10 soruda elektromanyetik alanlar, cep telefonları ve sağlık

Elektromanyetik alanlar (veya dalgalar, veya radyasyon), teknolojimizin en önemli dayanaklarından biri. 19. yüzyılın sonundan itibaren önce radyo iletişimi için yaygın olarak kullanmaya başladık, sonra TV, kablosuz telefon, GSM, Wi-Fi geldi ve kendimizi yapay elektromanyetik alanlar içinde yüzer bulduk. Bu durumun sağlığımıza etkilerini de merak etmeye başladık.

Alışılmadık durumlara şüphecilikle yaklaşmak doğal, ancak bu şüphecilik bazen panik seviyesine ulaşabiliyor. Panikten kaçınmak için korktuğumuz olgunun ne olduğunu anlamamız, ve riskleri bilimsel verilere dayanarak ölçmemiz gerekiyor. Riski yine de kabul edilmez bulursak ne âlâ, ama önce bilgi edinmemiz şart. Bu yazıda elektromanyetik alanların yarattığı düşünülen kanser vb. sağlık risklerine dair bilinen verileri derlemeye çalıştık. Elbette eksiksiz olma iddiamız yok.

1. Elektromanyetik (EM) radyasyon nedir?

EM radyasyon, veya ışıma, evrendeki en temel enerji biçimlerinden biridir. Yaşadığımız ortam her zaman EM radyasyonla doludur. Evimizdeki elektrik kabloları radyo dalgaları üretir. Yaktığımız mum veya ampul görünür ışık üretir. Sıcak bir cisim olan vücudumuz kızılaltı radyasyon yayar.

Bunların hepsinin altında aynı fizik prensipleri yatar. Elektromanyetik radyasyon bir dalgadır; uyum içinde hızla dalgalanan elektrik ve manyetik alanların bileşimidir. Farklı EM radyasyon tipleri sadece “frekans”larıyla ayırt edilir. Frekans, elektrik ve manyetik alanların saniyede kaç kere değiştiğini ölçer. Aşağıdaki grafik, farklı frekansların hangi tip radyasyona karşılık geldiğini gösteriyor.

Elektromanyetik spektrum

Kaynak: NIH. Çeviri: Tuğsan Topçuoğlu

Altta yatan fiziğin tamamen aynı olması sebebiyle, değişik EM radyasyon türlerinin hepsi fizikte basitçe “ışık” olarak anılır. EM radyasyon, ışıma, ışık, EM dalga, foton terimlerini bu yazı çerçevesinde eşanlamlı olarak kullanacağım.

EM radyasyon yaratmak kolaydır. Elektrik yüklü parçacıkların, sözgelişi elektronların ivmelenmesi ile üretilebilir. Meselâ plastik bir kalemi saçınıza sürüp elektrikleyin, sonra kalemi hızla sallayın, zayıf bir EM radyasyon yaratırsınız. Radyo vericileri de benzer şekilde çalışır; antenlere değişken akım vererek EM sinyaller üretirler.

Gündelik ölçeklerde EM radyasyonu bir dalga olarak düşünmek yeterli olsa da, atomları incelerken ışığı “foton” adı verilen parçacıkların akımı olarak görmek daha doğrudur. Bir atom veya molekülde bulunan bir elektron ile bir foton çarpıştığında, elektron fotonun enerjisini emip moleküldeki bir üst enerji seviyesine geçebilir, veya molekülden kopup gidebilir, ama bunun için fotonun tam uygun enerjide olması gerekir. Aksi takdirde elektron, fotonu emmez.

Parlak bir ışık huzmesinde, zayıf ışığa göre daha fazla foton vardır, ama fotonların enerjileri ikisinde de aynıdır.

EM radyasyonu (ışığı) oluşturan fotonların enerjisi, frekansla artar. Radyo dalgaları fotonlarının enerjisi düşüktür, görünür ışığın daha yüksek, X ışınlarının daha da yüksektir. Yüksek enerjili bir foton, maddenin içine daha fazla nüfuz eder.

Madde (ki buna insan bedeni dahil) ve ışığın (radyasyonun) etkileşimi çok zengin ve geniş bir fizik konusudur. “Radyasyon” kendi başına tehlikeli bir şey değildir. Gözümüz bir radyasyon dedektörüdür; belli frekanslardaki radyasyonu emerek dünyayı görmemizi sağlar. Bir kamp ateşinden çıkan radyasyon ısınmamızı sağlar.

Fizikte “radyasyon” terimi bazen çok hızlı atomaltı parçacıklardan (elektron, proton, vb.) bahsederken de kullanılır. Bu yazıda radyasyon terimi bu tür parçacıklar için değil, sadece elektromanyetik kökenli radyasyon için kullanılacak.

2. EM radyasyon kanser yapar mı?

Bazısı yapabilir, bazılarının yapması ise mümkün görülmüyor.

Sağlık tartışmalarında EM radyasyon ikiye ayrılır: İyonize edici olan ve olmayan. Birinci gruptakiler, morötesi ve daha yüksek frekansa (dolayısıyla enerjiye) sahip olanlardır. İkinci gruptakiler ise düşük frekanstaki radyo, mikrodalga vb. tipleridir.

İyonize etmek, bir molekülden bir elektronu koparmak demektir. Atomlar arası bağlar elektronlarla oluşturulduğu için, bir elektronun kopması molekülün kırılmasına bile sebep olabilir. Elektronu koparabilmek için gereken enerji, ancak morötesi veya daha yüksek frekanslardaki fotonlarda bulunur [1].

İyonize etme-etmeme ayrımının sağlıkla, özellikle kanserle ilgisi var. Kanserin temel sebebi, bir hücrenin büyümesini kontrol eden genlerin mutasyona uğrayıp işlemez hale gelmesi, böylece hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıdır [2]. İyonize edici radyasyon bunu iki şekilde yapar: ya doğrudan doğruya DNA’ya çarparak kırılmasına sebep olur, ya da suyu veya organik molekülleri iyonlaştırarak serbest radikaller (aşırı aktif moleküller) yaratır, bunlar da DNA’ya zarar verebilir. Radyo dalgaları, mikrodalga, görünür ışık gibi radyasyon tipleri bu etkilere yol açamaz, çünkü enerjileri elektron koparmaya, iyonlaştırmaya yetmez. Bu yüzden kansere yol açmaları mümkün gözükmüyor. Fakat yeterince şiddetli olduklarında dokunun ısınmasına sebep olabilirler (bkz. soru 7).

DNA'ya radyasyon zararı çizimi

Radyasyonun DNA’ya zarar verebileceği yollar. (Kaynak: NASA)

Morötesi ve X ışını gibi iyonize edici radyasyonun kanserojenliğinden şüphe yok. Yazımızın gerisinde asıl olarak radyo ve mikrodalga frekanslarında, iyonize edici olmayan radyasyonu inceleyeceğiz.

3. Radyo dalgaları, wifi, cep telefonu sinyalleri gibi, iyonize etmeyen radyasyon zamanla “birikerek” kansere yol açabilir mi?

Soruyu biraz açalım: Şu anda iletişimimiz yaygın şekilde EM radyasyona dayalı. Yüz yıldan beri telsiz, radyo, TV, uydu sinyalleri, cep telefonları, WiFi teknolojilerinde kullanılan EM dalgalar içinde yüzüyoruz. Bu frekanslarda bir tek foton iyonize edici olmayabilir, ama milyonlarca foton birden yağsa üstümüze, hep beraber “yüklenerek” bu eşiği aşamazlar mı? Daha somut olalım: Yakınımızdaki bir baz istasyonundan gelen güçlü sinyal, sırf şiddeti nedeniyle molekül bağını kıramaz mı, dolayısıyla kanserojen olamaz mı?

Bunların cevabı da hayır. Sebebi ise kuantum mekaniği.

Belli bir enerjiyle bağlı olan bir elektronu koparmak için en az o bağ enerjisi kadar enerjiye sahip bir foton göndermeliyiz. Daha az enerjili bir foton bu elektronla hiç bir etkileşmede bulunmadan geçer gider. Sinyalin güçlü olması, çok sayıda foton demektir. Fotonların enerjileri aynıdır, çünkü enerji sadece frekansa bağlıdır. Belli bir kimyasal bağı bir tek foton koparamıyorsa, aynı enerjideki bir trilyon foton da koparamaz.

Başka bir deyişle, bir tabanca kurşunuyla stratosferdeki bir uçağı vuramıyorsak, binlerce kurşun atarak da vuramayız. Aynı sebepten, frekansı değiştirmeden EM radyasyon şiddetini artırmak, DNA kırma ihtimalini artırmaz (sinyalin dokuyu ısıtarak yakacak kadar şiddetli olmadığını varsayıyoruz; bkz. soru 7)

patton_vs_planes

“Bana Patton derler! Kuantum muantum bilmem ben.” (Kaynak)

4. Bunlar teorik. Akla gelmeyen bir mekanizmayla kanser yapmadığını nereden biliyoruz?

Haklı bir soru. Kanser oluşumunda, DNA kırılmasından başka mekanizmaların da rol oynaması mümkün (DNA tamiri mekanizmasının bozulması, veya epigenetik bozulmalar gibi). Ya da henüz bilmediğimiz bir metabolik neden-sonuç zinciri belki kansere sebep olabilir. O zaman en iyisi doğrudan gözlem yapmak: EM radyasyona maruz kalanları (sözgelişi cep telefonu kullananları) incelemek ve böylelerinde kanserin daha sık görülüp görülmediğine bakmak. Böyle doğrudan incelemelere “epidemiyolojik çalışma” denir.

Bu amaca yönelik olarak yakın tarihte yapılan en kapsamlı çalışma, Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı Uluslararası Kanser Araştırma Dairesi’nin koordine ettiği INTERPHONE incelemesidir [3]. Pek çok ülkenin katıldığı bu işbirliğinin amacı, özellikle cep telefonu kullanımının beyinde (glioma ve meningioma), tükürük bezinde ve akustik sinirde (schwannoma) tümör riskini artırıp artırmadığını araştırmaktı.

Çalışmaya Almanya, Avustralya, Danimarka, Finlandiya, İngiltere, İsrail, İsveç, İtalya, Japonya, Kanada, Norveç ve Yeni Zelanda’dan araştırmacılar katıldı ve ortak bir protokol çerçevesinde araştırmayı yürüttüler. Odaklandıkları grup, daha uzun zamandır cep telefonu kullanmış olmaları sebebiyle 30-59  yaş aralığındaki yetişkinlerdi. Ayrıca katılımcı ülkeler dahilinde en uzun zamandır ve en yoğun olarak telefon kullanılmış olan bölgelere ağırlık verildi. Yani, bir etki gerçekten varsa, tespit etme şansını azamiye çıkaracak şartlar seçildi.

INTERPHONE araştırmasının sonuç raporu 2011’de yayınlandı. Yapılan bu çok kapsamlı araştırma, cep telefonu kullanmakla tümör riskinin artmadığını gösterdi [4]. Telefonu en yoğun kullanan ilk onda birlik dilimde hafif bir risk artışı görülse de, bu artışın gerçek bir etki mi, yoksa veri hatası veya yöntem yanlılığı mı (“bias”) olup olmadığı belli değil. Nitekim bu grup, her gün, günde 12 saat gibi inanılmaz bir konuşma süresi bildirmiş; bu da verilerin güvenilirliğini şüpheye düşürüyor. Sonuçların sağlamasını yapmak için konuşma süresi yerine günlük çağrı sayısına bakıldığında, en yoğun kullanan grupta bile fazladan risk bulunmadığı gözlenmiş [5].

Aslında en basitinden, cep telefonlarının piyasaya çıkmasından bu yana beyin tümörlerinin sayısında artış olmadığını görmek yeterli. ([6], Ek, şekil 1)

swedish_males_glioma

swedish_subscriptions Üstte: 1970-2008 döneminde İsveçli erkeklerde değişik yaş grupları için glioma görülme oranları (yüzbin kişide). Dikey çizgi cep telefonlarının piyasaya çıkış yılı. Altta: Her yüz kişi için cep telefonu abonesi sayısının yıllar içinde değişimi. (Kaynak 6, ek, şekil 1.)

Bu çalışmaların EM radyasyonun kanser yapmadığının kanıtı olmadığı, daha fazla araştırma yapılırsa bir ilişki bulunabileceği iddia edilebilir. Yanlış bir iddia değil, ama bu sonuçlara dayanarak şu kadarını söyleyebiliriz: Eğer cep telefonları ve diğer EM kaynaklar kanser riskini gerçekten artırıyorsa, bu titiz araştırmalarda saptanamadığına göre bu artış çok küçük ve belli belirsiz olmalı.

5. Kanser yapıyor diyen araştırmalar da var, hangisine güvenelim?

Bütün araştırmalar aynı kuvvette, doğrulukta, ve güvenilirlikte değildir. Bazı çalışmalarda çok az sayıda vaka veya denek kullanılmış olabilir. Böyle durumlarda istatistiksel dalgalanmalar, var olmayan bir etkiyi varmış gibi gösterebilirler (sözgelişi, bir parayı on atışınızın altısında tura geldi diye, parayı etkileyen bir güç var diyemezsiniz. Ama on bin atışta altı bin tura elde ediyorsanız, o zaman şüphelenmek doğru olabilir.)

Çalışmalarda her zaman çeşitli yanlılıklar (bias) vardır. Bu yanlılıkların bazıları teknik, bazıları da psikolojik kaynaklıdır.  Belli bir sonuç bekleyen araştırmacı, farkına varmaksızın verilerini bu beklentiye göre seçme eğiliminde olabilir. Bu tür yanlılıkları azaltmak için dikkat gösterilmelidir, sözgelişi araştırmacının hangi deneğin hangi şartlarda bulunduğunu bilmesi engellenmelidir (buna “çiftkör çalışma” – double-blind study – denir).

Tek-kör çalışma ve çift-kör çalışma karikatürü

Tek-kör çalışma ve çift-kör çalışma.

Hastalara sorulan sorulardaki “hatırlama yanlılığı” da çalışmanın doğruluğunu etkiler. Sözgelişi, cep telefonunu hangi tarafta kullandığı sorulduğunda, beyninde tümör çıkanlar tümörün olduğu tarafta kullandıklarını düşünmeye eğilimli olabilirler, fakat tümörü olmayanlarda böyle bir eğilim olmaz.

Bir araştırma grubunun elde ettiği sonuçlar bağımsız gruplar tarafından tekrarlanabilmelidir. Tekrarlanabilirlik yanlılık ihtimalini azaltır (ama ortadan kaldırmaz). Başkalarının tekrarlayamadığı sonuçlara güvenilemez.

Gözleme dayalı çalışmalarda pek çok karıştırıcı faktör işin içine girebilir. Dikkatli bir istatistiksel analizle yaş, cinsiyet, sosyal statü, gelir düzeyi, hayat tarzı, geçmiş hastalıklar gibi etkilerin katkısı ayrılmalıdır. Meselâ, yoğun ve stresli bir ofis ortamında çalışan insanlar, telefonda çok konuşurlar. Bu bireylerde stres ve hareketsizlik gibi faktörlerin yarattığı tümör oluşumu riskini öncelikle ayırmak gerekir.

Tıp ve biyoloji gibi bilim alanlarında tek bir çalışmaya bakarak karar vermek doğru değildir. İncelenen nesneler çok karmaşık sistemlerdir ve çevresel etkiler tam olarak izole edilemez. Bu yüzden, özellikle de aranan etki küçükse, çalışmalar farklı farklı, hatta zıt sonuçlar çıkarabilir. Eğer tıp veya biyoloji alanında yeterli uzman bilgisine sahip değilseniz, tek tek çalışmaları okumak yerine, bu yayınların karşılaştırılarak değerlendirildiği “meta-analiz” ve “tarama” makalelerini okumanız daha verimli olur.

Farklı yayın tipleri için “Bilimsel Yayınlar ve Türleri” yazımıza bakabilirsiniz.

6. Dünya Sağlık Örgütü, “Cep telefonu kanser yapar,” diyor mu?

Dünya Sağlık Örgütü (World Health Organization, WHO) çeşitli madde ve faktörleri kanserojenlik açısından şöyle sınıflandırmakta [7]:

  • Grup 1: İnsanlar için kanserojen.
  • Grup 2A: İnsanlar için kanserojen olması muhtemel.
  • Grup 2B: İnsanlar için kanserojen olması mümkün.
  • Grup 3: İnsana kanserojenlik açısından sınıflandırılamıyor (herhangi bir yönde delil yok).
  • Grup 4: Muhtemelen insanlar için kanserojen değil.

DSÖ’ye bağlı Uluslararası Kanser Araştırma Dairesi (IARC), INTERPHONE araştırmasının ardından, radyo frekansı EM dalgaları (cep telefonu sinyalleri de bunlara dahil) 2B olarak sınıflandırdığını ilan etti. Bu kategori insanlarda kanserojen etkiye dair sınırlı ve yetersiz delil olduğunda kullanılıyor (tam tanım için Not 1’e bakın).

Oysa DSÖ, radyo frekansı dalgaların hayvan deneylerinde kanserojen etki göstermediğini, insanlarda da kanser riskini artırmadığını, mevcut pozitif sonuçların rastlantı, yanlılık veya karıştırıcı etkenlerden ortaya çıkmış olmasının mümkün olduğunu söylüyor [8].

Bir maddenin 2B sınıfında olması kanser yaptığını göstermiyor (“mümkün” ile “muhtemel” farklı şeyler). Nitekim kahve, turşu, talk pudrası gibi gündelik nesneler de 2B olarak sınıflandırılmış [9]. Bir araştırmacının ifadesiyle bu tanım ”sırf bir hırsızlık sırasında mağazada bulunduğu için bir müşteriyi ‘hırsızlık yapması mümkün’ diye sınıflandırmak gibi. Suçlama için daha fazla delil gerekli.” [10]

Nazarlık takılı turşu kavanozu

“Nazardandır o abla. Nazarlığı takarsan kanser manser yapmaz.”

Dahası, IARC neredeyse hiç bir zaman “kanserojen değil” demiyor. IARC, hakkındaki delilleri incelediği yüzlerce maddeden sadece birini “muhtemelen insanlar için kanserojen değil” kategorisine koymuş. IARC’nin katı kuralları, epidemiyolojik veya deneysel deliller hiç bir belirti göstermese de, incelenen madde için “kanserojen değil” demeyi çok zorlaştırıyor. [11]

IARC’nin yaptığı sınıflandırma değişikliğini bütün uzmanlar ve kurumlar kabul etmiş değiller. ABD Ulusal Kanser Enstitüsü, ve Avrupa Komisyonu’na bağlı SCENIHR, cep telefonlarının fazladan kanser riski oluşturmadığı yönünde beyanlar yayınladılar. [10]

IARC, EM dalgaları 2B sınıfına koyma kararını Lennart Hardell’in öncülüğündeki bir araştırma grubunun yayınlarına dayandırmış. Hardell aynı zamanda IARC panelinin üyesi. Ancak bu yayınların sonuçları diğer çalışmalarla uyuşmuyor, elde ettikleri bulgular tekrarlanamıyor, ve bu çalışmaların bazılarında önemli yöntem hataları tespit edilmiş. [12]

7. Telefonlar mikrodalga yayıyorsa, beynimiz neden pişmiyor?

Telefon şebekesinin “mikrodalga” tabir edilen frekans aralığını kullanması, akla mikrodalga fırınları getiriyor. Mikrodalga fırınlar bir iki dakika içinde bir tabak soğuk yemeği buharı tütecek sıcaklığa getirebiliyorsa, cep telefonları da etimizi neden böyle pişiriyor olmasın?

Her şeyden önce, iki cihaz arasında önemli farklar var, ve bu farkların en önemlisi güç. Bir mikrodalga fırının gücü 1000 Watt civarındayken, cep telefonu sinyalinin gücü 1 Watt’dan azdır. Isıtma etkisi (yukarıda bahsettiğimiz molekül kırma etkisinden farklı olarak) sinyalin gücüne bağlıdır, bu yüzden de telefon dokuyu çok daha az ısıtacaktır.

Yüksek gücünün yanı sıra, bir fırının mikrodalga frekansı yiyeceklerin mümkün olduğunca derinine nüfuz edecek şekilde özellikle ayarlanmıştır [13]. Cep telefonu sinyallerinin frekansı bu özel değerden uzaktadır, dokuları fazla ısıtmayacak ama iletişimi optimize edecek frekans değerleri seçilir.

“Fazla” ısıtmayacak dedik, çünkü EM radyasyon her türlü maddede az veya çok emilebilir. Bu emilen enerji SAR (Specific Absorption Rate — Özgül Emilme Oranı) denilen bir değişkenle ölçülür. SAR değeri EM radyasyonun gücüne ve frekansına, ve emen maddenin özelliklerine bağlıdır. Cep telefonlarının ve diğer EM radyasyon yayan cihazların tasarımında hükümetlerin belirlediği azami SAR değerinin üzerine çıkılamaz. ABD’de bu sınır 1.6 W/kg, AB mevzuatında ise 2 W/kg’dır.

Bu azami SAR değerlerinde bile EM radyasyon fazla bir ısınmaya yol açmıyor. Deneysel verilerle desteklenen bilgisayar modelleri, kafaya bitişik duran bir telefonun bile sıcaklığı sadece 0.1°C kadar arttırdığını gösteriyor [14-17]. Bu ısınmanın da çoğu kafa derisinde; beyinde sıcaklık neredeyse hiç artmıyor. Afrika güneşinde hayatta kalmaya adapte olmuş bedenimiz için bu hafif ısınmayı bertaraf etmek çocuk oyuncağı.

Afrikalı avcılar

“Sonra bana dedi ki, çok şanslıymışım, radyasyonla beynim pişmiyormuş!”

8. Ya manyetik alanlar?

EM alanların aksine, sabit manyetik alanlar dokuların ısınmasına sebep olmazlar. Zayıf manyetik alanların sağlığa hiç bir zararı olmadığını biliyoruz. Dünyanın manyetik alanı, buzdolabımızı süsleyen kebapçı magnetleri, ve günlük hayatımızdaki diğer mıknatıslar, dokulara bir etki yapmıyor. [18] Yararlı etkileri olduğuna dair iddialar da var ama bunlar hurafeden öteye gitmiyor.

Militesla seviyesinde (Dünya’nın alanının yüz katı) manyetik alanların deney hayvanlarının sinirlerinde bazı etkiler yaptığı görülmüş. Bu alanlar, hücre zarlarının davranışını etkileyerek iyon taşınmasını geçici olarak bozabiliyor. [19]

Çok güçlü (Tesla seviyesi) manyetik alanlara, MR görüntülemesi gibi durumlarda maruz kalabiliyoruz. Şiddetli manyetik alanların insanlarda, laboratuar hayvanlarında ve biyokimyasal süreçlerdeki etkisine dair araştırmalar sürüyor. Çok güçlü bir manyetik alan, insan vücudunda sinir iletimini sağlayan iyonların yollarını saptırabiliyor, bu şekilde MR görüntülemesi sırasında başını oynatan bir hasta baş dönmesi (vertigo) yaşayabiliyor. Ancak bu etki kalıcı olmuyor. [20]

Bu konuda araştırmalar son sözü söylemiş olmasa da, çok bariz ve kuvvetli bir risk olmadığı anlaşılıyor. Günlük hayatınızda karşılaşacağınız zayıf manyetik alanların hiç zararı yok zaten. İçinizi daha da rahatlatması için ekleyelim: Manyetik alan şiddeti, kaynaktan uzaklaştıkça çok hızlı düşer; mesafenin küpüne ters orantılıdır. Yani mıknatısın on santim yakınından yüz santimlik mesafeye çekildiğinizde, alan şiddeti bin kat azalır.

Magneto top uçuruyor

“Zararsız mı diyorsun? Bir daha düşün istersen!”

9. Elektromanyetizmaya aşırı duyarlılık hastalığı nedir?

Bazı bireylerin EM alanlara karşı, alerjiye benzer bir aşırı duyarlılığa (electromagnetic hypersensitivity) sahip olduğu iddia ediliyor. Bu bireyler bilgisayarların, kablosuz modemlerin, cep telefonlarının vb. elektrikli cihazların radyo dalgalarına maruz kaldıklarında ciltlerinde hassasiyet ve kızarıklık, ışığa hassaslık, bitkinlik, yüksek tansiyon, başağrısı, eklem ağrısı, baş dönmesi yaşadıklarını söylüyorlar. Bu şikayetler genellikle İsveç ve İngiltere’de görülüyor. Tedavisi yok. Hastaların şikayetleri sadece elektrikten arınmış ve yalıtılmış bir ortamda geçiyor.

EM hassasiyet kampı

Fransa’da “EM hassasiyeti” bulunanlar için her türlü elektronik cihazdan arınmış bir kamp. (Bruno Vigneron)

Elektromanyetik aşırı duyarlılığın gerçek bir rahatsızlık olup olmadığı birçok defa incelendi. Görüldü ki, hastalar yalan söylemiyor, EM alan yayan bir elektrikli cihazın yakınında bulunduklarında sahiden ciddi rahatsızlıklar yaşıyorlar. Bazı hastalara “sahte senaryo” uygulanıyor, yani ortam aynı kalmakla beraber EM radyasyon bulunmuyor. O durumda hastalar rahatsızlık hissetmiyor.

Bu bulgular EM radyasyonun sorumlu olduğunu düşündürse de, deneyler daha dikkatli şekilde tasarlandığında tekrarlanamıyorlar. Çiftkör deneylerde, yani ne hastalar ne de araştırmacılar gerçekten EM alana maruz kalıp kalmadıklarını bilemediklerinde sonuçlar tamamen rastgele. EM alana maruz kalanlarla kalmayanlar arasında istatistiksel bir fark olmadığı görülüyor. [21-23]

Yani, semptomlar gerçek, ama sebebi EM alanlar değil. Asıl sebep nosebo etkisi: Bir şeyin bizi hasta edeceğini düşündüğümüz zaman, hastalık semptomlarının gerçekten ortaya çıkması. Bu, plasebo etkisinin, yani etkisiz bir maddenin bizi iyileştireceğini düşünmekle iyileşmemizin tam tersi. Plasebo ve nosebo etkileri hakkında daha fazla bilgi almak için Ben Goldacre’ın Türkçe altyazılı kısa bir konuşmasını dinleyebilirsiniz.

10. Cep telefonu vb. teknoloji şirketlerinden para mı alıyorsunuz?

Hayır, ne cep telefonu üreticileri ile, ne de hizmet sağlayıcı şirketlerle bir çıkar ilişkimiz var. Bu sektöre bağlı lobilerle de işbirliği içinde değiliz.

Her insan, aşina olmadığı konularda aşırı temkinli olmaya ve aktarılan korkutucu bilgilere inanmaya yatkındır. Böyle durumlarda uzmanlık bilgisine ulaşabilmek çok önemli. Burada, EM alanların sağlığa etkilerine dair literatürden uzmanlık bilgilerini derleyip sunmaya çalıştık. Amacımız teknolojik kararların duygusal tepkilerle değil, bilimsel veriler ışığında verilmesine yardımcı olmak.

Kaynaklar

  1. Bond-dissociation energy. Wikipedia. http://en.wikipedia.org/wiki/Bond-dissociation_energy
  2. Bert Vogelstein, Kenneth W Kinzler. Cancer genes and the pathways they control. Nature Medicine 10, 789 – 799 (2004) http://www.nature.com/nm/journal/v10/n8/full/nm1087.html
  3. The Interphone Study http://interphone.iarc.fr/index.php Erişim: 08.03.2015
  4. IARC Report to the Union for International Cancer Control (UICC) on the Interphone Study, 3.10.2011 (PDF) http://interphone.iarc.fr/UICC_Report_Final_03102011.pdf
  5. Daniel Cressey, No link found between mobile phones and cancer, Nature, 17 May 2010 http://www.nature.com/news/2010/100517/full/news.2010.246.html
  6. Anthony J. Swerdlow vd., Mobile Phones, Brain Tumors, and the Interphone Study: Where Are We Now? Environ Health Perspect. 2011 Nov; 119(11): 1534–1538. http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3226506/
  7. IARC Kanser Sınıflandırması http://monographs.iarc.fr/ENG/Classification/ (erişim: 7.5.2015)
  8. WHO Media Centre Fact Sheet: Electromagnetic fields and public health: mobile phones http://www.who.int/mediacentre/factsheets/fs193/en/ (erişim: 7.5.2015)
  9. IARC, Etkenlerin Kanserojenlik Sınıflandırmasına Göre Listesi (PDF) http://monographs.iarc.fr/ENG/Classification/ClassificationsGroupOrder.pdf (erişim: 7.5.2015)
  10. Lorne Trottier, Are Cell Phones a Possible Carcinogen? An Update on the IARC Report. Science-Based Medicine, 2 Nisan 2012 (erişim: 7.5.2015) http://www.sciencebasedmedicine.org/are-cell-phones-a-possible-carcinogen-an-update-on-the-iarc-report/
  11. Kenneth R. Foster, Yorum: Are Cell Phones a Possible Carcinogen? An Update on the IARC Report. Science-Based Medicine, 2 Nisan 2012 (erişim: 7.5.2015) (https://www.sciencebasedmedicine.org/are-cell-phones-a-possible-carcinogen-an-update-on-the-iarc-report/#comment-1942492280)
  12. David Gorski, Cell phones and cancer again, or: Oh, no! My cell phone’s going to give me cancer!(revisited). Science-Based Medicine, 14 Aralık 2009 (erişim: 7.5.2015) https://www.sciencebasedmedicine.org/cell-phones-and-cancer-again-or-oh-no-my-cell-phones-going-to-give-me-cancer-revisited/
  13. Michael Vollmer, Physics of the microwave oven. Physics Education, 39 (1), 74-81, 2004.
  14. GM Van Leeuwen vd., Calculation of change in brain temperatures due to exposure to a mobile phone, Phys. Med. Biol. 44 (1999) 2367–23794 http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/10533916
  15. Peter Wainwright, Thermal effects of radiation from cellular telephones, Phys. Med. Biol. 45 (2000), 2363 http://iopscience.iop.org/0031-9155/45/8/321/
  16. Teerapot Wessapan vd., Specific absorption rate and temperature distributions in human head subjected to mobile phone radiation at different frequencies, International Journal of Heat and Mass Transfer 55 (2012) 347–359
  17. Yujuan Zhao vd., Studies in RF Power Communication, SAR, and Temperature Elevation in Wireless Implantable Neural Interfaces. PLoS ONE 8(11): e77759 (2013). http://journals.plos.org/plosone/article?id=10.1371/journal.pone.0077759
  18. The Scientific Committee on Emerging and Newly Identified Health Risks (SCENIHR), Electromagnetic Fields (2009) http://ec.europa.eu/health/scientific_committees/opinions_layman/en/electromagnetic-fields/l-3/8-static-fields.htm
  19. Angela Heinrich vd. Effects of static magnetic fields on cognition, vital signs, and sensory perception: A meta-analysis. Journal of Magnetic Resonance Imaging, Volume 34, Issue 4, pages 758–763, October 2011 http://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1002/jmri.22720/abstract?deniedAccessCustomisedMessage=&userIsAuthenticated=false
  20. D. Noble, A. McKinlay, M. Repacholi (ed). Özel sayı: Effects of static magnetic fields relevant to human health. Progress in Biophysics and Molecular Biology Volume 87, Issues 2–3, Pages 171-372 (February–April 2005). http://www.sciencedirect.com/science/journal/00796107/87/2
  21. Dunning, Electromagnetic Hypersensitivity: Real or Imagined? Skeptoid #72, 30 Ekim 2007. http://skeptoid.com/episodes/4072
  22. GJ Rubin, Munshi J Das, S Wessely. Electromagnetic hypersensitivity: a systematic review of provocation studies. Psychosom Med. 2005 Mar-Apr;67(2):224-32. http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/15784787
  23. GJ Rubin, R Nieto-Hernandez, S Wessely. Idiopathic environmental intolerance attributed to electromagnetic fields (formerly ‘electromagnetic hypersensitivity’): An updated systematic review of provocation studies. Bioelectromagnetics. 2010 Jan; 31(1): 1-11. doi: 10.1002/bem.20536. http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/19681059

Not 1: This category is used for agents for which there is limited evidence of carcinogenicity in humans and less than sufficient evidence of carcinogenicity in experimental animals. It may also be used when there is inadequate evidence of carcinogenicity in humans but there is sufficient evidence of carcinogenicity in experimental animals. In some instances, an agent for which there is inadequate evidence of carcinogenicity in humans and less than sufficient evidence of carcinogenicity in experimental animals together with supporting evidence from mechanistic and other relevant data may be placed in this group. An agent may be classified in this category solely on the basis of strong evidence from mechanistic and other relevant data.

(http://monographs.iarc.fr/ENG/Preamble/currentb6evalrationale0706.php)

About Kaan Öztürk

Kaan Öztürk İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesi ve Boğaziçi Fizik mezunu. Rice Üniversitesi‘nde uzay fiziği alanında doktora yaptı. Işık ve Yeditepe üniversitelerinde ders verdi. 2015-2016 döneminde Rice'da ziyaretçi araştırmacı olarak çalıştı. Bugünlerde Sabancı Üniversitesi'nde optimizasyon ve yapay öğrenme konularında doktoraüstü araştırmacı olarak çalışıyor.

31 Yanıt to “10 soruda elektromanyetik alanlar, cep telefonları ve sağlık”

  1. Reblogged this on İşinde, gücünde, heyecan peşinde! and commented:
    Cep / Akıllı telefonlar(ı), kanser, radyasyon hakkında 10 soru ile ve kaynakları ile net bilgilendirmiş. Güzel yazı, okumanızı tavsiye ediyorum.

    Beğen

  2. Günümüzde çok merak edilen bir konuyu hemen hemen tüm ayrıntıları ile incelemişsiniz. Gerçekten zevkle ve soluksuz okudum. Kendi adıma teşekkür ederim.

    Aklıma ufak bir soru takıldı;
    Genetik olarak kansere yatkınlığı bulunanlar ile her türlü olumsuz hayat şartlarına rağmen (içki/sigara/madde bağımlılığı/uykusuzluk/düzensiz beslenme/çevresel etkenler… v.s.) kesinlikle kansere yakalanmayan kişiler arasında ki genetik fark EM açısından farklı bir senaryo ortaya koyabilir mi?

    Diğer bir değişle “genetik kusuru” bulunanlar açısından EM ufak da olsa bir tetikleyici faktör yaratabilir mi?

    Teşekkür ederim.

    Beğen

    • Bu soru benim bilgimi aşıyor, belki hekim veya biyologlar tatmin edici bir cevap verebilir. Ben sadece bir tahmin olarak kanaatimi söyleyeyim.

      İyonize etmeyen radyasyon ve kanser ilişkisi için iki tür delil olabilir: Birincisi mekanizma, yani “radyasyon şunu yapar, o gider bunu yapar, öteki gider DNA’yı kırar, böyle kanser olur” diye, önceki bilgilerimize dayalı bir neden sonuç zinciri. İkincisi ise epidemiyolojik, yani “kontrollü, rastgeleleştirilmiş, çiftkör deney yaptık, baktık ki kanser ihtimali artmış”. Şu anda bu delillerin ikisi de yok. Fazladan beyin tümörü riski gözlemiyoruz, kanser yapması için bir sebep de bilmiyoruz.

      O zaman, ya bu tür radyasyonun kanser edici etkisi hiç yoktur, ya da henüz gözlenemeyecek kadar küçük bir etkisi vardır. Birinci durumda sorunuzun cevabı hayırdır, ikinci durumda ise belki. Elimizde mekanik veya epidemiyolojik deliller bulunsaydı birşey söylemek mümkün olabilirdi. Öte yandan, bıçak sırtında yaşayan bireylerde, kanser tetiğini başka çevresel etkenlerin çekmesi daha muhtemel olabilir.

      Bir de, genel olarak kansere yatkınlık veya dirençten bahsedilebilir mi emin değilim. Kanserler çok çeşitli, her biri farklı mekanizmalarla gelişiyor. Bir insan gırtlak kanserine yatkın olabilir, ama meme kanserine dirençli olabilir.

      Liked by 1 kişi

      • Sultan Eser 16 Kasım 2015 15:01

        Sayın Öztürk,

        Yazınızda kullandığınız yaklaşım çok doğru; bu tartışmalı konuyu bu denli anlaşılır ve çok başarılı bir şekilde toparladığınız için kutluyor ve çok teşekkür ediyorum. Ben bir halk sağlıkçıyım ve kanser epidemiyolojisi alanında çalışıyorum. Halk sağlığı alanındaki akademisyenlerimize bile bu konuyu açıklamakta zorluk çekiyorum. Jerf’nin sorusunu yanıtlarken “Bu soru benim bilgimi aşıyor, belki hekim veya biyologlar tatmin edici bir cevap verebilir. Ben sadece bir tahmin olarak kanaatimi söyleyeyim.” demişsiniz, bunun için yazıyorum; bir biyoloğun alanını dışarda tutarak, epidemiyolojik açıdan soruyu yanıtlarkenki yaklaşımınız da çok doğru.

        Beğen

  3. Ayrıntılı cevabınız için teşekkür ederim.

    Oldukça açıklayıcı bir cevap aslında lakin sizin de belirttiğiniz gibi eldeki verilere göre kesin bir bağlantı kurulamayacağı şu an için ortada ve bir başka etkenin (daha güçlü/daha baskın) kanser’i tetiklemesi (mevcut verilere göre) şimdilik daha mantıklı gibi…

    Beğen

  4. gayet güzel bir yazı, keyifle okudum, elinize sağlık.

    Beğen

  5. Elinize sağlık. Keyifle okunan çok güzel bir yazı hazırlamışsınız. Yalnız ufak bir hata gözüme çarptı: Manyetik alan şiddeti uzaklığın karesi ile ters orantılı olarak azalır; küpü ile değil.

    Beğen

    • Yüklü bir cismin elektrik alanı veya bir gezegenin kütleçekimi alanı, dediğiniz gibi, uzaklığın karesi ile azalır. Ama manyetik alanlar öyle değil. Manyetik monopol (saf kuzey veya saf güney) mevcut olmadığı için, manyetik bir cisim iki kutuplu, yani dipol olmalı. Böyle bir dipolün de alan şiddeti uzaklığın küpüyle azalacaktır. Bkz: http://en.wikipedia.org/wiki/Magnetic_dipole

      Sezgisel olarak, alanın ters kareden daha hızlı düşmesinin sebebi, uzaktan bakınca kutupların birbirini örtmesi ve birbirlerinin alanlarını sıfırlaması.

      Burada biraz kaba anlattım, daha incelikli anlamak için “çokkutup açılımı” (multipole expansion) denen matematiksel yönteme bakabilirsiniz.

      Liked by 1 kişi

      • Kaan bey, buradaki kafa karisikligini gidermek icin manyetostatik alan diye guncellemek faydali olabilir metni. MR esasen manyetostatik alan ile calisiyor.
        Manyetik alan neticede, elektromanyetik alanin bir bileseni. Statik alanlar 1/R^3 seklinde azalirken, radyasyon varsa (dinamik alanlarda) guc tasiyan dalga vasitasi ile 1/R^2 seklinde azalir. Arkadasimiz bu yuzden kafa karisikligi yasadi sanirim.

        Beğen

    • Yalasavarda yayinladigimiz yazilarin tamami taslak halindeyken diger tum yazarlarlarin kontrolune aciliyor, olasi hatalar yaninda yanlis anlasilmalari en aza indirecek degisiklik onerileri vs yapiyor diger yazarlar. Taslak asamasinda bu karesi mi kupu mu konusunda muhendis yazarlarimiz da ayni supheye dustu ve Kaan o zaman bizi de aydinlatmisti, ben de birsey daha ogrenmis oldum bu sayede. Yalniz degilsiniz yani.

      Dikkatiniz icin kutlarim 🙂

      Beğen

  6. Merhaba. Öncelikle bu güzel yazınız için teşekkür ederim. Yazınıza ek olarak, yararlı olması dileğiyle, bende yaptığım araştırmalardan, tezimden ve bir radyasyonun bizim için ne kadar zararlı olup-olmadığını dair kıyası nasıl yapabileceğimizden bahsetmek istiyorum.

    Öncelikle sizin de belirttiğiniz gibi, iyonize olmayan radyasyon yayan cihazlar yapılan araştırmalara göre tehlike arz etmiyor. Dahası, radyasyonun %88’ni doğal kaynaklardan, %12’ni de yapay kaynaklardan almaktayız. Burada değinmek istediğim nokta, biz telefondan veya Wi-Fİ den korunmaya çalışırken, odamızı yeterince havalandırmıyor veya bulunduğumuz ortam radon birikimine neden olabilecek bir yapıda ise, gerçek bir tehlike ile iç içe yaşıyor olabiliriz. Bu nedenle, kanser ile ilişkisi kurulmuş, gerçek ve görünmez bir tehlikeye dikkatlerin çekilmesinin, daha yararlı olacağını fikrindeyim.
    ———————————————————————————————————————
    Radyasyon ve Radyasyondan Korunma Yöntemleri: http://bit.ly/1LLxdpn
    Radon Gazı Ölçümü: http://bit.ly/1EzcEXi
    Radiation Dose Chart: https://xkcd.com/radiation/

    Beğen

  7. Işık (güneş, ampul vs.) yoluyla maruz kaldığımız ışıma miktarı radyo dalgaları ve mikrodalgalara göre nasıl? Zaten ışık yoluyla sürekli radyasyona maruz kalmıyor muyuz?

    Beğen

  8. Açıklamalarınız için teşekkürler, ben de büyük bir bölümüne katılıyorum. Ancak bazı sorunlar var:
    1. Cep telefonu anten karakteristikleri lab koşullarında ölçülüyor. Özellikle cepte anahtar vb. ile taşınırken bu değerler farklılaşıyor ve lab sar değerlerinin üzerinde bir değer etki yapabiliyor, üstelik cep telefonuyla neredeyse bitişik şekilde sürekli birlikte yaşayanlar için risk daha da artıyor. Açıklamalara maruz kalma süresi de dahil edilmeli.
    2. Baz istasyonu vericilerinden 10 wat ve üzeri yayılım var. Biliyoruz ki bu vericiler genellikle yönetmelikte belirlenen koşulları (anten yüksekliği mesafesi vb.) sağlamıyorlar. Bir yatak odasının balkonuna neredeyse bitişik ya da otoyol üzerine kot farkı hesaplanmadan 1 m. yükseklikte yerleştirildiği için hemen karşısındaki haneyi (gecekonduyu) etkileyen anten örnekleri çok yaygın. Eskiden 100’lerce watlık FM (daha düşük frekanslar olmasına karşın yorgunluk vb. farklı etkileri var) verici antenleri camilere falan dikilirdi! Bu nedenle baz istasyonları düzensizlikleri de açıklamalara eklenmeli. Üstelik bu düzensizlikler 3G ve 4G için daha kritik.
    3. Bu konularda, bağımsız araştırmaların sayısı endüstrinin araştırmalarının sayısından daha az.
    Saygılar.

    Beğen

  9. Makalenizi dikkatle okudum. Teşekkür ederim. Defaatle cep telefonu üzerinde durulmuş. Bir kaç önermede mikro dalga fırını da ‘iyonize edici olmayan’ kategorisine koymuş olsanız da emin olmak adına soruyorum: Mikro dalga fırını güvenle kullanabilir miyiz?

    Beğen

    • Evet, mikrodalga fırının bilinen bir zararlı etkisi yok. Yiyeceği kömürleşecek kadar çok ısıtırsanız kanserojen moleküller oluşabilir tabii, ama taş fırında da aynı şey olur.

      Beğen

      • Hocam soyle diyelim belki daha dogru lur. Diger yontemlerle pisirme ile ayni risklere sahip (yani illa komurlesmesine gerek yok kansere sebep olunmasi icin)
        Mikrodalga ile isitma sirasinda, isi gidaya homojen olarak dagilmaz, bazi noktalarda sicaklik cok yukselir. Bu bakimdan yuksek sicaklik ile gelen riskler biraz daha yuksek olabilir. Benim bildigim kadariyla bu yonde sadece “tavsiyeler” var ispat yok.

        Hatta cok ilginc bir bilimsel gercek, patatesin kizartilmadan once mikrodalga firinlanmasi, kizartma islemis sirasinda ortaya cikan karsinojen (kanserojen) madde miktarinda ciddi bi azalma bile saglayabiliyor.

        Beğen

    • Mikrodalga fırınlarla ilgili şu yazımız da var. https://yalansavar.org/2011/02/05/mikrodalga-ile-isitilan-su/

      Beğen

  10. Mustafa kambur Cevapla 02 Eylül 2015 01:54

    Görünür Işık diğerlerine göre daha yüksek frekansta iken,” cep telefonu zararlı mı ? ” diye düşünmek doğru olur mu?

    Beğen

  11. Not tutarak okuduğum bir yazı oldu. Elinize, emeğinize sağlık 🙂

    Beğen

  12. merhaba. Türkiyede radyo dalgası yayan cihazlardan rahatsızlığı olan kaç kişi var bilemiyorum. bu konuda sanırım ülkemiz için henüz bir çalışma yok. zira ben böyle bir rahatsızlığı yaşıyorum. radyo dalgası yayan cihazlara karşı aşırı bir duyarlılığım var. ve bu konuda bilgisi olan bir doktoruda henüz bulamadım. bu duyarlılığın vücudumda oluşturduğu yumruk büyüklüğündeki kitleleride ikamet ettiğim bölgedeki birkaç doktora gösterdim. hiç birisi sebebini anlayamadı. onlara durumumu anlattığımda inanmadılar. ultrason cihazı ile yumrular incelendiğinde sanki bir kaza geçirmişim ve bu kaza neticesinde bu kitlelerin oluştuğuna kanaat getiren doktorlar oldu. halbuki bu yumrular sadece radyo dalgalarının etkisiyle oldu. bu konuda bilgisi olan bir tabip bulabilsem durumumu incelemesini isterim doğrusu. sizin yazınızıda okudum. lakin kendi yaşadıklarımı göz önünde bulundurunca durumun bu kadar basit olmadığı kanaatindeyim. eğer mail adresimden bağlantı kurarsanız size problemlerimi ve yaşadıklarımı anlatırım. saygılar iyi çalışmalar.

    Beğen

  13. Tebrik ediyorum.
    Saptirmalardan uzak, durust degerli bir calisma olmus.
    Bu konularda deneysel ve kavramlar olarak bilgi edinmek istiyorsaniz tavsiye ederim.

    Beğen

  14. benim de bir sorum var baz istasyonları yapay kalple yaşayan insanlar için zararlı etkiler yaratır mı

    Beğen

    • Bilemiyorum. Buna doğru cevabı konunun uzmanı verebilir.

      Kalp cihazları elektronik aletler oldukları için, teorik olarak elekromanyetik dalgaların onların çalışmasını bozması mümkün. Bu yüzden, kalp cihazları çok sıkı standartlara uymak zorundalar ve parazit önleyici devreler içeriyorlar. Uygun tasarımları sayesinde kalp cihazı taşıyanların gündelik hayatlarındaki elektrikli aletlerin yaydığı EM parazitten korkmadan yaşamaları mümkün oluyor.

      Yaptığım kısıtlı taramaya göre, cep telefonu sinyalleri büyük bir tehlike oluşturmuyor. Eskiden yapılan bazı çalışmalarda, telefon kalbe yakın olduğu zaman bir miktar girişim olduğu gözlenmiş, o yüzden kalpten uzak tutulması tavsiye ediliyor. Ama yeni kalp cihazlarında kalbin işleyişini bozacak derecede bir girişim olmadığı gözlenmiş.

      Baz istasyonları ise ayrı bir mesele. Özel olarak baz istasyonlarının etkisine dair bir ifadeye rastlamadım taramamda. Genel prensip olarak, girişim etkisi sinyalin gücüne ve kaynağın yakınlığa bağlı olacaktır. Kalp cihazının parazit giderici devreleri çok güçlü bir dış sinyali bastıramayabilir. Kalp cihazı taşıyan birinin bir baz istasyonunun yanı başında durması iyi olmaz muhtemelen. Buna karşılık, bir iki apartman ötedeki bir baz istasyonunun tehlikesi daha az olacaktır.

      Bunu bir uzmana sormak en iyisi. Bir doktor muhtemelen tedbirli olmak adına uzak durmanızı tavsiye edecektir. Emin değilseniz uzak durmak en iyisi tabii; tek hayatınız var. Ama daha ayrıntılı bilgi istiyorsanız ısrarcı bir hasta olarak doktorunuza baz istasyonundan en az ne kadar mesafede olmanız gerektiğini sorabilirsiniz. Cihazın teknik özelliklerine bakarak tahmin edilebilir bu mesafe. Veya kalp cihazının üreticisine yazıp sorabilirsiniz.

      Kalp cihazlarının elektromanyetik dalgalarla etkileşimine dair temel bilgi veren iki bağlantı:
      Devices that may Interfere with Pacemakers (American Heart Association)
      Interference with Pacemakers and Other Medical Devices (U.S. Food and Drug Administration)

      Beğen

  15. Merhaba,
    Once elektromanyetizma podcastini sonra ise ilgili ustteki yaziyi okudum. Bugun elektronik muhendisi bir arkadasimla otururken onumuzde birinin araliksiz bir belki bir bucuk saat telefonla konustugunu gorunce. Muhendis arkadasim beyni eriyecek radyasyondan faln dedi ben de ben oyle bilmiyorum bu isi diyerek iyonize radyasyonu yani yazilarda okudugumu ve anladigimi soyledim. Bunun uzerine geri vites yapip rf ile calisanlarda kisirlik oluyor. Bizim rf’cilerde kisirlik cok yuksektir dedi bana bu gorus yersiz geldi. Ben oyle dusunmuyorum okuduklarim oyle gostermiyor deyince bunu bilemezsin bu konu tartismali, elektromanyetizmanin tam olarak zarar verip vermedigi bilinmiyor, literaturde kisirliga sebep oldugunu gosteren calismalar var falan dedi. Ben ilgili literaturde arama yapacak on donanimlara sahip degilim(alanim sosyal bilimler) o yuzden bu konu hakkindaki fikrinizi merak ettim, hem konu ozelinde hem de bir skeptik olarak sizin, boyle kestirip atan kisilere, surekli her konuyu tartismali(dogrusu controversial olabilir bilemedim) gorup tartismayi yokusa suren tiplere nasil yaklastiginizi da merak ettim,
    cevaplarsaniz sevinirim iyi calismalar.

    Beğen

    • Makale yazarı sevgili Kaan Öztürk sorunuza nasıl yanıt verebilir bilemiyorum ama ben son yapılan bir araştırmayı sizinle paylaşayım;

      AMERİKAN Sağlık Bakanlığı’na bağlı olan Ulusal Toksikoloji Programı’ndan bilim insanları, iki yılı aşkın süren araştırmada cep telefonlarının yaydığı farklı radyo frekansına maruz bırakılan 2 bin 500’den fazla fareyi inceledi.

      Erkek farelerin beyinlerinde ve kalplerinde iki tür tümörün izine rastlandı. Dişi farelerde ise görülmedi.

      Cep telefonu ve kanser arasındaki ilişkiyi inceleyen en büyük araştırmalardan biri olan çalışma 25 milyon dolara mal oldu. Önceki gün yayınlanan araştırma sonuçlarını Amerikan Wall Street Journal gazetesine değerlendiren Ulusal Toksikoloji Programı’nın eski araştırmacılarından Ron Melnick, cep telefonu kullanmayla kanser arasındaki ilişkinin ortaya konulduğunu söyledi. Ancak bazı bilim insanları araştırmanın fareler üzerinde yapıldığını hatırlattı.

      Haberden de anlaşıldığı üzere burada bir olgu var ve üzerinde durulması gerekiyor. Yabana atılmaması lazım…

      Bu haber 27 Mayıs 2016’da tüm ulusal basında yer aldı…
      http://www.hurriyet.com.tr/cep-telefonu-kanser-yapiyor-40110095

      Yaklaşık 6 yıl önce de Dünya Sağlık Örgütü Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı’nın (IARC) son raporunda menegioma (Beynin etrafını saran, onu koruyan ve dura adı verilen zardan kaynaklanan tümörler) olgularının yüzde 95’i, glioma (beyin tümörü) olgularının ise yüzde 90’ının cep telefonu kullanımını takiben ilk 10 yıl içerisinde geliştiğinin belirtildiğine dikkati çekmiş…
      http://www.ntv.com.tr/saglik/cep-telefonu-beyin-kanseri-yapiyor-mu,74CkL0oBek-LpevPfywX_w

      Cep telefonlarından vazgeçilmesi mümkün olmadığına göre kulaklıkla konuşmak en akıllıca olanı sanırım…

      Beğen

      • Katkınız için teşekkürler. Maalesef bu son haberleri aktarmakta biraz geç kaldık. Yeni yayınlanan bu araştırmanın doğru yöntemle yapılmadığına dair birçok eleştiri var, deneysel zaaflara sahip olduğu anlaşılıyor. Yakında yeni bir yazıyla işleyeceğiz.

        IARC’nin raporu da o kadar kesin değil; önceki yazılarımızda o raporu konu etmiştik. Daha yeni bir gelişme olarak, Avustralya’da yapılan bir inceleme, cep telefonlarının kullanılmaya başlamasından sonra beyin tümörü insidansının artmadığını gösterdi. Bu konudaki bir yazıyı çok yakın zamanda yayınlayacağız.

        Beğen

Trackbacks/Pingbacks

  1. Bilimsel Güneşlenme Dosyası - Dişi Yaşam, Kadın Sağlık Güzellik - 27 Ağustos 2015

    […] gelerek Dünya’nın aydınlanmasını ve ısınmasını sağlıyor. Güneş hemen hemen elektromanyetik tayfta yer alan her tür ışınımı salıyor: X-ışınları, ultraviyole (morötesi) ışınlar, görünür ışık, infrared […]

    Beğen

  2. Süper Ay, kozmik ışınlar ve radyasyon yayılımı - teyit.org - 15 Kasım 2016

    […] Cep telefonları, elektromanyetik alanlar ve insan sağlığına etkileri ile ilgili Yalansavar‘da yayınlanan “10 soruda elektromanyetik alanlar, cep telefonları ve sağlık” makalesine göz atabilirsiniz. […]

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: