Elektromanyetizma, kristaller, ortaya karışık safsatalar

Bu yazıda birkaç yıldır forumlarda ve sosyal medyada dolaşan bir safsata metni vesilesiyle yalan savacağız.

Önce bazı prensipleri ve fiziksel gerçekleri hatırlayalım.

  • Bir insanın eğitim düzeyi, sosyal konumu veya diğer meziyetleri, o kişinin iddialarına delil değildir. Bahsettiği konuda uzmanlık edinmiş kişinin sözlerine başkasından daha fazla ağırlık vermemiz doğaldır, ama bu uzman yine de iddialarına ispat getirmekle yükümlüdür. İddia sahibinin söylediklerine delil aramadan inanmak bir bilen safsatası olarak bilinir; kaçınılması gerekir.
  • Radyo, TV, Wifi, Bluetooth, cep telefonu gibi cihazların kullandığı elektromanyetik (EM) dalgaların kansere yol açtığına dair hiç bir belirti yoktur, çok büyük gruplarda uzun süreli incelemeler yapılmasına rağmen.
  • EM alanlar (veya dalgalar) bir ölüm tuzağı, zehir filan değildir. Bildiğimiz ışık bir elektromanyetik dalgadır. EM dalgalar radyo, mikrodalga, kızılaltı, görünür ışık, morötesi, x ışınları, gamma ışınları gibi isimler alırlar ama hepsi aynı olaydır. Tek farkları dalganın boyudur.
  • Hiç bir cisim çevresindeki elektromanyetik alanı hüp diye içine çekemez.
  • EM dalgalar cisimlerde elektrik yükü birikmesine neden olmaz.

Şimdi elimize geçtiği şekliyle metni okuyalım:

-5 Dakikanızı ayırıp okumanızı tavsiye ediyoruz..-

Elektromanyetik Alan” konusunda doktora yapmış bir kişiyim.

Öncelikle dizüstü bilgisayarlarıni asla ve asla kucağınızda, dizinizin üstünde kullanmayın.

En çok manyetik alanı saç kurutma makinesi ve ütü yayar (bu aletleri kullanırken acele edin, işinizi çabuk bitirin.

“Yatak odalarında televizyon, bilgisayar ya da cep telefonu bulunması tahmin edemeyeceğiniz kadar zararlıdır. Havayı iyonize eden elektromanyetik alan yüzünden çoğu zaman bir koku ile algıladığımız ancak gözle göremediğimiz elektrik yüklü parçalar havada asılı kalırlar.
Saatlerce havalandırsanız bile tam olarak ortamdan süpürülmezler, her nefes aldığınızda ciğerlerinize bu parçaları çekiyorsunuz demektir.
Elinizin hemen altındaki klavye ve Mouse ise her hareketinizde elektrik sinyalleri gönderir. Mutlaka kablolu mouse kullanınız. . Aynı şekilde uzun süreli klavye ve mouse kullanımı maalesef bilekleri ve eli deforme etmektedir. “RSI (Repetitive Strain Injury)” denen sürekli aynı bedensel hareketlerin tekrarıyla oluşan eklem rahatsızlıkları ve “Carpal Tunnel Sendorumu (tekrar eden hareket sendromu )” ciddi sonuçları olan ve ameliyat gerektirebilen hasarlar verirler.

Lazer baskı yapan yazıcılar, çalışmaları sırasında ozon gazı üretirler.
Uzmanlar kanser ve bağışıklık sistemi hastalıklarının, manyetik alanın zayıflattığı bünyelerde oluştuğunu söylüyorlar.

Mesela çoğumuzun kullandığı Bluetooth kablosuz bağlantısı için HP firmasının resmi kitapçığı “lütfen sağlığınız için bir metreden kısa mesafede Bluetooth kullanmayın” diyor.

Eğer bütçeniz yetiyorsa LCD dediğimiz ince ekranlardan alın. Bunun radyasyon seviyesi daha düşüktür.

Bilgisayar kasanızı bedeninizden uzak tutun. Kabloları mümkün olduğunca uzun tutarak çevrenizdeki boş alanı uzatın, Bilgisayar masanızı metal aksamdan değil, ahşap ve elektrik yükü tutmayacak şekilde oluşturun.
Bilgisayarınızın bağlı olduğu prizi mutlaka topraklı yaptırın.

Günde bir kaç saatten fazla keyif, oyun ve web gibi zorunlu olmayan aktiviteler için bilgisayar karşısında zaman harcamayın.

Son olarak, bilinen tüm elektronik cihazlarda elektromanyetik alanı yakalama becerileri yüzünden özellikle ametist kristalleri kullanmanızı ve bilgisayarınızın yakınına koymanızı önereceğim.

Bu ametist kristalleri belli aralıklarla deniz suyuyla topraklandıklarında elektrik yükleri sıfırlanarak gereken koruma alanını sağlamaya devam ederler.”

Sevgili okurlar, ben şahsen Balıkesir Dursunbey Güğü Köyü’nde çalışırken, köyde ametist madeni olması nedeniyle, bol miktarda ametist kristali edinmiştim.

VE EN ÖNEMLİ KONU: . . . Eğer acil servis doktoru falan değilseniz, cep telefonunuz uyuyacağınız odada asla açık olarak kalmamalı. Gece siz uyurken Yatak Odanızdan en az 10 metre uzakta olmalıdır!!!!

Yapılan araştırmalara göre 20 dakika boyunca cep telefonu ile kesintisiz konuşanların, bir sağlık kuruluşunda beyin kontrolünden geçmesi gerekiyor. Nitekim telefon ile konuşurken sınırı aştığınızda hep başınız ağrır.. Unutmayınki , konuşurken de telefonun patlama gibi bir tehlikesi vardır . . . Mutlaka KULAKLIK KULLANIN ! ! !

Telsiz telefonlarda da benzer tehlikeler mevcut, ev telefonunuz telsizse değiştirin, kablolu alın.

Çamaşır ve bulaşık makineleri çalışırken yanında durmayın ( mesela bulaşık makinesini çalıştırıp yanındaki masada keyif çayı içmeyin veya masa keyfi yapmayın ), çünkü çok manyetik alan yayarlar. Özellikle çamaşır makinesinin, çamaşırları döndürme aşamasında hemen uzaklaşın.

Son olarak; kullanmadığınız aletleri fişten çekin. Yapılan araştırmaya göre, “stand by” da yani bekleme modunda kalan aletler, gene elektrik tuketıyorlar. Ve ABD’de bekleme modunda tüketilen elektiriğe ” vampir elektirik” deniliyor. Bu da gösteriyor ki elektronik aletler fişten çekilmediği, en azından güç düğmesinden kapanmadığı sürece bizim için tehlike yaymaya devam ediyor.

Tüm bu aletlerin neden olduğu masraf ve küresel ısınma yetmiyormuş gibi, bizi de tüketiyorlar yavaş yavaş.

(Dç Doktor A. Y.)

Öncelikle yazının imlâ ve noktalama hatalarıyla dolu olduğunu, düzgün bir akışa sahip olmadığını görüyoruz. Yazar (ismini sadece kısaltma olarak verdim) iddialarını açık seçik olarak ifade edememiş. Yazarın elektromanyetik alanların zararlı olduğunu iddia ettiğini anlıyoruz, ama bu zararın ne olduğunu kesin bir şekilde söylemiyor ve sağlam delillerle desteklenmiş bir argüman sunmuyor.

Yazının en başında “bir bilen safsatası”na rastlıyoruz: “Elektromanyetik Alan konusunda doktora yapmış bir kişiyim“. Yazar elektromanyetik (EM) alanlar hakkında otorite olduğunu bildirerek yazının geri kalanına inanmamız için bizi şartlamaya çalışıyor. Ancak, “elektromanyetik alan konusunda doktora” yapmış olmak, yazının geri kalanına dair uzmanlık güvencesi vermeye yetmeyecek kadar genel bir ifade, çünkü EM alanlarla ilgili çok farklı çalışmalar yapılabilir: Anten tasarımı, güneş rüzgarı simülasyonları, soğuk atom fiziği deneyleri, manyetik rezonans görüntülemeleri… Bu ifade, yazarın uzmanlığının ne olduğunu bir yana bırakın, hangi alanda eğitim gördüğünü bile (fizik, kimya, biyoloji, tıp, mühendislik) bize bildiremiyor.

Kaldı ki, aşağıda da göreceğimiz gibi, aslında yazarın EM konusunda hiç bir bilgisi olmadığı anlaşılıyor.

Sağlıkla ilgili ifadeleri topluca değerlendirelim.

Dizüstü bilgisayarları kucağımızda kullanmamak aslında iyi bir fikir. Laptoplar çok ısınabilir ve bazı aşırı durumlarda derimizi yakabilirler. Ama bu risk “asla ve asla” demeyi gerektirecek kadar büyük değildir. Zaten yazı EM alanlardan bahsediyor, ısınmadan değil. Üstelik neden bundan kaçınmamız gerektiğini söylemiyor.

Fare ve klavyeyi çok fazla kullanmanın el ve bileklerde ciddi rahatsızlık yaratacağı doğrudur, ama bu doğru bilginin yazının ana fikri olan EM alanı zararıyla hiç bir ilgisi yok. Yazar ya yanlışı doğruyla karıştırıp kabul ettirmeye çalışıyor, ya da o anda aklına gelivermiş ve yazmış.

Lazer baskı yapan yazıcılar, çalışmaları sırasında ozon gazı üretirler.” Doğru, ama çok az miktarda. Ticari makinelerde bu gaz filtrelenir, ev cihazları ise zaten az kullanıldıkları için tehlike yaratmazlar. Bunun hemen arkasından gelen “Uzmanlar kanser ve bağışıklık sistemi hastalıklarının, manyetik alanın zayıflattığı bünyelerde oluştuğunu söylüyorlar.” cümlesi tamamen atmasyon, gerçekle alâkası yok. Yazarın düşünce akışı ozon gazından manyetik alana nasıl atlamış, muamma. Böyle tutarsız, mantık silsilesi içinde olmayan paragraflar safsata metinlerinin birçoğunun ortak özelliğidir.

Yirmi dakika telefonla konuşanların beyin muayenesinden geçmesi delice. Böyle bir şey gerçek olsaydı beyin kanseri nezleden daha yaygın bir hastalık olurdu.

Anlamsız bir cümle olarak: “Nitekim telefon ile konuşurken sınırı aştığınızda hep başınız ağrır.” Buradaki mesele sınırın ne olduğunun belirtilmemesi, yani “yanlışlanabilir” bir ifade olmaması. Diyelim yirmi dakika konuştunuz ve başınız ağrımadı. “Demek ki senin sınırın farklıymış” cevabı alırsınız. Sınırın ne olduğuna dair deneysel bir veri olmayınca herşey söylenebilir. Kitap okurken de sınırı aştığınızda başınız ağrır. O zaman kitap okuyanlar da mı beyin muayenesinden geçmeli?

Şimdi fizik ve elektrikle ilgili ifadelere gelelim:

İçinden 50/60 Hertzlik şebeke akımı geçen her kablo veya cihaz bir EM alan üretir. Bu zararsız alanlar Aşırı Düşük Frekans (Extremely Low Frequency – ELF) denilen frekans bandına denk düşer. Yazar neden ütü ve saç kurutma makinesinin özellikle tehlikeli olduğunu düşünüyor belli değil. Belki yüksek güçle çalıştıkları içindir, ama elektrikli süpürge ve fırın da yüksek güçle çalışır. Öte yandan, bu cihazlar EM üreteci olarak tasarlanmamışlardır zaten; enerjilerinin çok küçük bir kısmı EM alanı olarak yayılır.

TV, telefon gibi cihazların EM alanları hava moleküllerini iyonize etmez. Azıcık eder demiyorum, hiç etmez! Moleküllere bağlı elektronların kopması için tam uygun enerji verilmesi gereklidir, ELF alanların enerjisi ise bundan çok daha azdır. Alan şiddeti daha yüksek olsa da durum değişmez. Elektromanyetik alan konusunda doktora yapmış birisinin bunu bilmesi gerekirdi.

Başka bir yanlış anlama belirtisi: “Bilgisayar masanızı metal aksamdan değil, ahşap ve elektrik yükü tutmayacak şekilde oluşturun.” Burada yazar, üstü örtülü olarak EM dalgalarının statik elektrik yükü oluşturduğunu varsayıyor, ki yanlış. Dahası, elektrik yükünü önleme amacı gütse bile söylediği hatalı. Ahşap yalıtkandır, yani elektrik akımını çok az geçirir, ama yalıtkanlarda statik elektrik yükleri hareket edemediği için oldukları yerde kalırlar (kağıt parçalarını dansettirme deneyini cam veya plastikle yapmamızın sebebi budur). Metalde ise statik elektrik birikmez, elektronlar hızlıca sağa sola dağılır.

Topraklama, cihazda bir kısa devre olursa elektrik akımının gideceği bir yol olması için yapılır. Aksi takdirde dokunduğunuzda çarpılabilirsiniz veya yangın çıkabilir. Bu açıdan “Bilgisayarınızın bağlı olduğu prizi mutlaka topraklı yaptırın.” tavsiyesi yerindedir. Ancak topraklama yapmamak kronik bir sağlık tehlikesi oluşturmaz. Burada yine akım varsa yük birikimi vardır gibi bir yanlış kavrayış iş başında.

Cep telefonunun patlaması son derece nadirdir ve bataryanın aşırı ısınmasından kaynaklanır. Böyle hatalı cihazlar çabucak piyasadan çekilir. Ancak uyumsuz ve kalitesiz batarya kullanıldığında bu tehlikenin ihtimali artar.

Cep ve ev telefonları, çamaşır ve bulaşık makineleriyle ilgili ifadeler tamamen yanlış. Önceki cümlelerde “elektromanyetik alan”dan bahsederken şimdi “manyetik alan” yaydıklarından bahsediliyor. Bunu denemesi çok kolay: Herhangi bir demir veya çelik maddeyi, mesela bir ataşı bu makinelerin yanına getirin. Manyetik alan olsaydı ataş bu alanın kuvvetiyle fırlar giderdi.

Cihazlar bekleme modundayken elektrik tüketmeye devam etseler de, normal çalıştıkları zamanki kadar bile EM alanı üretmezler. Bizi tükettikleri filan yoktur.

Turpun büyüğü şu: “Son olarak, bilinen tüm elektronik cihazlarda elektromanyetik alanı yakalama becerileri yüzünden özellikle ametist kristalleri kullanmanızı ve bilgisayarınızın yakınına koymanızı önereceğim.” Tek başına bu cümle yazarın EM alanlar hakkında, hatta fizik hakkında hiç bir şey bilmediğini göstermeye yetiyor.

Yazarın kullandığı anlamda, EM alanı yakalama becerisi diye birşey yoktur. Daha fiziksel anlamda bakarsak, mükemmel şeffaflıkta olmayan her cisim üzerine düşen bazı EM alanları “yakalar”. Meselâ ışık bir EM alandır ve koyu renkli cisimler onu yakalar. Ancak hiç bir cisim, etrafından dolaşıp geçen EM alanlarını kendine yönlendiremez (bu yalanın kaktüslü versiyonunu daha önce Yalansavar’da işlemiştik).

640px-Amethyst._Magaliesburg,_South_Africa

Ametist kristal öbeği, Güney Afrika (Wikipedia)

Ametist dediğiniz, yerkabuğunda en çok bulunan element olan silisyumun bir kristalidir. Kristaller etrafında oluşturulan efsanelerin hiç biri doğru değildir. Güzeldirler, ama doğaüstü güçleri yoktur. Söylendiği gibi EM alanı yakalama becerisi olsaydı, bir EM dalgası olan ışık da ametistin içine çekilir, zifiri karanlık içinde kalırdık. Radyonuz susar, Wifi bağlantınız çalışmazdı. Bu kadar enerjiyi içine çeken zavallı kristal de bir süre sonra aşırı ısınır ve kendisi ışık (EM alanı) yaymaya başlardı. Aksi takdirde enerji korunumu ihlâl edilmiş olurdu.

Üstelik ELF dalgaları, uzun dalga boyuna sahip olmaları sebebiyle birçok cismi görmezler bile. Değil küçük taş parçaları, duvarlar bile (yekpâre bakırdan değilse) bu alanları durdurmaz.

Bu ametist kristalleri belli aralıklarla deniz suyuyla topraklandıklarında elektrik yükleri sıfırlanarak gereken koruma alanını sağlamaya devam ederler.” Tutar tarafı olmayan bir cümle. Yazar ametistin EM alanını çektiğini ve böylece kristalin elektrik yüklendiğini düşünerek bu cümleyi kurmuş. Yok elbette böyle bir şey.

Sonuç

Doktoralı olduğunu iddia eden ama temel fizik bilgisi çok zayıf olan birisinin olguları birbirine karıştırdığını ve olmayan etkiler hayal ederek bunlara karşı uyarılar yaptığını görüyoruz. Gördüğüm kadarıyla, bu yazıdaki fizik yanılgıları şöyle:

  • Bazı elektromanyetik alanlar (morötesi ve X ışınları) sağlığa zararlıdır (doğru) , öyleyse bütün EM alanlar zararlıdır (yanlış).
  • Manyetik alan ve elektromanyetik alan aynı şeydir ve zararlıdır (yanlış).
  • Elektromanyetik alandaki cisimler elektrik yükü ile yüklenirler ve bu yük sağlığa zararlıdır (ikisi de yanlış).
  • Elektromanyetik alanlar elektrik akımıyla üretilir (doğru) demek ki her türlü elektrikli araç güçlü EM alan üretir (yanlış).
  • Bazı kristaller ortamdaki elektromanyetik alanları kendine çeker ve sonuçta elektrik yüklenir (külliyen yanlış).

Doktor ünvanı kullanılarak yayılan bu safsatalar, veriye ve bilgiye değil, büyülere ve açıklanamayan etkilere dayanan bir dünya görüşünü pekiştiriyor. Bu yanılgılar yüzünden, mevcut olmayan tehlikelere karşı ritüeller uyduruyoruz; ametist, kulaklık, mutfakta çay içmemek gibi. Kargo dini mensupları gibi, anlayamadığımız bir teknolojiyi tanrılaştırıyor ve garip törenlerle “gazabını yatıştırmaya” çalışıyoruz. Bu da bizi kandırmacalara açık hale getiriyor. Kullandığımız teknolojilerin altında yatan bilimsel prensipleri en azından basit düzeyde anlamaktan başka çaremiz yok. Bunun için büyük çaba gerekmiyor; her yerde bulunabilecek popüler bilim yayınlarını okumak yeterli.

About Kaan Öztürk

Kaan Öztürk İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesi ve Boğaziçi Fizik mezunu. Rice Üniversitesi‘nde uzay fiziği alanında doktora yaptı. Işık ve Yeditepe üniversitelerinde ders verdi. 2015-2016 döneminde Rice'da ziyaretçi araştırmacı olarak çalıştı. Bugünlerde Sabancı Üniversitesi'nde optimizasyon ve yapay öğrenme konularında doktoraüstü araştırmacı olarak çalışıyor.

20 Yanıt to “Elektromanyetizma, kristaller, ortaya karışık safsatalar”

  1. Gayet hoş bir değerlendirme fakat
    “TV, telefon gibi cihazların EM alanları hava moleküllerini iyonize etmez. Azıcık eder demiyorum, hiç etmez!” kaynak verebilirmisiniz ?

    Beğen

    • Bu bilgiyi herhangi bir kuantum fiziği kitabından edinebilirsiniz. Kısaca açıklamaya çalışayım: Atomlarda elektronlar belli enerji seviyelerinde dururlar. Aynı bir merdivenin basamakları gibi. Bir hava molekülündeki atomdan, sözgelişi azottan, bir elektron koparmak için 15 elektronvolt kadar enerji gereklidir. Daha az enerji, elektronun üst basamağa geçmesine yetmeyecektir.

      EM dalgalarının iyonlaştıcılığı, sadece fotonlarının (taşıyan parçacıkların) enerjisine bağlıdır, o da dalganın frekansına bağlıdır. En yüksek frekanslı cep telefonu sinyali 4 GHz kadardır. Böyle bir EM dalgası fotonu, bir elektronvoltun yüzbinde biri kadar bir enerjiye sahiptir. Gereken enerjinin milyonda biri bile değil yani.

      Başka atom ve moleküllerde bu eşik enerjisi farklıdır ama genellikle 5-10 elektronvolt arasındadır. Wikipedia’daki “ionization energy” maddesi ayrıntılı bir liste veriyor.

      İşin güzel tarafı, bu fotonlardan bir milyon tanesi de gelse, bu enerji eşiği aşılmadığı için iyonlaşma görülmez. Yani düşük enerjili fotonlar birikip yüksek enerji aktaramazlar. Bu gözlem ilk olarak “fotoelektrik etki” olarak incelenmiştir ve atom-radyasyon etkileşmesinin temel bir özelliğidir.

      Beğen

  2. Çok güzel bir yalansavar yazısı olmuş elinize sağlık.

    En çok da Laptop’lar ile ilgili bölüme güldüm. Evet dizüstü bilgisayarlar oluşturdukları sıcaklıktan dolayı derimizi ciddi tahriş edebilirler… Ama EM açısından bir tehlike sözkonusu değildir.

    Bir de ufak bir not; erkekler dizüstü bilgisayarları dizlerinin üstünde iyice midelerine doğru yaklaştırarak kullanmamalıdırlar. Çünkü oluşan sıcaklıktan dolayı sperm kaliteleri etkilenecektir ve hatta bu şekilde kullanılmaya devam edilirse düşük bir ihtimal kısırlık döngüsüne bile girilecektir!

    O bölgenin mümkün olduğu kadar ısıdan uzak tutulması gerekmektedir. Kaldı ki testislerin vücut dışında olmasının sebebi de budur. Testislerin ısısının vücut ısısından 1.5 – 2 derece daha düşük olması gerekir.

    Laptop olsa olsa bu açıdan (erkeklere/dolaylı yoldan kadınlara) zarar verebilir ama bunun dışında sözde Doktoralı! uzmanımızın iddia ettiği EM’den dolayı herhangi bir bünyesel hasar sözkonusu değildir.

    Eline sağlık Kaan Öztürk.

    Beğen

  3. VERDİĞİNİZ BİLGİLER İÇİN TEŞEKKÜRLER VE DOST SELAMLAR.

    Beğen

  4. Yahu zaten belli ki arkadaş ametist ve bilumum şifalı,mucizevi (!) taş satış doçenti…Mevzu ön pazarlama faaliyeti yani…

    Beğen

  5. Merhaba, bunlara ek olarak bir soru sormak istiyorum. Docent hocamizin anlattigina gore telefon sinyalleri (telefonun sar degerine gore) beynin icinden gecerek beynin bazi bolgelerinin bir veya daha fazla derece isinmasina neden oluyormus ve bu hucrelerin olmesi icin yeterli imis, yapilan bir calismada bu gorulmus. Bir de yeni bir calismada elektromanyetik alanin cekim gucu kullanilarak dna ikiye ayrilmis. Bu bilgiler isiginda elektromanyetik alanlar kansere sebep olmasa bile bu gibi zararlarinin oldugunu soyleyebilir miyiz? Tesekkurler.

    Beğen

    • Bu konuda yapılmış araştırmalar mevcut. Deneysel verilerle desteklenen bilgisayar modellerinde, beynin içinin değil, başın kenar kısımlarının ısındığı görülüyor. İzin verilen en yüksek SAR değerinde bile (1.6 W/kg) sıcaklık artışı genellikle 0.1 derece civarında kalıyor. Üstelik bu sayı telefonda uzun zaman (30-50 dk) konuşulduğu varsayılarak elde edilmiş.

      Peki 0.1 derece az mı çok mu? Beyin dokusu 3.5 derecelik sıcaklık artışına fizyolojik zarar görmeden tahammül edebiliyor. Sanayi standartlarında ise en fazla bir derecelik bir artış kabul edilebiliyor. Yani 0.1 derecelik artış önemsiz. Beyin dokusu içindeki damar ağı sayesinde fazla ısı kolaylıkla dengelebiliyor.

      Daha fazla ayrıntı için şu çalışmalara bakabilirsiniz:
      (1) Van Leeuwen vd., Calculation of change in brain temperatures due to exposure to a mobile phone, Phys. Med. Biol. 44 (1999) 2367–23794
      (2) Wainwright, Thermal effects of radiation from cellular telephones, Phys. Med. Biol. 45 (2000), 2363
      (3) Wessapan vd., Specific absorption rate and temperature distributions in human head subjected to mobile phone radiation at different frequencies, International Journal of Heat and Mass Transfer 55 (2012) 347–359
      (4) Zhao vd., Studies in RF Power Communication, SAR, and Temperature Elevation in Wireless Implantable Neural Interfaces. PLoS ONE 8(11): e77759 (2013).

      Beğen

  6. merhaba,

    elinize sağlık, çok rahatladım bu yazıyı okuyunca… biofeedback konusuna da el atabilir misiniz acaba? teşekkürler

    Beğen

  7. celal akmehmet Cevapla 12 Kasım 2014 15:12

    Yere birşey dökülüp kirlendi diye temizlemeye çalıştığınız suyunuz çamurlu. Heryer rezil oldu.

    Beğen

  8. size telefon ve bilgisayarlar alanda katılıyorum ama kristallerde katılamayacağım çünkü doğal taşlar minerallerden oluşur ve vücudumuzun da minerallere ihtiyacı vardır her hastalık olmasa da bazı hastalıklar doğal taşlarla tedavi edilebilir özellikle hastalık mineral eksikliğinden kaynaklanıyorsa kristalden anlatılmak istenen piramittir piramitlerde hiç bir şey çürümez bu bir gerçek peki bunun sebebi nedir piramit in muhteşem tasarımımı yoksa mısırlılar çürümeyi engelleyen kimyasal bir gaz mı kullanıyor bunu açıklar mısınız merak ediyorum. birde taşların elektromanyetik alanı etkileyip etkilemediğine dair kanıtlar var mıdır bu konuda emin değilim ama doğal taşlarda bir tedavi edicilik vardır daha doğrusu taş bir ilaç değildir bir katalizördür iyileşmeyi hızlandırır. yani tıp değildir kuruyucu veya tamamlayıcı tıp olarak adlandırılabilir. taşların tedavi ettiğine dair kanıtlar vardır bu konu biraz geniş kısaca değineceğim ben taşlara inanmazdım 4 sene önceye kadar o sene hasta olmuştum doktora gittim bir yığın tetkikin ardından bir çözüm bulunamadı sebepsiz baş ağrısı dendi. epilepsi ilacı yazıldı (bence gereksiz bir yük vücut için) neyse 15 tatilde batı karadeniz turuna gittim orada taş satan bir kadın vardı. ben önce dalga geçtim ama bana bir test yaptı ve üst solunum yolu enfeksyonum(ki bunun teşhisi yakın zamanda doktorlar tarafından kondu) olduğunu vücudumda aşırı radyosyon bulunduğunu( bir yığın tetkik) ve aklıman şu an gelmeyen birkaç şey daha aynısını anneme ve babama da yaptı annemin diyabet olduğunu kemik erimesiolduğunu babamın asabi olduğunu bildi

    şimdi diyelimki bunaları attı neden üçümüze farklı şeyler söyledi ve hepsinide bildi hadi diyelim ki tesadüf hiç öi bilemediği sallarken tutturamadığı olmaz. yani bu kadın biz gelmeden hastaneden hakkımızda bilgi almadıysa bunları nereden bildi lütfen bu konuda araştırma yapın eğer taşların tedavi ediciliği yoksa bana bunu kanıtlar mısınız lütfen olduğuna dair bir kanıt yok demeyin çünkü bende pek bulamdım bu yüzden be konuda kanıt almamasını araştırma yapılmamasına bağlıyorum bu konuda araştırma yapıp beni bilgilendirirseniz sevinirim

    Beğen

    • Sayın Alperen, sorduklarınızın çoğu, mesela falcıların birşeyleri nasıl bildikleri, Yalansavar’daki yazılarda mevcut.

      Doğal taş diye bir niteleme doğru değildir, çünkü zaten bütün taşlar doğaldır. Taşların tedavi edici özelliği yoktur, bu bir batıl inançtır. Sizde bazı rahatlamalar yaratmış olması tedavi ediciliğini ispat etmez. Doğru bir sonuca ulaşmak için plasebo etkisini ortadan kaldıracak rastgele körleme deneyler yapmak gereklidir.

      Taşların tedavi ediciliğinin olmadığını kanıtlamaya ne biz ne de başkası uğraşabilir. Sonsuz sayıda palavra sıkmak mümkündür; her birini tek tek yanlışlamak gibi bir görevimiz yok. İddiayı ortaya atan, iddiasının doğruluğunu deneylerle ispat etmekle yükümlüdür. O zamana kadar bizim bu iddiayı, özellikle de ispatlanmış gerçeklerle çelişiyorsa, ciddiye almamız gerekmez.

      Beğen

  9. Merhaba, bu yazıyı yayınlamanızın üzerinden tam 1 yıl sonra,geçtiğimiz cuma günü Amerikan Ulusal Toksikoloji Programı sürdürmekte olduğu cep telefonu araştırmasının ilk bulgularını paylaştı. Sonuçları maddeler halinde ve rapor olarak görmek için: http://ntp.niehs.nih.gov/results/areas/cellphones/index.html
    Yayınlanan ön bulgulara göre günde 9 saat radyasyona maruz bırakılan erkek farelerde glioma insidansının kontrol grubuna göre %3.3, kalp schwannoması insidansınınsa %6.6 arttığı bildiriliyor. Araştırmanın kapsamlı ve büyük bütçelerle yapılan ciddi bir çalışma olduğunu sanırım kabul edebiliriz. Bulgular kesin sonuçlar olmamakla birlikte yine de elektromanyetik dalgaların yazıda geçtiği kadar masum olmadığını düşündürüyor. Siz bu araştırma sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Beğen

    • Teşekkürler. Çalışmayı okuduk, konu hakkında uzmanların görüşlerini takip ediyoruz. Çalışmanın metodolojisine dair ciddi eleştiriler mevcut. Yakın zamanda bir derleme yayınlamayı planlıyoruz.

      Uzmanlar artık cep telefonundan kaynaklı kanser riskinin büyük olmadığında hemfikir sayılır. Şu andaki tartışma, acaba risk çok mu küçük, yoksa hiç mi yok hipotezleri arasında dönüyor. Bu yazının eleştirdiği aşırı iddialar, mesela yirmi dakika telefonla konuşmanın beyin muayenesi gerektirmesi, her halükarda yanlışlanmış durumda.

      Beğen

  10. meslekdaşım Kaan bey sizi kutlarım.yazınızı herkes anlar ama herşeyi bildiğini sanan birgün uzman doktor mühendis bilim adamı sosyolog psikolog kısaca herşey olan gazetecilere anlatamazsınız.Maalesef çağımızın diplomalı cahilleri olan gazeteciler medya olanakları ile kendi bilgisizliklerine halkı da ortak edip ahkam kesiyor sonra da kendileri inanıyorlar.Perendev ve türk versiyonu Muammer yıldız (sonsuz enerji safsatası)palavralarına insanları inandırmaya uğraşan yine gazetecilerdi.Siz hiç danışman olarak mühendis doktor hukukcu çalıştıran bir gazete duydunuz mu?Verdiğiniz örneklere bir tane de ben ekleyeyim izninizle.Bir tarihte yokuş aşağı inen bir otobüs frenleri bozulmuş kaza yapmıştı.Aklı evvel biri hemen uydurdu efendim bir yolcu cep telefonuyla konuştu frenler onun için boşaldı.Ve kise sormadı o tarihlerde 900 megahertz ve birkaç yüz milivat enerji nasıl etkiler diye.Sorulamazdı çünkü yazan BÖYYük gazetecilerdi.

    Beğen

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: