Nereye Baksam Yüzünü Görüyorum Ey Sevgili!

Mars aşkı bir başkadır, bitmek tükenmek bilmez! Gerçi aşk bu, bitmez elbet, nasıl bitsin? İnsan yanıp tutuşacak, dağa baksa, taşa baksa sevgilinin yüzünü görecek. Siz her ne kadar, “görmüyor musun ey Mecnun! O bir dağdır, o bir tepe!” deseniz de  “hayır, ben yine de onu görüyorum” diye itiraz edecektir…

25 Temmuz 1976 yılında Viking 1 sondası tarafından alınan Cydonia bölgesi fotoğrafı.

İşte Mars’ın Cydonia bölgesindeki tepecik ile Mars komplocularının arasındaki bitmez tükenmez aşktır bu.

Her şey 1976’da başladı. NASA Jet Propulsion Laboratory (JPL) tarafından gönderilen Viking 1 sondası Mars’ın yörüngesinde iken yüzeyden bugün Cydonia diye anılan bölgeden bir fotoğraf aldı. Bu fotoğraf bir süre sonra Dünya ajanslarına düştü. İlk görüşte aşk böyle patlak verdi.

Yukarıdaki fotoğrafın hemen üst bölümünde yer alan ve kırparak aşağıya da koymuş olduğumuz bahse konu görüntünün gerçekten de bir yüzü andırdığını söylemek mümkün. Bunu inkar edemeyiz. Gözleri, burnu, dudakları, bunların birbirlerine olan mesafeleri ve yüzün sahip olduğu oran, daha ilk bakışta şeklin gerçekten de bir anıt olabileceği fikrini uyandırıyor.

Dolayısıyla o dönemde Mars meraklıları bu fotoğraftan sonra Cydonia bölgesi hakkında bir çok senaryo ürettiler. Cydonia haritasını önüne alıp piramitler, şehir merkezi, çarşı yerleşimleri oluşturmaya çalışanlar, Cydonia’ya bir antik kent havası vermek isteyenler dahi oldu. İlk zamanlarda fotoğrafa ilgi ve merak duyarak bu konuda hayallere kapılanlara kızmak mümkün değil. Elde tek bir veri var. Bu veriye dayanarak bir takım hayaller oluşturulabilir. Bilimsel bir buluş da ilk önce heyecan, merak ve hayal ile başlıyor.

Cydonia bölgesindeki “esrarengiz” yüz.

Açıkçası o dönemde yaşasam ve bu fotoğrafı görsem bundan heyecan duyardım. Ama bilimsel yöntem, hayalleri, fikirleri ve bunlardan elde edilen hipotezleri kabul edilebilir kanıtlarla sınamak ister. Bu da aynı bölgenin çeşitli açılardan yeniden ve belki de daha kaliteli fotoğarflanmasını gerektirir.

Zira 20 yıl sonra bu kanıtlar geldi ve aynı bölgenin resimleri çekildiği zaman bu fotoğraftaki figürün basit bir kum tepeceği olduğu ve ortaya çıkan görüntünün ışık ve gölgelerden kaynaklanan optik illüzyon olduğu ortaya çıktı.

Viking 1 tarafından alınan detay görüntüsü ile 2001 yılında Mars Global Surveyor tarafından alınan detay görüntüsünün mukayesesi.

Aşağıda yer alan bir başka resim ise bize daha yüksek çözünürlüklü halde sunuyor gerçekleri.

2005 yılında fırlatılan ve 2006 yılında Mars yörüngesine giren Mars Reconnaissance Orbiter (MRO) sondası tarafından alınan yüksek çözünürlüklü görüntü ile Viking 1’in 250m/px kamerasının aldığı görüntünün bir mukayesesi.

Akılcı insanlar olarak 1976 yılında çekilmiş olan bu resmin bir yüz olmadığına kani oldular. Yıllardır olduğu gibi teknoloji geliştikçe bir takım açıklanamayan, gizemli olayların ya da fenomenlerin üzerindeki sır perdesi kalkıyor. Bu fotoğraf için de beklenen oldu ve görüntünün bir optik illüzyon olduğu ortaya çıktı. Mantıklı insanların yaşadığı bir Dünya’da bu konunun hatırlayınca gülüp geçtiğimiz, “yaaa işte bir zamanlar da böyle sanmıştık. Ne günlerdi…” diyerek çocuklarımıza anlattığımız bir konu olarak geçmişte kalması beklenir.

Peki öyle mi oldu hakikaten?

Aşk hiç biter mi?

Olmadı. Komplo teorisyenleri Mars’ta gelişmiş bir uygarlığın kalıntıları olduğu konusundaki ısrarlarını sürdürüyorlar. Basının da bu iddialara prim vermesi “acaba?” diye soran insan sayısını arttırıyor.

Örnek: Yıl 2012… Cruosity de Mars’a indi… Ama aşağıdaki adreste NTVMSNBC’nin 25 Temmuz 2012 tarihli ve “37 Yıldır Sırrı Çözülemiyor” başlıklı haberi var.

http://www.ntv.com.tr/teknoloji/37-yildir-sirri-cozulemiyor

Hem yapının 3 boyutlu görselini kullanıp, hem de “hala sırrı çözülemiyor” şeklinde bir haber yapmanın sırrı gerçekten de çözülemiyor…

Haber iç tutarlılık açısından enteresan bir haber… Zira haber içeriğinde hem yüz olduğu düşünülen şeklin bugünkü gerçek resim ve videolar yer alıyor, hem de NASA arşivlerine girip araştırma yaptığını iddia eden ne idüğü belirsiz bir kimsenin söylemlerine dayanarak, sırrın hala çözülmediğini iddia ediyor. Biraz alıntılayalım:

NASA yaptığı bir açıklamada, “insan yüzüne benzeyen şeklin yer aldığı fotoğrafın,  Viking-1’in başka bir açıdan aynı bölgenin tekrar çektiği bir görüntüsü olduğunu ve bu görüntüde aslında hiçbir şey olmadığını” savundu. NASA’nın sunduğu görüntüde, yüz yerine dağınık bir kum tepesi görülüyordu.

NASA arşivlerin girme yetkisi bulunan Moleenar ise araştırmalarına devam etti ve aynı bölgeyi başka uyduların görüntüleyip görüntülemediğini kontrol etmek için arşivlere baktı. Moleenar, “NASA ilk başta yok demişti ama biz arşivlerde bulduk. İkinci görüntülerde ilkinden çok daha belirgin bir şekilde insan yüzü görülüyordu. Hatta gözlerde göz bebekleri, ağızda ise dişler belli oluyordu. Bunu gördüğümüzde çok etkilendik.”

Haberin tarihi, Moleenar’ın araştırmaları ve demeçleri 1978’e ya da 1980’e ait değil. Bugüne ait. Yani NASA ve ESA’nın daha sonra gönderdiği ayrı ayrı sondalarla bölgenin çeşitli açılardan fotoğrafını çekip, söz konusu tepeciğin üç boyutlu şeklini bile ortaya çıkarttığı tarih. Garip olan şeklin bir yüze benzemesi değil, bu konunun “sırrı çözülemiyor” diye gündeme getirilmesi. İnsan, Moleenar gibilerinin “gerçeklik algısı” karşısında şaşkına düşüyor.

Peki… Bu algının arkaplanında neler var? Yoksa biz mi hatalıyız ve NASA’nın hiçbir şey gizlemediğini düşünerek başka bir uç düşüncenin temsilcileri mi oluyoruz? Hep birlikte, mantık çerçevesinde düşünelim.

Bu nikah kıyılamaz!

Rastgele görüntü ve ses içerisinde bildik bir görüntüyü algılamaya psikolojide “pareidolia” deniyor. Yani uyarıcıları bir bütün olarak algılama ve onları bildiğimiz bir şekle tamamlama durumu. Algıda organizasyon ve psikolojik illüzyon dediğimiz olguların bir birleşimidir. Zaman zaman düzensiz bir sesi bildiğimiz bir şarkıya da tanıdığımız birinin sesine, ya da bir bulutu hayvana, insana benzetmemiz bundandır.

Pareidolia, algıda seçicilik ile de paralellik gösterir. Gördüğümüz karmaşık şekiller içerisinde bir kalıp ya da bütünlük ararken beynimizde zaten var olan pek çok görselle karşılaştırırız. NASA’ya ait olan Spirit aracının çektiği fotoğraf ABD’de Kocaayak (Bigfoot) efsanesine benzetilirken Türkiye’de Türkçe porno film yıldızlarından birisi olan Şahin K’ya benzetildi. (Tabi ki de -ya da şanslıyız ki- kimse Şahin K’nın aslında Mars’lı olabileceği üzerine spekülasyon yapmamıştır. Şahin K ile karşılaştırma yapan bir bobiler görseline resme tıklayarak ulaşabilirsiniz.)

Şu durumda Mars’taki yüz için elimizde iki iddia var:

1. Bu bir göz yanılgısı / pareidolia durumu.
2. Marslılar insan yüzü inşa ettiler.

Birinci şık bizim iddiamız ama adaletli insanlar olarak diğer şık üzerinde de ciddi ciddi düşünebiliriz. Yapalım:

İkinci şıkkın geçerli olması halinde ya Mars’ta yaşayanların insan olduğunu kabul etmemiz gerek, ya da çok daha zorlu senaryoları kabul etmek gerek: İnsanların dikkatlerini çekmek için yapılmış dev bir anıt, es kaza kaçırdıkları bir insanı tanrı olarak kabul edip ona tapınmak amacıyla inşa edilmiş bir put, ya da rüyalarında bir insanla temas kuran Marslı bir heykeltraşın aldığı ilham ile gelecek nesillere bıraktığı muhteşem bir eser… Daha pek çok şey de düşünülebilir.

Düşünebildiğimiz farklı senaryolar için şu soruları sorabiliriz:

1. Marslı heykeltraşlar niçin bir insan figürü yapsınlar?
2. Bu şekil bir insan değil de Marslı ise, çok farklı koşullara sahip olan Mars gezegeninde nasıl oldu da evrim Dünya’dak ile aynı yönde gelişti ve bu imkansızlık gerçekleşerek tıpkı homo sapiens gibi gözlere, burna ve dudaklara sahip oldular? (Haberde adı geçen şahsa göre dişler de mevcut…)
3. Marslı heykeltraşlar -ya da mimarlar- yaptıkları heykeli niçin sadece tek bir yönden güneş alırken manalı olacak şekilde tasarlasınlar?

Mantıklı yanıtlarımız var mı? Şimdilik yok… Olması da mühim değil, zira mantıksızlık komplolara engel değil. Mars komplocuları NASA’nın konuyu sümenaltı etmeye çalıştığını savunuyor. Diyelim ki öyle: Tam bu noktada da mantığımız bizi çeşitli sorular sormaya zorluyor:

1. Bugün konuyu sümenaltı etmeye çalışan NASA, 1977 yılında neden bu fotoğrafları piyasaya çıkarttı?
2. Aynı NASA, Europa ya da Titan uydusunda hayat arayışında değil mi? Ve bu hayat arayışında geçilen aşamalar kamuoyuna duyurulmuyor mu?
3. Uzayda yalnız olmadığımızı anlayabilmek için yine bizzat NASA tarafından neden hala etek etek para dökülüyor?
4. Cruiosity’nin inişini niçin canlı izliyoruz? Gizlenen uzaylıların kadraja yakalanması ihtimalini düşünemedi mi bu körolası, her şeyi gizleyen, pis komplocu NASA?
5. Komplo aşamasında her adımı planlayan NASA, Moleenar gibi ziyaretçilerin erişebildiği yerlerde dişleri dahi görünen net bir fotoğrafı nasıl unuttu?

Tabi ki yine yanıt yok.

Peki. Yine kabul edelim. NASA böyle kötü bir niyette olsun. O zaman da yeni bir sorumuz daha var:

2003 yılında ESA da yörüngeye pekala bir sonda soktu ve aynı bölgenin fotoğraflarını aldı. Hem NASA’da yıllardır Mars programlarında çalışan, hem de ESA’da çalışan ilgili görevliler (tahminimce sayıları 100 ila 200’ü bulur) hangi motivasyonla bu konuda ağız birliği ederek bilgileri ailelerinden bile gizlerler?

Tabi ki bu soru da mantıklı bir yanıt sahip değil. (Komplo teorilerinin genel özellikleri ve bu teorilerin nasıl sınanacağına dair leziz bir yalansavar yazısına da buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.)

Daha piramitler var.

Cydonia bölgesinin sadece bu yüz şeklinden ibaret olmadığını söylemiştik. Bu bölge hakkında çok daha fazla spekülasyon var. Bu spekülasyonları besleyen unsurlardan biri de bölgedeki piramitimsi yapılar.

NTVMSNBC’nin haberini dayandırdığı Moleenar adlı şahıs o konuya da değiniyor ve Mars’taki yüzün yanısıra çevresindeki yapıları da dikkate almak gerektiğinden bahsediyor. Alıntılayalım:

“SFENKS İLE BAĞLANTILI”
İkinci resim, Mars üzerindeki esrarengiz yapının akıllı varlıklar tarafından yapılabilmiş olabileceğini akla getirdi. Ancak bu yapbozun daha başlangıcıydı. NASA, yüzün ilk görüntüsüne 35A72, ikinci ve çok daha detaylı görüntüsüne ise 70A13 kod numaralarını koydu. Bu iki görüntü hakkındaki Moleenar’ın verdiği bilgi, “sadece insan yüzünü değil, etrafındaki yapıları da ayrıntılı bir şekilde gösterdikleriydi.”

ntvv
Cydonia’da en ilgi çeken piramit, D&M adı verilen yapıydı. 60 derecelik açılarla birbirinden ayrılan üç köşesi olan piramidin köşeleri, sırasıyla ‘Şehri’, ‘Yüzü’ ve ‘Tholus’u (kubbe şeklinde dağ) gösteriyor.Molenaar: “Yüzden belli bir mesafe ötede birkaç tane piramit gözünüze çarpıyordu. Bu piramitlerin en ilginç tarafı ise, bizim bildiğimiz, çok standart üçgen şekline sahip olmaları. Piramitlerin her köşesinde, taban kısımda görüldüğü kadarı birer ayaklık-payanda bulunuyordu. Ve yakından bakıldığında bu ayaklıklarda piramit şeklindeydi. Bunlar gerçekten çığır açabilecek bilgilerdi.”

Hakikaten piramit gibi “zor”  ve “karmaşık” bir şeklin Mars yüzeyinde yer alması çok ilginç (!).

Kendisinin iddiasını sınamak için “doğal yollarla piramitimsi şekil oluşur mu?” sorusuna yanıt aradım. Bir jeolog değilim, ama google’ı iyi kullanırım. Google görsellere “rocky field”, yani Türkçe’si ile “kayalık alan” yazarak tarattım. Karşıma çıkan bir iki fotoğrafı sizlerle de paylaşayım:

Mısır piramitlerini andıracak şekilde konumlanmış bir doğa yapımı tepe(1).

Bu da bir başkası… (2)

O kadar da zor değilmiş demek…

Jeolog değilim ama iyi kötü aerodinamik biliyorum: Mars gibi fırtınalı bir gezegende bu tip oluşumlara rastlamak kadar doğal bir şey yok. Kar tanelerinin savrularak sertçe estiği Kuzey Kutbu’nda da piramitimsi yapılara rastlamak son derece mümkün. Mars’ın tamamı tarandığında piramit benzeri pek çok yapıya rastlanacaktır, ama Cydonia’da olmakları için dikkatlerden(!) kaçmış olsa gerek.

Aslında bir gezegenin yüzeyi tüm ışık durumlarında tarandığında orada değil bir piramit, bir yüz görmek de zor değil. Milyonlarca leke olasılığı içerisinde yüze benzetilecek kombinasyonlar oluşabilir.

Sadece insanların değil, pek çok hayvanın beyni yüzleri tanımak üzere özel bir kabiliyete sahip olacak şekilde gelişmiştir. Bu sosyalleşme, avlama, avlanma için gerekli bir gelişim. Bazı kelebeklerin ve kuşların kanatlarındaki göz şekilleri sayesinde avcılardan kaçtığını, hayvanlara seslendiğimizde ilk olarak yüzümüze baktığını, MSN, Facebook gibi platformlarda duygularımızı “:)”, “:(“, “:/” gibi şekillerle rahatlıkla ifade ettiğimizi düşünürsek, yüze benzer şekillere dair kuvvetli bir algımız olduğu hakkında fikir elde edebiliriz. Hatta rastgele çokgenleri üstüste yığarak elde edilen karmaşık şekiller arasında bile algımıza yakalanan -ve hatta Picasa ya da fotoğraf makinalarına özel yüz tanıma yazılımlarının algoritmalarına takılabilen- yüzler oluşması mümkün (3).

Yüze ya da çok iyi bildiğimiz nesnelere benzeyen oluşumları farketmemiz oldukça kolay ve belki de bu yüzden uzaydaki gözlem kabiliyetlerimiz ilerledikçe yeni paredolia vakaları da ortaya çıkmaya devam ediyor.

Bir başka örnek de Mars’taki fil mevzu:

http://www.ntvmsnbc.com/id/25338903

Bu örnekteki haberimiz de Mars fotoğraflarından birinde görülen bir fil figürüne işaret ediyor.

Elbette Mars yüzeyinde haberde de resmi gösterilen, böylesine şirin bir filin bulunması haber değeri taşır. Zira bu çok güzel bir görsel tesadüftür ve hakikaten de sevimli durmaktadır. Sonsuz sayıda şekil ihtimali arasında ne şanstır ki böylesine bir şekil oluşabilmiştir. Harika! Bu tespitin haber yapılmasına çok sevindim; ama haberin sonundaki ifade pek bir enteresan:

NASA’nın sadece bir göz yanılması olduğunu iddia ettiği, bazı gök bilimcilerin ise üzerine on yıllardır geometrik ölçümler yaptığı “Mars’taki Yüz”, belki düşük çözünürlükte çekilmiş olabilir. Ancak HiRISE ile görüntülenen koca bir fil kafası ve gözü gerçeğinde olması beklendiği gibi doğru yerde bulunuyor.

Yani deniyor ki: “Hadi gerçekleri bizden düşük çözünürlük ayağına falan sakladınız ama HiRISE (yüksek çözünürlüklü görüntüleme tekniğine sahip Mars programı) ile çekilen bu filin kafası ve gözünün bizim fillere benzemesini nasıl açıklayacaksınız?”

Cevap verelim: “Tesadüf”. Hem böyle derim, hem de

Peki siz Mars’ta varlığı henüz tespit edilemeyen Marslıların Dünya’daki bir fili kilometrelerce kareye yayılı bir biçimde ve tıpatıp inşa etme nedenini nasıl açıklayacaksınız? diye de sorarım.

Sizce hangi sorunun açıklaması daha basit?

Occam’ın usturası

Occam’ın usturası, felsefede anılan ve sık kullanılan bir yöntem. Açıklanmaya muhtaç bir durumla karşılaşıldığı zaman en basit açıklamanın genlde doğru olduğu ve ondan başlanması gerektiğini vurgular. Bilimde de çok sık kullanılır.

Bir örnek verelim:

Bu yazıyı yazarken ihtiyaç duyacağım kitaplardan birisi olan “Mars’ta Yaşam” adlı kitabımın şu an nerede olduğunu bilmiyorum. Gerçekten de kitabı alıp masaya oturacaktım ki kitaplığımda olmadığını farkettim. Aradım, taradım, ama hiçbir yerde yok. Bu kayboluşun yüzlerce açıklaması olabilir. Mesela:

Uzaylılar ben yokken evime girdiler. Kitaplarımı incelerken komşu gezegenimiz hakkında bir kitap gördüler. Merakları cezbolmuş bir biçimde “acep ne yazıyor?” diye kitaba bakarlarken ben anahtarla kapıyı açtım. O panikle kitabı yerine koymak yerine yanlarında götürmeyi tercih ettiler, ya da başka bir ihtimal ellerindeki süper gelişmiş silah ile onu bir anda yakıverdiler. O sırada açık olan klima sebebiyle küller uçuştu ve ben de bu külleri göremedim (4).

Diğer bir açıklama da şu:

Muhtemelen birine verdim ve kime verdiğimi unuttum.

Doğruya doğru şimdi: İki açıklama da durumu açıklıyor ve ikisi de mümkün görünüyor. Peki nasıl karar vereceğiz?

Bu noktada Occam’ın usturası devreye girer ve basit olmayan açıklamaları kesip atar. Elbette bu açıklamalardan ikincisi daha basit ve muhtemeldir. İkincisinin doğru olmadığını ispatlarsam daha karmaşık başka bir açıklamaya geçerdim, ama bu açıklama ilk örnekteki kadar da karmaşık olmazdı.

Mars’taki yüz örneğimiz ve NASA’nın kurduğu komplo için de pek çok senaryo yazılabilir.

Bu senaryolardan ilki Mars’lıların her nasıl olduysa böyle bir anıt inşa ettikleri, NASA’nı 1976’da bunu farkettiği, 1977’de yanlışlıkla piyasaya sürdüğü, daha sonra artık piyasaya çıktığı için yalanlayamadığı, ESA ile de anlaşarak, “abi biz bunu yalanlayamadık, gelin bu gerçeği sadece biz bilelim, o bölgeden çekilen fotoğrafları fotoşoplayarak halktan biz bu işi gizleyelim; belli mi olur, yarın bir gün işe yarar, sadece biz bilsek daha iyi…” dediği ve ESA’nın da bunu kabul ettiği, bu işe bulaşan herkesin el ele tutuşup “bunu ailelerimize bile anlatmayacağız, anlatırsak şerefsiziz…” dediği bir senaryo.

Diğeri ise, 1976’daki fotoğraflarda mevcut ışığın açısı sebebiyle böyle bir görüntü oluştuğu, psikolojide pareidolia olarak geçen olgu sebebiyle bunu bir yüze benzettiğimiz, ancak daha sonra gönderilen pek çok sonda ile durumun bir gözyanılması olduğunun ortaya çıkması.

Tarih tekerrürden ibarettir.

Apollo araçlarının aya indiği sıralarda pek çok uzay meraklısı, sahip olduğu küçük teleskoplarla NASA’ya aydan gönderilen fotoğrafları incelemeye almış, o sırada Ay yüzeyine kazılı Latince harfler, Arapça rakamlar, piramitler, otoyollar, haçlar, parlayan UFO’larla dolu raporlar yayınlamaya başlamışlar. Hatta ve hatta Ay’da köprüler, radyo antenleri ve eskiden kullanılan dev makinaların harabelerini gördüklerini iddia edenler olmuş. Soğuk savaşın etkisiyle Ay’da konuşlu Sovyet füzeleri paranoyaları da ortalığı epey sarmış (5). Bugün biliyoruz ki, Ay’da herhangi bir yaşam mümkün olamadığı gibi yüzeyde de pek öyle bir şey yok. (NASA halktan gizliyorsa bilemeyiz tabi…). Ama görünüşe göre yYeni keşifler gerçekleştikçe bu keşiflerden spekülasyon yaratmak isteyen insanlar tetikte bekliyor gibiler…

Ülkelerin binbir emek ve para harcayarak gerçekleştirdiği uzay çalışmalarındaki tüm bilgileri kamuoyu ile paylaştığını iddia etmiyoruz. Mutlaka işe yarar bir takım bilgiler hakları kurumlarda saklı olmak üzere bir kenarda duruyorlardır. Bu bilgiler ya da planlar ülkelerin bazı askeri amaçlarıyla ilişkili olmalı. ABD’nin Ay aracılığıyla bir savunma hattı kurma planı olduğu biliniyor. Özellikle soğuk savaş sırasında hem ABD, hem de Sovyetler bu planlar üzerinde epey kafa yormuştu (6). Ancak bu bilgilerin keşfedilmiş eksi bir uygarlığa ait olduğunu düşünmüyoruz.

Uzay meraklılarının bilimden uzaklaşmış olanlarının ve ufologların atladığı bir şey var: Başta astronomlar olmak üzere bilim insanlarının pek çoğu uzayda yalnız olup olmadığımız sorusunun yanıtını çok merak etmektedirler. Buna yönelik gerçek bir kanıt varsa da bu kanıtı doğrulamak için ellerinden geleni yapacaklarından emin olabiliriz. Bilim insanlarının görevleri gerçekleri şüphe götürmeyecek şekilde aramaktır. Bir fotoğrafa, bir görüntüye bakarak, onun yeterli bir kanıt olup olmadığını düşünmeden “aha yalnız değiliz!” propogandası yapmak değil.

Uçan daireler, uzaylılar, gezegenlerdeki manalı gibi görünen şekillerin gizemli bir heyecan dalgası yaratması normaldir. Hepimiz böyle bir fikirden heyecan duyuyor olmalıyız ki Hollywood hala uzaylı filmlerinden ekmek yiyebiliyor. Bu fikirden heyecan duymamız kadar normal bir şey yok: Çoğumuz farkında olmasak da Dünya’da kendimizi yalnız ve sıkışmış hissediyor olmalıyız. Uçak kazalarının bile küresel çapta haber olduğu bir Dünya’da Dünya’daki her insanı ilgilendirebilecek böylesine heyecanlı çok az konu var.

Kaynaklar / Notlar:

1. http://img3.photographersdirect.com/img/13886/wm/pd2423822.jpg
2. https://yalansavar.files.wordpress.com/2012/08/katahdn059.jpg?w=300 3. http://prostheticknowledge.tumblr.com/post/28662849326/pareidoloop-correction-blech-said-the-author
4. Carl Sagan, 5. notta geçen kitabında benzer bir örneği uçak biletinin kaybolma vakası için veriyor. Bu keyifli tesadüf, dün kitabımı kaybettiğimi bir sosyal platformda beyan ettikten sonra yazarlarımızdan Aysu Uygur’un “uzaylılar kaçırmıştır” esprisi üzerine oluştu 🙂
5. Carl Sagan, Karanlık Bir Dünya’da Bilimin Mum Işığı, Tübitak Popüler Bilim Kitapları, 2010.
6. http://en.wikipedia.org/wiki/Project_Horizon

About Tevfik Uyar

Uçak Mühendisi ve MBA. Organizasyonel davranış ve örgüt psikolojisi üzerine çalıştı. Aynı sahada doktora eğitimine devam eden Uyar, sosyoloji lisans öğrencisi ve bilimkurgu öyküler yazıyor.

6 Yanıt to “Nereye Baksam Yüzünü Görüyorum Ey Sevgili!”

  1. Eğlenceli bir yazı. Ama doğruya doğru. Aslında bu komplo teorilerini ortaya insanların da bu saçmalıklara inanmadığını ama vatandaşı kandırmak için ürettikleri saçmalıkları daha “inandırıcı” gösterebilmek kanıt olamayacak şeyleri kanıt gibi sunduklarını düşünüyorum.

    Beğen

  2. Rıdvan Fırat Çınar Cevapla 11 Eylül 2012 15:36

    İlgimizi çekmeyi başardılar, ama kandıramadılar 😀 sabahın haberi de çok güzel, tam zaytung 😀

    Beğen

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: