktoru. Stanford Üniversitesi Çocuk Hastanesi'nde Klinik Bilgi İşlem Direktörü. Bay Area Skeptics Yönetim Kurulu Üyesi. Boş zamanlarında sözde bilimle savaşıyor, Yalansavar'a ve Trepanasyon'a yazıyor, TED çevirileri yapıyor, kedi seviyor, evde bira kaynatıyor, bir de bu aralar The Witcher oynuyor.

8 Yanıt to “Kritik Düşünceye Övgü: Storm”

  1. Nasıl şimdiye dek böyle harika bir eserden haberim olmamış!

    Beğen

  2. John Edward olmayacak mı o, Edwards ABD eski başkan adayı değil mi? 🙂

    Beğen

  3. merhabalar
    en azından 5, 6 tane şehir efsanesi ile ilgili yazılarınızı ilgi ile okudum. şimdiye kadar ve Dr. ne de kadın olduğunuzu bilmiyordum. yazacaklarım ile hiç ilgisi olmadan yazdım bunları… 🙂
    tıp ile ilgili bazı şeyler yazmak yanınızda ukalılık yapmak gibi geliyor bana. lütfen bu şekilde almayın öyle bir niyetim yok.
    ancak, her okulda öğretilen gibi, bizim öğrendiklerimiz de, dogmalarımız olabilir. uluslararası ilaç şirketler kapitalist sistemin, sistemi çalıştıran en büyük çarklarından. ruhsatlar alınırken, yapılan yolsuzluklar, prof.lara yazdırılan olumlu ve olur onaylarının nasıl alındığı konusunda kamuya intikal etmiş çok vaka var. yakalanmışlar…
    günümüzde en çok şikayet ettiğimiz insanın maddeleşmesi, maddeye tapması neyin sonucu acaba diye düşündüğümde, bilim adamları olarak nitelenenlerin buna katkısının çok büyük olduğuna varıyorum. eski çağlarda papazlara veya büyücülere inanlar, bugün bilim adamlarına aynı itaat ve düşünce şekli ile yaklaşıyorlar. aralarında hiç fark yok. eskiden tanrı adına papazlar, şimdi bilim adına kendine bilim adamı diyenler… 🙂 bilim kapitalist sistemin emrinde çalışan bir maden gibi. içinden cevherleri çıkarıp çıkarıp satıyorlar. madenin hiç suçu yok. onu kullananların niyetlerine bağlı…
    bir dr olarak insanın anatomisini çok iyi bildiğinizi varsayabiliriz. bununla ilglii uzun yıllar okudunuz. ama hastalarınızı iyi edecek yöntem alet ve ilaçlar, güvenmek zorunda olduğunuzu düşündüğünüz bazı kişi ve kurumlara bağlı… sistem işlemez aksi halde. bu güvenmek zorunda olduğunuz kişiler, kurumlar, ilaçlar ile ilgili onlar adına savunmalar yapılması, kişide soru işaretleri yaratıyor. bu sizin meseleniz değil. kendiniz yaptınız, araştırdınız, gözlediniz, labaratuara siz girmişsiniz gibi savunmayın.
    hayat sadece “bilimsel” mottosunun daralttığı kadar bir alan değil çünkü. maneviyatların yarattığı alanları kısıtlamadan, bazılarının yaptıklarını karalamadan sadece kendi yönteminizi uygulamanızı önersem 🙂 biliyorum ukala diyeceksiniz. uzun uzun, yüzlerce yılın birikimi olan alternatif tıptan, sahtekarlar topluluğu gibi şeyler söylemek biraz hatta birazdan daha fazla haksızlık olur.
    saygılarımla,
    yusuf estroti

    Beğen

    • Merhaba Yusuf Bey,

      İlgi ve eleştirileriniz için çok teşekkür ederiz :). Öncelikle şunu belirteyim, yazıları yazan bir tek ben değilim, ekip olarak pekçok farklı bilgi birikimi, eğitim ve tecrübeye sahip bir grup yazardan oluşuyoruz. Kendi içimizde bir denetim mekanizmamız var, her yazı yazıyı yazan kişi haricinde ortalama iki ayrı yazarımız tarafından okunup, geri bildirimlerle editlenip o şekilde yayınlanıyor.

      Dünyanın para üzerinde döndüğü görüşünüze kesinlikle katılıyorum, ilaç firmaları da sütten çıkma ak kaşık değiller elbette, onların da pek çok sahtekarlıkları, manipulasyonları var. Ama kanımca aynı şey alternatif tıp ya da benzer ürünleri pazarlayanlar için geçerli. Onlar da bu işi para için yapıyorlar, kapitalist sistemin bir parçası hepsi. Adlarında “alternatif” kelimesi yer alıyor diye onların daha iyi,yüce ve sistemin çarklarının dışında olduğunu varsaymamamız gerekir. Hatta ironik ama alternatif tıp ürünlerinin çoğu da ilaç firmalarının farklı isimlerle kurulan yan şirketleri tarafından pazarlanıyor, çoğu tüketicinin de bundan haberi yok, firmaların pazarlama stratejisi bu şekilde. 🙂 (Benzer durum pek çok organik ürün için de geçerli.)

      İnsan tecrübesinin yüzlerce yıllık tecrübesinin hastalıkların sağaltımında çok önemli bir yeri olduğu konusunda da hemfikiriz. 🙂 Bugün kullandığımız ilaçların pekçoğunun kökeni eski çağlara dayanıyor. Kalp hastalarının çiğnediği yüksükotundan bugünkü kalp ilaçları, Hindistana giden ingiliz asilzadelerinin sıtma olmamak için içtikleri tonik içindeki kinin ağacından modern sıtma ilaçları yapılıyor. Bu tip uygulamalara belki de “geleneksel tıp” demek daha doğru, sonuçta bu uygulamalardan işe yaradıkları zamanla kanıtlananlar modern tıpta yerini alıyor. Ancak her antik uygulamanın içinde eski çağ bilgeliğini taşıdığını varsaymak da doğru olmaz, yoksa hala akıl hastalarının kafatasına hala matkapla delik açıyor olmamız gerekirdi 🙂 Ayrıca pekçok son derece yeni “alternatif” tedavi yöntemi de sanki binlerce yıldır uygulanan, bilinen yöntemlermiş gibi pazarlanıyor. (Örneğin Homeopati’nin antik çağlardan gelen bir yöntem değil, sadece 1800’lerde ortaya konmuş yöntem olduğunu biliyor muydunuz?)

      Bizim alternatif tıp tabir ettiklerimiz “işe yaramadığı kanıtlanan” uygulamalar. 🙂 Yakın bir zamanda bu uygulamalardan daha detaylı örnekler sunacağız.

      Biz yalansavar ekibi olarak şehir efsanelerini ve kanıtlanamamış iddiaları ve yanlış bilgilendirmeleri aydınlatmak için yola çıktık. Konularımızı seçerken de bu konunun ucu neye dokunuyor diye bir süzgeçten geçirmiyoruz. Amacımız ne herhangi bir kişi veya kurumu savunmak, ne de bir başka kurumu eleştirmek. Biz, okuyucularımıza desteksiz iddialarla ilgili bilimsel çevreler tarafından ortak olarak kabul görmüş verileri toplayıp sunuyoruz, onlara doğru bilgiye nasıl ulaşacaklarını göstermeye çalışıyoruz. Bu verileri toplamak için de laboratuvara bizzat girmek, deneyleri bizzat yapmış olmak gerekmiyor. Bilim, kendisinden önce gelen tüm deneyimlerin yoğrulması, sonuçların birleştirilmesi ve değerlendirilmesiyle ilerliyor.

      Bizi okumaya devam etmenizi dileriz, daha sonraki yazılarımız hakkındaki düşüncelerinizi de paylaşırsanız çok seviniriz.

      Saygılarımızla

      Beğen

  4. Yusuf Bey,

    “…eski çağlarda papazlara veya büyücülere inanlar, bugün bilim adamlarına aynı itaat ve düşünce şekli ile yaklaşıyorlar. aralarında hiç fark yok. eskiden tanrı adına papazlar, şimdi bilim adına kendine bilim adamı diyenler…”

    Keşke insanlar eski çağlarda papazlara veya büyücülere inandıkları gibi bugün bilim adamlarına inansalardı 🙂

    Fakat arada şöyle ciddi bir fark var. Beğenelim beğenmeyelim, hakkında komplo teorisi üretelim ya da üretmeyelim, eski ve modern çağın papaz ve büyücülerinin üzerinde FDA, sağlık bakanlığı gibi otorite kurumları yok. Bu cadılar yakılsın diyen kiliseye siz bunu ne hakla yapıyorsunuz diyen bir AİHM yoktu. Kurumsallaşmayı bir kenara bırakın, büyücüler keşfettikler büyüleri hakemli dergilere gönderip güvenilirliklerini kanıtlamak zorunluluğunu hissetmiyorlardı.

    Kapitalist sistem her türlü canavarca potansiyeline rağmen yarattığı bireysel ve toplumsal değişimle, kendisinden önce var olmayan kontrol mekanizmaları da geliştirmiştir. Bu kontrol mekanizmalarının yapısını anlamak, onların davranışlarını da gene ‘skeptik’ bir şekilde analiz etmek de ‘doğruyu bilmek’ adına önemli bir yapıtaşı.

    Işıl’ın da söylediği gibi bilim adı kullanılarak yaratılan efsanelere karşı çok mesai harcıyoruz. Çünkü bilimsel iddialarla kurulan önermeleri yanlışlamak her türlü mistik veya politik önermeyi yanlışlamaktan daha kolay, dolayısıyla bilimsel bilgiye güvenmek insanlar için daha sağlıklı diye düşünüyorum.

    Düşüncelerinizi paylaştığınız için teşekkürler…

    Beğen

    • ”eski çağlarda papazlara veya büyücülere inanlar, bugün bilim adamlarına aynı itaat ve düşünce şekli ile yaklaşıyorlar. aralarında hiç fark yok. eskiden tanrı adına papazlar, şimdi bilim adına kendine bilim adamı diyenler”

      eskiden bilimsel bişeyi açıklarken bilimi ezik konumdan kurtarmaya çalışır gibi konuşurduk şimdi ise üstün konuma geçmiş bunu anladım. Bu ne kadar iyi birşey olsa da bilimi savunmanın artık klasikleşeceğini gösteriyor. Hemen toparlanıp bilimi savunan bilgiler edinmek yerine bilimsel bilgilerimi arttırmalıyım 🙂 Ayrıca ilaç firmalarına rakip firmaların başına zeval gelmesin ki denetimler denetli kalsın hep.

      Beğen

  5. Yazı bir yana, Yusuf Estroti ve Işıl hocanın tartışma seviyelerinin dinginliği ve zihinde bıraktığı bilimsel aroma tadı beni daha çok etkiledi. Günümüzde tartışma adı altında yapılanlar o kadar zihin yorucu ki illaki “ben haklıyım ve seni döverim” tarzında geçen konuşmalar safsatalara daha çok gebe gibi geliyor bana. Sanırım safsataların çözümü içi gerekli olan öncelikle fikrini bilimsel üslupla dile getirme ardından karşındakini saygıyla dinleyebilme yetisi. Bunları becerebilirsek bilimsel düşünce her alana hakim olabilir, teşekkürler elinize sağlık.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: