Hayvanlara eziyet ve seri katiller

Adli bilimci Sevil Atasoy 18 Aralık 2017’de bir TV programında hayvanlara işkence etmekle seri katillik arasındaki ilişkiden bahsetti, seri katillerin neredeyse hepsinin geçmişlerinde hayvanlara eziyet etmiş olduklarını söyledi.

Sunucu: “Hayvana işkence eden insanlarla seri katil olma potansiyelinin doğrudan ilişkili olduğunu söylemiştiniz.”

Atasoy: “Evet, var. Her ne kadar hayvana fena muamele eden sonunda adam öldürür diye bir nedensellik ilişkisi kuramasak da, tersi var. Her insana kıyanın geçmişinde bir hayvana şiddet var. Seri katillerin istisnasız hemen hepsinde var. 3 yaşında, 2 yaşında gözlemeye başlıyorsunuz. O nedenle ailelere, anaokulu öğretmenlerine, eğer hayvana fena muamele eden, kuyruğunu kesen, kulağını kesen, gözünü çıkarmaya çalışan, suyun altına kafasını sokan filan, böyle bir şey gördüğünüz zaman, cezalandırarak bunun önüne geçemezsiniz. Muhakkak profesyonel destek lazım, başka türlü düzelemez.”

Atasoy, hayvana eziyet eden herkesin sonradan adam öldürmeyeceğini söyleyerek başlıyorsa da, hayvanlara eziyetin çok güçlü bir gösterge olduğunu düşünüyor gibi görünüyor. Nitekim daha eski ifadelerinde çok daha kesin bir dille bu kanıyı ifade etmişti. 2015 tarihli “Hayvan Öldüren İnsan Öldürür” başlıklı yazısında ve 2007 tarihli “Hayvana acımayan insana hiç acımaz” başlığıyla yayınlanan demecinde, seri katillerin hayatlarından örnekler vererek, çocuklukta hayvana eziyet etmekle ileride katil olmak arasında çok güçlü bir bağlantı olduğunu aktarmıştı.

Belki Atasoy daha sonra bu konudaki fikrini değiştirmiştir. Ancak birçok insanın zihninde şöyle bir düşünce hâkim:

Seri katillerin hepsi çocukken hayvanlara işkence etmişti.

Demek ki hayvanlara işkence edenler (çoğunlukla) seri katil olur.

Bu düşünce tarzı, ardılla doğrulama (affirming the consequent) olarak bilinen biçimsel safsataya bir örnektir. Safsatadır, çünkü seri katillerin çocukluklarında hayvanlara eziyet etmiş olmaları, hayvanlara eziyet eden çocukların büyüdüklerinde seri katil olacaklarını göstermez.

Atasoy hepsinin böyle olmayacağına dair temkinli bir ifade kullanıyor kullanmasına, ama herhangi bir nicelik vermemesi, çoğunun böyle olacağını ima etmesi, tedavi görmedikçe değişmeyeceklerini söylemesi, “hayvan öldüren insan öldürür” gibi başlıklar koyması bu safsatayı pekiştiriyor.

Safsatayı daha iyi anlamak için, çocukluklarında hayvanlara eziyet edenleri ve seri katilleri şu şemayla gösterebiliriz.

Başka bir deyişle, çocukken hayvanlara eziyet edenlerin hepsi seri katil olmaz, seri katillerin de hepsi çocuklukta hayvanlara eziyet etmemiştir. Basitleştirmek için farz edelim ki gerçekten seri katillerin tamamı çocukken hayvanlara eziyet etmiş olsun. O zaman şöyle bir şemamız olur.

Yani, seri katiller, çocukken hayvanlara eziyet edenlerin bir alt kümesidir. Nispeten de küçük bir alt kümedir tabii, çünkü seri katiller hayvana eziyet eden çocuklardan çok daha azdır. Çünkü kötü muamele gören hayvanlara dair haberleri neredeyse her gün görürken, seri katillere dair haberlere çok daha seyrek rastlıyoruz.

Buradan “hayvan öldüren insan öldürür” veya “hayvana acımayan insana hiç acımaz” sonucuna varabilir miyiz? Tabii ki hayır. Neden olamayacağını anlamak için bir de şu ifadeye de bakalım:

“Seri katillerin tamamı çocukluklarında en az bir kere patates yemiştir.”

Bu ifadeye bakarak, “patates yiyen insan öldürür” demek akla sığar mı? Tamamen aynı yapı ve tamamen aynı mantık, ama hiç kimsenin bunu ciddiye alacağını sanmıyorum. Hatta beni cıvıtmakla bile suçluyorsunuzdur belki şu anda. Yine de bu ifade bir öncekiyle mantıksal olarak aynıdır. Bu ifadeleri şöyle genelleştirebiliriz:

“Çocukluklarında X yapanlar büyüdüklerinde Y oluyorlar.”

Hatta daha da genelleştirerek, bir mantıkçının sembollerini kullanabiliriz.

“P ise Q olur.”

Burada P yerine “çocukken hayvana eziyet etmek” veya “çocukken patates yemek”, Q yerine ise “seri katil olmak” koyabiliriz.

Mantıken bu iki ifade denk olsa da, bu denklikte sanki sezgimize uymayan, bize garip gelen bir durum var. Seri katillik ile hayvana eziyet arasında ilişki olması bize makul gelirken, patates yemekle ilişkili olması saçma geliyor. Tıpatıp aynı biçimde bir örnek daha verelim o zaman.

“Obezlerin tamamı çocukluklarında en az bir kere patates yemiştir.”

Şimdi sanki işler değişmiş gibi, değil mi? “Patates yiyen obez olur” safsatası daha makul gelmiyor mu kulağa? Hatta kafanızda açıklamalar üretmeye başladınız belki. “Hmm, karbonhidrat, glisemik indeks, şeker bağımlılığı. Ben ikna oldum!”. Tebrikler, teyit yanılgısına düştünüz bile.

Seri katillik ve hayvanlara eziyet, şiddet içeren eylemler oldukları için ikisini kafamızda ilişkilendirebiliyoruz. Patates ve obezliği de yemekle ilgili oldukları için ilişkilendiriyoruz. Bu yüzden bazı safsatalar bize daha makul geliyor. Mevcut yargılarımızı örtülü olarak ekleyerek, önermenin içinde aslında olmayan sonuçlara ulaşıyoruz Bu yanılgıdan kaçınmak için olaya daha soyut şekilde, biçimsel olarak bakmak şart.

Seri katillere dönelim. Şöyle bir itiraz gelebilir akla:

Ardılla doğrulama safsatası, hayvanlara zulmedenlerin hepsinin büyüyünce katil olacağını söylemektir; ama biz hepsinin değil, çoğunun katil olacağını söylüyoruz. O yüzden, söylediğimiz safsata değil.

Evet, doğru/yanlış temelli klasik mantığa göre bu durumda ardılla doğrulamadan bahsedemeyiz. Ama tümevarım mantığını ve istatistiksel düşünceyi kullanarak buna yine itiraz edebiliriz.

Yanılgının temelinde şu yatıyor: Çocukken hayvanlara eziyet edip, sonradan seri katil olmayan insanları göz ardı ediyoruz. “Seri katillerin kaçta kaçı eskiden hayvanlara eziyet etmiş?” sorusuyla, “Hayvanlara eziyet edenlerin kaçta kaçı sonradan katil oluyor?” sorusunu birbirine karıştırıyoruz. Oysa bunlar birbirine ters sorular. Hayvana eziyet etmeyi bir gösterge olarak değerlendireceksek, ikinci soruyla ilgilenmeliyiz asıl olarak. Ve bu soruya cevap verebilmek için Bayes Teoremi’ni kullanmalıyız:

Burada P(Y|X) ifadesi “X’i biliyorsak, Y’nin olasılığı” anlamına gelir. Yani P(seri katil | hayvana eziyet) ifadesi, hayvana eziyet ettiğini bildiğimiz birinin seri katil olması olasılığıdır.

Bu denklemi çözmek için gereken her bilgi elimizde olmadığı için, bazı makul tahminler yaparak dolduracağım. Elimize daha iyi veriler geçince bu tahminleri düzeltebiliriz. Siz de kendi tahminlerinizle hesabı tekrarlayabilirsiniz elbette.

  • Bütün seri katillerin geçmişinde hayvana eziyet varsa, P( hayvana eziyet | seri katil ) = 1 olur.
  • Seri katillerin oranı P(seri katil) için 0.0001 diyelim; yani on bin kişiden biri seri katil olsun. (Bu, seksen milyonda yaklaşık sekiz yüz seri katil olmasını bekleriz demek; o yüzden muhtemelen gerçekte olandan daha yüksek bir oran bu.)
  • Dolayısıyla katil olmayanların oranı P(katil değil) = 0.9999 olur.
  • Meselenin püf noktasına geldik: Seri katil olmayanlar içinde, çocukluğunda hayvanlara eziyet etmiş olanların oranı nedir? Bu araştırılmadan, iddia edilen ilişkiye dair ciddi bir şey söylenemez. Burada sadece tahminde bulunabiliriz. Mesela 0.01 diyelim, yani yüz kişiden biri çocukken hayvanlara eziyet etmiş ama sonra katil olmamış.

Bu tahminleri birleştirerek, aradığımız olasılığı şöyle buluruz:

P(seri katil | hayvana eziyet) = 1 × 0.001 / (1 × 0.001 + 0.01 × 0.999) = 0.01

Yani bu varsayımlarla, hayvana eziyet ettiğini gördüğümüz bir çocuğun büyüyünce seri katil olması ihtimali yüzde bir.

Hesabı başka varsayımlarla da deneyebilirsiniz, ama Atasoy’un “hayvan öldüren insan öldürür” başlığındaki iddiası gibi %100’e yakın bir değer bulmanız mümkün değil. Bunun temel sebebi tespit etmek istediğimiz özellik (seri katillik) toplumda çok nadir bulunuyorken, onun göstergesi olarak kullandığımız olgunun ise nispeten daha yaygın olması. Eğer hayvana eziyet etmek seri katillik kadar nadir bir olgu olsaydı daha iyi bir gösterge olabilirdi, ama değil. Bu, önceki bir yazıda anlattığım temel oran yanılgısının başka bir örneğini teşkil ediyor.

Bulunabilirlik kısayolu da bu konudaki algımızı çarpıtıyor. Sansasyonel bir katilin geçmişine bakıp hayvana eziyet hikayeleri bulmak kolay. Ama kendi halinde bir insanın çocukken hayvanlara neler yaptığını çok nadiren kurcalıyoruz. O yüzden kritik öneme sahip olan bir veri, yani katil olmayıp hayvanlara eziyet etmiş olanların oranı hakkında bir bilgimiz yok.

Aynı kısayolun yol açtığı yanlılık, insanların bir tanıdıklarının katil olduğunu anladıkları zaman akıllarına gelen hatıraları da etkiliyor. Bu kadar dramatik bir durum varken hiç kimse kalkıp “patates yemeye bayılırdı” veya “yoğurdu sarımsaklı yerdi” demez. Benzer derecede dramatik olan şiddet hikayelerini anlatırlar, sık sık da bire bin katarak.

Hayvana eziyet etmenin tamamen değersiz bir gösterge olduğuna kafanız yatmamış olabilir. Ama zaten böyle bir şey söylemiyorum. Yukarıda yaptığımız varsayımlarla, hayvana eziyet edenlerin seri katil olması olasılığının on binde birden yüzde bire çıktığını gördük. Yani bu veri, böyle bir çocuğun sonradan katil olabileceğine olan inancımızı birazcık arttırdı. Ama yüzde bir çok düşük bir olasılık. Hayvanlara eziyet eden yüz çocuktan sadece bir ikisi sonradan seri katil olabilir. Tip-1 hata, yani yanlış pozitif oranı çok yüksek.

Burada hayvana eziyetin tanımına girmedim bile. Böcek ezmek, balık avlamak, tavuk boğazlamak, kurban kesmek, avlanmak gibi eylemleri tanıma eklersek (ki niye eklemeyelim?), hayvanlara eziyet eden ama sonra katil olmayanların oranı çok çok yükselir. O zaman bunun gösterge olarak değeri çok azalır, “patates yemek” seviyesine düşer.

Bu anlattıklarımın sadece bir aritmetik egzersizi olmadığını vurgulamak isterim. Temel oran yanılgısıyla hareket eden kanun yapıcılar ve sosyal mühendisler, kaş yapayım derken göz çıkararak çok büyük sosyal sorunlara sebep olabilirler. Hayvanlara eziyet ettiğini gördüğünüz çocukları potansiyel seri katil olarak yaftalamak, bunlara çok büyük oranda haksız ithamda bulunmak demek olur. Üstelik, böyle bir yaftalama bu çocukların toplumdan soğumasına sebep olarak, kendini doğrulayan bir kehanet haline de dönüşebilir.

Bir hayvana zarar veren bir çocuk görürseniz tabii ki onu durdurun. Böyle bir çocuğun öğretmeni veya ebeveyniyseniz sorununu anlamaya çalışın. Ama mantığa aykırı çıkarımlarla onun geleceği hakkında kehanetlerde bulunmayın.

About Kaan Öztürk

Kaan Öztürk İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesi ve Boğaziçi Fizik mezunu. Rice Üniversitesi‘nde uzay fiziği alanında doktora yaptı. Işık ve Yeditepe üniversitelerinde ders verdi. 2015-2016 döneminde Rice'da ziyaretçi araştırmacı olarak çalıştı. Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünde araştırmacı ve yarı zamanlı öğretim üyesi.

4 Yanıt to “Hayvanlara eziyet ve seri katiller”

  1. Tabi bu durumda, hayvana eziyet eden çocukların, genel çocuk nüfusuna oranına da bakmak lazım. Çünkü mesela, çocukların 0.01 hayvana eziyet ediyorsa, onların da 0.01’inin seri katil olabileceğini düşünüyorsak, Türkiye’de 10 sene sonra 2000 kadar seri katille uğraşmak durumunda kalabiliriz demektir bu. Abartıyorum tabi, ama abartı bir yana, evet, seri katil olmak, çocukken hayvanlara eziyet etmenin kaçınılmaz sonucu değil elbet, fakat aralarında pozitif bir korelasyon olması da dikkate alınması gereken bir şey sanki.

    Beğen

  2. Guzel bir yazi. Yazinin genel mesajini etkilemeyen kucuk bir duzeltme: Tip-1 hata istatistik testlerin bir ozelligidir. Populasyon karakteristiklerinin degil. Yazida Bayes teoremi ile hesaplanan olasiliklar populasyon olasiliklaridir. Dolayısıyla Tip-1 hata ile ilgisiz. Spesifik bir test adlandirilmadan Tip-1 hatadan konusmak mumkun degildir.

    Beğen

    • Teşekkürler. Dediğiniz doğru; Tip-1 ve Tip-2 hataları belli bir teste atfen kullanırız. Burada kastettiğim “çocuklukta hayvanlara işkence etme” olgusunu seri katilliği tespit eden bir test olarak kullanacak olursak, bu testin yanlış pozitif oranının çok yüksek olacağı. Çünkü hayvana işkence eden çocuklar içinde seri katil olan çok az.

      Beğen

  3. Merhaba Kaan Bey,

    Yazı için teşekkürler… Keyifle okudum…

    Bir noktada sizden farklı düşünüyorum. Bir kümede 0.0001 olan bir oranın, tespit edilmiş yeni bir alt kümesinde 0.01’e çıkmış olması hiç de küçük bir çıkış olmayabilir (özellikle de bu konu özelinde). Oldukça isabetli yeni bir alt küme sınırı çizildiği anlamına geliyor bence.

    Ayrıca, gene bu örnek özelinde, kendi başına 0.01 oranı da küçük bir oran değil çünkü konumuz zaten çok az oranda rastlamayı umduğumuz ve gerçekten de öyle olan bir şey. Yani seri katilleri inceleyen bir araştırmacının bu oranın %1 olduğu spesifik bir alt kümeyi tespit etmesi belki de hayatının en büyük başarısı olabilir çünkü belki de zaten bu oranın %1’in üzerinde çıkacağı hiçbir anlamlı küme yoktur.

    Bunları sizinle paylaşmak istedim çünkü yanlış düşündüğüm bir nokta varsa fark etmeme vesile olabilir…

    Bu arada hoşuma giden bu konuyla ilgili Vikipedi’de, İngilizce Wikipedia’daki maddeyi çevirerek ve sizin Yalansavar’da daha önce yazdığınız makaledeki “Pozitif testte gerçekten hasta olma ihtimali” örneğini de ekleyerek “Temel oran safsatası” maddesini başlattım. Maddeyi geliştirmek isterseniz haberiniz olsun…

    İyi çalışmalar, sevgiler…

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: