Devridaim Makinaları: Yok Öyle Beleşe!

Bir kedi ve bir yağlı ekmek ile elde edilebilecek sonsuz enerji motoru.

Yeni bir buluş bulabilirsiniz. Bu buluş bilinen pek çok teoriye uymayabilir, Newton’un ve Einstein’ın yasalarına dahi karşı gelebilir. Bu buluşunuzun sınanmayacağı, doğruluğuna ihtimal verilmeyeceği anlamına gelmez. Ancaaak… Buluşunuz termodinamik yasalarına uymuyorsa, orada ciddi bir hata yapmışsınızdır demektir.

Dünya’da kaynaklar sınırlı ama ihtiyaçlar sonsuz… Herkesin diline pelesenk olduğu gibi, enerji ihtiyacı en büyük ihtiyaç. Ülkelerin enerji ihtiyaçları giderek artarken  çoğumuz gelecekte savaşların başlıca nedenlerinin enerji olacağını tahmin ediyoruz. Zira petrol coğrafyası olan Orta Doğu’da bir güç mücadelesi olmadığını söylemek zor. Bu yüzden enerji sorununu çözmenin Dünya gezegeninde bir barış ortamı sağlayacağını söyleyenlere de haksız diyemeyiz.

Sonsuz ve bedava enerjinin sonsuz ihtiyaçları karşılayabileceğini, ekonomik sistemleri değiştireceğini ve hatta akabinde siyasal sistemlere de evrim geçirteceği dikkate alınabilecek bir teori olabilir. Yalnız… Sonsuz enerji eldesi gerçekten de mümkün müdür? Zaman zaman basında çıkan “sonsuz ve temiz enerji” iddialarını ne derece dikkate almalıyız? Termodinamik yasaları ışığında sonsuz enerji konusunu hep beraber irdeleyelim.

Sınırsız Enerji ya da Devr-i Daim Makinaları

Yıl 2006. Şirketlerden birisi “Erke Dönergeci” adında, Türkçe terimleri “enerji motoru” anlamına gelecek şekilde güzelce bir araya getirerek adını verdikleri yeni bir makinadan bahsettiler ve geniş katılımlı bir toplantı organize etti. Dönemin kuvvet komutanları ve devletlilerinin de katıldığı (eski Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, emekli Orgeneral Necati Özgen, emekli Orgeneral Kemal Yavuz, emekli Orgeneral Fikret Boztepe, emekli Korgeneral Köksal Karabay ve eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş) toplantı basında büyük yer buldu ve komplo teorilerine meydan verecek şekilde toplantı hiçbir sonuç vermedi ve hiçkimse hiçbir açıklamada bulunmadı. “Erke Dönergeci” ismi piyasadan kalktı. (1)

Aynı yıl İrlanda’da benzer bir kampanya gerçekleştirildi. Steorn isimli şirket Economist dergisine tam sayfa ilan vererek geliştirdikleri Orbo adlı cihazla sonsuz enerji üretmenin bir yolunu bulduklarını duyurdu. Bu cihazı test etmek isteyen 12 bilim insanı aradıklarını da belirten ilan Bernard Shaw’ın “Tüm büyük gerçekler ilk ortaya çıktığında saçmalık gibi gelir” özdeyişini de içeriyordu. Firmanın 2007’de halka açık testinde makina çalışmadı. 2009 yılındaki gösteride de aletlerinin hünerini ispatlayamadılar.(1)(4)

Konu enerji olunca belki de hızlı bir şekilde nakte dönüştürülebileceği için zaman zaman çeşitli mucitlerin sonsuz enerjinin yolunu bulduklarına yönelik haberler sürekli olarak piyasaya düşüyor… Erke Dönergeci ve Orbo örneklerini saymazsak, bu gibi icat ve iddialar genelde termodinamik bilgisinden yoksun ya da bu bilgiyi tam anlayamamış olduğu belli olan bir kitleden geliyor. Bu kitlenin hep ölüm tehdidi almaktan, üniversitelerin kapılarını yüzüne kapatmasından, icatlarını kimsenin anlamıyor olmasından sitem etmeleri de ortak özelliği. Maalesef bu mucitlerden hiçbiri kendi evindeki enerji ihtiyacını bedavaya getirebilmiş değil.

Farkındayız. Yalansavar olarak gerçeklere çok fazla takılıyoruz. Gerçek ile yatıp, gerçek ile kalkmaya çalışıyoruz. Bu kadar gerçekle nereye kadar, öyle değil mi dostlar?

O yüzden haydi biraz hayal kuralım ve neşemiz yerine gelsin…

Mesela öyle bir termosumuz olun ki, içerisine sıcak kahve koyalım ve üç gün sonra termosun kapağını açtığımızda kahvemizi olduğu gibi sıcak, içilebilir bulalım. Ya da evimizi öyle bir yapalım ki, kış mevsimi başladığında kaloriferi bir gün yakalım, bütün kış o sıcaklıkla oturalım. Olmadı mı?

O halde öyle bir parfüm alalım ve bunu kıyafetlerimize sıkalım. Ama az sonra bundan sıkıldığımız için parfümün kapağını açalım ve üzerimizdeki koku gerisin geriye şişeye girsin. Ya da yemek yaparken soğan kavurduğumuzda öyle bir mekanizma kuralım ki, soğan kokusu ince bir hat halinde pencereden çıkıp gitsin? Bu da mı olmadı?

O halde öyle bir otomobil tasavvur edelim: Her gün, ilk günkü kadar yeni. Hiçbir bakım masrafı yok. Hatta ve hatta otomobil hareket etsin ve hiç benzin harcamasın. Yolları öyle bir yapalım ki, yokuş insin, yokuş çıksın, iniş hızımızla yokuşları çıktıkça İstanbul’dan Ankara’ya varalım, böylece motoru bile çalıştırmayalım. Yine mi gol değil?

Evet… Yine olmadı. Yine gol değil… Başlığımızda da dediğimiz gibi: YOK ÖYLE BELEŞE.

Termodinamik Yasaları ve Entropi

Termodinamik Yasaları, adından da anlaşılabileceği gibi ısının, dolayısıyla enerjinin hareketini belirleyen yasalardır. Dört adettir.

Sıfırıncı yasa aynı sıcaklıkta bir arada bulunan sistemlerin ısıl bir denge hali içerisinde olduğunu söyler. Yani şu an içerisinde bulunduğunuz odada enerjiye maruz kalmayan (ısınmayan, üzerine güneş vurmayan vs.) tüm nesnelerin sıcaklığı eşittir ve dengededir. (Bir süre sonra kahvemizin soğuması bundan)

Birinci yasa ısı ve işin de bir enerji olduğunu, yoktan var edilemez ve vardan yok edilemez olduğunu söyler.

İkinci yasa, az sonra detaylıca bahsedeceğimiz entropiyi tanımlayan yasadır. Entropinin daima arttığını, başka bir deyişle ısı enerjisinin sıcak olandan soğuk olana aktığını söyler. (Bu önemli bir yasadır. Bugün bize bu durum çok normal gelse de fiziğin pek çok prensibinin anlaşılamadığı zamanlarda sıcaklığın molekül ve atomların kinetik enerjileri olduğu bilinmiyordu. Hatta ısının cisimlerden cisimler akan kalori adında bir sıvı olduğu bile düşünülüyordu.)

Üçüncü yasa ise entropinin artmamasının, yani enerji kaybetmeden iş yapmanın ancak ve ancak sıcaklığın mutlak 0, yani -273 derece olması halinde geçerli olacağını söyler. Kainatta böyle bir yer yoktur. Uzay boşluğunda dahi sıcaklık 4 K’dir.

Biz şimdilik, entropiyi tanımlayan ikinci yasa ile ilgileneceğiz.

Entropi tabiatın çok temel bir ilkesi olmasına karşın oldukça geç keşfedilmiş bir kavramdır. Buhar makinalarının icat edildiği zamanlarda Fransız düşünür Carnot’nun makinaların verimi konusundaki çalışmalarında hesaba katmadığı bir kavram olduğunu keşfeden Alman düşünür Clausius tarafından ortaya atılmıştır(3). Aslında Clausius, makinaların verimine yönelik bir formülasyon bulmuş olsa da aslında çok temel bir doğa kanununu işaret etmiştir.

Entropinin matematiksel yorumuna girmeyeceğiz, zira çok da gerekli değil. Ama fiziki yorumu kısa:

“MİNİMUM ENERJİ, MAKSİMUM DÜZENSİZLİK”

Tamam tamam… Kabul ediyorum. Cümle bu haliyle korkutucu, ama biraz örneklendirirsek basit bir hale gelecek.

Söz gelimi kor haline gelmiş bir kömür parçasını düşünün. Bu kömür üzerinde depolanmış bir enerji var ve kömür kendi enerjisini düşürmek, yani minimize etmek için bu enerjiyi yayıyor. Bu sırada ne yapıyor? Çevresinde bir düzensizlik yaratıyor: Kömürün çevresinde her ne varsa ısınıyor, ısındıkları için hareket ediyor / bozuluyor / şekil değiştiriyorlar.

Başka bir örnek daha verelim: Elimizde cam bir bardak var. Bu bardağı yere fırlattığımızda onun parçalarını bir arada tutan bağlar kopacak ve enerjilerini salacaklar. Bu sırada da süpürmesi zor bir düzensizlik yaratacaklar. Her yana dağılmış cam parçaları düzensizce uçacak. (Bu cam parçalarının dağılırken adınızı yazmış olması ne kadar zor değil mi?)

Bir örnek de günlük hayatımızdan. Beğendiğimiz parfümü kıyafetimize sıktığımız zaman o da düzensizlik yaratacak şekilde odaya dağılacak. Onu şişeye koymak için kullanılan enerjiden eser kalmayacak. Odanın her yanında oradan oraya uçuşan koku molekülleri artık önü alınmayan bir süreci başlatmış olacak.

Eğer “minimum enerji ve maksimum düzensizliği” anladı isek, artık entropiyi anlayabiliriz.

Şimdi bu üç örneğe dayanarak soruyorum: Sizce hangisi daha çok enerji gerektirir?

Kömürün yanması mı? Bir kömür oluşturmak mı?

Bir bardağı kırmak mı? Yoksa kırılmış cam parçalarını bardağın ilk günkü haline dönüşterecek kadar özenle yapıştırmak mı?

Parfüm sıkıp güzel güzel kokmak mı? Dağılmış parfüm moleküllerini bir araya toplamak mı?

Bu işlem ikilileri birbirinin tersi gibi gözükse de gerektirdikleri çaba ve enerji bakımından hiç de öyle değillerdir. İşte bu farka TERSİNMEZLİK denir. Yani her işlem içerisinde geri döndürülemez, geri döndürülmek istense, kendi halinde gerçekleştiğinden daha fazla enerji ve çaba gerektiren bir süreç barındırır.

Örnekler çoğaltılabilir:

Bir elektrik ampül yanarken çevresindeki havayı bir miktar ısıtacaktır. Burada elektrik enerjisi, ısı ve ışık enerjisine dönüşmüştür. İşlemi tersine çevirdiğinizde aynı sonucu elde etmeniz mümkün değil. Yani ampulün yaydığı ısı ve ışık, sönük bir ampüle verildiğinde onu aynı parlaklıkta yakacak bir durum yaratamazsınız.

Bir örnek de evlerimizdeki vantilatörlerden. 220 Voltluk gerilimle, 1 A akımla çalıştırdığımız vantilatörümüz dakikada 1000 devir dönerken havayı bir 2 m/s hızla ittiriyor olsun. Durmuş bir vantilatöre 2 m/s hızla hava üflediğinizde 1000 devir dönüş, dolayısıyla da 220 V’luk bir gerilim ve 1 A akım elde edemezsiniz.

TERSİNMEZLİK budur ve bir süreçte tersinmezlik var ise ENTROPİ artmıştır.

Bir işlemin tersini almak istiyorsanız, ona mutlaka daha fazla enerji vermek gerekir. Kısacası, bir şeyleri düzeltmek için onları bozmak için olduğundan daha çok enerji harcamak zorundasınız!

“ENTROPİ PRATİKTE ASLA AZALMAZ”

Yani doğada hiçbir zaman üç koyup beş alamazsınız. Ancak pratikte böyle olsa da, teoride üçüncü yasanın işaret ettiği gibi, o da özel koşullarda olmak üzere sadece “sıfır” olabilir.

“İDEAL DURUMLARDA ENTROPİ DEĞİŞMEZ”

Pratikte ideal durum yoktur!

İlla ki fiziksel düşünmeyin. Entropi natüralist bir yaklaşımla sosyal ve siyasal pek çok olguya da uygulanabilir: Hiç ilgi göstermediğiniz bir çocuğun sağlıklı bir karakter elde edebileceğini düşünmek olası mıdır? Sigarayı bırakmanın ona başlamaktan daha kolay olduğunu söyleyebilir miyiz? Ya da ölü bir balığın akıntıya karşı yüzdüğünü söylesem ne kadar mantıklı bulurdunuz?

Devri daim makinaları

Şimdi örnek olarak hep birlikte şöyle bir makine tasavvur edelim.

Elimizde bir adet dinamo olsun. Dinamolar, hareket enerjisini elektrik enerjisine çevirirler. Bisikletlerde biz tekeri döndürdükçe yanan ışıklar, ya da bir farenin / hamster’ın çevirdiği çarka bağlı yanan bir ampül dinamo kullanıyor demektir. Bu dinamoyu bir vantilatörün göbeğine bağlayalım. Yani o vantilatör döndükçe dinamo da dönsün ve elektrik enerjisi sağlasın. Bu elektrik enerjisini de vantilatörün motoruna verelim.Yani bu vantilatöre elektrik geldikçe bu vantilatör dönsün.

Entropinin hiç artmadığı bir dünyada böyle bir sistem nasıl çalışırdı?

Elimle vantilatörü bir kez çevirirdim. Dönen dinamo elektrik üretirdi. Bu elektrik vantilatörü çevirmeye devam ederdi. Vantilatör döndükçe dinamo da döndüğü için, sürekli bir enerji kaynağı elde ederdim.

Ama YOK ÖYLE BELEŞE!

Neden? Elektrik telleri ısınacak. Motorun bir direnci var. Dinamonun hareketli parçalarının bir sürtünmesi var. Ayrıca vantilatör dönerken hava da ona karşı koyar ve vantilatör enerjisinin bir kısmını bu hava direncini yenmek için kullanmalı.

Tamamen sürtünmesiz bir ortam oluşturulabilir mi? I-IH… Belki uzayda, hava sürtünmesinden kurtulunabilir. Ama birbirine temas eden hareketli iki parça arasında olacak iş değil.

Tamamen dirençsiz bir tel bulunamaz mı? I-IH. O da olmaz. Süper iletkenler çok küçük akımları iletecek kadar dirençsizdir ve hatta kritik bir sıcaklık altında sıfır direnç gösterebilirler, ama gerekli soğuk ortamı yaratmak da bedava değildir ve o ortam için de enerji harcamak zorundasınız.

O halde sistemin bana verdiğim enerjiden fazlasını çıkarıyor olması gerek ki, tüm bu sürtünmeleri ve ısı kayıplarını yensin… Bu enerji fazlası, enerjiyi yoktan var etmek demektir. Bildiğimiz en temel kanun, ne enerjinin, ne de onun yoğunlaşmış bir hali olan maddenin yoktan var edilemeyeceğidir.

Kısacası “bir devridaim makinası mümkün müdür?” sorusunun yanıtı için bir deyimimiz vardır, hepimiz biliriz:

EŞYANIN TABİATINA AYKIRI!

İşte EŞYANIN TABİATI ENTROPİ’dir.

Son olarak termodinamik yasaları hakkındaki genel bir espriyi paylaşayım:

0. Yasa: Maçı oynamak zorundasın.

1. Yasa: Maçı kazanamazsın.

2. Yasa: Ancak çok soğuk bir günde berabere kalırsın.

3. Yasa: Hava o kadar soğuk olmaz (2).

NOTLAR / KAYNAKLAR

(1) http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1069667&CategoryID=77
(2) http://en.wikiquote.org/wiki/Thermodynamics
(3) Bu öykü “Dünya’yı Değiştiren Beş Denklem” adlı kitapta pek güzel anlatılmaktadır.
(4) http://en.wikipedia.org/wiki/Steorn
(5) Yunus A. Çengel, Micheal A. Boles, “Mühendislik Yaklaşımıyla Termodinamik“, Literatür Yayınları, 2002.

AÇIK BİLİM RADYO PROGRAMI’NIN İLGİLİ BÖLÜMÜ

Tevfik Uyar ve Ömer Cansızoğlu’nun hazırlayıp sunduğu Açık Bilim Radyo Programı’nın “Entropi” konulu altıncı bölümü:

http://www.acikbilim.com/2011/12/radyo-programi/acik-bilim-radyo-programi-6-bolum-entropi.html

About Tevfik Uyar

Uçak Mühendisi ve MBA. Organizasyonel davranış ve örgüt psikolojisi üzerine çalıştı. Aynı sahada doktora eğitimine devam eden Uyar, sosyoloji lisans öğrencisi ve bilimkurgu öyküler yazıyor.

22 Yanıt to “Devridaim Makinaları: Yok Öyle Beleşe!”

  1. Harika bir yazı

    Beğen

  2. Kendimi Lisedeki kimya dersinde hissettim.

    Bu yazı bir “yalanı savmak”tan öte, anlatımı çok güzel olan bir bilgilendirme yazısı olmuş.

    Ellerinize sağlık.

    Beğen

  3. Güzel yazı, elleriniz dert görmesin Tevfik Bey. “Erke Dönergeci Martavalı”nı hatırlıyorumda, hakkında en güzel yorumu sağ kesimden bir gazete yapmıştı: Pilsiz-elektriksiz cunta makinası. Bir de TV’lerde konu hakkında eski makine mühendisi Popstar Ajdar’dan bilgi almışlardı.

    Beğen

  4. gerçekten güzel bir yazı. benim merak ettiğim devasa mıknatıslar ile termodinamiğin yasaları aşılabilir mi?

    Beğen

    • İlginize teşekkürler. Maalesef termodinamiğin yasalarına aykırı bir proses düşünülemez. Görünüşte termodinamiğin yasalarına aykırı gibi duran prosesler olabilir ama yakından incelendiklerinde bütün proseslerin termodinamik yasalarına uyduğu görülür.

      Sevgiler

      Beğen

  5. harika bir yazı..şu yazıda nette dikkatimi çekti .ne dersiniz bu yazı ile ilgilide yorum yazar mısınız. http://www.niztelli.50megs.com/bilim%20ve%20teknoloji/devri%20daim.htm

    Beğen

    • Netteki yazıyı yazan geçmişte kalmış, herhangi bir bilimsel çalışması olmadığı halde kendini bilim adamı zanneden zavallı olduğunu düşünüyorum.
      Fizik kuralları değişmez değildir. Bilimsel deneylerde kanıtlanan yeni fiziksel olay her zaman mevcut olanın önüne geçer. Bilinen fizik kuralı bu durumda ilga olur.
      Bir televizyon programında ufo gördüğünü iddia eden bir vatandaş ile karşı görüşü savunan Prof. tartışmaktalar.
      Prof. vatandaşa adeta saldırarak hakaretler yağdırıp “madem gördün tut getir şuraya koy, ben bir inceleyim” diye bas bas bağırıyor.
      Bırakın hızla gök yüzünde hareket eden bilinmeyen bir cismi bir insanın eliyle yakalayıp stüdyoya getirmesini yüksekte uçan bir kuşu elle yakalama olanağı var mı?

      Beğen

  6. eline sağlık ancak ısrarcı olanlar içinde bir yasa olmalı diye düşünüyorum 🙂

    Beğen

    • ısrarcı olanlara yapılacak en buyuk yasa onlara ödül vermektir:) dünya bilim ile dönmektedir. elektiriği icat eden mucit öyle br şeyin mümkün olduğunu biliyordu aksi taktirde şimşek neden vardı? söylermisin dünyayı milyonlarca yıldır bir milim dahi şaşmadan dönderen bilim nedir? veya bilim nedir?dur söyleyeyim bilim % 70i varsayımlar üzerine kurulu düşüncelerdir. şöyle der enerji yoktan var edilemez ve yok edilemez… amaç oktan var etmek değilde var olanı kullanmaksa sonuna kadar gidilecektir….

      Beğen

  7. tamamını okuduuzmu ..

    Beğen

  8. Ahmet Selçuk YAŞACAN Cevapla 29 Kasım 2013 14:54

    Lokantacılıkla iştigal eden İskoçyalının bir atı varmış ama hayvan çok asık suratlıymış. Adamcağız ne yapsa atı neşelendiremiyor ve bu yüzden çok üzülüyormuş…
    Çözümü bilen birini bulma ümidiyle Lokantasının Camına ilan asmış “ATIMI GÜLDÜRENE BEDAVA YEMEK”… Bir süre sonra bir adam girmiş içeri ve “At nerde?” diye sormuş, sahibi atı göstermiş, adam; sen dışarda bekle deyip içeri girmiş, beş dakika sonra kapı açılmış ve Atın sahibi hayretlere düşmüş. Günlerdir yüzünden düşen bin parça olan at kahkahalar atıyormuş.
    Adama sözü olan yemeği ikram etmiş ve; Bunu nasıl yaptığını söylersen sana bir şişede yıllanmış şarap ikram ederim demiş. Adam; Çok Basit, Ata dedimki “Benimki Seninkinden Büyük”, hepsi bu.
    Aradan zaman geçmiş ve atın sahibi bu seferde atın kahkalarından usanıp Yeni bir ilan asmış “ATIMI AĞLATANA BEDAVA YEMEK” Yine Aynı adam gelmiş ve direk ahıra yönelmiş, beş dakika sonra çıktığında at iki gözü iki çeşme ağlıyormuş. Aynı şekilde sahibi bunu nasıl yaptığını sormuş ve adam “GÖSTERDİM” demiş…
    Yukarıda ki yazıyı yazanlar ve o yazıyı destekleyenler şu an Fıkradaki At Konumundalar ve ben çok yakında (max 1 ay) kendi tasarımım olan devridaim cihazımı herkese gösterdiğimde AĞLAYACAKLAR.
    Kendi verdiğiniz örnekler bile bu makinanın çoktan yapıldığını ıspatlar nitelikte. Anlatılanlar tıpkı bizim DEVRİM marka otomobilimizin hikayesine benziyor.
    Sizce bütün dünyaya açıklanmış bir ürünün tam toplantı zamanı gelince çalışmıyor olması ne kadar mümkün. İrlanda da ki örnekte Biliminsanları davet ediliyor Türkiyede ise neredeyse genelkurmay üst yönetiminin tamamı destekçi ama ne hikmetse ürün piyasaya çıkmıyor. Çıkmadığı içinde Siz “BİLİM BAĞNAZLARI” çıkmadı çünkü zaten yalandı, zaten imkansızdı yaftası yapıştırıyorsunuz. Düşünün biraz, böyle önemli insanlar böyle bir yalana körü körüne neden alet olsunlar. İsimleriyle birlikte ifşa edileceği ürünü toplantı gününden önce test etmeyi düşünemezlermi? Tabiiki düşünürler.
    Bence olay şu dur. Makinaların çalıştığı ıspat edildikten sonra enerji kartelleri patentlerini satın alıp konuyu kapatmışlardır. Bu kadar basit.
    Düşünsenize 50 yaşındaki bir İnsan bu gün Böyle bir makina yapsa bunu hayata geçirmesi ve buluşunun kaymağını yemesi ne kadar sürer?. Siz olsanız bunlarla uğraşmak yerine bir kaç milyoncuğu cebinize koyup kalan ömrünüzü rahat içinde yaşamayı seçmezmiydiniz?.
    Gerçek Biliminsanı beyninin yarısını teorileri çürütmek için kullanır ama bu konuda böyle olmuyor çünkü böyle bir makina hayata geçirildiği taktirde dünyadaki birçok AĞIR TAŞ yerinden oynar. Uzun vadede çok yararlı olabilir fakat ilk 10-20 yıl içerisinde sizinde belirttiğiniz gibi bir çok denge değişir.
    Çok Yakında Cihazımın prototipi görücüye çıkacak ve şu an yazdıklarımı Çok uzun Olduğu için okumaya tenezzül etmeyenler o zaman geldiğinde defalarca okuyacaklar.
    Üstelik bir tane değil,Şu an taslak aşamasında olan 10 taneden fazla modelim var fakat bir tanesi hacim olarak en küçükleri olmasına rağmen en verimli olanıdır ve ben onun üzerine eğilip hayata geçmesi için ne gerekiyorsa yapacağım. Ahmet Selçuk YAŞACAN

    Beğen

    • Ne oldu ağlattın mı free enerjiye inanmayan münkirleri?
      Öyleyse ben de ağlamak istiyorum.

      mnpalaz@hotmail.com

      Beğen

    • En Saçma Bilimsel Ahkâmlar
      14. Tefik Uyar Devridaim Makinaları: Yok Öyle Beleşe! demiş. 03 ARALIK 2012
      1. ABD patent dairesi müdürü Charles Duell, 1899 yılında: “İcat edilebilecek her şey icat edilmiştir.” demiş.
      2. Oxford profesörü Erasmus Wilson 1878 yılında; “Bu yılki Paris fuarı bittiğinde ‘elektrik ışığı’ da onunla birlikte bitecek ve bir daha sözü edilmeyecek.” demiş.
      3. Literary Digest dergisi, 1899 yılında; “Otomobilin elbette bisiklet kadar yaygın kullanımı olmayacak.” tespitini yapmış.
      4. 1876’da yeni teknolojiyi reddeden Western Union yöneticisi: “Bu telefon denen şeyin bir iletişim aracı olarak düşünülmesi için çok fazla kusuru var. Bu alet hiç işimize yaramaz.” demiş.
      5. Fransız fizyoloji profesörü Pierre Pachet 1872 yılında; “Louis Pasteur’ün mikroplar teorisi saçma sapan bir kurmaca.” demiş.
      6. İngiliz kraliyet cemiyeti başkanı Lord Kelvin, 1895 yılında; “Havadan uçan ağır makineler yapmak imkansızdır.” demiş.
      7. Fransız harp okulunda askeri strateji dersi veren Mareşal Ferdinant Foch; 1. dünya savaşı’ndan önceki günlerde; “uçaklar ilginç oyuncaklar ama hiç bir askeri değerleri yok.” demiş.
      8. Warner Bross stüdyolarının yöneticisi H.M.Warner 1927 yılında sesli film teknolojisini reddedip; “Oyuncuların konuşmalarını kim dinlemek ister ki?” demiş.
      9. Radyonun öncüsü David Sarnoff’un iş ortağı 1920’lerde neden Sarnoff’un radyosuna destek vermediğini şöyle açıklamış; “Telsiz müzik kutusunun hayal edilebilecek hiç bir ticari değeri yok. Belirli bir kişiye gönderilmemiş bir mesaj için kim para öder ki?”
      10. Mühendis Lee Deforest, 1926 yılında şu kehanette bulunmuş; “Televizyon, teorik ve teknik olarak mümkün olsa da ticari ve mali açıdan imkansızdır.”
      11. IBM yöneticisi Thomas Watson 1943 yılında; “Dünyada belki beş bilgisayarlık bir pazar ancak var.” demiş.
      12. Popüler Mechanics dergisi ise; “Gelecekte bilgisayarlar 1.5 tondan daha ağır olmayacak.” kehanetinde bulunmuş.
      13. Digital Equeipment Corporation’ın kurucusu Olsen ise 1977 yılında şöyle demiş; “İnsanların evlerine bilgisayar almak istemeleri için hiç bir sebep yok.”

      Beğen

    • Eee…. N’oldu??? Sanırım bir-kaç milyon doları cukkaladın, şu an bu yazdıklarımı da Bahama açıklarında demirlemiş yatından okuoyorsundur inşallah.

      Beğen

  9. başarılar..ancak elini çabuk tut.bizi çok bekletme..

    Beğen

  10. Tevfik bey,
    Yapılan yorum Duran Kayanın verdiği linkle ilgilidir.
    http://www.niztelli.50megs.com/bilim%20ve%20teknoloji/devri%20daim.htm

    Yeteneğiniz hakkında yorum yapmam söz konusu değildir. Ancak sonuç alınamamış çalışmaları esas alarak yapılan yorumlar bilime ilgi duyan insanlar üzerinde son derece negatif etki yapmaktadır.
    Etrafınızda bulunan gençlere “bilim insanı olmak mı yoksa futbolcumu olmak istersin” diye bir anket yaparsanız, bilim insanı olmak isteyenin yok denecek kadar az olduğunu görürsünüz.
    Çünkü futbolcu ile ilgili magazin haberleri her gencin hayallerini süslemektedir. Bilim insanı ile ilgili basın ve yayınlarda işlenen deli dolu, saçı başı darmadağınık, kıytırık bir laboratuvarda çalışma yapan ve ne kadar kötü adam varsa gelip lan bana şöyle bir alet yap denebilen bir kişi olarak empoze ediliyor.
    Bu durumlarla mücadele etmezsek ülkemiz teknolojiyi üreten ülkelerin oyuncağı haline gelebilir. Buna ülke çapında elektriksiz kalmamız örnek olarak gösterilebilir.
    Sorduğunuz soru daha önce bilimsel bir toplantıda örnek gösterilerek soruldu. “Kütle zemine doğru hareket eder. Kütlenin zeminden yukarı hareket edeceğini iddia edebilirmisin?
    Benim cevabım, küremiz bir çeşit mıknatıs özelliğindedir. Kürenin mıknatıslanma özelliği bir kütleye yüklendiğinde zeminden yukarıya hareket başlayabilir. Çünkü benzer kutuplar birbirini iter.
    Sonuç olarak bilim için yapılan her çalışma başarısız da olsa bir kazançtır. Bilim çalışması yapan insanların Sizin yorumunuzdan yola çıkarak aynı hataları yapmayarak hem zaman kaybı hemde maddi zarardan kurtulmuş olur. Buda bir kazançtır.

    Beğen

  11. Hüseyin İkiz Cevapla 02 Eylül 2015 17:37

    Bilim her zaman kuralları, kanunları yıkarak ilerlemiştir. Bunlar değişmez bilimsel kanunlardır, kurallardır demek bir nevi engizisyondur. Ayrıca çok yakın zamanlarda herkesin göreceği gibi tamamen fizik ve matematik kurallarına uygun ve de devirdaimden öte potansiyel enerjinin yansımasını kullanan çok güçlü makinalar üretilecek. Termodinamik kanunlarına aykırı görülmesi sadece bu kanunların yanlış yorumlanmasından kaynaklanmaktadır.

    Beğen

  12. Yapılmak istenen bu makinelerde amaç termodinamiği alt üst etmek değil ki amaç : Bir mıknatıs yardımıyla mıknatısın gücü bitene kadar ondan en verimli şekilde enerji üretmek bu ne kadar verimli olur bilemem ama yazılarınız her zaman ki gibi entellektüelleştirme mantığıyla yanıltmaya yönelelik.

    Beğen

Trackbacks/Pingbacks

  1. HAVACILIĞIN SANCILI TARİHİ: PATENT SAVAŞLARI | Açık Bilim - Aylık Çevrimiçi Bilim Dergisi - 12 Kasım 2013

    […] açıktır. Patent hukuku kıtadan kıtaya, hatta ülkeden ülkeye değişebilir. Örnek olarak devridaim makinalarını ele alalım[4]. ABD patent yasalarına göre, devrimdaim makinalarının patent […]

    Beğen

  2. Bahadır'ın Dükkanı – Bedava Enerji ile Ünlü Olamamak - 23 Ağustos 2014

    […] çalışmayacağını termodinamik prensipleri ile açıklamayacağım. Zaten sevgili Tevfik “Devr-i Daim Makinaları: Yok Öyle Beleşe” isimli yazısında temel noktaları anlatmıştı. Ben işe yaramadığını çok pratik bir […]

    Beğen

  3. Tevfik Uyar Kişisel Sitesi: NEREDE GÜNEŞ ORAYA YERLEŞ - 04 Eylül 2014

    […] fotovoltaik olarak anılan mevcut teknolojiyle elde edilebilecek azami verim sadece %34′tür (Termodinamik yasaları daha fazlasına engel oluyor. Shockley-Quessier sınırı hakkında daha fazla bilgi elde etmek […]

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: