“ALO, Aşkım Neredesin?”

“Ahoy! Ahoy!” – Karikatür: Selçuk Erdem.

Muhtemelen bir gün bir vatandaşımız telefonda niçin “Alo” dediğimizi merak edip, olaya heyecan katmış olmak için bir kadın karakter yaratmış ve onu telefonun mucidi olduğu düşünülen -bu konudaki tartışmalar sürmektedir- Alexander Graham Bell’in yaşadığı tutkulu bir sözdeaşkın öğesi haline getirmiş.

Sunay Akın da dahil olmak üzere, bir takım yazarlar bu hikayeye itibar edip gerçekmiş gibi anlatınca, Alessandra Lolita Oswald (kimi kaynaklarda(!) Oswaldo) isimli hayali kadın, sadece Türkçe konuşanların inançlarında yaşattığı bir tarihi kişilik haline geldi.

Önce bu hikayeyi piyasada dolaştığı haliyle aktaralım:

Telefonu açtığımızda “alo” deriz. Bu sözcüğün İngilizce “hello” kelimesinden geldiği gibi tamamen yanlış bir kanı var. Alo sözcüğünün çıkışı, aslında taaa Alexander Graham Bell’e uzanır.

Graham Bell telefonu icat ettiğinde bu aleti bir süre denemek için sevgilisiyle kendi evi arasına hat çekmiş. Bir yandan da yeni icatını geliştirmek için yoğun çalışıyormuş. Sevgilisinin adı Allessandra Lolita Oswaldo imiş. Bu sevimli kız evde canı sıkıldıkça Graham Bell’i arıyormuş.

Bell atölyesinde telefon çalınca arayanın Allessandra Lolita Oswaldo’dan başkası olamayacağını bildiğinden, telefonu açar açmaz “Allessandra Lolita Oswaldo” diyormuş. Ancak genç kız o kadar sık aramaya başlamış ki; Bell, zamanla sevgilisine adını kısaltarak hitap etmeye başlamış. Telefonu her açışında “Ale Lolos” diyormuş.

Gelin görün ki; Bell’in işleri uzuyor, sevglinin zırt pırt aramaları bitmiyormuş. Allessandra Lolita Oswaldo iyice baymaya başlayınca Bell artık telefonu sevgilisinin adını iyice kısaltarak “Alo” diyerek açmaya başlamış.

Graham Bell’in amacı telefonu tüm kente yaymak ve dünyaya bu müthiş icatını tanıtmak olduğundan gece gündüz atölyesinden çıkmaz olmuş, artık sevglisine ilgi göstermiyormuş. Sonuçta Allessandra Lolita Oswaldo bilim adamını çalışmalarıyla başbaşa bırakıp onu terketmiş. Graham Bell, Allessandra’nın onu terkedip gittiğini ancak hayallerini gerçekleştirip telefonu tüm kente yaydığında farkedebilmiş. Büyük bir hayalkırıklığı yaşayan Bell, o günden sonra sevgilisinin birgün onu arayacağı umuduyla telefonun başından ayrılmamış ve telefonu her açışında büyük bir ümitle “Alo” demiş. Ama her seferinde karşısına icadını kutlayan bir kent sakini çıkmış. İcadın sahibi “alo” dediği için tüm kent halkı telefona cevap verirken “alo” demeye başlamış. Ve bu gelenek böyle sürüp gelmiş.

Alessandra Lolita Oswaldo. İsmi Google’da aratıldığında Türkçe sayfalar haricinde hiçbir mecrada çıkmıyor. Herkesin Graham Bell’e saygısından kullanmaya başladığı iddia edilen bu kelime ve bu kelimenin temsil ettiği kadın, onun hayat öyküsünde hiçbir yer işgal etmiyor. Google Kitaplar’da kaydı olan yüzbinlerce kitap arasında bu isim aratıldığında tek bir kayıt çıkmadığı gibi (1), ne ingilizce etimoloji sözlüğünde, ne de İngilizce normal bir sözlükte “alo” kelimesine rastlanmıyor(2)(3).

Bell’in gerçekleştirdiği tek evliliğin diğer ortağı Bayan Mabel Hubbard’ın resmi, efsaneden bahseden bir takım kaynakta Alessandra Lolita Oswald’ın resmi olarak sunuluyor.

Graham Bell’in gerçek aşk hayatı ise şöyle: 1876’da telefonun patentini aldığında bekârdı ve 1877 yılında Bell Telephone Company adlı şirketini kurar kurmaz yıllardır ilişkilerinin sürdüğü ancak Bell’in şirket için paraya ihtiyacı olması sebebiyle bir süredir evlenmeyi ertelediği Mabel Hubbard ile dünya evine girdi. Alexander’ın Mabel’e düğün hediyesi ise, çiçeği burnunda şirketinin 1497 hissesinden 1487’si idi ki bu %99’una tekabül ediyor. Avrupa’da bir yıl kadar süren bir balayı geçiren çiftin toplamda 4 çocuğu oldu ve mutlu bir aile yaşamları oldu. Alessandra Lolita Oswaldo ise hiçbir zaman var olmadı. Üstelik “ALO” efsanesinin yer aldığı kitap ve internet mecralarında kullanılan fotoğraf Bell’in hayat arkadaşı Mabel’e aittir.

Peki nereden geldi bu “Alo”?

Osmanlı Devleti’nde 1840’ta kurulan Posta Nezareti’nin telefonun da kullanıma girmesiyle Posta, Telgraf ve Telefon Nezareti’ne dönüştürüldüğü 1909 yılında, Osmanlı coğrafyasında elitler arasında Fransızca konuşmak pek popüler idi. Zira 19. Yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti’ndeki lonca yapılaşmasını çökerterek doğulu tüccarlarla batılı sanayicileri buluşturan Avrupalı simsarlar sayesinde Osmanlı Devleti’ne hem teknoloji, hem de kültür transferi başlamıştı ve Fransızca, özellikle de imparatorluğun son yıllarında, siyasi anlamı da olan bir dil haline gelmiş, batılılaşma yanlısı aydınlarla azınlıkların oluşturduğu basın bile Fransızca dilini kullanmıştı (4).

O dönem bu topraklara transfer olmuş teknolojiye dair pek çok kelime de Fransızca’dan geçmiştir ve hala da o dilde okunduğu şekliyle kullanılmaktadır: Lokomotif (locomotive), şimendifer (chemin de fer), kondüktör (conducteur), ray (rail), anten (antenne), radyo (radio) gibi…

Bu bilgiler ışığında diyebiliriz ki, o dönemde ülkemizde kullanılmaya başlayan telefon, kültürüyle beraber ithal edilmiş ve “Alo” kelimesi Türkçe’ye kuvvetle muhtemel Fransızca’dan geçmiştir. Fransızlar resmi telefonlarda kibar bir selamlama ifadesi olarak “allo” kullanırlar (Ya da Bell’in sevgilisinin, Fransızlardan başka kimsenin bilmediği, “L” ile başlayan bir göbek adı var). Fransızların telefonda “allo” kullanmasının muhtemel sebebi de, telefonun yaygınlaşmaya başladığı dönemde telefonun anavatanı olan ABD’de de telefon selamlama cümlesi olarak “Hello” kullanılmasıdır.

İşin garibi, bizim efsanemizin tersine, Alexander Graham Bell’in telefonda kullanılması için düşündüğü kelime, gemicilerin de kullandığı “ahoy” idi (Bu durumda yeni bir sevgili ismi türeteceklere tavsiyem: Alessandro Helena Oswaldo Yenge’dir. Yenge hitabı saygımızdan…). Bir süre için de böyle kullanıldı.

İddiaya göre 19. Yüzyıl başlarında diğer Avrupa dillerinden İngilizce’ye “Hullo” olarak geçen, gemicilere ait “bağırma, dikkat toplama” ifadesinin “Hello”ya dönüşmesinde Thomas Edison’un payı vardır. Halloo, hallo, halloa, halloo, hello, hillo, hilloa, holla, holler, hollo, holloa, hollow, hullo şeklinde çeşitlenen kelimenin kökleri 13. Yüzyıl Fransızcası’na kadar gider(6)(7)(8).

İlk icat ettiği ses kayıt cihazına da test amacıyla “Halloo!” diye seslenen Thomas Edison, 1833’te ilk olarak Londra’da bir gazetede kullanılan “Hello”yu, Pittsburgh’taki telgraf müdürlüğüne telefonda kullanılması için önermişti (5). Bu öneri kabul edilmiş olsa gerek ki, 1889’a gelindiğinde telefon merkez santralindeki kızlar  “Hello kızları” (hello-girls) olarak anılacaktı (9).

Sonuç

Pek çok konu gibi telefonun icadı ve bugün kullandığımız “alo” kelimesi de bir delinin kuyuya attığı ancak kırk akıllının çıkarmakta zorlandığı bir taş haline dönüştürülmüş ve bir aşk hikayesi ile süslenerek yayılması hızlandırılmıştır.

Merak ediyorum, Türkçe bir söylenişi, yabancı bir kısaltma haline dönüştürerek konuyu küresel bir mecraya taşıyan efsane sahibi kimdir? Bu konuyu ortaya ilk olarak kim attıysa kendisiyle tanışmayı yürekten isterim.

Kaynaklar:

(1)https://www.google.com/search?q=Alessandra+Lolita+Oswaldo&btnG=Kitaplar%C4%B1+Ara&tbm=bks&tbo=1&hl=tr

(2)http://www.etymonline.com/index.php?allowed_in_frame=0&search=alo&searchmode=none

(3)http://dictionary.reference.com/browse/alo?s=t

(4)Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi, Şark Yıllıkları Kolleksiyonu Tanıtım Yazısı. http://www.obarsiv.com/koleksiyon1.html

(5) Allen Koenigsberg. “The First “Hello!”: Thomas Edison, the Phonograph and the Telephone – Part 2″. Antique Phonograph Magazine, Vol.VIII No.6. http://www.collectorcafe.com/article_archive.asp?article=800&id=1507

(6) http://www.etymonline.com/index.php?term=hallo&allowed_in_frame=0

(7) http://www.etymonline.com/index.php?term=holla&allowed_in_frame=0

(8) Sevan Nişanyan’ın hazırladığı Türkçe etimolojik sözlüğe göre modern Fransızca’ya Allo olarak geçen kelimenin kökleri zaten Eski Fransızca’ya dayanmaktadır. Eski Fransızca’da “hey! oradaki!” anlamına gelen seslenme ünlemi “ho la!”, diğer Avrupa dilleri’ne geçerken şekil değiştirmiştir // Sevan Nişanyan, “Sözlerin Soyağacı”, 5. Baskı. Everest Yayınları:2010. http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=461909

(9) İngilizce Wikipedia, “Hello” maddesi.

About Tevfik Uyar

Uçak Mühendisi ve MBA. Organizasyonel davranış ve örgüt psikolojisi üzerine çalıştı. Aynı sahada doktora eğitimine devam eden Uyar, sosyoloji lisans öğrencisi ve bilimkurgu öyküler yazıyor.

5 Yanıt to ““ALO, Aşkım Neredesin?””

  1. Harika bir yazı olmuş Tevfik Bey, ellerinize sağlık. Zaten Airporthaber.com ‘daki makalelerinizi de hiç aksatmadan takip ediyorum. Teşekkürler.

    Beğen

    • Ahmet Bey, mesleki yazılar burada ya da başka platformlarda yazdıklarımız kadar renkli olmayabiliyor, o yüzden çoğunlukla keyifli konular olmak üzere elimizden geldiğince yazmaya çalışıyoruz. İlginize biz teşekkür ederiz.

      Beğen

  2. Yazdıklarınız hem çok keyifli hem çok akılcı.Çok teşekkürler

    Beğen

  3. Sunay Akin’in 2001’de cikan kitabi kitabi Istanbul’da Bir Zurafa’nin icinde Ale Lol Os basligi ile bulunan oykuden kaynaklandigini dusundugum bu sehir efsanesi onlarca Turkce Web sitesinde ve artik bazi Turki dillerdeki sitelerde de yer aliyor. Kanimca bunu ortaya ilk atan kisi o. Sanirim okur nasil olsa anlar, eglence olsun diye yapti ama birileri ciddiye alip elektronik posta ve Web siteleri ile yaygin hale getirdiler. Kendisinin Asik Veysel uzerine ve Marlon Brando ve Oskar uzerine baska hayal urunu ama gercek gibi anlatilmis oykuleri de varmis. Bu arada, Allessandra Lolita Oswaldo gercekten Ispanyolca bir isim olabiliyor, biraz usturuplu bir atmasyon yani.

    Beğen

  4. Bir de Mabel Hubbard’in sagir (!) oldugunu belirtmis olsaydiniz, bu asparagasin anlamsizligi daha da belirtmis olurdunuz —-

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: