Komplo Teorilerinin Son Kullanma Tarihi

Komplo-Teorisi-1

Komplo teorilerinin de bir son kullanma ya da son kıllanma tarihi var.

İyi tüketiciler olarak marketlerin rafları arasında dolaşırken almak istediğimiz ürünlerin kapaklarındaki, kutularındaki o sihirli SKT kısaltmasını kontrol ederiz bir çoğumuz. Son kullanma tarihi geçmiş ürünleri üreticisine şikayet eder, 2 – 3 gün sonra kullanma tarihi geçecek ürün yerine daha raf ömrü olan kutulara yöneliriz. Komplo teorilerinin de bir SKT’si var. Yeni yayınlanan bir matematiksel model, bir komplo teorisinin ne zaman bayatlayacağını hesaplamamızı sağlıyor.

26 Ocak 2016’da PLOS ONE dergisinde yayınlanan bir makalede Oxford’lu fizikçi D. Robert Grimes tam da bunu yapıyor: komplo teorilerinin iddiaları gerçek olsaydı bu iddiaların ne kadar süre içinde doğrulanmış olması gerektiğini tahmin eden bir matematiksel modeli bize anlatıyor. Diğer bir deyişle komplo teorilerinin tahmini Son Kullanma Tarihi’ni veren bir yöntemden bahsediyor.

Grimes’ın geliştirdiği modelin ana fikri şu: Bir komploya ne kadar çok insan katılırsa, komplonun eninde sonunda ortaya çıkma ihtimali o kadar yüksektir. Fizikçi iki temel varsayımdan hareket ediyor. Bu varsayımlar:

  1. Komplonun içinde yer alan bireyler komploda içindeki aktivitelerini saklamaya çalışırlar.
  2. Komplo içinde yer alan bireylerden birinin istemli ya da istemsiz olarak dışarı bilgi sızdırması komplonun ortaya çıkarılması için yeterlidir.

Ayrıca fizikçi komplonun açığa çıkması için gerekli süreyi hesaplayan modelini kurarken komploya dahil olmayan bireylerin çabalarını özel olarak hesaba katmıyor. Yani ortada bir aşı komplosu varsa bu komployu açığa çıkarmaya çabalayan aşı karşıtlarının aktivitelerini hesaba katmıyor, sadece komploya katkıda bulunan bireylerin sayısını ve hata yapma olasılıklarını hesaplıyor. Aktivistlerin çabaları da hesaba katılırsa elbette komplonun raf ömrü daha kısa olacaktır. Bu model “iyimser” bir tahmin veriyor.

Bu modele göre çok bilinen 4 adet komplo teorisinin (aşılar ilaç şirketlerinin oyunu, kanserin tedavisini saklıyorlar, aya inilmedi, küresel ısınma yalan), eğer doğru olsalardı, çoktan doğrulukları ispatlanmış olması gerektiği sonucuna ulaşıyor Grimes. Ama daha durun buraya tekrar döneceğiz.

Komplo teorisi, “teori” kelimesinin akademik anlamı dışında “bilimsel olarak test edilmemiş öznel varsayımlar ve iddialar” olarak kullanıldığı bir kavram ve genellikle sıradışı, yanlışlanamaz ama yanlıştır anlamına sahip. Çoğunlukla aşağılayıcı bir alt metin içeriyor. Makalesinde Grimes komplo teorisi kavramını

Bir olayı ya da bir eylemi güçlü insanların, en azından amaçlarına ulaşana dek, bir araya gelerek kendi etkilerini saklama çabası ile açıklama uğraşı

olarak tanımlıyor. Ancak Grimes komplo teorilerinin hepsinin yanlış olmadığını belirtiyor. Zaten matematiksel modelinin gerçeğe yakın olması için zamanında “komplo teorisi” denmiş ancak daha sonra iddiaların doğru olduğu ispatlanmış 3 farklı olaydan yola çıkarak parametrelerini belirliyor:

  • Edward Snowden tarafından ortaya çıkarılan Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı’nın e-posta ve haberleşmeyi kontrol etmesi ve izinsiz gözlemesi vakası
  • Tuskegee frengi deneyi
  • Yine Amerikan Federal Soruşturma Bürosunun kriminal laboratuvarının bazı yöntemlerinin bilimsel olmadığına dair iddiaların üstünün örtülmeye çalışılması

Yukarıdaki bahsedilen olaylardan yola çıkarak komploya karışan insanların yıl başına istemli ya da istemsiz olarak bilgi sızdırması olasılığını hesaplayan fizikçi bulduğu en düşük değer olan p=4.09 x 10-6 olasılığı (p=0.00000409) ve komploya katıldığı varsayılan kişi sayıları ile yukarıda bahsettiğimiz 4 komplo teorisini incelemiş. 4 komplo teorisinin de doğruluğunun %95 ihtimalle gösterilmiş olması için gerekli süreyi hesaplamış. İşte sonuçlar.

Aya inilmedi. NASA uyduruyor.
Komploya katıldığı varsayılan kişi sayısı: 411,000 (1965’te NASA’da çalışanların sayısı)

moonGrafik zaman içinde komplonun açığa çıkma ihtimalini gösteriyor. Yaklaşık komplonun kuruluşundan 3.68 yıl içinde aya gerçekten inilmediğinin %95 olasılıkla ispatlanmış olması gerekiyordu modele göre. Yani eğer Apollo 11 aya inmemiş olsa bunu en geç 1973 yılı başlarında, hadi bilemediniz 1975’te kesin olarak biliyor olmalıydık.

Aşıların zararlı olduğu, hastalıklara yol açtığı ve bunun saklandığı iddiası. Genel olarak aşılarla ilgili aşı karşıtı hareket içindeki endemik korkutucu iddialar ve otizm – aşı ilişkisi.

Komploya katıldığı varsayılan kişi sayısı:
Sadece Amerikan resmi sağlık kurumlarında çalışanlar: 22,000
İlaç firmalarında çalışanların da komploya dahil olduğunu varsayarak: 714,000

vaxGrafikte kırmızı noktalı çizgi sadece Amerikan kamu sağlık kurumlarında çalışanların komploya katıldığını, diğer ülke sağlık kurumlarının ve ilaç şirketleri çalışanlarının komplo dışında olduğu varsayımı ile oluşturulan eğri. İlk aşılama kampanyası sırasında komplo kurulmuş ise 10. yılda %40, 20. yılda yaklaşık %80, 35 yılda ise %95 olasılıkla komplocuların ortaya çıkmış olması gerekiyordu. Yani Jonas Salk’ın başarılı aşı kampanyasının yapıldığı 1955’ten bugüne (51 yıl) aşı ile ilgili iddia edilen komploların bir kaç kere ortaya dökülmüş olması gerekiyordu. Hele bir de diğer ülkelerdeki sağlık çalışanlarını da sayıya eklemiş olsaydık bu süre çok daha kısalırdı. Yalansavar okuyucuları bu iddiaların yanlış olduğunu biliyor ama olsun.

Mavi eğri ise şunu gösteriyor: Eğer ilaç firmalarının çalışanları da aşı komplosuna katılıyor olsalardı 3.15 yıl gibi bir sürede aşılarla ilgili komplo teorilerinin doğrulanması gerekiyordu. Aşı karşıtı hareketin 714,000 çalışan içinde bir tane vicdanlı birey bulamamış olması şaşırtıcı (!).

Küresel Isınma diye bir şey yok. Araştırma fonu almak isteyen akademisyenlerin uydurması.

Son zamanların popüler komplo teorisine katıldığı varsayılan

aktif iklim bilimcilerin sayısı: 29,083
küresel ısınmanın gerçek olduğunu kabul eden bilimsel kurumların üye sayısı: 376,000

climateGrimes yine iki farklı eğri ile komplonun ortaya çıkma olasılıklarını göstermiş. Sadece aktif iklimbilimciler komplonun parçası ise kabaca 27 yılda komplonun gerçekliği ortaya red edilemez şekilde gösterilmeliydi. Hele bilim kuruluşlarının üyeleri de bilimsel gerçekleri çarpıtıyor olsa idi 4 sene içinde komplo açığa çıkmalıydı. Maalesef 1900’lerin başından beri sera gazlarının etkisini, dünyadaki iklim değişikliklerini çalışan bir vicdanlı biliminsanı ortaya çıkıp komployu açık etmemiş.

Kanserin tedavisini buldular ama ilaç şirketleri, çıkar grupları daha fazla kar için bunu saklıyorlar.

Eh bu komploya sadece ilaç firmalarının çalışanlarının dahil olduğunu varsayarsak yaklaşık 714,000 komplocu var.

Grimes’ın modeline göre 4 yıldan az bir sürede kanserin bir tedavisi olduğu ve bunun saklandığı açığa çıkmalıydı.

cancerGrimes’ın modeline göre bir komplonun içinde yer alan birey sayısı ne kadar yüksekse komplonun iddialarının gerçek olduğunun açığa çıkması o kadar kısa sürüyor. Aşağıdaki tabloda Grimes komplonun kurulduğu tarihten itibaren komplonun %95 olasılıkla açığa çıkması için komploya katılması gereken en fazla birey sayısını göstermiş. 2500 kişinin parçası olduğu bir komplo, eğer doğruluğu gösterilmemişse, 5 yılda raf ömrünü dolduruyor.

%95 Eşiğinin altında kalınması için gerekli en fazla komplocu sayısı
Yıl Komplocu Sayısı
5 2531
10 1257
15 838
20 628
25 502
30 418
40 313
50 251
100 125

Velhasıl-ı kelam Oxford’lu fizikçi Grimes komplo teorilerinin raf ömrünü belirlemek için bir matematiksel model geliştirmiş. Komplo teorilerinin ortak özelliklerinden ve genel geçer tanımlarından yola çıkarak geliştirdiği modelin her komploda çalıştığını söylemek için çok erken. Ama Grimes’ın çalışması bize bilim karşıtı iddiaları değerlendirirken kullanabileceğimiz bir araç sunuyor:

  1. Komplonun parçası olan kişi sayısını tahmin edin
  2. Yukarıdaki tablodan kaç yıl içinde komplonun doğruluğunun ispatlanmış olması gerektiğini bulun.
  3. Bulduğunuz yıldan komplo teorisinin ilk ortaya atıldığı yılı çıkarın. Eğer aradaki fark 2. adımdaki sayıdan büyükse o komplo teorisini üreticisine şikayet edin. Değilse konuyu derinlemesine araştırın :D.

Kaynaklar:

  1. On the Viability of Conspiratorial Beliefs, David Robert Grimes, PLOS ONE

Meraklısına:

  1. PRISM
  2. Edward Snowden
  3. Tuskegee Frengi Deneyi
  4. FBI Skandalı
  5. Komplo Teorileri Yazı Dizisi 1, 2, 3, 4, 5
  6. Aşılar ve Komplo Teorileri Dizisi 1, 2, 3

About Bahadır Ürkmez

İzmir Fen Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi Makina Mühendisliği bölümü mezunuyum. Evli ve 2 süper keyifli (herkesinki kendine öyledir zaten :)) çocuk babasıyım. Mühendislik yapıyorum.

4 Yanıt to “Komplo Teorilerinin Son Kullanma Tarihi”

  1. 11 eylül saldırılarını bu şekilde değerlendirsek sonuç ne çıkar ?

    Beğen

  2. Artık TETT diye yazıyorlar, zor oldu SKT kısaltmasından vazgeçmek.
    Yazıda benim aklıma takılan asıl soru şu oldu: İlaç firmasında çalışan her kişi firmayla alakalı komploya dahil olmak zorunda mı?

    Bir de enigmanın çözülmesi konusu vardı ki bunu da sizden öğrendim diye hatırlıyorum.

    Beğen

  3. Denildiği gibi o firmadaki, kurumdaki her çalışanın o komploya katılmadığını düşünüyorum. Aklımı kurcalayan bir nokta daha da var. Bazen bir komplo teorisini destekleyen, hatta onun doğruluğunu yarı kanıt niteliğinde ispatlayan sonuçlar, açıklamalar ortaya çıkıyor. Eğer bu güçlü kurumların, kişilerin işine gelmezse yalanlanıp, medyadan düşürülebiliyor. Sonradan gelen çürütmenin gerçeğin ta kendisi mi yoksa başka bir komplo teorisi olup olmadığını nasıl anlayacağız? Kendi adıma güzel yazılarınız için teşekkürler bu arada ☺

    Beğen

  4. Olmamış. “Otur Grimes, sıfır!”
    Komplolar politik olgular. Politika fazlasıyla karmaşık. Çünkü insan ilişkileri karmaşık. Güç edinme hırsının benliklerinde baskın çıktığı, yetinme, şükür, dürüstlük, açıkyüreklilik, rakibe adil davranma gibi erdemlere pek sahip olmayan kişilerin oluşturduğu ilişki ağları daha da karmaşıktır. Çünkü iyi basittir, kötü karmaşıktır. “Yalanı ikinci bir yalanla örtersin” atasözü bu karmaşıklığa işaret eder. Bizzat politik çevrelere girip çıkmayan kişiler için, bu karmaşıklığın (karmaşanın değil, karmaşıklığın) içinde dar bir çevrenin kendine sakladığı bilgi, güdülenme ve hedeflerin varlığının işaretlerini ortaya çıkarmak bile yeterince zor bir işken ve olgu bazında ayrı ayrı incelemeyi gerektiriyorken bunların hepsini bir sepete doldurup formülünü yazmaya kalkmak öyle gülünç ki, makalenin yayınlandığı derginin Zaytung tadında bir şey olduğunu öğrensem yadırgamam.
    0) Yazar bir model üzerinden çalışıyor. Modeller üzerinde iki satır okumuş herkes modellerin birer yaklaşım olduğunu, güvenilirlik diye bir değişkenin bulunduğunu, alınan sonuçların modelin güvenilirliğiyle bağlantılı olduğunu bilir. Bu bir sakatlık değil ama çalışmaya son kertede kuşkucu yaklaşmak için bir neden.
    1) Bilginin sızması kavramını nasıl tanımlıyor çok merak ettim. Çünkü nesnel biçimde tanımlanacak bir şey yok ortada. Örneğin RFID yongalarının kullanımının yaygınlaşmasının bir komplo olduğunu, Rothschild ailesinin bir üyesi Aaron Russo’ya telefonda itiraf ediyor ve bu ses kaydı belki en iyi bilinen “komplo” belgeseli olan Zeitgeist’ta yayınlanıyor. Peki, Grimes bunu sızdırma olarak kabul edecek mi, edecekse hangi nesnel ölçüte göre? Birinin Taksim Meydanı’na (ya da Hyde Park’a…) çıkıp elindeki bin beşyüz sayfalık komplo bildirisini bağırarak okumasını mı bekliyor? Okusa bile ne değişecek? Yıllardır izleniyor bu film, toplatmadılar, yasaklamadılar, Aaron Russo’ya dava açmadılar, şimdi bütün bunlar bir komplonun sızdırılmadığı anlamına mı geliyor? İkinci maddeye geçin lütfen.
    2) Komploların ortaya çıkma süresi için ölçü olarak kullandığı üç vaka, sınadığı komplolarla karşılaştırıldığında çok daha küçük, sonuçları bakımından çok daha etkisiz olaylar. Birinci sakatlık burada. Kaba deyişle, “Neyle, neyi tartıyorsun?” Ayrıca, yapılan hatanın veya kötülüğün büyüklüğü arttıkça, bunu öğrenen insanlarda oluşması olası inkar eğilimi de artıyor. Çünkü kötülük büyük olduğu zaman kişi üzerinde buna tanık olmanın yıpratıcı sonuçları daha büyük oluyor. Kişi bilinçaltı ile veya sezgisel olarak mutsuz olacağını anlıyor ve varlığını öğrendiği şeyi inkar ediyor. Bu, varlığı bilinen bir süreç. Gavurların “too bad to be true” deyimi tam olarak bunu anlatır. Ansiklopedilerden ve ruhbilim kitaplarında “denial”, “confirmation bias” ve “conformism” maddelerini inceleyin. Sonra birinci maddeye geri dönün ve noktaları birleştirin: Zaten bilgi sızdırılmış, bu örneklenen kuramların gerçekliği ortaya çıkmış ise ama çoğunlukça kabul görmemesi sayesinde planlar tıkır tıkır işliyorsa ne olacak?
    2) Vakaları modele oturtmak için yaptığı varsayımlar sakat.
    2.1) Nasa’nın çaycısından evrak memuruna kadar herkesi komplonun içine katmış. Olmaz. Fırlatılıp gözden kaybolan roketin daha sonraki güzergahını bir avuç adam bilir o koca binaların içinde. Kaç kişinin bildiğini kestirmek bile başlıbaşına bir araştırma konusu. Sanırım devam etmeme gerek yok.
    2.2.1) İnsan kaynaklı küresel ısınma kuramının kendisi bir komplo değil. Yazar ilk hatayı burada yapıyor ve kompluyu bilenler kümesi olarak BM’de bu kuramı politik gündemler oluşturmak için kullanan ve çoğunun adını bilmediğimiz bir avuç politikacı, bürokrat ve lobiciyi değil, bilimadamlarını kabul ediyor.
    2.2.2) Aktif otuz bin iklim bilimcinin biraraya gelip bu kuramı oluşturduklarını düşünüyor. Üniversite okumuş, özellikle yüksek ve doktora yapmış olanlar görmüştür ki bilimde demokrasi olmaz. Akademik düşünce yol açanların, öncülerin ardından giden birşeydir. Bir kaç seçkin ortaya hipotezleri atar, geri kalan bunları sınar. Sınamadan önce öğrenir. Öğrenmeden önce o düzeye gelmesi için gereken bilgi birikimini edinir. Yani bilişsel bir katmanlılık vardır. En tepedeki bir kaç kişi bir hipotez üzerinde uzlaştığında, otuz bin kişinin çok azı bunu sınayacak bilgi birikimine veya meraka veya özelleşmiş çalışma alanına sahiptir.
    2.3.1) Yine aynı hata. Şirketlerde çalışan önüne gelen laborantı, kimyageri komploya katamazsın. “Buldular” yüklemindeki kişiler ile 700 bin laborant veya doktor, aynı kişiler olmayabilirler.
    3) Bilim dünyası öyle burnundan kıl aldırmayan yavşak bilim adamlarının bildirdiği gibi sınırsız düşünce özgürlüğünün geçerli olduğu bir ortam değil. Sözgelimi sosyal bilimler fakülteleri, özellikle tarih bölümleri tarihte ne olduğu konusunda çok keskin fikirleri (dogmaları) olan ve bunların tartışılmasına katlanamayan adamlar ve çıkar çevrelerince yönetilir. Tarih, komplo kuramlarını karıştırmaya başlamak için en iyi alan. Çünkü çokça yalan var ve sanıldığı gibi tarih geçmişte olmuş BİTMİŞ olayları değil, süregiden veya sonuçları bugün yaşanan olayları anlatır. Yani tarih hakkında yalan veya doğru söylemek doğrudan bugünkü çıkar ilişkilerini ve güç dengelerini etkiler. Örneğin Yahudi soykırımını sorgulayan adamı anında kovarlar üniversiteden, bir daha da iş vermezler. 11 Eylül’de dünyada ilk kez çelik yapı yanarak çöktü. Mühendisler o kadar aptallaştılar veya resmi anlatıyı sorgulamaktan o kadar korktular ki, mühendislik dergileri dünyanın en sağlam çelik yapılarından birinin orta büyüklükte bir yangınla nasıl çökebileceğini açıklayan makalelerle doldu. Elbette bilim dünyasında geniş bir düşünce özgürlüğü olmadığının ayırdına varabilmek için bilim dünyasının katlanamadığı kimi tartışma konularını bilmek gerekiyor, ki bunlar modern dünyanın bilimsel yayınlarında ve kitapçı raflarında bulunamıyor. Rast gelinemediği için bilinemiyor. Bu kısır döngü böyle sürüp gidiyor. Ne zamana kadar? “Komplo kuramı” diye dalga geçilip aşağılanan, ama her nasılsa bir bölümünü susturmak için büyük kavga verilen, uğruna ceza yasalarına madde konan, kuru gürültü çıkarılıp o karmaşada gerçekliği ayırt edilememesi umulan yayınlarla tanışana dek. Değilse, aynı kısır döngünün içinde debelenip duruyorsunuz. “Varlığını bilmediğimiz şeyler zaten gerçek değilmiş.” “Varlığından haberdar olmadığımız hiç bir şey yokmuş.” “Bütün politikacılar, ÇUŞ yöneticileri, Bilderbergler, ezoterik çevreler… hepsi de bizim gibi iyi, mazbut insanlarmış, heyoo” diye geziyorsunuz. Gezin, tutan yok. Ama aptal yerine konmak istemeyen, böyle bir olasılık varsa bunu bilmek ve bundan kurtulmak isteyen özsaygısı yüksek, yaşamın değerli olduğunu düşünen, onu ciddiye alan insanları engellemeyin. Böyle ederseniz yapmak yerine yıkarsınız. Bu da işin ahlaksal yanı. Örneğin siz gerçeği konuşmaya bu kadar meraklıysanız boş zamanlarınızda tarihsel bilgileri sorgulamaya başlayın. Örneğin iki dünya savaşının da popüler tarihinin koca birer balon olduğunu anlayacaksınız. Ama bu sitede o balonları patlatmaya kalktığınızda işler laylaylom gitmeyebilir, bu da gerçek komploları ortaya çıkarmanın bedelidir, herkes ödeyemez.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: