HAARP

26 Eylül 2019 tarihinde Marmara’da 5.8 şiddetinde bir deprem yaşadık. Büyük bir hasar olmadı, ama milyonlarca İstanbullu haklı olarak korktu. Jeolog ve sismologlar, ne olduğunu ve ne olabileceğini anlattılar. Öte yandan, can korkusu ve belirsizliğin hakim olduğu zamanlarda hep olduğu gibi, sahtekârlıklar, batıl inançlar, paranoyalar ve komplo teorileri de ortalıkta dolaşmaya başladı.

Bu uydurma teorilerden biri, depremin HAARP denen bir ABD (bazılarına göre İsrail) silahıyla uzaktan tetiklenmiş olduğuydu.

fatihtezcanhaarp
HAARP’ın gerçekte ne olduğunu merak edenler ne yazık ki güvenilir Türkçe kaynak bulamıyorlar. Türkçe olarak karşınıza çıkan açıklamaların çoğu mesnetsiz, bilim dışı, olmayacak iddialar içeren, komplo teorisyenlerinin başka komplo teorisyenlerinin kitaplarından kopyaladığı yazılar (Çağrı Mert Bakırcı’nın incelemesi istisnai bir nitelikli örnek oluşturuyor). Hoş, İngilizce kaynaklar da çok farklı değil. Enseyi karartmayın, ailenizin Yalansavarı yanınızda! Bu yazıda, HAARP’ın ne olduğunu, ne yapabildiğini ve ne yapamadığını inceleyeceğiz.

Önce şunu anlayalım: HAARP diye bir şey var mı, varsa neye yarıyor?

HAARP nedir?

HAARP tesisinin havadan görünümü (Kaynak: ABD Hava Kuvvetleri)

HAARP, ABD’nin Alaska eyaletinde kurulu bir bir bilimsel araştırma tesisinin adı. Halen Alaska Üniversitesi-Fairbanks’in Jeofizik Enstitüsü’ne bağlı sivil bir proje. Basit bir arama ile tesisin ayrıntılı uydu görüntülerine ulaşabiliyorsunuz. Tesisin çalışmalarını özetleyen ve neler yapıldığını anlatan resmi bir web sitesi mevcut. Facebook ve Twitter hesapları bile var.

HAARP’ın açılımı High-frequency Active Auroral Research Program. Buradaki “auroral” kelimesi hem kutup ışıklarını, hem de onların oluştuğu bölgeyi tarif ediyor. Manyetik kutbun çevresinde yer alan bu özel bölgede Dünya’nın manyetik alanının çizgileri dikeye çok yakın. Uzaydan gelip, manyetik alan çizgilerini takip ederek atmosfere çarpan atom ve elektronlar bu bölgede (ve güneydeki mukabil noktada) kutup ışıklarını oluştururlar. Aynı manyetik alan çizgileri, manyetosfer ve güneş rüzgarı plazmalarının etkilerini yeryüzüne taşıdığı için, uzay fiziği deneyleri genellikle manyetik kutba yakın yerlerde yapılır. HAARP’ın Alaska’da kurulmasının nedeni bu.

aurora_bolgesi

Kuzey kutup ışıkları bölgesi (Wikimedia commons. Türkçeleştirme: Tuğsan Topçuoğlu)

HAARP neyi inceler, nasıl çalışır?

HAARP, Dünya’nın atmosferinin en üst kısmı olan iyonosferi inceleme amacıyla kurulmuş bir deney tesisi. İyonosfer, yeryüzünden 60-80 km yükseklikten başlayıp, 500 km yüksekliğe kadar uzanabilen bir katmandır. Güneşin UV ve X ışınları ile kozmik ışınlar bu katmandaki atomların bazılarını iyonlaştırır, yani elektronları atomlardan koparır. Serbest kalan pozitif ve negatif elektrik yükleri, iyonosferi çok iyi bir iletken haline getirir. Dünya’nın çevresindeki manyetik ve elektrik alanların değişimleri, güneş fırtınaları gibi etmenler iyonosferde değişikliklere sebep olabilir. Yine bu iletkenliği sebebiyle, radyo dalgalarını bir ayna gibi yansıtabilir.

iyonosfer

İyonosfer şeması. Dünyaya göre kalınlık abartılmıştır. (NOAA. Türkçeleştirme: Tuğsan Topçuoğlu)

İyonosferin incelenmesi birkaç bakımdan önemli. Birincisi, şiddetli güneş fırtınalarının iyonosferde elektrik akımları yaratarak yeryüzündeki iletim hatları, petrol ve gaz boru hatları gibi uzun metal yapılarda arızalar yaratması. İkinci bir sebep, iyonosferin atmosfer ve manyetosfer arasındaki bağlantıyı sağlıyor olması. Dünya ve çevresindeki uzayın fiziğinin tam bir resminin çıkarılabilmesi için iyonosferin iyi anlaşılması gerekiyor.

Daha pratik nedenler de var. İyonosfer, iletkenliği sebebiyle, ELF ve VLF bandındaki radyo dalgalarının yansıyıp geri döndüğü bir ayna gibi davranır (ama belli bir frekansın üstündeki dalgaların geçişini engellemez). Bu özelliği sebebiyle, normalde ufuk çizgisi altında kaldıkları için birbirini göremeyen bölgeler arasında bile AM radyo iletişimi sağlanabilir. Ancak iyonosfer sabit bir küre değil. Atmosfer durumuna, güneş ışığına, sıcaklığa ve başka etkenlere bağlı olarak yukarı çıkar, aşağı iner, bölgesel şartlara göre yerel değişkenlikler gösterir. Bu değişimleri takip etmek ve anlamak, iletişim gibi pratik ihtiyaçlar için önemli.

İyonosferi doğrudan incelemek pek kolay değil, çünkü hem meteoroloji balonlarının çıkamayacağı kadar yüksek ve seyreltik, hem de uyduların inemeyeceği kadar alçak ve yoğun. İyonosfer araştırmaları genellikle yer gözlem istasyonlarında, elektrik ve manyetik alan alıcılarının sinyallerini yorumlamaya dayanıyor. Ama uzaydaki akımlar, güneş rüzgarı değişimleri, yıldırımlar ve daha bir çok şey iyonosferin dinamiğini etkiliyor. Bu karmaşanın içinden farklı etkileri ayrıştırmak zor. İyonosfere kontrollü bir fiske vurup ardından oluşan değişimleri analiz ederek fiziksel süreçleri ayrıştırmak nispeten daha kolay.

HAARP tam da bu amaçla tasarlanmış bir araştırma programı. Tesiste bulunan 130 dönüm arazide kurulu yüksek güçlü radyo verici dizisi (IRI), iyonosfere yüksek frekanslı radyo dalgaları gönderiyor. Bu dalgalar iyonosferde bulunan serbest elektronları ısıtarak, doğal olarak gerçekleşen küçük dalgalanmaların benzerini yaratıyor. Bu dalgalanmaların yarattığı küçük elektrik ve manyetik etkiler hassas araçlarla ölçülüyor. Bu çalışmalar pek çok bilimsel yayında kullanıldı.

HAARP bu yöntemi kullanan ne tek ne de ilk proje. Örneğin Norveç’de bulunan EISCAT, Porto Rico’daki Arecibo, Rusya’daki Sura tesisleri yine aynı amaçla, HAARP’dan daha önce kurulmuş tesislerdir. Arecibo hariç hepsi manyetik kutba yakın ıssız bölgelere yerleştirilmiş. Bunun sebebi, manyetik kutup bölgelerinden geçen manyetik alan çizgilerinin, “Van Allen kuşağı” denen nispeten yoğun parçacıklı uzay bölgesine ulaşıyor olması. Böylelikle bu bölgede iyonosfere yapılan bir etkinin uzaydaki manyetik alan çizgileri boyunca ilerlerken nasıl sonuçlar doğurduğu da incelenebiliyor (örneğin, Gołkowski vd. 2008)

Bu yöntemle iyonosferi ısıtmanın çevresel etkileri olup olmadığını merak edebilirsiniz. HAARP tam kapasiteyle çalıştığında 3,6 MW güçte radyo dalgası gönderebiliyor. Bu enerji bizim teknolojik ölçeğimizde büyük sayılabilir ama Dünya ölçeğinde çok önemsiz kalıyor. Karşılaştırma olarak, Güneş’ten gelen ışımanın HAARP tesisiyle aynı genişlikteki (130 dönüm) bir alana düşen gücü 100 MW’dan fazladır.

Kaldı ki iyonosfer çok büyük hacimli, sürekli karışan, kendisini termal dengede tutan dinamik bir sistemdir. Gönderilen bir ışının ısıtma etkisi birkaç dakika içinde dağılarak ortadan kalkar.

HAARP ve ABD ordusu ilişkisi

HAARP bugün bir sivil araştırma kurumuna bağlı olsa da, kurulduğu 1993’den 2014 yılına kadar ABD Hava Kuvvetleri ve Deniz Kuvvetleri tarafından yönetilmişti. Ama bu, HAARP’ın bir silah olduğunu göstermiyor. ABD ordusu, uyduların güvenliğini sağlamak için manyetosfer ve iyonosfer fiziği çalışmalarına eskiden beri bütçe ve insan gücü ayıragelmiştir.

HAARP’ın kuruluş nedenleri arasında askeri amaçların da bulunduğu şüphesiz. Açıklanmış belgeler içinde iki temel amaç görülebiliyor: Birincisi, iyonosferde yaratılan ELF dalgalarının yeryüzünün her yerine dağılabilme yeteneğini kullanarak iletişim kurmak. ELF dalgaları deniz suyuna nüfuz edebilme özelliğine sahip olduğu için denizaltılara mesaj göndermek mümkün olabiliyor. ELF dalgalarının bilgi taşıma kapasitesi çok düşük olduğu için bu mesajlar çok kısa olmak zorunda tabii.

İkinci amaç uzay güvenliği ile ilgili. Van Allen kuşağında biriken yüksek hızlı elektronlar, o bölgedeki uyduların elektronik devrelerini bozabiliyorlar. HAARP’ın iyonosferi ısıtması ile elde edilen ELF ve VLF dalgaları, manyetik alan çizgilerini “silkeleyerek” o bölgede hapsolmuş elektronların temizlenmesini sağlar.

Bu amaçlara ne kadar ulaşıldığı meçhul; ama sadece yirmi yıl içinde programın bütçesinin kesilip, tesisi sivil bir kuruma devretmelerine bakarak, askeri açıdan çok önemli sonuçlar elde edemediklerini tahmin edebiliriz.

Özetle HAARP, iyonosfer tabakasını deneysel bir yaklaşımla incelemek için kurulmuş radyo verici sistemlerinden biri. Askeri yatırımla kurulup büyütüldükten sonra sivil bir kurum olan Alaska Üniversitesi – Fairbanks’e devredilmiş. Askeri açıdan ne kadar fayda sağladığı bilinmese de, temel bilim araştırmaları için çok değerli veriler sağlamış.

Nasıl oldu bilinmez, birçok benzeri bulunan bir araştırma tesisi, birçok uçuk komplo teorisinin odağına yerleştirildi. Şimdi bunlara bir göz atalım.

HAARP ile yapay deprem yapılabilir mi?

1999 Gölcük depremi sonrasında HAARP teorileri ortaya atılmıştı. 2010’daki Haiti depreminin de ABD’nin işi olduğu Venezuela devlet televizyonunda iddia edilmişti. Birçok büyük depremden sonra, o depremin bir “tektonik silah denemesi” olduğunu iddia edenler çıkar, aşağıdaki 2012 tarihli OdaTV manşeti gibi. (Söylemeye gerek yok, ABD’de HAARP hakkında haber yapılması yasak filan değil.)

odatv2012

Bu iddialar yeryüzündeki süreçlerin gücünü küçümseyip, insan teknolojisinin gücünü çok abartan güçlü muhayyilelerin ürünü. Yerkabuğunu oluşturan plakalar, onları iten olağanüstü kuvvetlerin etkisi altında itişip sürtüşürken birbirlerine takılırlar. Aşırı zorlandıklarında da kırılarak koparlar. Bunun oluşturduğu sarsıntıya deprem deriz. Fay hatlarındaki kırılmalar genellikle yerin kilometrelerce derinlerinde olur.

HAARP’ın bütün enerjisini bir noktaya odaklasanız, bir çakıl taşını bile yerinden kıpırdatamazsınız. Kilometrelerce derinde, inanılmaz şiddetteki kuvvetlerle birbirine dayanmış yerkabuğu parçalarını oynatmak ise hepten imkansız. Bunu yapabilecek teknoloji ve enerji dünyada mevcut değil; çok uzun zaman boyunca da olmayacak. Bir şekilde bunun mümkün olduğunu hayal etsek bile, Marmara’daki gibi karmaşık ve birbirini zincirleme etkileyecek bir fay sisteminde istenilen yerde istenilen şiddette bir deprem oluşturmak imkansız olurdu.

HAARP ile hava durumu yönetilebilir mi?

HAARP çevresinde üretilen komplo teorilerinin önemli bir kısmı, bu tesisin/yöntemin bir iklim silahı, bir “geoengineering” yöntemi olduğunu iddia ediyor. Kanadalı komplo teorisyeni, emekli ekonomi profesörü Michel Chossudovsky (https://www.wikizero.com/en/Michel_Chossudovsky) 1999’da “yeni bilimsel delillerin gösterdiğine göre HAARP’ın tamamen işlevsel ve sel baskınları, kasırgalar, kuraklıklar ve depremleri tetikleme yeterliliğine sahip” olduğunu öne sürdü. Aralarında Nick Begich Jr.’ın bulunduğu başka komplo teorisyenleri de aynı savları abartarak tekrarladılar. Bu iddialara göre, başka felaketlerin yanı sıra, Sandy, Harvey ve Irma kasırgaları ABD hükümetinin emriyle HAARP tarafından yaratıldı. Neden ABD hükümetinin kendi ülkesinde böyle felaketlere yol açtığının tatmin edici bir açıklaması ise mevcut değil.

Harvey kasırgasından sonra Port Arthur şehri.

ABD’nin Teksas eyaletindeki Port Arthur şehrinin 2017 Harvey kasırgasından sonraki hali. (Wikimedia Commons)

Oysa HAARP’ın hava durumunu etkilemesi, birkaç sebepten dolayı mümkün değil. Birincisi, HAARP’ın yaydığı frekanstaki elektromanyetik dalgalar sadece iyonosferde bulunan hareketli elektrik yüklerini etkiler. Hava olaylarını yaratan süreçler ise sadece troposferde vuku bulur. Atmosferin aşağı katmanları olan troposfer ve stratosferdeki moleküller bu frekanslardan etkilenmezler. Troposfer yeryüzünden yaklaşık 10 km yüksekte son bulur; oysa iyonosfer yaklaşık 60-70 km yüksekte başlar.

Bunu göz ardı etsek bile, yukarıda belirttiğim gibi, HAARP’ın en yüksek gücüyle bile ulaşabileceği ısıtma etkisi, aynı alana düşen Güneş enerjisinin ısıtması yanında devede kulak kalır. Üstelik ısı enerjisi en düzensiz ve en yönetilemez enerji türüdür. Alaska’da yerden 100 km yüksekte ısıttığınız bir noktadan, binlerce kilometre ötede bir kasırga yaratabileceğiniz bir mekanizma mevcut değil. Bir kasırganın gücünün kabaca 6×1014 Watt (600 mega-megawatt) olduğu hesaplanıyor; HAARP’ın milyonlarca katı yani.

Kaldı ki bu kasırgalar bilinen iklim süreçleriyle açıklanabilen, düzenli olgular. Hiç beklenmedik, açıklanamayan felaketler olsalardı belki, farklı bir açıklama aramak makul olurdu. Ama ne oluşumlarında, ne de dimaniklerinde hiç bir sürpriz yok.

Dahası, atmosfer “kaotik” bir sistemdir. Bu matematiksel terimin anlamı, tahmin edilebilirlik ufkunun çok kısa olmasıdır. İyonosfere uygulanan çok küçük (Dünya ölçeğinde küçük) bir ısıtmanın hava olaylarına bir etki yapacağını kabul etsek bile, bu etkinin kendini nerede, ne zaman, ne şiddette göstereceğini tahmin etmek mümkün olmaz. Dolayısıyla özel bir bölgede hava durumunu değiştirmek mümkün olmaz.

Bu zorluğu anlamak için bir çivi futbolu tahtası hayal edin ve tek hamleyle bir kaleden öbür kaleye gol atmaya çalıştığınızı düşünün. Ama tahtada yüzlerce çivi çakılmış olsun, çiviler sürekli hareket ediyor ve kale çok küçük.

2009’dan beri Koç Üniversitesi’nin rektörlüğünü yürüten Ümran S. İnan iyonosferde radyo dalgalarının fiziği konusunda dünya çapındaki uzmanlardan biridir ve HAARP tesisindeki deneylere de katılmıştır. İnan, “Bunlar bilgisizce iddialar” diyor. “Dünya’daki hava sistemlerini değiştirebilecek bir şey yapmamız kesinlikle mümkün değil. HAARP’ın gücü çok büyük olsa da, bir tek yıldırımın gücünün yanında çok önemsiz kalır, ve her saniye 50 ila 100 yıldırım çakıyor.”

HAARP bulutları etkiler mi?

HAARP’ın iklimi değiştirdiği, hava durumuna müdahale ettiğini söyleyenlere göre, gökyüzünde paralel hatlar halinde oluşan bulutlar HAARP “silahının” kullanıldığının göstergesi.

haarp_bulut

Oysa bu bulutlarda bir olağanüstülük yok. Bilimsel tasnifte “stratocumulus undulatus” adı verilen bulut tipi bunlar. Doğal olarak oluşuyorlar.

Zaten HAARP’ın yaydığı radyo dalgaları sadece iyonosferle etkileşecek dalga boyuna ayarlanmışlar. Bulutların oluştuğu troposfer tabakasını hiç etkilemiyorlar, o yüzden bulutların biçimini de etkileyemezler.

Komplo teorilerinin tek dozuyla yetinemeyenlerin HAARP ve chemtrails ile kombo yaptıkları da oluyor. Bunlara göre önce uçaklar “chemtrails” sıkarak atmosferin iletkenliğini ayarlıyorlar, ardından HAARP’ın radyo dalgalarıyla “bir şeyler” yapılıyor (her ne yapılıyorsa).

haarp_chemtrail

Oysa önceki bir yazımızda bahsettiğimiz gibi, “chemtrails” adı verilen beyaz izler sadece jet uçaklarının arkalarında bıraktığı su buharının yüksek irtifada soğuktan kristalleşmesinden ibaret. Atmosferin iletkenliğini değiştirmelerinin yolu yok; olsa bile bunun bize herhangi bir etkisi yok.

HAARP ile zihin kontrolü yapılabilir mi?

HAARP ile ilgili belki en uçuk komplo teorisi, yaydığı radyo dalgalarının zihin kontrolü için kullanıldığı iddiası. Bu iddia sadece HAARP için değil, her türlü yapay elektromanyetik kaynak için de dile getiriliyor. Bu bağlamda HAARP bir “psikotronik savaş” silahı gibi de sunuluyor.

Ancak bu zihin kontrolünün mahiyeti belli değil: Genel bir huzursuzluk ve stres yarattığını söyleyen de var, iradeyi yok edip cinayete sevk etmekte kullanıldığını söyleyen de. Bunun hangi fizyolojik mekanizmayla yapıldığı da belirsiz. Net olarak ifade edilmeyen bir iddiayı değerlendirmek zor. Üstelik komplo teorileri o kadar fazla, o kadar çeşitli ve o kadar tutarsız ki, birini çürütünce bir başkasının “hayır o öyle değil böyle çalışıyor” demesi de mümkün. Yine de bu riski göze alarak, Nicholas Jones isimli birisinin birçok web sitesinde kopyalanan iddialarını temel alacağım.

Bu versiyona göre Dünya’nın bir “doğal beyin ritmi” var. Bu ritim genellikle “Schumann rezonansı” denen bir olgunun frekansıyla ilişkilendiriliyor. Schumann rezonansı bir jeofizik terimi; atmosferde yıldırımlar vb. etkenlerle oluşan elektromanyetik dalgaların özel bir durumunu betimliyor. ELF bandındaki (3 Hz – 60 Hz) bu dalgalar, bir müzik aletinin içinde rezonansa giren ses dalgaları gibi, Dünya’nın çevresinde bir rezonans oluştururlar. Bunda olağanüstü, mistik bir durum yok. Schumann rezonansları sabit değil; iyonosferin özelliklerine göre değişebiliyor. Dünya’nın “doğal frekansı” değil, “beyin ritmi” veya “nabzı” hiç değil.

Schumann rezonansı şeması (Wikimedia Commons)

Beyindeki düşünce süreçlerinin oluşturduğu elektrik akımlarının da bazı dalgalar oluşturduğu uzun zamandır biliniyor ve bunlar EEG cihazıyla ölçülüyor. Dört değişik beyin dalgası var ve bunların frekansları da Schumann rezonanslarıyla aşağı yukarı aynı aralıkta bulunuyor. Bu denk düşme, komplo teorisyenlerini bu iki olgu arasında bağ kurmaya yönlendirmiş: Onlara göre, Schumann rezonanslarının temel seviyesindeki frekans bize huzur verir, ama bu frekansların dışına çıkarsak biyoritmimiz bozulur; depresyon veya şiddet davranışları ortaya çıkar.

Oysa HAARP’ın çalıştığı frekans kilohertz seviyesinde, yani beyin dalgalarıyla ilgisi yok. HAARP’ın iyonosferde yarattığı 3-30 hertz aralığındaki ELF dalgaları kastediliyor olabilir. Ancak iyonosfer dalgalarıyla insan psikolojisi arasında hiçbir bağlantı yok. İki olgu aynı dalga boyunda diye birbirlerinden etkilenmek zorunda değiller. İyonosferdeki elektromanyetik alanların yeryüzündeki etkisi çok küçük, ve beyin süreçlerimizi etkilediğine dair hiçbir delil yok.

Üstelik, EEG ile ölçülen beyin dalgaları, milyonlarca nöronun beraberce yarattığı elektrik sinyallerinin bir ortalaması. Bir stadyumdaki insanların oluşturduğu bir gürültü gibi. Hiç bir şekilde tek tek düşüncelerin okunması veya etkilenmesi mümkün değil.

Laboratuvar deneylerinde de EM alanların davranışımızı etkilediğine dair hiç bir şey gözlenmemiş. Bu deneyler genellikle cep telefonlarında kullanılan çok daha kısa dalga boylarına odaklansa da, ELF bandındaki dalgaların etkisi de bir ölçüde incelenmiş. Ne ELF, ne de telefon şebekesinde kullanılan dalgalara maruz kalmanın davranışa etki ettiğine dair anlamlı bir delil yok. (Cook vd. 2006, Röösli vd. 2010, Curcio 2018).

Düşünce süreçlerinin elektromanyetik alanlarla etkilenmesi fiziken imkansız olan bir şey değil. Örneğin depresyon tedavisinde kullanılan transkraniyal manyetik uyarım işlemi bir beyin müdahalesi sayılabilir, ama HAARP için iddia edilenden çok farklı. Öncelikle bir “zihin kontrolü” yok, düşünce değiştirme yok. İkincisi, uyarımı yapan alanlar yüzlerce kilometre yüksekten gelen zayıf sinyaller değil, kafatasının hemen dışından, özel bir başlıkla uygulanan çok yüksek seviyede manyetik alanlar.

Uzaktan zihin kontrolü temalı komplo teorilerinde genellikle “hedef kişi”lerden bahsedilir. HAARP ile gezegen ölçeğinde bir manipülasyon yapıldığını kabul etsek bile, bireylerin haberleri olmadan hedeflenmesi mümkün değil.

HAARP gizlice taşınabilir mi?

HAARP ile depremlerin tetiklendiğine inananlar, Marmara’daki her farklı geminin taşınabilir bir HAARP silahı olduğunu öne sürüyorlar. Söz gelişi eski Ankara belediye başkanı Melih Gökçek, 2017 İzmir depreminin ardından şu tweetleri yazmıştı:

gokcek

Bu konudaki paranoya o dereceye geldi ki, Silivri depreminden sonra bir petrol platformunun gizli bir deprem silahı olduğu bile iddia edilebildi.

Son karede “HAARP silahı” diye gösterilen geminin HAARP ile hiçbir ilişkisi yok. Bu, “Sea-Based X-Band Radar-1” (SBX-1) adı verilen bir yüzer radar platformu. Boeing tarafından ABD deniz kuvvetleri için füze sistemlerinin yönlendirilmesinde kullanılması amacıyla geliştirilmiş, binlerce kilometre mesafeden çok küçük nesneleri tespit edebilme iddiasında olan bir sistem. Üzerindeki beyaz kürenin içinde gelişkin bir radar anteni var. Birçok radar anteni, dış etkenlerden koruma amacıyla “radom” adı verilen böyle bir kürenin içine yerleştirilir.

SBX-1 platformunda HAARP’ın kullandığı derecede güç üreten jeneratörler mevcut olmakla birlikte, 130 dönüme yayılmış radyo verici antenleri nereye saklamış olabileceğini açıklayamıyoruz. Bu devasa platformun saatte 11 km’lik hareket hızıyla Cebelitarık, Akdeniz ve Çanakkale Boğazı’ndan nasıl farkedilmeden geçebildiğini de açıklayamıyoruz. Daha küçük gemilerde ise bu derecede güç üretme kapasitesi olmayacaktır. Ve tabii, yukarıda aktardığımız gibi, yer kabuğunu bu kadarcık güçle etkilemek zaten mümkün değil.

HAARP Tesla’nın projesi mi?

Sırp asıllı Amerikalı mucit Nikola Tesla (1856-1943) elektrik teknolojisinin gelişimine yaptığı büyük katkılarla bilinir. Özellikle alternatif akım araçları konusunda birçok patent almış, bu patentlerin geliriyle bir servet kazanmıştı. Radyo dalgaları üzerinde uzun zaman çalışmış, 1898’de ilk radyo kontrollü tekneyi yaparak New York’luları şaşırtmıştı. Gösterisini seyredenler teknenin telepatiyle veya içeride saklanmış eğitimli bir maymunla yönlendirildiğini sanmışlardı.

Tesla 1890’lardan itibaren uzun bir zaman radyo dalgalarını kullanarak kablosuz güç aktarma yöntemleri geliştirmek için yoğun bir çaba gösterdi. Hem yatırım alarak, hem de kendi servetini harcayarak uzak mesafelere elektrik gücü aktaracağını düşündüğü pahalı sistemler kurmaya çalıştı, ama sonuçta bu çabaları bir yere varmadı.

Tesla kendi icadı olan bir ampulle uzaktan güç aktarımı deneyi yaparken (1890’ların sonu) (Wikimedia Commons)

Tesla, ömrünün sonuna doğru gitgide garipleşen iddialarda bulunmaya başladı. 1933’de, 77. doğum günü partisinde, Einstein fiziğine tamamen aykırı yeni bir enerji türünü keşfetmeye çok yakın olduğunu duyurdu. 1934’de bütün savaşları bitirecek bir süper silah geliştirdiğini ilan etti. Bu silah “Tesla’nın ölüm ışını” olarak anıldı. O dönemde ayrıntılarını açıklamasa da, 1984’de arşivinde bulunan evraktan bunun küçük saçmaların elektrostatik kuvvetlerle hızlandırılmasına dayalı bir tasarım olduğu anlaşıldı.

1935’de bir gazeteciye anlattığı bir hikayede, geliştirdiği bir mekanik salınıcının yeryüzü boyunca sinyaller gönderebileceğini, küçük bir basınçla bile Empire State binasını yıkabileceğini, hatta 1898’de bu cihazla Aşağı Manhattan’da küçük bir deprem yaratmış olduğunu iddia etti. Kendi ifadesine göre, cebinde taşıdığı bir titreştiriciyle bir gökdelenin metal iskeletini öyle titretmişti ki, bina neredeyse yıkılacak hale gelmişti. Ama bu hikayesini doğrulayan hiç bir kaynak yok.

Tesla kendi reklamını çok iyi yapan bir gösteri ustasıydı. Bu şekilde efsanevi bir hâleye bürünmüş, ve en abartılı iddialarını bile inanılır kılabilmişti. “Ölüm ışını” denen düşünce Tesla’dan önceki elektrik mucitlerinin de hayaliydi, ama şimdiye kadar böyle bir şey gerçekleştirilemedi. Tesla silahını başarıyla inşa edip çalıştırmış olduğunu iddia etmişti ve kullanılması için ABD, İngiltere ve Sırp silahlı kuvvetleriyle temas kurmuştu. Bu orduların hiçbirinin böyle bir silah kullanmadığına bakarak, işe yarayan bir şey olmadığı sonucuna varabiliriz.

Komplo teorisyenleri bunu farklı yorumluyorlar. Tesla’nın icatlarının “örtbas edildiğini” iddia ediyorlar ve HAARP’ın aslında Tesla’nın ölüm ışınının bir çeşidi olduğunu savunuyorlar. Tesla’nın uzaktan enerji aktarma deneylerini “deprem makinesi” hikayeleriyle birleştirerek bir resim çizmeye çalışıyorlar. Ancak, yukarıda açıkladığımız gibi, HAARP’ın yaydığı dalgaların bununla bir ilgisi yok.

Kaldı ki, Tesla’nın icatlarını devletin sır olarak sakladığı düşüncesi mantıklı değil. Tesla bildiğimiz kadarıyla ne uzaylıydı, ne de zaman yolcusu. Nasıl bir özel bilgisi olabilirdi de, yüz yıl önce kendi başına geliştirdiği cihazları bugün herhangi bir becerikli elektrik mühendisi tekrar inşa edemesin?

Teşekkürler

EEG, TMS ve beyin dalgaları konusunda verdiği bilgiler için Dr. Emre Yorgancıoğlu’na, şekillerin Türkçeleştirilmesi için Tuğsan Topçuoğlu’na, eleştirileri için tüm Yalansavar ekibine teşekkür ederim.

Kaynaklar

About Kaan Öztürk

Kaan Öztürk İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesi ve Boğaziçi Fizik mezunu. Rice Üniversitesi‘nde uzay fiziği alanında doktora yaptı. Işık ve Yeditepe üniversitelerinde ders verdi. 2015-2016 döneminde Rice'da ziyaretçi araştırmacı olarak çalıştı. Yolcu360'da veri bilimci ve Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünde yarı zamanlı öğretim üyesi.

7 Yanıt to “HAARP”

  1. Bilgilendirme yazınız için çok teşekkür ediyorum. Emeği geçen herkese bir vatandaş olarak teşekkür ediyorum.
    Sadece spreyleme ile ilgili olan kısım eksik diyelim. Uzun zamandır takibini yapıyor bunuda bireysel olarak gökyüzünü gözlemleyerek yapıyorum. Spreyleme den sonra bulutlar yoğunlaşıyor ve sonrasında çoğu zaman yağmur yağıyor. Bu konuda kafam hâlâ karışık. Emeğiniz için teşekkür ederim

    Beğen

    • Gökyüzünü gözlerken eksiksiz her şeyi kaydediyorsanız, “spreyleme” dediğiniz durumun mevcut olduğu ve olmadığı zamanlardaki hava durumunlarının istatistiksel anlamlı derecede farklı olduğunu ispatlayabiliyorsanız, yaptığınız takibin bir anlamı olabilir. Ama yine de bunun yağmura yol açtığını ispatlamış olmazsınız çünkü korelasyon nedensellik demek değildir. Bunun meteorolojik süreçlerle açıklamasını yapmanız gerekir. Mesela, uçak yakıtlarının yan ürünü olan su buharı izlerinin görünür olması ile yağmur yağmasının, hava şartlarına bağlı olarak ortak bir sebebi olabilir. Bir “spreyleme” yapıldığını düşünüyorsanız bunun mahiyetinin ne olduğunu ortaya koymalısınız, mesela normal şartlarda çevrede bulunmayan bir maddenin miktarının arttığını belirlemeniz gerekir. Sözün özü, bu göğe bakmakla ispatlanacak bir şey değil.

      Beğen

  2. Komplo teorileri Türkiye’de malesef birçok kesim tarafından talep bulmakta. Bunun kökeni belki de eğitim sisteminde doğru bir şekilde verilmeyen bir bilimsel-okuyazarlığa bağlı. Bu durumun düzeltilmesi, bilimsel bilginin halka ulaştırılması için sizin gibi bir avuç insan çalışıyor ki geri dönüşlerinin de çok olumlu olduğunu düşünüyorum.

    İnternet bilgiye ulaşmamızda çok yardımcı oldu; gerçeğine de yalanına da. Bu bakımdan ben eleştirel okuryazarlığın önemli olduğunu düşünüyorum. İnternette herhangi bir yazıyla karşılaştığımızda önce bunun bilimsel, mantıksal uygunluğunu sorgulamamız gerekiyor. Malesef hakikatin önemsizleştiği bir dönemde yaşıyoruz, yalan haber, bilgi hızla yayılıyor. Alanında uzman olmayan, herhangi bir bilimsel temeli olmayan insanlar, çeşitli konularda atıp tutuyor, malesef büyük bir kitle de bunu yutuyor. 2020 umarım bilimsel-okuryazarlığımızın arttığı, insanlarımızın bilimle haşır neşir olduğu bir sene olur.

    Sizlere de iyi seneler diliyor, yazı için teşekkür ediyorum.

    Beğen

  3. 17 Ağustos Gölcük depreminden sonrada çok konuşulmuştu. 2000 yılında bir kitap okumuştum konu ile ilgili. HAARP (Kıyamet Teknolojisi) isimli.

    Beğen

  4. Çok güzel bir paylaşım, emeğiniz için teşekkürler 🙂

    Beğen

  5. Çok bilimsel bir makale yazmış gibi görünseniz de ABD ve Rusya’nın (İsrail, Çin vb de dahil olabilir) insan eliyle deprem üretmek (San andreas fayını kontrollü kırmak) ve meteorolojik olayları yönetmek ile ilgili yaptığı çalışmalardan habersiz (gibi) davranmışsınız. Arayan bulur zaten. Bu yorumu bile yayınlamayabilirsiniz. O derece şüphelendim yani :).

    Beğen

  6. haarp gibi silahlar , yada yakin silahlar şayet mevcut olsa idi , dünyada bu teknolojiye sahip hic bir ülke askeri , istihbari butcelerini bu kadar yüksek tutmaz yari yariya belki daha fazla düşürürlerdi .
    savaşi , artik bu cagda para kazanir . parasi olan borusunu öttürür . bakiniz israil . 5 ülkenin toplanip çişlerini yapsalar bogacaklari kadar bir yer olsada , para bunu yaptirmaz .

    şimdi eger böyle bir silah varsa , adam neden 6 şiddettinde yapsin ? 9 yapar , dümdüz eder , toparlanamazsin , elini uzatir kölesi yapar , bu kadar basit . yapmadi mi ? yapti . 2 tane bomba atti japonya ya dümdüz etti .

    dünyada tüm canlilar aleminde böyledir istisnasiz . gücü olan kullanmaktan cekinmez ve sonuna kadar test eder .

    konuyla ilgili kitaplari okumak eglenceli . ancak kitaplarda yazilanlarin dayanaklarini , kaynaklarini araştirmiyorsaniz bir o kadar da tehlikeli . sonu cehalete kadar gider.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: