Katil Kim?

Üzücü haberi akşam eve döndüğünüzde öğreniyorsunuz: Komşunuz Melahat Hanım evinde ölü bulunmuş! Kim o güleryüzlü, karıncayı incitmeyen kadına saldırmış olabilir? Bir kaç gün içerisinde konu komşudan ayrıntılar gelmeye başlıyor: Son yemeğini yediği tabakta fare zehri bulunmuş. Eşini yıllar önce bir belediye çukurunda kaybetmiş bu bahtsız kadının bütün malı mülkü, hayırsız oğluna ve dolayısıyla suratsız gelinine kalacakmış. Oğlu yine yurt dışında bir iş seyahatinde olduğu için, olay günü Melahat Hanım evde geliniyle yalnızmış. Üstelik rahmetli her yerde gelininin huysuzluğundan ve aç gözlülüğünden şikayet edermiş.

Şüpheleriniz yoğunlaşıyor… Beyniniz hemen sizin için noktaları birleştiriyor… .. . Katili buldunuz!

murder

Bu tip soruşturmaları yürüten bir savcı, tahmin, şüphe ve delil arasındaki önemli farkları bilir. Ancak konunun uzmanı olmayan bizler için bu kavramları karıştırmak çok daha kolay. Hatta kimimiz hemen etrafımızı “bilgilendirmeye” de başlarız: “Kesin gelini öldürdü. Yüzde yüz! Eminim abi, başka kim olacak? Miras vaziyetleri…

Eğer bu tip hataların sadece mahalle dedikoduları seviyesinde kaldığını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Sayıları ve ölçekleri gün geçtikçe artan komplo teorilerinde karşılaşılan başlıca yanılgılardan birisi budur: Şüphe ve delil arasındaki farkları göz ardı ederek bir hükme varmak. Başta politikacılar, köşe yazarları ve televizyon programlarında boy gösteren uzmanlar olmak üzere, ülkemizin kanaat önderleri sık sık bu hataya düşerler.

Önce bu tip yanılgılara sebep olan safsatalardan bazılarına değinelim. Yazının devamında ise bu safsataların nasıl komplo teorilerine dönüştüğüne bakacağız.

Cui Bono?

Yukarıda katili bulmak için kullandığımız mantığa Latince tabiriyle Cui bono? (Türkçesi ‘Kimin yararına?’) denir.[1] Yani bu cinayet kimin işine yaramıştır? Her kim en çok kazanım elde ettiyse suçlu o kişi olmalıdır!

mahkemeElbette bu şekildeki bir çıkarım safsata olacaktır: Cui bono şüphelileri belirlemek için iyi bir yöntemdir, ancak birini suçlamak için kullanılamaz. Suçlamayı ancak deliller ya da tanıkların ifadeleriyle yapabilirsiniz.

Örneğin, İstanbul’da köprü trafiğinin tıkanmasından en çok kar edenler herhalde seyyar satıcılar, benzinciler ve radyo istasyonlarıdır. Bu durumda onları trafiğe sebep olmakla suçlayabilir miyiz?

Öncüllük Safsatası

Post hoc ergo propter hoc’ olarak da bilinen öncüllük safsatası, insan beynindeki kısayolların çok sık kullanılan bir örneğidir. Kısayolların temelinde ise, bir kararı çabuk ve olabildiğince az enerji harcayarak alma isteği (ya da avantajı) yatar.[2] Çabuk karar almak bazı durumlarda size hayati bir avantaj sağlar. Rakibiniz düşünedursun, siz hemen öne geçersiniz. Üstelik her karar alışınızda uzun uzadıya bütün ihtimalleri düşünmek sadece zaman değil, aynı zamanda enerji kaybıdır da. Öncüllük safsatası, kolay karar almanızı sağlayan bu kısayollardan birisidir ve şu şekilde işler:

  1. Önce A olayı oldu
  2. Sonra B olayı oldu
  3. Demek ki, B olayının sebebi A olayıdır.
  4. (Bazı örneklerde) A olayını önleyebilirsek B olayını da önleyebiliriz [3]

Örnek: Bilgisayarınıza yeni bir program yüklediniz (A olayı). Kısa bir süre sonra bilgisayarınız beklenmedik hatalar vermeye başladı (B olayı). Bu durumda beynimiz hemen “yeni program bu hatalara sebep oluyor” şeklinde bir ihtimali değerlendirmeye başlar. Hatta “yeni programı sileyim, belki hatalar da kaybolur” şeklinde bir çözüm de aklınıza gelebilir.

Bilgisayardaki hatanın sebebi yeni program olsun ya da olmasın, bu çıkarım bir safsata örneğidir, çünkü önce olmuş bir olay sonraki olayların sebebi olmak zorunda değildir (belki bir elektrik arızası olmuştur, veya internetten virüs bulaşmıştır). Daha önceki bir yazımızda da ayrıntılı olarak belirtmiştik: Safsata, akıl yürütme sürecinde ortaya çıkan bir durumdur. Çıkarımın kendisi (mesela, “yeni program bu hatalara sebep oluyor”) doğru olabilir, ancak bu çıkarımı sadece olayların sırasına bakarak yapmamız bir safsatadır.

horozYukarıdaki örnekte çıkarım safsata da olsa akla yatkın geliyor. Peki ya örneği ‘horozların ötmesi’ ve ‘güneşin doğması’ olarak değiştirirsek? Güneşin her sabah horozlar öttükten sonra doğduğunu gözlemliyoruz. Peki güneşin doğma sebebi horozlar mıdır? Bu örnekte çıkarım safsata olacağı gibi, kulağa da hiç mantıklı gelmiyor.

Havaların sıcak olduğu bir dönemde deprem olursa, veya apartmana yeni bir komşunun taşınmasının ardından hırsızlık olayları görülmeye başlanırsa, ya da kazanan o piyango biletini almadan hemen önce bir kuş kafamıza pislediyse, beynimiz hemen olaylar arasında benzer neden-sonuç ilişkileri kurar. Çoğu kez farkına dahi varmadan kurduğunuz bu ilişkileri bilinçli bir şekilde sorgulamazsak sık sık yanlış hükümlere varırız.

Artçıllık Safsatası

Öncüllük Safsatasının tersi olan Artçıllık Safsatasında çıkarım şu şekildedir:

  1. B olayı, A olayından sonra oldu
  2. Demek ki A olayı, B olayını gerçekleştirebilmek için tezgahlandı [4]

pearlharborattackÖrnek: Amerika Birleşik Devletlerinin 2. Dünya Savaşına girişi (B olayı), Japonların 1941 yılı sonunda Pearl Harbor’daki Amerikan üslerine saldırması (A olayı) ardından gerçekleşmiştir. Demek ki Pearl Harbor saldırısı (ya da Amerika’nın önlem almaması), Amerika’yı savaşa sokmak için tezgahlanmıştır.

Yukarıdaki iddia gerçek olabilir ya da olmayabilir (bildiğimiz kadarıyla ikincisi). Sadece olayların sırasına bakarak böyle bir iddiada bulunmak ise bir safsata örneğidir.

Tarihçinin Safsatası

Bir insanın geçmişte aldığı bir kararı değerlendirirken, o kişinin bizim bugünkü bilgimize ve bakış açımıza sahip olmadığını gözden kaçırırsak bu, tarihçinin safsatasına bir örnek olacaktır.[5]

Pearl Harbor örneğine tekrar dönersek: “2. Dünya Savaşı’na girmek ABD’nin sonradan dünyaya hakim bir süper güç olmasının yolunu açtı. Ama savaşa girmek için halkı ikna etmek lazımdı, o yüzden Pearl Harbor saldırısına izin verildi” şeklindeki çıkarımı düşünelim. Böyle bir olasılık mümkündür, ama ihtimali düşüktür. O dönemde yaşayan karar alıcılar, bırakın sonradan süper güç olacaklarını, savaşı kazanıp kazanamayacaklarını bile önceden bilemezlerdi.

istanbul-isgalYa da İstanbul’un 1. Dünya Savaşı bitimindeki işgalini ele alalım: “Neden İtilaf Devletleri İstanbul’u işgal ettiler ki? Eğer işgal etmeselerdi, bir çok İstanbullu Anadolu’ya kaçıp Mustafa Kemal’e katılmazdı” denirse bu bir safsata olacaktır. Çünkü İtilaf Devletleri işgal kararını alırken, Mustafa Kemal’in ileride kazanacağı askeri ve diplomatik başarıları, bir kaç ay sonra kendi içlerinde çıkacak ihtilafları ve 1918 sonrasında ortaya çıkacak başka bir sürü gelişmeyi bilmiyordu. Bugün 100 sene öncesine dönüp, İtilaf Devletlerinin bu kararını değerlendirirken, karar alıcıların geleceği görme yetilerinin olmadığını unutmamalıyız.

Elbette burada öngörülü, hesaplı, stratejik kararlar alabilen birey ve kurumları yok sayıyor değiliz. Ancak öngörüsü en güçlü kişiler dahi, çok sayıda insanın aldığı muazzam sayıda karar (ve çoğu kez de tesadüfler) tarafından çizilen bir geleceği kesin olarak kestiremezler.

İnsanlar stratejik düşünerek gelecekte ortaya çıkacak yeni gelişmelerden karlı çıkma olasılıklarını arttırabilirler. Ancak geçmişte birilerinin yaptığı planların, geleceği adeta biliyormuşçasına sürekli doğru çıktığı iddia ediliyorsa, muhtemelen bir safsata ile karşı karşıyasınızdır.

Bugüncülük

Bugüncülük aslında bir safsata değil, ön yargılı bir bakış açısıdır. Geçmişte olmuş olaylara ve geçmişte yaşamış insanların aldıkları kararlara, bugünün bakış açısı ve değer yargıları ile bakmayı ifade eder.[6]

slaveryÖrneğin, kölelik sistemi günümüzde hemen herkes için ahlaken kesinlikle kabul edilmeyen bir durum iken, bir kaç yüzyıl öncesine kadar dünyanın hemen her yerinde görülen bir uygulamaydı. Tarihte düşündüklerine ya da söylediklerine saygı duyduğumuz bir çok düşünürün, yaptıklarına hayran olduğumuz bir çok kahramanın köleleri de vardı.

Zaman içerisinde kelimelerin de anlam ve kullanımları değişir. Söz gelişi, Amerikalı yazar Mark Twain (1835-1910) eserlerinde, Afrika kökenli Amerikalılara yönelik çok kaba ve ırkçı bir terim sayılan ‘nigger’ kelimesini sık sık kullanır, çünkü bu kelime o zamanki gündelik dilin bir parçasıydı. Ama Mark Twain ırkçı değildi, hatta zencilerin eşit haklarını savunan ilerici bir yazardı.[7]

Geçmişe bugünün değer sistemleri içerisinden bakarsak, herhalde tarihe adını yazdırmış insanların çoğunu ahlaksız olarak nitelemek zorunda kalırız. Elbette, geçmişte yapılmış yanlışların ya da işlenmiş suçların böyle bir bahaneyle hoş görülmesini savunuyor değiliz. Buradaki temel hatırlatma, tarihi olaylara bakarken, o dönemin değer yargılarının, dilinin, kültürel kodlarının ve toplumsal sistemlerinin bugünkülerden farklı olabileceklerini gözden kaçırmamamız gerektiğidir.

Komplo Teorilerine Doğru

Şimdi başlangıçtaki vakaya geri dönebiliriz: Ortada ölü bir Melahat Hanım var. Katil kim?

Eğer bir olayın sadece sonucuna bakarak sebebini kestirmeye çalışıyorsak, elbette gelini ve/veya oğulu suçlu bulacağız, çünkü bu ölümden en çok kar eden kişiler onlar görünüyor.

Tebrikler, nur topu gibi bir komplo teorimiz oldu! Belki dünyayı kurtaracak bir teori değil, ama mahalleyi derinden sarsacaktır. Burada ‘cui bono?’ safsatasıyla akıl yürütmüş olduk.

obamaBir başka komplo teorisi örneği: Bir çok Amerikalı, 2008-2016 yıllarında başkanlık yapan Barack Obama’nın, aslında Amerika’ya zarar vermeye çalışan biri olduğuna inanmaktadır. Bunun sebeplerinden birisi, Obama döneminde ekonominin kötü bir performans göstermiş olmasıdır. Bu örnekte komplo teorisinin bir argümanı öncüllük safsatasıdır: “Önce Obama geldi, sonra ekonomi kötüleşti. Demek ki sebep Obama’dır.” (Oysa daha Obama başkan seçilmeden bir ay önce Amerika ve küresel ekonomi, 1930’lardan bu yana görülmüş en ağır finansal krize girmişti.)[8]

Buraya kadar cui bono, öncüllük ve artçıllık safsataları ve tarihçinin safsatasının nasıl komplo teorilerine dönüşebileceklerinin kısa örnekler verdik. Şunu da hemen ekleyelim: Elbette komplolar vardır, insanlar değişik amaçlar için komplolar tezgahlarlar.

Ancak Yalansavar’ın önceki yazılarında da gösterdiğimiz gibi, tezgahlanan bu komplolar çoğu kez işe yaramaz ya da yarıda kalır, evdeki hesap çarşıya uymaz. Bazen komployu yürüten kişiler beceriksiz ya da kaypak çıkarlar. Bazen komployu uygulamaya geçene kadar başlangıçtaki şartlar ya da muhataplar değişir, hatta başka komplolar devreye girebilir. Komplo sürecinin uzunluğu ve bu süreçte bulunacak insan ve olay sayısı arttıkça, planlarda bir şeylerin ters gitmesi ihtimali de artar. 3 sene içerisinde gerçekleştirilecek bir komplonun gizlenme ve başarılı olma ihtimali, 3 hafta sürecek bir komploya göre daha az olacaktır. 300 kişinin arasında geçen bir komplo sürecinin gizlenme ve başarılı olma ihtimali de, 3 kişinin dahil olduğu bir sürece göre yine daha azdır.

Dolayısıyla cui bono, öncüllük ya da artçıllık safsatası gibi safsataları kullanarak ortaya atılan komplo teorilerine karşı her zaman şüphe ile yaklaşmalıyız. Böyle iddialar ilk başta kulağa mantıklı gelseler de, somut delillerle desteklenmedikleri sürece sadece bir iddia olarak kalmalıdırlar.

Bu safsatalara ilaveten, komplo teorisyenleri hemen her zaman olaylara tümevarımcı değil, tümdengelimci bir düşünce yöntemi ile yaklaşırlar. Şimdi biraz da bu farktan bahsedelim.

parmakiziİyi bir tarihçi olayları tümevarım yöntemi ile kurgular: Başlangıçta bir fikri olsun olmasın, önce güvenilirliği test edilmiş yöntemlerle araştırmasını yapar, bulgulara ulaşmaya çalışır, ve ayrıca o bulguların güvenilirliğini de sorgular. Olaylar ve insanlar arasındaki ilişkileri ortaya çıkartmaya çalışır. Daha sonra boşlukta kalan noktalar hakkında, elinde var olan bilgilere bakarak bir öneri geliştirir. Bütün bu süreç boyunca yeni bulgular ışığında daha önceden sahip olduğu fikirler de değişebilir. Bu şekilde geçmişteki bir dönemi anlatmaya ve anlamlandırmaya çalışır.[9]

contrailKomplo teorisyenleri ise bunun tam tersini yaparlar. Yani ilk adım, bulgulara ulaşmaya çalışmak değil, anlam ya da ideolojidir. Komplo teorisyeni yola çıkarken zaten araştıracağı dönemi çoktan kafasında anlamlandırmıştır. Mesela, “Kocaeli depremini dış mihraklar çıkartmıştır”[10], ya da “birileri uçaklardan havaya zehirli gazlar (chemtrails) püskürtmektedir”.[11] Komplo teorisyeni fikrini oluşturmuştur ve değiştirmek gibi bir niyeti yoktur.

İkinci adımda hipotezini doğrulayacak bir geçmişi yaratmaya koyulur. Onaylama ön yargısının etkisiyle, hipotezini doğrulayan kişileri ve olayları seçerken, kendi anlamlandırmasıyla çelişecek bulguları, çoğu kez farkında bile olmadan, atlar.

Werner Altnickel

Mesela, chemtrails komplo teorisinin kaynaklarının başında “eski bir Greenpeace çalışanı olan Werner Altnickel” adında bir Alman gelir. Greenpeace’in doğayı korumak adına bir çok devlete kafa tuttuğunu düşünen insanlar için bu sağlam gözüken bir kaynaktır.[12] Ancak komplo teorisini yayanlar, Greenpeace’in bu iddiayı dikkate dahi almadığını belirtmezler. [13][14]Enerji ve vakit ayırıp, chemtrails iddialarını net bir şekilde çürüten bilim insanlarının ise adı bile geçmez.[15] Burada amaç, bulgulardan yola çıkarak bir hikaye oluşturmak yerine, daha baştan kafada yaratılan hikayeyle uyumlu kişi ve olayları aramaktır.

Duvardaki rastgele lekeleri bir yüze benzetip, sonra o yüzü her zaman görmekten kendimizi alamamamız gibi, komplo teorisyeni de oluşturduğu hikayeyi hiç bir zaman değiştiremez.

tuskegee

Tuskegee Frengi Deneyi

Çok az sayıda komplo teorisyeni hikayeyi oluştururken kendini safsata ve ön yargılardan korumayı başarabilmiştir. Bu kişiler de çoğunlukla söz konusu konunun uzmanlarıdır ve geçmişte bir çok komployu ortaya çıkartmışlardır. Örneğin, Peter Buxtun adlı bir epidemiyoloji uzmanı, 1966 yılında, fakir zenci erkeklerin ABD Sağlık Bakanlığı tarafından etik olmayan bir şekilde denek olarak kullanıldığını ve öldürüldüğünü iddia etmiş, ve 6 yıllık bir mücadelenin sonunda büyük bir skandalı ortaya çıkartmıştır.[16]

Öte yandan, günümüzde gazetelerde ve sosyal medyada okuduğunuz bir çok komplo teorisi, delillerden yola çıkarak gerçeği ifşa etmek yerine, şüphe ya da ön yargılar üzerine kurgulanmış bir hikayeyi yanlış ya da eksik bilgilerle desteklemeyi hedefler.

Hele bir de bugünden geriye bakarak, bundan uzun yıllar önce gerçekleşmiş bir olay içerisinde komplo aranıyorsa, Tarihçinin Safsatası ya da Bugüncülük yanılgıları da devreye girer.

Bir komplo iddiasının kurulduğu yöntem ve yukarıda bahsettiğimiz safsata ve ön yargıların ayırdında olmak, bize o hikayenin gerçek mi yoksa bir uydurma mı olduğu hakkında önemli ipuçları verebilir.

privacyTabi kimi insanlar bu uydurma hikayelere inanmaya hazırlardır. Var olan ön yargılarımızı besleyen hikayeleri okumak bizleri rahatlatır, tarihi oluşturan karmaşık ilişkileri basitleştirerek önümüze daha kolay anlaşılan alternatif gerçeklikler koyar, kendimize olan güvenimizi arttırır. Komplo teorilerinin, hemen hiç sorgulanmadan, sosyal medyada bu kadar hızlı yayılmalarının başlıca sebeplerinden birisi, bu teorilerin, tüketicinin zaten var olan inanç ve ön yargılarıyla uyum içerisinde olmasıdır.

Komplo teorileri artık Türkiye’de ve dünyada son derece yaygın, ve gerçeklere ulaşmamızın önüne ciddi engeller çıkartmaktalar. Dolayısıyla bu konuyu işlemeye ileriki yazılarımızda da devam edeceğiz.

Hala yazının başında uydurduğumuz olayın sırrını merak ediyorsanız, size 2014 yılında Kocaelinde yaşayan bir ailenin, gelinin yemeğe yanlışlıkla isot yerine fare zehri dökmesi sonucu ölümden döndüğünü hatırlatalım.[17] Kim bilir, belki de Melahat Hanım bir cinayete değil, bir kazaya kurban gitmiştir!

Kaynakça

1- https://en.wikipedia.org/wiki/Cui_bono

2- Kahneman, Daniel, “Thinking Fast and Slow”, Farrar, Straus and Giroux, 2013

3- Gula, Robert J., “Nonsense”, Axios Press, 2002

4- https://thegerasites.wordpress.com/2014/09/13/the-conspiracy-theorists-fallacy/

5- https://en.wikipedia.org/wiki/Historian%27s_fallacy

6- https://en.wikipedia.org/wiki/Presentism_(literary_and_historical_analysis)

7- https://pen.org/nonfiction/mark-twains-huckleberry-finn

8- http://www.theblaze.com/contributions/latest-gdp-report-proves-that-obama-is-purposefully-destroying-america/

9- Fischer, David H., “Historian’s Fallacies”, Harper, 1970

10- https://bilinmeyenler.wordpress.com/2007/07/07/17-agustos-1999-depremi-bilinmeyen-ve-gizlenen-gercekler/

11- http://www.gidahareketi.org/Korkunc-Bir-Canavarlik-Daha–Insan-Cok-Oldurelim–1043-haberi.aspx

12- http://geokomplo.com/chemtrails-nedir-kimyasal-puskurtmeler/

13- http://www.greenpeace.org.uk/blog/other/greenpeace%E2%80%99s-view-%E2%80%98chemtrails%E2%80%99-20150313-0

14- https://www.greenpeace-magazin.de/ein-himmel-voller-verschw%C3%B6rer

15- http://iopscience.iop.org/article/10.1088/1748-9326/11/8/084011

16- https://en.wikipedia.org/wiki/Tuskegee_syphilis_experiment

17- http://www.gundemkocaeli.com.tr/haber/3368-isot-baharati-sandi-fare-zehiri-doktu

 

About tugsan

Zonguldak doğumlu. Küçük yaşta okumayı öğrendikten sonra bir daha iflah olmadı.

3 Yanıt to “Katil Kim?”

  1. Mantık hataları olsa da güzel bir yazı. Devamını bekliyoruz.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: